<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699</id><updated>2012-01-23T23:57:14.930-08:00</updated><category term='YUMURTA DENİZ YAŞAM'/><category term='BOĞAZ DALIŞ İSTANBUL BOĞAZI AKINTI DALIŞI'/><category term='ÇİNEKOP'/><category term='GECE DALIŞ MARMARA DARICA MERCAN YENGEÇ'/><category term='İSTANBUL MARMARA DENİZ KİRLİLİK KONTEYNER ÇÖP'/><category term='SEA OF MARMARA'/><category term='BOĞAZ'/><category term='DERİN DALIŞ'/><category term='MARMARA BALIKLAR LÜFER YAŞAM EKOLOJİ'/><category term='teknik dalış'/><category term='karagöz'/><category term='DERİN DALIŞ ÖZGÜRLÜK MUTLULUK'/><category term='KÖPEKBALIKLARI TÜRKÇE KİTAP 4DENİZ'/><category term='yaşam'/><category term='MARMARA KARA MERCAN ALACAKARANLIK TEKNİK DALIŞ'/><category term='İSKORPİT'/><category term='GELİNCİK'/><category term='KÖPEKBALIKLARI TRT KİTAP'/><category term='SHARM EL SHEIKH'/><category term='KURBAN KANI'/><category term='MERCANLAR'/><category term='KÖPEKBALIĞI YÜZGECİ KORUMA DOĞAL DENGE'/><category term='MARMARA DERİN DALIŞ YAŞAM BULANIK ÖYKÜ GORGONLAR MERCANLAR'/><category term='MARMARA ÇİÇEKLER GERÇEKÜSTÜ KARTAL ŞAKAYIK ANEMON KALEM'/><category term='MARMARA HAFIZA ADALAR YAŞAM'/><category term='MARMARA DARICA YILDIZ DERİN DALIŞ'/><category term='KIŞ'/><category term='İSTANBUL BOĞAZI DALIŞ ANADOLU FENERİ'/><category term='Sivriada'/><category term='MARMARA MERCAN YAŞAM DALIŞ KİRLİLİK'/><category term='BALIKLAR'/><category term='MARMARA ADALAR DENİZ YAŞAM BİYOLOJİ BOĞAZİÇİ GÖÇLER'/><category term='CASIO'/><category term='gece dalışı'/><category term='BOĞAZ DALIŞ GECE DALIŞI TRAKONYA'/><category term='KINALIADA'/><category term='KAYABALIĞI SİLİVRİ BALÇIK DİP MARMARA'/><category term='MARMARA DALIŞ YAŞAM DENİZ CANLILARI'/><category term='BOĞAZ DALIŞ NARGİLE DENİZ SALYANGOZU'/><category term='ORIS'/><category term='sualtı'/><category term='MARMARA BOĞAZ DALIŞ DENİZ NARGİLE SALYANGOZ BEYKOZ'/><category term='derin'/><category term='MARMARA DALIŞ YAŞAM GECE HAYAT'/><category term='DENİZATI AHIRKAPI DALIŞ MARMARA'/><category term='İBRİCE'/><category term='DALMAK'/><category term='GORGONLAR MERCANLAR'/><category term='ANI'/><category term='DENİZ KAPLUMBAĞASI CARETTA MARMARA'/><category term='DALIŞ'/><category term='MUHABBET'/><category term='Marmara Kirlilik Yaşam Horozbina Saygı'/><category term='MARMARA DALIŞ DENİZ TAVŞANI ZEHİR DİP YAŞAMI'/><category term='DENİZ ŞAKAYIĞI YIRTICILAR KÖPEKBALIĞI'/><category term='DALGIÇ SAATİ'/><category term='DERİN DENİZ İLK DALIŞ'/><category term='SEIKO'/><category term='BOĞAZ DALIŞ İSTANBUL BOĞAZI AKINTI DALIŞI KAYIŞ BALIĞI'/><category term='SAROZ'/><category term='BOĞAZ DALIŞ İSTANBUL BOĞAZI NARGİLE MİDYE DENİZ İNSANI'/><category term='Neandros'/><category term='MARMARA MAVİ KIRLANGIÇ BALIĞI DİP BALIKLARI'/><category term='DALGIÇ NARGİLE İZMİR İNCİRALTI'/><category term='BULANIK'/><category term='BALIK'/><category term='MARMARA YAŞAM DALIŞ KARİDES KARTAL SÜRPRİZ'/><category term='Tükenme'/><category term='Avcılık'/><category term='ORTAKÖY'/><category term='BATIK'/><category term='MARMARA BOZCAMGÖZ HABERCİLİK BALIKÇILIK'/><category term='KÖPEKBALIĞI SALDIRISI'/><category term='DENİZ KİRLİLİĞİ KİRLİLİK UNUTMAK HAFIZA'/><category term='DENİZ KİRLİLİK KORUMAK BALIK MARMARA BOĞAZ İSTANBUL'/><category term='MARMARA DALIŞ DENİZ İSTAKOZ DİP YAŞAMI'/><category term='CITIZEN'/><category term='MARMARA İZMARİT MAVİ BALIKLAR DENİZ SUALTI'/><category term='DİP YAŞAMI'/><category term='ANGULAR ROUGH SHARK'/><category term='Köpekbalığı'/><category term='MARMARA SÜBYE MÜREKKEPBALIĞI DARICA DALIŞ DERİN YAŞAM'/><category term='DENİZ TAVŞANI'/><category term='LAPİN'/><category term='MARMARA DERİN DALIŞ TEKNİK DALIŞ YAŞAM DENİZ YAŞAMI'/><category term='BATIK DALIŞI'/><category term='DEKOMPRESYON'/><category term='bozcamgöz'/><category term='KÖPEKBALIĞI YÜZGEÇ KORUMA DOĞAL DENGE YÜZGEÇ ÇORBASI'/><category term='OXYNOTUS CENTRINA'/><category term='İSTANBUL BOĞAZI'/><category term='Marmara'/><category term='DALIŞ ANI DALGIÇ TÜPÜ SCUBAPRO'/><category term='Koruma'/><category term='MARMARA DALIŞ SÜRPRİZ TUZLA AYNILIK FARKLILIK BEKLENTİLER'/><category term='MARMARA KARTAL DALIŞ BALIK DENİZ YAŞAMI'/><category term='Gliese 581g Uzayda Yaşam UFO'/><category term='MARMARA BOĞAZ DALIŞ NARGİLE DENİZ DALGIÇ'/><category term='BOĞAZİÇİ'/><category term='Yaralama'/><category term='MARMARA BOZCAMGÖZ BOĞAZİÇİ İSTANBUL DALIŞ'/><title type='text'>DERİN TAKİP</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>81</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-4710469970642675992</id><published>2012-01-23T13:43:00.000-08:00</published><updated>2012-01-23T23:57:14.940-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DALIŞ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MUHABBET'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ANI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KINALIADA'/><title type='text'>DUMANI TÜTEN MUHABBETLER...</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Hep aklımdaydı adalarda dalmak. Açıktaki toprakları kuşatan Marmara hakkında eskilerden öyle hikâyeler dinlemiştim ki, artık boğaz yetmez olmuştu. Derinlerde ilk kez nefes aldığım suların yeri başkaydı şüphesiz. Fakat İstanbul’un yanı başında kendine has bir dünya gibi duran adaların çağrısına da kulak tıkayamazdım. Kınalı’da, Burgaz’da, Heybeli’de ve Büyükada’da, sayısını hatırlamadığım kadar çok kez şnorkelle dalmıştım. Sadece sığlıklarını tanıdığım çocukluk denizlerimin derinlerine inme vakti gelmişti gelmesine ya, Kenan Şeker tayfası dağıldığından beri birlikte dalacak adam kalmamıştı. Ben tırım tırım dalış arkadaşı ararken, günün birinde Anna (Anagelich Babaey) çıkageldi.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Dalış keyfinin kaçta kaçı dalmaktır, ne kadarı muhabbettir, hiç hesaplamadım. Fakat şundan eminim ki muhabbetsiz dalış, tuzsuz baharatsız yemek gibidir, hiç tadı yoktur...&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bizim ekip birer birer fire verip dağıldıktan sonra, tek başıma olsa da dalmaya devam ettim. Beykoz’da Su Ürünleri Fakültesi’nin hemen önünde dalıp, bazen laboratuvar için örnek topluyor, çoğu zaman dipte amaçsızca geziniyordum. Tüpüm vardı, regülatörü de sağdan soldan buluyordum. Mapsı yırtık, diyaframı delik, her nefeste horlayan ne regülatörlerle daldım sormayın gitsin. Herbiri ayrı bir hikâyedir...&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Patlak regülatöre insan bir zaman sonra alışıyor, ama muhabbetsiz dalışa katlanmak çok zor. En kısa sürede doğru düzgün bir regülatör ve en önemlisi bir dalış arkadaşı bulmalıydım.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Biraz zaman alsa da ikisi de halloldu en sonunda...&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-3nvNKxi_szk/Tx3Su5K8bZI/AAAAAAAAAek/hAUoo8P7f8o/s1600/K%25C4%25B1nal%25C4%25B15.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="140" src="http://1.bp.blogspot.com/-3nvNKxi_szk/Tx3Su5K8bZI/AAAAAAAAAek/hAUoo8P7f8o/s200/K%25C4%25B1nal%25C4%25B15.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Scubapro MK-10, hâlâ keyifle kullandığım ilk regülatörümdür. Baba yadigârıdır. Yıllardır derinlerde bana yoldaşlık eden MK-10’un metal gövdesindeki her çiziğin ayrı bir anısı var bende. Gelmiş geçmiş regülatörler arasında bir efsanedir o. En zor koşullarda bile şikâyet etmez. Yeterki bakımları aksatılmasın. Zamanla çok yoruldu yorulmasına ama asla yarı yolda bırakmadı beni. Sualtında daima sağlam bir arkadaştı, tıpkı Anna gibi...&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;MK-10’un kutusunu ilk kez açtığımda galiba 1990’ın Haziran ayıydı. Kendi regülatörüme sahip olduğum günlerde Anna da dalışa merak sarmıştı. Neredeyse 2 m boyundaki şen şakrak İranlı ile aynı okuldaydık. Birlikte dalmaya nasıl razı olduk çok net hatırlamıyorum. Aklımda tek kalan, 90’ın son aylarında Karaköy’de, bugün yerinde yeller esen malzemecilerde Anna’nın boyuna uygun dalış elbisesi aradığımızdı. Topu topu birkaç dükkan vardı. 5.5 mm Technisub Maiorca’yı galiba Ogan Sub’dan almıştık. Bizimki elbise denemekten öyle bunalmıştı ki, pantolonunu doğrudan dalgıç elbisesinin üzerine çekip gitmişti Fatih’teki evine.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Anna’ya Scubapro’nun MK-2 model regülatörünü almıştık. O da MK-10 gibi tam bir yük beygiriydi. Yüklen yüklenebildiğin kadar. Ancak bizimkinin tüpü evlere şenlikti. Adını koyamadığım tuhaf bir maviye boyanmıştı ikinci el aldığı 15’lik tüp. Üzerinde Sherwood çıkartmaları vardı. Orjinal vana tokmakları kaybolalı çok olmuştu. Tornada imal edilmiş bronz tokmaklarıyla dalgıç tüpünden çok İpragaz tüpüne benziyordu. Yokluk zamanı yedek parça dünyanın parasıydı. Bir süre tüpçü diye takıldım bizimkine. Aldırmadı. Bu olay da böylece kapandı.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Boğazdaki talimlerimiz yeniden başlamıştı. Tüp doldurmak günlük hayatımızın bir parçasıydı artık. Ya okuldaki Bauer Utilus 10’u kullanıyorduk ya da Zincirlikuyu ile Cevizlibağ arasında mekik dokuyorduk. O yıllarda Avrupa yakasında sınırlı sayıda kompresör vardı. İlki Zincirlikuyu’da Tarhan Denizcilik’teydi. İkincisi Beyoğlu’nda Sadi abinin (Tanman) dükkanındaydı. Bir dönem Beuchat’ı Türkiye’ye getiren Mor’da da güzel bir kompresör vardı, yerleri Şişli’deydi. Cevizlibağ’daki Habaş’a da gittiğimiz olurdu.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Tüpü sağlam bir çantaya koyardım, sonra en sempatik gülümsememle belediye otobüsüne binerdim. Anna’nın durumu da farklı değildi. Şöför vaziyeti çakmasın diye ne dolaplar çevirirdik sormayın gitsin. Hamallıktan farkı yoktu, ama çok eğlenirdik.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-wPskZFsUMJE/Tx3TF6oVK0I/AAAAAAAAAes/X_8xZCJh_z4/s1600/K%25C4%25B1nal%25C4%25B18.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="147" src="http://3.bp.blogspot.com/-wPskZFsUMJE/Tx3TF6oVK0I/AAAAAAAAAes/X_8xZCJh_z4/s200/K%25C4%25B1nal%25C4%25B18.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;1991 Eylül’ünde Su Ürünleri Fakültesi’nde son sınıf öğrencisiydim. Mezuniyet tezi konusu olarak Kınalıada çevresindeki sualtı yaşamını incelemeyi seçmiştim. Başıma nasıl bir dert aldığımı anladığımda iş işten geçmişti. Malzemeyi Sirkeci’ye taşımak, oradan Kınalıada’ya geçmek, sonra Çöp İskelesi’ndeki dalış noktasına ulaşmak, kaygan taşların üzerinde hazırlanıp dalmak ve en sonunda adımları tersten tekrarlayıp eve dönmek; üstelik bütün bunları beş kuruş destek almadan cepten yapmak...&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bir gün yine kara kara düşünürken bizimki çıkageldi. Galiba kantinde çay içiyordum. Konuşmaya başladık; dedim böyle böyle, başıma boyumdan büyük iş aldım, yardım eder misin?&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-cnT1C5PRHZQ/Tx3TOaHCofI/AAAAAAAAAe0/UJeSlSEefdo/s1600/K%25C4%25B1nal%25C4%25B13.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="142" src="http://2.bp.blogspot.com/-cnT1C5PRHZQ/Tx3TOaHCofI/AAAAAAAAAe0/UJeSlSEefdo/s200/K%25C4%25B1nal%25C4%25B13.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;Anna da benim kadar delidir. Bu nedenle ölçüp biçmeden evet demesine şaşırmadım. O zamanların dostluklarında hesap kitap olmazdı. Gerçi sonradan nasıl bir belaya bulaştığı kafasına dank etti ama yine de vazgeçmedi.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Derken Mustafa (Tunalı) ile Oktay da bize katıldılar. Anna’nın sınıf arkadaşıydılar. Sadece dalış öğrenmek uğruna eziyet çekmeye razı olmuşlardı. Plan çok basitti. Dalıştan bir gün önce Oktay bende, Mustafa Anna’da kalacaktı. Bazen bunun tam tersi de oluyordu. Dalışları cumartesi yapıyorduk. Pazarları dinlenmeye kalıyordu. İyi de oluyordu.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Cumadan başlardık hazırlanmaya. Rahmetli anneannem yolluk hazırlardı; sarmalar, börekler... Evimiz sobalıydı ve döndüğümüzde içimizi ısıtacak çorba daha biz denizdeyken kaynamaya başlardı. Ninemin torun sayısı hafta sonları artar dururdu...&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Sabah 5 gibi kalkar, sıkı bir kahvaltı eder, mevsimine göre giyindikten sonra ağır yükümüzle otobüs durağına yürürdük. Şirinevler’den Eminönü’ne gitmek için ya 73’e ya da 76’ya binerdik. Adalar iskelesinde Annalarla buluşurduk. Sonra ver elini Kınalıada...&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-rq2SCoGW7I0/Tx3T1oMOdOI/AAAAAAAAAfU/tMCMISK33VM/s1600/K%25C4%25B1nal%25C4%25B17.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="158" src="http://3.bp.blogspot.com/-rq2SCoGW7I0/Tx3T1oMOdOI/AAAAAAAAAfU/tMCMISK33VM/s200/K%25C4%25B1nal%25C4%25B17.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;Çöp İskelesi, Kınalıada’nın güneyinde Marmara’ya bakan bir kayalıktır. İnsanlardan uzak olsun diye seçtiğim yer, vapur iskelesine de uzaktı. İlk dalışta onca malzemeyle yarım saatten fazla yürüyünce belim koptu sanmıştım. Neyse ki ikinci dalışta imdadımıza rıhtımın yakınındaki bakkal yetişti. Hemen hemen altı ay boyunca üç tekerli el arabalarından birini kullanmamıza izin verdi ve beş kuruş istemedi.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Kınalı’daki ilk dalışımızda hava kapalı ve biraz serindi, ama üşütmüyordu. Suda kıpırtı yoktu. Etraf çok sakindi. Üzerime bir rahatlık çökmüştü. Malzeme az olduğundan çarçabuk hazırlanmıştık. Suya girince Anna’yla birbirimize şöyle bir baktık ve gözden kaybolduk...&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Dik bir yokuştan iniyorduk. Başta sonu yokmuş gibi gelse de 18 m derinde yerini kum düzlüğe bıraktı. Derinlik yavaşça artıyordu artık. Boğazdan gelen akıntıyı arkamıza alınca torpil gibi gitmeye başladık. Yeni bir yerde yeni şeyler bulmanın keyfiyle iyice kendimizden geçmiştik.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-UjFckpFNr64/Tx3TVxHkRAI/AAAAAAAAAe8/IhcgIaR4VZk/s1600/K%25C4%25B1nal%25C4%25B11.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="141" src="http://1.bp.blogspot.com/-UjFckpFNr64/Tx3TVxHkRAI/AAAAAAAAAe8/IhcgIaR4VZk/s200/K%25C4%25B1nal%25C4%25B11.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Nikonos V model fotoğraf makinemi ilk kez suya sokmanın heyecanıyla keyfim daha da artmıştı. Flaşım olmadığı için 400 ASA film koymuştum makineye. Sadece 36 pozluk şansımız vardı ve onlardan birini, Anna’yla sualtında ilk ve tek beraber fotoğrafımızı çekmek için kullanmıştık. Arkalarında yeşil bir sonsuzluğun uzandığı iki belirsiz yüzü gösteren bu bulanık fotoğraf benim için çok kıymetlidir.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-eON7wyWbr3Q/Tx3TeTchUjI/AAAAAAAAAfE/blOyx7mUsv8/s1600/K%25C4%25B1nal%25C4%25B12.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="142" src="http://1.bp.blogspot.com/-eON7wyWbr3Q/Tx3TeTchUjI/AAAAAAAAAfE/blOyx7mUsv8/s200/K%25C4%25B1nal%25C4%25B12.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;O gün dipte vaktin nasıl geçtiğini anlamadım. Sevmiştim burayı. Hep uzaktan gördüğüm suların dibi demek böyleymiş. Sonsuza gider gibi devam eden gri kumluk bazen bir kayalıkla, bazen de bir enkazla lekeleniyordu. Derken akıntıyla aynı yöne doğru eğilmiş deniz kalemleriyle kaplı bir alanın üzerinden geçtik. Portakal süngerleri her yerdeydi. Bugün görmeye alıştığım aşina yüzlerle birer ikişer tanışıyordum. Hatırlamaktan keyif aldığım muhabbetlerin konuları birikiyordu bir bakıma.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-TZNXPgtqqdk/Tx3URJ4ppiI/AAAAAAAAAfc/eqIXPQrHmNs/s1600/K%25C4%25B1nal%25C4%25B16.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://1.bp.blogspot.com/-TZNXPgtqqdk/Tx3URJ4ppiI/AAAAAAAAAfc/eqIXPQrHmNs/s200/K%25C4%25B1nal%25C4%25B16.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Anna’yla ilk dalışımızı daha birçok dalış izledi. Ara sıra başkaları da katılırdı aramıza, ama çekirdek kadro hep aynı kalırdı. Oktay ve Mustafa derinlere giden yolun başına burada geldiler. Zamanla daha ileriye gidip gitmediklerini bilmiyorum. Dilerim gidebilmişlerdir. Yapamadıysalar da canları sağolsun. Muhabbete ortak oldular ya bu da yeter.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Sabahın alacakaranlığında başlayan uyku mahmuru muhabbetlerimiz adada iyice demini alırdı ve akşam dumanı tüten birer tas çorbanın eşliğinde noktalanırdı. Acaba bunlar olmasaydı, onca yıldan geriye ne kalırdı?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-4710469970642675992?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/4710469970642675992/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2012/01/dumani-tuten-muhabbetler.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/4710469970642675992'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/4710469970642675992'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2012/01/dumani-tuten-muhabbetler.html' title='DUMANI TÜTEN MUHABBETLER...'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-3nvNKxi_szk/Tx3Su5K8bZI/AAAAAAAAAek/hAUoo8P7f8o/s72-c/K%25C4%25B1nal%25C4%25B15.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-8493680289602440395</id><published>2012-01-22T08:08:00.000-08:00</published><updated>2012-01-22T08:08:48.449-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DALIŞ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ORTAKÖY'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='LAPİN'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ÇİNEKOP'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BATIK DALIŞI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BOĞAZ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BATIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İSKORPİT'/><title type='text'>ORTAKÖY’ÜN DERİNLERİNDE UNUTULMUŞ BİR HİKÂYE...</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Yıllar önce dinlemiştim bu batığın hikâyesini. İlk kimdenduymuştum, artık hatırlamıyorum. “Ortaköy Cami’nin önünden suya gir, bayırdandümdüz ilerle; 25 bilemedin 30 metrede tavasını görürsün... Dikkat et, fenaakar orası! Dipten fazla yükselme, ilişken ağlara, misinalara dikkat et...Zamanında dinamitle patlattılar, parça parça çıkardılar, ama kalıntısında bolbalık var...”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Ne zaman eski tüfeklerle biraraya gelsek, sohbet dönerdolaşır boğazın batıklarına, ama ille de Ortaköy’deki sac batığa gelirdi. Çokiyi bilirlerdi bu batığı, hurdasından da balığından da az ekmek yememişlerdi.Başı sıkışan dalgıcın ekmek teknesiymiş, zamanın paslandırdığı iskeleti. Heleboğazdaki her kovukta irili ufaklı ıstakozların yuvalandığı devirlerde,dalgıçların gözünde bir nevi banka kasasıymış. Paran mı bitti? Gel ve ihtiyaçduyduğun kadar çek! &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Böyle bir cevhermiş zamanında Ortaköy batığı...&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;En az 20 yıldır hikâyelerini dinlediğim batığa, nihayet bupazar sabahı dalmak nasip oldu. Epeydir yeni bir yer arıyordum dalmak için.Artık zamanı geldi dedim kendi kendime ve şansımı Ortaköy’de denemeye kararverdim. Teoman’la (Naskali) Ulaş (Oyal), dünden hevesliydiler zaten böyle birdalışa. Perşembe’den sözünü kestik ve Pazar sabahı 6 buçukta, Ortaköy’dekikilisenin hemen yanındaki otoparkta aldık soluğu.&amp;nbsp;Malum, Ortaköy’ün hafta sonu geleni gideni çok olur; ortalıkkalabalık olmadan suya girip çıkmakta fayda var. Sabahın köründe suya girincebizim derin batık dalışı iyice tadından yenmez oldu...&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-t5YE1cJnFsg/TxwzsOZqkYI/AAAAAAAAAd8/b-7fMFG1kBA/s1600/PIC_0299.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://4.bp.blogspot.com/-t5YE1cJnFsg/TxwzsOZqkYI/AAAAAAAAAd8/b-7fMFG1kBA/s200/PIC_0299.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Saat 07:30’da kafelerin hemen önündeki İDO iskelesininyanındaki iskelecikten suya giriyoruz. Yamaç neredeyse dikine derinleşiyor.Daha bir dakika geçmeden 20 metredeyiz. Tekirler, çinekoplar, gümüş balıklarıçevremizde cirit atıyor. Hem balıkları seyrediyoruz, hem de çevreyi dinliyoruz.Batığın çevresi balıkçıların gözde avlaklarından. Geceden bırakılan ağlaraçapariz olmamak için pür dikkat etrafı kolaçan ediyoruz. Lodos nedeniyle yüzeyakıntısı yok denecek kadar azalmış. Dibe doğru başlayan hafif ters akıntıyaise, yukarıdan basan lodosun dipte yarattığı anafor yol açıyor. Normaldekristalin altında akıntının Karadeniz’e doğru olması gerekirken, bu sabah dipakıntısı tersine dönmüş. Ancak akıntıdaki bölgesel anormalliklere aldanmamakşart, yoksa kendinizi bir anda kanala doğru sürüklenirken bulabilirsiniz.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Önce birkaç tane kamyon lastiği çıkıyor yolumuza, sonrabirkaç tane daha... İnsanların yükünü taşıyan lastikler, derinlerde sakin vegözlerden uzakta bir emeklilik sürüyorlar. Tek ziyaretçileri balıklar veçağanozlar; bir de biz çıkageldik bu sabah. Zararsız varlığımız kimseyitedirgin etmiyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Yıllardır dinlediğim hikâye 37 metrede gerçeğe dönüşüyor.Ortaköy batığının paslı kalıntısı gri kumun üzerinde öylece yatıyor. Üstyapısından eser kalmamış; bir zamanlar batığı sökenler, güvertenin üzerinde nevarsa ustaca kesip almışlar. Parlak ışıklarımız deniz yaşamına teslim olmuşgövdeden yansıyor. Yıllar sonra gördüğü ilk ışık belki de bizim ışığımızdı...&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-fevq3O9GgHc/Txw0BHRzlmI/AAAAAAAAAeE/3D9xS87Syfo/s1600/PIC_0300.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://3.bp.blogspot.com/-fevq3O9GgHc/Txw0BHRzlmI/AAAAAAAAAeE/3D9xS87Syfo/s200/PIC_0300.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Denizin donattığı kostüm yetmemiş olmalı ki batığın üzerimetrelerce halat ve ağ ile kaplanmış. Hayalet ağlara takılıp can veren,kıvranan ya da çoktan çürüyüp gitmiş onlarca balık var. Ağ ve halattan dokunmuşbir kefen giymek, galiba her batığın ortak kaderi. Batıklar balık yuvasıdır;balıkçılar bunu iyi bilir ve buralara ağ atarlar. Dostlarının canınakıyılmasının öcünü, ağı paramparça ederek alır batıklar. Ancak geride kalan salkımsaçak ağ kalıntıları yine de can almaya devam eder. Buradaki hayaletin tanıkolduğumuz kurbanları, dipte gümüş ışıltıları saçan çinekoplardı...&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-stR7Sy_lY5A/Txw0IkduuFI/AAAAAAAAAeM/k46hASiXU4o/s1600/PIC_0306.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://2.bp.blogspot.com/-stR7Sy_lY5A/Txw0IkduuFI/AAAAAAAAAeM/k46hASiXU4o/s200/PIC_0306.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Eşkinalar ve iskorpitler enkazın kurdu olmuşlar. Birzamanlar insanların gezindiği metallerin üzerinde artık onların saltanatısürüyor. Saklanabilecekleri o kadar çok yer var ki...&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Fotoğraf çekerken bir yandan Teoman’la Ulaş’ı izliyorum.Herbiri batığın ayrı bir köşesinde kendi keşfinin peşine düşmüş. Uzun zamandıryaptığımız en keyifli dalışlardan biri, memnuniyetleri yüzlerinden okunuyor. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;42 metre derinde iniş dahil 22 dakikayı geride bıraktık.Dalış bilgisayarları çoktan “ne haliniz varsa görün...” durumuna geçtiler.Yamacı takip ederek yavaşça yükselirken yukarıdan gelen sesleri de dinliyorum.Vapurlar ve yolcu motorları mesaiye başlamış olmalılar.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-ayMXe2dfRQ4/Txw0Psdmx7I/AAAAAAAAAeU/dGkWBg1ZnUg/s1600/PIC_0318.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://4.bp.blogspot.com/-ayMXe2dfRQ4/Txw0Psdmx7I/AAAAAAAAAeU/dGkWBg1ZnUg/s200/PIC_0318.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Deko durakları birer birer geride kalıyor. Nihayet 6 metrede20 dakikalık son ve en uzun beklemeye sıra geliyor. Ulaş poz verirken, dik yamaca tutunarak konumunu korumaya çalışıyor. Tam bir denge sınavı. Dipte suyun sıcaklığı 14dereceydi, yüzeyde ise 8’e düştü. Soğuk kendisini hissettiriyor. Kuru elbisesadece ıslanmaktan korur, üşümekten değil...&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-9Q7lqZ_lTUg/Txw0We8EvZI/AAAAAAAAAec/x4dQvWT0vkY/s1600/PIC_0315.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://1.bp.blogspot.com/-9Q7lqZ_lTUg/Txw0We8EvZI/AAAAAAAAAec/x4dQvWT0vkY/s200/PIC_0315.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Vakit çabuk geçsin diye kovuklara bakınırken, en güzel lapinbalıklardan biri olan “göz benekli lapin” ile yüzyüze geliyorum. Normalde hemenkaçıp giderler, ama buradakiler insanı tanımıyor galiba; fotoğrafını çekerkenuzunca bir süre istifini bozmuyor. Gaz atım beklemesinin son dakikalarıfotoğraf telaşıyla geçip gidiyor farkına varmadan. Güzel bir dalış yapmışolmanın keyifli yorgunluğuyla kıyıya geliyoruz. Yıllar önce batmış bir gemidenarta kalanlara tanık olarak güne başlamanın neşesi bu, ona ulaşmak içinkatlandığımız güçlükleri hoş görmemizi sağlayan benzersiz bir keyif.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Yazarın notu: Bu yazıya eşlik eden fotoğrafların, Ortaköy’ünderinlerindeki hikâyeyi tam olarak yansıtmadığının farkındayım. Ancak fotoğrafmakinem sadece bu kadarına izin veriyor. Gelecek sefer sizlere bu batığın dahaiyi görüntülerini sunabilmeyi umuyorum.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-8493680289602440395?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/8493680289602440395/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2012/01/ortakoyun-derinlerinde-unutulmus-bir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/8493680289602440395'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/8493680289602440395'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2012/01/ortakoyun-derinlerinde-unutulmus-bir.html' title='ORTAKÖY’ÜN DERİNLERİNDE UNUTULMUŞ BİR HİKÂYE...'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-t5YE1cJnFsg/TxwzsOZqkYI/AAAAAAAAAd8/b-7fMFG1kBA/s72-c/PIC_0299.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-1624559095535815237</id><published>2012-01-17T23:51:00.000-08:00</published><updated>2012-01-17T23:51:51.675-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='GELİNCİK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İSTANBUL BOĞAZI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DALIŞ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Marmara'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BALIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BOĞAZİÇİ'/><title type='text'>BİRAZ ONDAN BİRAZ BUNDAN...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-DCIcBf4za9I/TxZ5rtmFMKI/AAAAAAAAAdc/PPPWkLBdJJU/s1600/Gaidropsarus_vulgaris_01.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" kba="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-DCIcBf4za9I/TxZ5rtmFMKI/AAAAAAAAAdc/PPPWkLBdJJU/s200/Gaidropsarus_vulgaris_01.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Karışık bir balıktır gelincik. Balığı balıkçı tezgâhından başka bir yerde görmeyen birçok kişi, adını duyduğunda onu tarif etmekte zorlanabilir. Gelincik balığını meraklısından başkası pek tanımaz. Masum yüzlü bir mürene de benzetilebilir, sakallı bıyıklı bir yılan balığına da. Mezgitin yumuşaklığı da vardır onda, gümüşün kıvraklığı da...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz ondan biraz bundandır gelincik balığı. Bilmeyene en kolay böyle tarif edilebilir. En bilindik balıkları bile tanımayanlar içinse, ne yazık ki tarifi pek mümkün değildir, özbeöz İstanbullu gelinciğin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-t6nwAC5UzcE/TxZ509MMvxI/AAAAAAAAAdk/4II2WGdMswg/s1600/Gaidropsarus_vulgaris_02.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" kba="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-t6nwAC5UzcE/TxZ509MMvxI/AAAAAAAAAdk/4II2WGdMswg/s200/Gaidropsarus_vulgaris_02.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Öyle uzun uzadıya yüzmeyi pek sevmez. Hele gündüz vakti ortalıkta nadiren görürsünüz bu gece avcısını. Gündüz vakti kovukların kuytularına çekilir, gizlenmeye uygun olan her boşluğa siner suların kararmasını beklerken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saklanma ustası gelincik mecbur kalmadıkça gece de yuvasından çok uzaklaşmaz. Eğer açıkta dolanan bir tanesini gördüyseniz, bilin ki yakınlarda saklanmaya uygun bir sığınak mutlaka vardır. Kayaların arasındaki bir kovuk, üzeri yosun bağlamış bir kamyon tekerleği, teneke kutu; artık ortalıkta ne varsa gelinciğin sığınağı olmaya adaydır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dipte bulduğu kabuklularla ve kurtçuklarla beslenen gelincik, küçük balıkları da mideye indirmekten geri kalmaz. Tam bir fırsatçıdır aslında, dişine uygun ne varsa yutar. Yemek seçtiği söylenemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-VRcyMNDSPfs/TxZ58vdWE5I/AAAAAAAAAds/CfqLejR9zVQ/s1600/PIC_0025.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" kba="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-VRcyMNDSPfs/TxZ58vdWE5I/AAAAAAAAAds/CfqLejR9zVQ/s200/PIC_0025.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;İstanbul’u inatla terketmeyen balıklardandır. Yerinden ayrılmayı pek sevmez. Zaten gitmek istese bile ne kadar uzaklaşabilir ki yerlisi olduğu sahillerden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ona yaklaşmak, renklerini, ürkek bakışlarını keyifle izlemek için, gelinciğin gece misafiri olmalısınız!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üst üste patlayan flaşlara bile tahammül eder. Gözlerini kırpıştırmaktan fazla karşılık vermez. Kendisi iyi bir ev sahibidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-03NPErDrUwU/TxZ6CFpmhVI/AAAAAAAAAd0/HoPTrUVPA7c/s1600/PIC_0157.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" kba="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-03NPErDrUwU/TxZ6CFpmhVI/AAAAAAAAAd0/HoPTrUVPA7c/s200/PIC_0157.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Boğazın balıkçılık geleneğinde gelinciğin kendine has, doldurulamaz bir yeri vardır. Ara sıra ağa takıldığı, oltaya atladığı olsa da, gelinciğin geleneksel av aleti, söğüt dallarından örülmüş, ağzı mürekkep hokkasını andıran sepetlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ezilmiş çağanozla, midyeyle yemlenen sepetler akşam saatlerinde dibe bırakılır. Yemin kokusuna aldanarak sepete giren gece avcısı, böylece kapana kısılır. Neyse ki gelinciğin meraklısı da avcısı da azdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğunlukla musevi vatandaşlarımızın rağbet ettiği gelinciğin çakal eriği salçasıyla pişirilen yahnisi, bir nevi özel gün yemeğidir. Derisi tulum çıkarılıp una bulanmış gelinciğin çıtır çıtır tavasının da güzel olduğu söylenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkisini de hiç tatmadım. Bir türlü elim varmadı gece gezintilerime keyif katan, renk katan gelincikleri balıkçıdan alıp kızartmaya. Varsın gelincik de eksik olsun soframda. İstanbul sahillerinden eksilmesin, o bana yeter.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-1624559095535815237?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/1624559095535815237/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2012/01/biraz-ondan-biraz-bundan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/1624559095535815237'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/1624559095535815237'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2012/01/biraz-ondan-biraz-bundan.html' title='BİRAZ ONDAN BİRAZ BUNDAN...'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-DCIcBf4za9I/TxZ5rtmFMKI/AAAAAAAAAdc/PPPWkLBdJJU/s72-c/Gaidropsarus_vulgaris_01.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-4920521909101451174</id><published>2012-01-15T11:16:00.000-08:00</published><updated>2012-01-15T23:00:59.805-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DALIŞ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BALIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KIŞ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BOĞAZ'/><title type='text'>KIŞ BOĞAZI...</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-kVITcThgrUo/TxMlixi5QUI/AAAAAAAAAc0/avCOnH5HwNw/s1600/PIC_0290_2.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://4.bp.blogspot.com/-kVITcThgrUo/TxMlixi5QUI/AAAAAAAAAc0/avCOnH5HwNw/s200/PIC_0290_2.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Karlar altında bir başka güzeldir Boğaziçi. Suyun iki yanı tepeden kıyıya beyaza büründüğü an bambaşka bir yer olur çıkar daracık su yolu. Günün ilk ışıklarıyla hava yavaşça ısınırken deniz yüzeyinden kalkan pus beyaz kıyılarla buluştuğunda, Boğaziçi, giderek hayalle gerçek arasında bir yer olmaya başlar. Beyaz örtünün altındaki puslu topraklar ve gümüş bir aynayı andıran boğaz yüzeyi ışığı öyle güçlü yansıtır ki, gözlerinizi kısmadan bakamazsınız.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Kışın Boğaziçi’nin güzelliği insanın gözlerini kamaştırır.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-R11biDldThM/TxPLIcyuKII/AAAAAAAAAdU/1HvW5ZGpETQ/s1600/PIC_0292_2.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" kba="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-R11biDldThM/TxPLIcyuKII/AAAAAAAAAdU/1HvW5ZGpETQ/s200/PIC_0292_2.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Nihayet kulağıma kar suyu kaçtı. Boğazın buz gibi suları başlığımın içine dolduğu an kuru elbisemin kıymetini bir kez daha anladım. İnsanın sadece kafası ıslanınca, iğne gibi batan karla karışık boğaz suyuna daha kolay dayanıyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Su daha soğuk olur diye düşünmüştüm. Pazar sabahı saat 9’da hava sudan daha soğuk. Biz hazırlanırken - biz dediysem, ben, Burak (Demircan) ve Ulaş (Oyal) - hava sıcaklığı 0’la 2 derece arasında gidip geliyordu; bir ara 3’e çıktı, orda da kaldı. Su ise 9 dereceydi... &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Tamam, kara insanın iliğini kemiğini sızlatmaya yeterdi belki, ama bizde biraz serince bir ılık duş etkisi yapmaktan başka etkisi olmadı.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Ah şu gırgır tekneleri yok mu!&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Yıllardır Beykoz Koyu’nun altını üstüne getirirler. Benim hatırladığım en az 20 senedir koyda avlanır dev gibi gemiler. At çek, at çek... Sonarın ekranında balık olarak işaret edilen her sürü nasibini alır bu amansız baskından. Kocaman denizler, okyanuslar yetmiyor galiba onlara...&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bu Pazar sabahı da gırgırlar koydaydı. Fazla derine inmeden, akıntıyla tatlı tatlı sürükleneceğimiz bir dalış planlamıştım. Pek umduğumuz gibi olmadı. Ya bahtısız bir çinekop sürüsünün tam altına denk gelmiştik ya da gırgırın sonarı “dipte üç tane baba torik var” sinyali vermiş olmalıydı ki tepemizde bir gümbürtü koptu. Tekne galiba gırgır ağını yakınımıza mola etmişti. Birden bire 25 metre derinde dip öyle bir karıştı ki akıntı kuzeye doğru olmasına rağmen biz güneye sürüklenmeye başladık. Ağ torbanın içinde kalmaktan bizi muhtemelen bu akıntı alıkoydu.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Açık denizde avlanmak üzere inşa edilen dev gibi balıkçı gemilerinin, daracık bir su yolunda ne işleri var? Hem de yıllardır...&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-00K1HpxtHrQ/TxPIvciJtQI/AAAAAAAAAdM/VJp0mLJcCEg/s1600/palamutlar.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="146" kba="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-00K1HpxtHrQ/TxPIvciJtQI/AAAAAAAAAdM/VJp0mLJcCEg/s200/palamutlar.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Denize ilk kar düştüğünde aklıma hep aynı fotoğraf gelir: “Kulağına kar suyu kaçmış torikler ve kocaman bir kepçeyle onları toplayan bir balıkçı...” Eskiden torik o kadar boldu ki, İstanbul’da kış sert geçmeye görsün, kulağına kar suyu kaçanlar karaya vururdu. Alamana kayıklarıyla palamuda, toriğe çıkan balıkçıların teknelerini tıka basa balıkla doldurmaları için 200 kulaç ağ ile dolunay yeterdi.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Gözümüz doymadı, hep daha çok istedik. Önce büyükleri bitti, sonra yavrularına varana kadar ne var ne yoksa peşine düştük boğaz balıklarının.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bitmese de, bitmeye yakındır...&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bugün o ağın içinde kalsaydık, güverteye düşer düşmez kaptana bunları söylemek isterdim; bir de son sürat bizi Çubuklu’daki basınç odasına yetiştirmesini...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-4920521909101451174?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/4920521909101451174/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2012/01/kis-bogazi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/4920521909101451174'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/4920521909101451174'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2012/01/kis-bogazi.html' title='KIŞ BOĞAZI...'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-kVITcThgrUo/TxMlixi5QUI/AAAAAAAAAc0/avCOnH5HwNw/s72-c/PIC_0290_2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-7654420559336077283</id><published>2012-01-12T03:05:00.000-08:00</published><updated>2012-01-12T03:05:05.830-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DALIŞ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ORIS'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='CITIZEN'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DALMAK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='CASIO'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='SEIKO'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DALGIÇ SAATİ'/><title type='text'>EN GÜZEL ZAMANLARIM...</title><content type='html'>İlk dalışımdan yıllar önce başladım dalgıç saati takmaya. Aslını sorarsanız, ilk saatlerime pek dalgıç saati denemezdi bugün sahip olduklarımla kıyaslayınca. Casio’nun 200 metreye testli, ki kasasının üzerinde bu derinlikte su geçirmediği yazıyordu, oldukça basit bir modelini satın almak için, lise son sınıfta tam iki ay para biriktirmiştim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uğruna öğle yemeklerinden vazgeçtiğim, karnımın gurultusunu duymazdan geldiğim ilk dalgıç saatimin derinlerdeki dünyayı hiç görmemiş olması çok acıdır. Onunla bir fotoğrafım bile yok. Neye benzediğini hayal meyal hatırlıyorum. Ancak bileğime ilk kez taktığımda hissettiğim sevinç hâlâ tazeliğini koruyor. Dijital ekranında yanıp sönen rakamlardan fazlasını görmüştüm sanki. Dalgaların altında geçireceğim nice keyifli zamanların ipuçları gibiydi dijital rakamlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derin karanlığın zorlayıcı şartları, burada bulunmaya cesaret eden her şeyin çok dayanıklı olmasını şart koşuyor. Dalgıç için vazgeçilmez olan bu kural, saati için de geçerli. Sualtında geçen zamanı hatasız olarak bilmenin hayati önemi var. Dalgıcın saati her koşulda mükemmel çalışmayı sürdürmeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-66j7bkbWlMs/Tw69Wxa7YYI/AAAAAAAAAb8/m9vMEmSBSew/s1600/IMG_0909.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" kba="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-66j7bkbWlMs/Tw69Wxa7YYI/AAAAAAAAAb8/m9vMEmSBSew/s200/IMG_0909.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Amaca uygun olarak üretilmiş ilk gerçek dalgıç saatimi 1989’da aldım. Casio G-Shock’u fakülteden arkadaşım Nazım Ulucan önermişti. “Dayanıklı mı?” diye sormuştum. Cevap vermeden bileğindeki saatini hızla masaya vurmuştu. Plastik çerçevenin bir milimetre altındaki camı değil kırmak, çizmeye bile yetmemişti bu sert darbe. Sorumun cevabını almıştım. Sonraki 3 yıl boyunca karanlık diplerde geçirdiğim zamanları hep onun ekranında izledim. Az kahrımı çekmedi. Derken bir gün ayrılık vakti geldi. Yıllarca birlikte daldığım bir arkadaşıma hediye ettim onu. Hiç görmediğim sulara, Hazar Denizi’ne, Basra Körfezi’ne gitti Anagelich’in (Babaey) kolunda. Kimbilir şimdi ne haldedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-4aQ9WDq1L0Y/Tw69dzSckQI/AAAAAAAAAcE/v_D2Wbzh3RQ/s1600/IMG_0905.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" kba="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-4aQ9WDq1L0Y/Tw69dzSckQI/AAAAAAAAAcE/v_D2Wbzh3RQ/s200/IMG_0905.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Casio G-Shock’umdan ayrılmama yıllardır hayalini kurduğum bir başka dalgıç saati neden olmuştu. Seiko Diver’s 200 modeli, kuartz mekanizmalı analog bir saattir. 200 metre derinliğe testli saatin kalın safir camla korunan siyah kadranı hemen dikkat çeker. “Neden kolunda küçük bir duvar saati taşıyorsun?” diye sormuştu bir seferinde bir arkadaşım. Gülüp geçmiştim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-OGOVegMazNs/Tw69kAAW0jI/AAAAAAAAAcM/Lvm4UJ6um7w/s1600/IMG_0906.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" kba="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-OGOVegMazNs/Tw69kAAW0jI/AAAAAAAAAcM/Lvm4UJ6um7w/s200/IMG_0906.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Annemle babamın fakülteden mezuniyet hediyesi ilk Seiko’mu 10 yıla yakın bir süreyle kullandım. Büyük Okyanus’a bile daldık birlikte. Yıllık bakımları haricinde kolumdan pek çıkarmazdım; o kadar bağlıydım Seiko’ma...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beraber yaşadığımız onca maceranın basıncıyla o da yoruldu sonunda. Camı çizildi, zaman çemberi yıprandı... Günün birinde onun yerini, titanyum kasalı, güneş enerjisiyle çalışan bir Citizen EcoDrive aldı. Seiko’ma ne mi oldu? Deniz kabuklarımı ve bir yığın ıvır zıvırı sergilediğim vitrinde emekliliğin tadını çıkarıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her nedense Citizen EcoDrive’a bir türlü alışamadım. Oysa, Japonya’daki aylık bursumun beşte biri olan 30.000 Yen’i, sırf bu saati almak için harcamıştım. 2005’de Kızıl Deniz’de dalarken de kolumda o vardı. Tropikal cennetti birlikte dolaşmıştık. Olmayınca olmuyor. Yine de kıyamadım ona. Bir çekmecenin karanlığında unutulup gitmesine gönlüm razı olmadı. Bir başkasının kolunda bile olsa deniz suyuyla ıslanmalıydı. Islanıyor da...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok sevdiğim bir başka arkadaşıma, “zıpkıncı” Emin’e (Yiğitler) hediye ettim onu. Artık bir başka deniz kurdu için derinlerde akıp giden zamanı gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/--cjQv-m48Mk/Tw69rgpqVII/AAAAAAAAAcU/y02bevf92i8/s1600/IMG_0907.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" kba="true" src="http://1.bp.blogspot.com/--cjQv-m48Mk/Tw69rgpqVII/AAAAAAAAAcU/y02bevf92i8/s200/IMG_0907.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;İkinci Seiko’mu 2007’de aldım. Takan kişinin kol hareketleriyle otomatik şarj olan, elektro-mekanik bir saatti. Mucitleri, kristal cam, paslanmaz çelik ve karmaşık bir mekanizmadan yarattıkları bu şahesere Seiko Kinetic adını vermişler. Zamana adanmış kusursuz bir makinedir o. Güvenilir bir dost, sadık bir dalış arkadaşıdır. Saniye şaştığını hatırlamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-jFEoS75O_1s/Tw69xfcjdaI/AAAAAAAAAcc/yKdOxXzYyQI/s1600/IMG_0910.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" kba="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-jFEoS75O_1s/Tw69xfcjdaI/AAAAAAAAAcc/yKdOxXzYyQI/s200/IMG_0910.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Casio firması 2008’de G-Shock’un 25. yıldönümü anısına DW-5000 modelini, şık bir teneke kutuda yeniden piyasaya sürdü. Dayanamadım ve hemen bir tane aldım. İlk G-Shock’umdan farklı olarak, ikincisinin arka kapağı gövdeye kendiliğinden vidalanıyor. Açmak için özel bir anahtar kullanmak şart. Kronometresinin rahatlığını özlemişim. Onca yıldan sonra, derin dalışlarda yine kolumda. Onunla dalmak eski bir dostla buluşmak gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-yjlt9xw_Org/Tw694IPLu1I/AAAAAAAAAck/tHDAZ9rHWFU/s1600/IMG_0914.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" kba="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-yjlt9xw_Org/Tw694IPLu1I/AAAAAAAAAck/tHDAZ9rHWFU/s200/IMG_0914.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Geçtiğimiz Ekim ayında eşim Özgür, güzelliğini tanımlamakta zorlandığım şahane bir dalgıç saati hediye etti bana. Yine kol hareketleriyle otomatik olarak kurulan, 300 metre testli mekanik bir Oris. Lacivert kadranı dalga çizgileriyle süslenmiş. Sürekli beni çağıran derinlikleri görür gibiyim kadrandaki dalgaların altında. Çoğu zaman saatin kaç olduğunu öğrenmek için değil, kendimi iyi hissetmek için bakıyorum ona. Belki bir gün oğlum Derin takar koluna...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-4ddd9iZsWSs/Tw69_dZdlJI/AAAAAAAAAcs/8wGVVx6rJmc/s1600/IMG_0903.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" kba="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-4ddd9iZsWSs/Tw69_dZdlJI/AAAAAAAAAcs/8wGVVx6rJmc/s200/IMG_0903.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Kaybettiğim, hediye ettiğim ya da elimde kalan tüm dalgıç saatlerim, sıradan bir zaman göstergesinden daima daha fazlasını ifade ettiler bana. Onları kolumda taşımaktan, onlara bakmaktan hiç bıkmadım, bıkmam da. Çünkü onlar en güzel zamanlarımın tanıkları.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-7654420559336077283?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/7654420559336077283/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2012/01/en-guzel-zamanlarim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/7654420559336077283'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/7654420559336077283'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2012/01/en-guzel-zamanlarim.html' title='EN GÜZEL ZAMANLARIM...'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-66j7bkbWlMs/Tw69Wxa7YYI/AAAAAAAAAb8/m9vMEmSBSew/s72-c/IMG_0909.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-3792366028677792312</id><published>2012-01-08T23:49:00.000-08:00</published><updated>2012-01-08T23:49:54.792-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BOĞAZ DALIŞ GECE DALIŞI TRAKONYA'/><title type='text'>ZEHİRLİ Mİ ZEHİRLİ!..</title><content type='html'>Makbul sayılmayan balıklardandır trakonya. Çarşıda, pazarda hemen hiç görmezsiniz onu. Zaten tanıyan da, pişirmeyi bilen de pek yoktur. Balıkçıların çekindiği mahlukatlardandır. Cüssesine aldanıp adam yerine koymayan acemilerin vay haline! Trakonya en acılı dersle öğretir kendisiyle şaka yapılmaması gerektiğini...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-AgFO2oPd99o/Twqa6XDvZuI/AAAAAAAAAbk/GIrVqnfBT7g/s1600/Trakonya.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="101" rea="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-AgFO2oPd99o/Twqa6XDvZuI/AAAAAAAAAbk/GIrVqnfBT7g/s200/Trakonya.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Öyle çok büyük bir balık değildir, boyu yarım metreyi bile bulmaz. Ağzındaki belli belirsiz dişler de insanın etine geçmez. Gelin görün ki ustası da acemisi de çekinir, ağa veya oltaya takılmış trakonyaya dokunmaya. Güçsüz de olsa, çelimsiz de olsa, deniz insanları arasında namı almış yürümüştür, “aman ha dikkatli dokun, hatta iyisi mi ez kafasını, kaldır at denize” diye! Ne de olsa çok zehirlidir trakonya; denizin en güçlü zehirlerinden birini taşır bedeninde. İnsanı sokmaya görsün, acıdan kıvrandırır, perişan eder...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen gece yine Beykoz’da aldık soluğu. Aslında bir hafta geçti bu hikâyenin üzerinden, ama bir türlü elim varıp da yazamadım. İş güç...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sefer uzun bir dalış yapmak niyetindeydik. O yüzden birer tane de deko tüpü almıştık yanımıza. Kıyıdan kanalın eteğine gidip gelmek, akıntıda 20 dakikayı buluyor. Buna bir o kadar da dip zamanı eklenince, 30-35 m’de 40 dakikalık bir dalış görünüyordu bize.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece, akıntı, navigasyon ve toplam 40 dakika dekompresyon... Bir geceye ancak bu kadar macera sığdırılabilir. Fazlası bünyeye zarar; mazallah dalıştan soğutur adamı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çekek yerindeki sayısız tahta iskelede, boğazın emektar sandalları günün yorgunluğunu atarken aralarından geçiyoruz. Malzemeyle birlikte ağırlığım 100 kilodan fazla. Teoman’la Ulaş da benden aşşağı kalmazlar. İskeleler hiç emniyetli görünmüyor. Birini seçip üzerinde ilerliyoruz. Deniz yorgunu tahtalar attığımız her adımda esniyor. Bir yerimizi kırmadan suya girmek için harcadığımız çaba cambazları kıskandırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-3bxNiK8fy4A/TwqbEWnqXsI/AAAAAAAAAbs/eSzCrVUcTQk/s1600/DSC04940_1.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="133" rea="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-3bxNiK8fy4A/TwqbEWnqXsI/AAAAAAAAAbs/eSzCrVUcTQk/s200/DSC04940_1.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Suya girmemle birlikte sağ ayağıma, topuğun biraz üstünden ince bir serinlik yayılıyor. Onca dalışın ardından kuru elbisem artık su sızdırmaya başladı. Allah’tan çok fazla değil; sağ ayağımdaki ıslak serinlik pek rahatsız etmiyor. Kış dalışında olur böyle şeyler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akıntıyla tatlı tatlı sürüklenirken karşılaştığımız çöplerin bazıları, koyda nesillerdir süren balıkçılık telaşının öyküsünü anlatıyor. Yosun bağlamış palamar halatları, lime lime olmuş gırgır yakaları, olta kurşunları, örümcek ağını andıran misina yığınları...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denizden bir parça koparmaya çalışırken denizin el koyduğu nesnelerin arasında can çekişen pavuryalar, balıklar var. Dipte unuttuklarımız, denizden can alan bir tuzağa dönüşüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-IOPCNaLEGnU/TwqbLWaj6GI/AAAAAAAAAb0/zzoidYNnt_0/s1600/Trakonya2.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" rea="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-IOPCNaLEGnU/TwqbLWaj6GI/AAAAAAAAAb0/zzoidYNnt_0/s200/Trakonya2.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Balıkçıların dokunmaya çekindiği trakonya da bu tuzaklardan birinin yakınında uyukluyordu. Güçlü ışıklarımız belli ki uykusunu kaçırmıştı. Denizin güçlü zehrini taşıyan kalın dikenli kara yüzgecini tehditkâr bir ifadeyle açmakta gecikmedi. “Dokunmayın” der gibiydi gözleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dokunmadık... Birkaç poz fotoğrafını çektik ve onu canlı görmüş olduğumuz için şanslı saydık kendimizi. Yine de insan kendine sormaktan alamıyor, acaba gelecek sefer yine burada karşılaşacak mıyız onunla diye. Etrafta o kadar çok tuzak var ki onun ve onun gibi nicelerinin canını almak için bekleyen...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-3792366028677792312?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/3792366028677792312/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2012/01/zehirli-mi-zehirli.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/3792366028677792312'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/3792366028677792312'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2012/01/zehirli-mi-zehirli.html' title='ZEHİRLİ Mİ ZEHİRLİ!..'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-AgFO2oPd99o/Twqa6XDvZuI/AAAAAAAAAbk/GIrVqnfBT7g/s72-c/Trakonya.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-7496445633945807135</id><published>2011-12-30T05:57:00.000-08:00</published><updated>2011-12-30T06:03:46.867-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BOĞAZ DALIŞ İSTANBUL BOĞAZI AKINTI DALIŞI KAYIŞ BALIĞI'/><title type='text'>GENÇLİK DENİZLERİM...</title><content type='html'>Başladığım yere döndüm yıllar sonra. Neredeyse 25 yıl önce, hayatımda ikinci kez nargileyle dalarken, derinlerdeki yazgıma biraz ürkek, ama fazlasıyla keyifli bir hevesle yol almıştım. Beykoz Koyu, gençlik denizlerim, derinlerdeki dünyayı tanımaya başladığım, tuz kokan, yosun kokan okulum... Buranın her kulacında anılarım var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://derintakip.blogspot.com/2010/11/firtinaya-yenik-dustu-kenan-seker.html" target="_blank"&gt;Boğazda nargileyle daldığım, salyangoz topladığım günleri, size uzun zaman önce anlatmıştım&lt;/a&gt;. Bulanık, soğuk ve akıntılı sularda geçmişti çıraklığım. Gençlik denizlerim belki hırçındı, ama bana çok şey kattı. Denize saygı duymayı öğretti bana. Korkumu kontrol etmeyi, korkmanın ayıp olmadığını öğretti. Ama en önemlisi, her dalıştan keyif almayı, hayal kırıklığına uğramamayı, en olanaksız görünen koşullarda bile yaşam izleri aramayı öğretmişti bana gençlik denizlerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-unj2vjiqyOw/Tv3BVrdPihI/AAAAAAAAAbE/bBNQptSYBa0/s1600/PIC_0243.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" rea="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-unj2vjiqyOw/Tv3BVrdPihI/AAAAAAAAAbE/bBNQptSYBa0/s200/PIC_0243.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Hava o kadar soğuktu ki, arabamın tavanı ince bir buz tabakasıyla kaplanmaya başlamıştı. Her soluk verişimizde istim salıyorduk sanki. Boğazın eski buharlı gemileri gibiydik, bir düdük çalmadığımız eksik. Beykoz Balıkçı Barınağı’nın karşısındaki otoparkta hazırlanıyorduk Teoman’la (Naskali). Birkaç metre ötemizdeki otobüs durağında titreşen kızlı erkekli bir grup, ifadesiz gözlerle bizi seyrediyordu. Kurşulanlarla iyice ağırlaşan tüpümü rahat kuşanmak için duraktaki bankın üzerine yerleştirirken bir otobüsün kapısı açıldı. Şöförün yüzündeki ifade şaşkınlıkta yıldızlı pekiyi alırdı. Gece vakti nereden çıktı bu deliler der gibiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10’a çeyrek kala suya girdik. Sıcaklık 8 derece. Nihayet biraz ısındım. 18 yaşındayken aynı mevsimde aynı suya ıslak elbiseyle girerdim! Gençlik ateşiyle soğuk işlemezdi derime. Şimdi kuru elbise giymiş olmama rağmen yine de hafif bir serinlik hissediyorum. Yaşlanıyor muyum ne?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gece suya girmek için seçtiğim yer, nargile teknemiz Kenan Şeker’i yıllar önce bağladığımız iskelenin yakınında. Bir anlığına emektarın güvertesindeymişim gibi hayal ettim kendimi. Arkadaşlarım geldi aklıma. Bir avuç gözü kara deniz aşığı... Başımızda ustam Adnan abi. Elimi uzatsam Kenan Şeker’e dokunacak gibiyim. Aynı mekanda iki farklı zamanı yaşıyorum. “Korkma...” diye sesleniyorum gençliğime, “Korkma, gir suya! Yaşamındaki en güzel anlar başlamak üzere... Beni bunlardan mahrum etme...”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzüme çarpan soğuk suyla daldığım hayallerden sıyrılıyorum. Teoman’la işaretleşiyoruz. Kendi yaptığı kapalı devreyle dalıyor bu gece. Benden yayılan fokurtuların aksine onda çıt yok. Arasıra oksijen ölçerden gelen sinyaller de sesten sayılmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-DRP6RkEu70k/Tv3BgihhfYI/AAAAAAAAAbQ/on_u0Y9Q9sw/s1600/PIC_0268.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" rea="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-DRP6RkEu70k/Tv3BgihhfYI/AAAAAAAAAbQ/on_u0Y9Q9sw/s200/PIC_0268.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Koyun kıyılarını yalayarak kuzeye yönelen hafif akıntı derinlerde güçleniyor. Yine de çok şiddetli değil, palet çırparken fazla zorlanmıyoruz. Kamyon lastikleri, teneke kutular, bira şişeleri, binbir çeşit çöp... Çamurun üstü yıllar önce bıraktığım gibi. Koyun sakinleri birer ikişer görünmeye başladılar. Kömürcü kayabalıklarının bazıları neredeyse bir palamut kadar iri. Suyu yakamozlandıran istavrit ve gümüş sürüleri dönüşümü kutluyor gibiler. Derken dipte yılan gibi kıvrılan pembemsi kahverengi bir gölge beliriyor. Dibine kadar sokuluyorum, kaçmıyor benden. Birbirimizin sakinliğinden cesaret alıyoruz sanki. Sırtında başın arkasından başlayan ve anüse kadar kesintisiz devam eden yüzgecinin kenarları siyah bir şeritle çevrelenmiş. Çenesinin altındaki bir çift sakalla çamuru karıştırıyor. &lt;em&gt;Ophidion&lt;/em&gt; türü kayış balığı bu gecenin sürprizi oldu. Adım başı onlardan var dipte. İrili ufaklı kayış balıkları çamuru eşeleyip yem araken akıntıyla adeta dans ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Y2jTIDeIUzw/Tv3BmapWy-I/AAAAAAAAAbc/TqfvvbcMJRw/s1600/PIC_0256.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" rea="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-Y2jTIDeIUzw/Tv3BmapWy-I/AAAAAAAAAbc/TqfvvbcMJRw/s200/PIC_0256.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Lüfer gibi, palamut gibi tezgâha düşmediğinden olsa gerek, İstanbul halkı pek tanımaz kayış balığını. Balıktan sayılmayan, çerçöp muamelesi yapılan balıklardandır o da. Sofraları süslemediği, para etmediği için değer verilmez. Oysa o da özbeöz boğaz çocuğudur, İstanbulludur, Marmaralıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30 m derinde dibin eğimi de akıntının şiddeti de artıyor. Gemilerin pervaneleri denizi bronzdan yumruklarla dövüyor. Kanala yaklaşmış olmalıyız. Gece kanala girmek planımızda yoktu. Geri dönme zamanı geldi artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akıntıya karşı yüzerken balıklar eşlik ediyor gece ziyaretçilerine. Gençlik denizlerini unutma, arayı çok açma, özletme kendini diye fısıldıyorlar sanki. Ne de olsa dünyamıza burada adım attın, aramıza burada karıştın der gibiler, karanlık dip arkamızda kalırken.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-7496445633945807135?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/7496445633945807135/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/12/genclik-denizlerim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/7496445633945807135'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/7496445633945807135'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/12/genclik-denizlerim.html' title='GENÇLİK DENİZLERİM...'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-unj2vjiqyOw/Tv3BVrdPihI/AAAAAAAAAbE/bBNQptSYBa0/s72-c/PIC_0243.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-1055543206556611048</id><published>2011-12-27T03:04:00.000-08:00</published><updated>2011-12-27T03:04:21.920-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DERİN DALIŞ ÖZGÜRLÜK MUTLULUK'/><title type='text'>DERİNLİK... ÖZGÜRLÜK... MUTLULUK...</title><content type='html'>Bu dünyada kendimi en mutlu ve en özgür hissettiğim yerin adını verdim oğluma. Derin, sonsuz mutluluk kaynağım, derinlikler de öyle... Dipsiz bir huzur kuyusu, içine düşmekten hiç korkmadığım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-RQTP0Hp9KlU/Tvmlzp-RvSI/AAAAAAAAAag/Qz9Thdhqx0g/s1600/PIC_0236.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" rea="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-RQTP0Hp9KlU/Tvmlzp-RvSI/AAAAAAAAAag/Qz9Thdhqx0g/s200/PIC_0236.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;İşte yine boşlukta düşüyorum. Loş bir aydınlık sarıyordu çevremi başta, o da hızla kayboldu, söndü gitti. Boz, bulanık dip hayal meyal akıp gidiyor altımda. Bir ara omzumun üzerinden, bembeyaz bir ışık çizgisi karanlığı delip geçiyor. Bir başkası onu izlemekte gecikmiyor. Her ışık çizgisinin gerisinde, derin karanlıkta süzülen bir gölge var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneş yabancısı bu dünyanın, sanki hiç doğmamış gibi buralarda. Önümüzde ucu bucağı belli olmayan bulanık bir karanlık var. Derinlik arttıkça, giderek koyulaşıyor. Aydınlığa o kadar aç ki, fenerlerimizin güçlü ışığını bir çırpıda yutup yok ediyor. Işığı emen bir karanlık var derinlerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-sIBNb_kbcPk/Tvml6CBE45I/AAAAAAAAAas/OEL3hmBJySw/s1600/PIC_0240.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" rea="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-sIBNb_kbcPk/Tvml6CBE45I/AAAAAAAAAas/OEL3hmBJySw/s200/PIC_0240.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Omuz askılarıma taktığım dekompresyon tüplerimi kontrol ediyorum. İkisi de yerli yerinde. Karadayken eklemlerimi sızım sızım sızlatan ağırlıktan eser kalmadı. Suyun kaldırma gücü denge yeleğindeki havayla birleşince, yerçekimi hükmünü yitirdi yüzeyin 50 m altında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ait olduğum dünyadayım artık. Derin’likte, Özgür’lüğü ve mutluluğu buluyorum. Derin ve Özgür... Oğlumun ve karımın isimleri... Birini ben seçtim, diğeri derin karanlıkla paylaşacağını bile bile beni seçti!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-SZDI1BZb-ck/TvmmCK_LNFI/AAAAAAAAAa4/LI_hyqFhgMo/s1600/DSCN3961.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" rea="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-SZDI1BZb-ck/TvmmCK_LNFI/AAAAAAAAAa4/LI_hyqFhgMo/s200/DSCN3961.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Oğlumun göbek bağını denize gömmek istediğimde, Özgür hiç itiraz etmemişti. Derin, adını aldığı derinliklere göbeğinden bağlı. Aslında aynı şey tüm kara insanları için geçerli! Yaşam suda başlamadı mı? Hepimiz az çok göbekten bağlı değil miyiz derinlerdeki yaşama? Köklerimiz derinlere uzanıyor. Aldığım her nefesin değeri var burada. Yavaşça, sakince nefes alıp vermek, yaşamak demek. Derin’lerde Özgür’ce yaşadığımı hissediyorum ve böyle yaşamak beni mutlu ediyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-1055543206556611048?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/1055543206556611048/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/12/derinlik-ozgurluk-mutluluk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/1055543206556611048'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/1055543206556611048'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/12/derinlik-ozgurluk-mutluluk.html' title='DERİNLİK... ÖZGÜRLÜK... MUTLULUK...'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-RQTP0Hp9KlU/Tvmlzp-RvSI/AAAAAAAAAag/Qz9Thdhqx0g/s72-c/PIC_0236.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-748940040899494786</id><published>2011-12-21T04:40:00.000-08:00</published><updated>2011-12-21T04:47:34.634-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MARMARA DALIŞ YAŞAM GECE HAYAT'/><title type='text'>YAŞAMIN GÖLGELERİ</title><content type='html'>&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Deniz, gece olunca daha sakin, daha konuksever olur. Sular karardıkça denizin çekingenliği de kaybolur. Gündüz sakladığı tüm sırları birer ikişer açığa çıkar. Sabahki ürkekliğinden eser kalmaz. Yaşamla aranızdaki mesafe alabildiğine azalır. Kulağa ne kadar ürtkütücü gelirse gelsin, gece dalmak bambaşka bir deneyimdir. Karanlığın kalın örtüsü aralandıkça, sıradışı bir gece hayatına tanık olursunuz derinlerde.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-FB5QhN6IXwQ/TvHS7A7VR_I/AAAAAAAAAZ8/lI3cHI6tudo/s1600/PIC_0023.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" oda="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-FB5QhN6IXwQ/TvHS7A7VR_I/AAAAAAAAAZ8/lI3cHI6tudo/s200/PIC_0023.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-TJ2x8ebY1oA/TvHTIB3liDI/AAAAAAAAAaE/6FaJrVKvI_w/s1600/PIC_0155.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" oda="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-TJ2x8ebY1oA/TvHTIB3liDI/AAAAAAAAAaE/6FaJrVKvI_w/s200/PIC_0155.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Geçen cuma televizyonun karşısında miskinlik yapmak yerine, İstanbul’un sıradışı gece hayatına karışmayı tercih etmiştik yine. Kentin farklı kıyılarından karanlığa dalıp, birkaç saatliğine bile olsa bu hayatın bir parçası olmak, ertesi gün çektiğimiz uykusuzluğu affettiren bir mazeretti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Karanlığın kıyısındaydık yine. Sıradışı bir gece yaşamamıza az kalmıştı. Hazırlanırken gevezelik ediyorduk bir yandan. Mavramız boldur, havadan sudan konuşur dururuz. Günün tüm yorgunluğu, sıkıntısı, sözlere karışıp gider. Bir nevi terapidir kıyıdaki muhabbetler. Üstelik beleştir. Bir servet ödemezsiniz birileri derdinize kulak versin diye. Fakat asıl rahatlama denizin ıslak kucağında yaşanır. Dostların kaldığı yerden deniz devralır vazifeyi. Suya girer girmez kalan sıkıntılarımız akar gider.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teoman (Naskali), Ulaş (Oyal) ve bendeniz, lodos yüzünden kıyının harman yerine döndüğünü bile bile gelmiştik bu gece Kartal’a. Allah’tan dalgalar beklediğimiz kadar sert değildi. Aksi halde rahatlayalım derken, sahildeki kayaların üzerine afiş olmak da vardı. Lodos şakaya gelmez! Alimallah önüne kattığı gibi savurur atar adamı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-qO5BTYH3_IY/TvHTj29BGnI/AAAAAAAAAaU/6tUQOX_ar4M/s1600/PIC_0229.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" oda="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-qO5BTYH3_IY/TvHTj29BGnI/AAAAAAAAAaU/6tUQOX_ar4M/s200/PIC_0229.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Gece denizi ne renktir, hiç düşündünüz mü? Siyah mı, katran karası mı? Bence ikisi de değil. Tonları sürekli değişen bir karanlığı andırır gece denizi bana. Yaşayan, yaşama kucak açan bir karanlık hakimdir gece derinlere. Siyah deyip geçmek, küçümsemek, haksızlık etmek olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-A4cjAJisiP4/TvHTPUW3IGI/AAAAAAAAAaM/WOo_R6A3UTY/s1600/PIC_0233.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" oda="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-A4cjAJisiP4/TvHTPUW3IGI/AAAAAAAAAaM/WOo_R6A3UTY/s200/PIC_0233.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;Ortalığı gündüze çeviren geniş açılı aydınlatmayı sevmem gece dalışında. Bu kuralı sadece fotoğraf ya da film çekerken bozarım. Karanlığı bıçak gibi yaran, parlak, güçlü, dar bir ışık hüzmesi... Gece denizinde yol gösteren ışıktan bir çizgi... Karanlığın büyüsünü bozmayan, ancak çevreyi izlememi de sağlayan dost bir aydınlık... Daracık ışıklı yolun karanlık sınırlarında gece denizinin sürprizleri dolanır. Karanlık örtüsünün katları aralandıkça, sıradışı gece hayatının müdavimleri utana sıkıla kendilerini gösterirler. Uyanıkken düş görmektir gecenin karanlığına dalmak. Gölgeler gelir geçer çevrenizden. O gölge, ya gümüş ya da gelincik balığıdır. Bazen zırh kuşanır, ıstakoz ya da pavurya oluverir. Gece derinlerde, yaşamın gölgeleriyle kuşatılırsınız. Gölgelerin rengine bürünür gece denizi. Uyanmak istemediğim bir düştür. Bu yaşam dolu düşü İstanbul’un yanıbaşında, Marmara’nın derin karanlığında görmek, onu daha da güzelleştirir.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-748940040899494786?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/748940040899494786/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/12/yasamin-golgeleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/748940040899494786'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/748940040899494786'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/12/yasamin-golgeleri.html' title='YAŞAMIN GÖLGELERİ'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-FB5QhN6IXwQ/TvHS7A7VR_I/AAAAAAAAAZ8/lI3cHI6tudo/s72-c/PIC_0023.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-4979019242402260573</id><published>2011-11-14T10:22:00.000-08:00</published><updated>2011-11-14T10:29:28.901-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MARMARA DALIŞ YAŞAM DENİZ CANLILARI'/><title type='text'>DERİN MARMARA YAŞIYOR</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-QdSiSGNdYSg/TsFbJZ1dA2I/AAAAAAAAAZc/j1cam8OAgSg/s1600/Resim2.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://3.bp.blogspot.com/-QdSiSGNdYSg/TsFbJZ1dA2I/AAAAAAAAAZc/j1cam8OAgSg/s200/Resim2.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Dışarıdan bakınca bazı deniz hayvanlarını kolayca bitkiye benzetebilirsiniz. Eğer karada yetişselerdi hiç tereddüt etmeden evinizin başköşesine yerleştirirdiniz onları. Darıca’da 55 m derinde küçük bir taş parçasına tutunarak yaşamını sürdüren sepet yıldızı da (&lt;i&gt;Antedon mediterranea&lt;/i&gt;), ilk bakışta insanı kolayca kandırabilen bir yaşam biçimi. Ortak bir gövdeden çıkan ince kolları, simetrik olarak dizilmiş narin tüycüklerle süslenmiş. Dipteki zayıf akıntının etkisiyle tüycükler belli belirsiz hareket etseler de, kollarda kıpırtıdan eser yok. Fakat bu aldatıcı bir durgunluk. Akıntıyla gelen bir nesnenin sepet yıldızına dokunması, kollarını içeriye doğru kapatarak sıkı bir yumruk oluşturması için yeterli bir uyarı. Korunma içgüdüsüyle kapanan kollar kısa bir süre sonra yeniden açılıyor ve sepet yıldızı arkasında şu soruyu bırakarak eski halini alıyor: Bu nasıl bir canlı, bitki mi, yoksa hayvan mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şekliyle narin bir çiçekten farkı olmayan sepet yıldızı, aslında omurgasız bir deniz canlısıdır. Hayvanlar aleminin derisidikenliler (echinodermata) şubesinde sınıflandırılan sepet yıldızı, Marmara’nın derin karanlığında gezintiye çıkan bir dalgıcın rastlayabileceği sıradışı yaşam biçimlerinden sadece biri. Bu küçük içdenizin derinlerinde var olmaya çabalayan yaşam, renk, şekil ve çeşitlilik açısından bakıldığında kara insanlarının hayal gücüne sığmayacak zenginlikte...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-I4l8ZcYvyko/TsFbba4pvDI/AAAAAAAAAZk/BIMi9RMM36k/s1600/Resim4.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="133" src="http://1.bp.blogspot.com/-I4l8ZcYvyko/TsFbba4pvDI/AAAAAAAAAZk/BIMi9RMM36k/s200/Resim4.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Dalış kariyerimin başladığı Marmara Denizi, dünyanın en özel sucul ekosistemlerinden birine ev sahipliği yapıyor. Artık binlerle ifade ettiğim dalışlarımın çoğunu Marmara’da yapmış olmamdan dolayı, ona karşı derin bir sevgi beslediğimi inkâr edemem. Ancak, içdenizi dünyanın sayılı sucul ekosistemlerinden biri olarak değerlendirmemin temelinde şahsi duygulardan fazlası var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akdeniz’in ve Karadeniz’in Marmara’da karşılaşan suları, kendi ekosistemlerinde var olan canlıları da beraberlerinde getirir. Aslında Marmara’ya akan iki denizin sularından fazlasıdır. Arkası kesilmeyen iki taraflı bir yaşam akışıdır içdenizi besleyen. Türlerin Akdeniz’e ya da Karadeniz’e geçişlerine izin veren ya da engelleyen ekolojik koşullarıyla, boyutlarından beklenmeyen bir güce sahiptir. Suyla gelen her canlıyla Marmara’nın dip yaşamı daha da zenginleşir, renklenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-GwnuFQUvmCg/TsFbogrIxlI/AAAAAAAAAZs/En_Wt-wACh4/s1600/Resim6.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://4.bp.blogspot.com/-GwnuFQUvmCg/TsFbogrIxlI/AAAAAAAAAZs/En_Wt-wACh4/s200/Resim6.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;17 Ağustos 1999’da Marmara’yı sarsan ve arkasında korkunç bir yıkım bırakan deprem, gözümüzü içdenizin en derin noktalarına çevirmemize neden oldu. Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın deniz altında ilerleyen bölümlerini incelemek amacıyla derin karanlığa gönderilen sualtı araçlarının kameraları, içdenizin dibinde faydan daha fazlası olduğunu ortaya çıkardığında, Marmara’daki dip yaşamının derin deniz çukurlarına kadar yayıldığı görüldü. Tekirdağ çukurunun 1000 m’yi aşan derinliğinde görüntülenen çivili köpekbalığı (&lt;i&gt;Echinorhinus brucus&lt;/i&gt;) ve makrurid balıklar (Macruridae sp.), derin Marmara’da objektiflere takılan yaşamlardan sadece birkaç örnekti. Her fırsatta öldüğünden söz edilen içdeniz, yüzeyinden en dibine kadar yaşamla doluydu. Bu zenginliğin çoğunu görmek için öyle çok derinlere inmeye de gerek yok; bir maske bir de şnorkel yeterli bu dünyaya ilk adımı atmak için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En güzel dalışlarımın çoğunu Marmara’da yaptığımı söylediğimde, dinleyenlerin yüzünde genellikle şaşkınlık ve inanmazlık arasında gidip gelen bir ifade belirir. Marmara’nın ölü bir deniz olduğu, derinlerinde zengin bir canlı yaşamı bulmanın mümkün olmadığı düşüncesi günümüzde çok kabul gören bir ezber. İç denizin capcanlı, cıvıl cıvıl geçmişini hatırlayanlar birer ikişer hayata veda ettikçe, Marmara’nın derinlerinde yaşam barınmadığı ezberi de toplumda giderek yaygınlaşıyor. Beni dinleyenlerin yüzlerindeki inanmaz ifadenin altında çoğunlukla bu yanlış algı yatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marmara, tümüyle bize ait olan bir içdeniz. Onu korumak için, kurukuruya sahiplenmekten daha fazlasını yapmamız gerektiği açıkça görülüyor. Marmara’nın dibindeki yaşam ilgiyi fazlasıyla hakediyor. Çöple, kanalizasyonla, molozla kirlettiğimiz, plansız kentleşmenin yol açtığı arazi gereksinimini karşılamak için düşünmeden doldurduğumuz Marmara’nın binlerce yılda dokunmuş bir yaşam örgüsü olduğu, insani çıkarlar söz konusu olduğunda nedense hiç aklımıza gelmiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-B8V3bSNBohs/TsFb1CzTLgI/AAAAAAAAAZ0/aRfqhbFMXOg/s1600/Resim1.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="133" src="http://3.bp.blogspot.com/-B8V3bSNBohs/TsFb1CzTLgI/AAAAAAAAAZ0/aRfqhbFMXOg/s200/Resim1.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Doğal yaşamı önemsemeden attığımız kentsel ve endüstriyel adımlarla Marmara’yı defalarca ölümün eşiğine getirdiğimizi kabul ediyorum. Ancak o bulduğu her fırsatta yeniden dirilmeyi başardı. Ona yapılanları hafızasından silerek derinlerde yeni bir yaşamı ateşleyecek gücü buldu kendisinde. Olanca ilgisizliğimize, ona karşı meraksızlığımıza ve merhametsizliğimize rağmen hem de. Derinlerde gizlenen yaşamları tanımak için, artık Marmara’nın dibine daha çok bakmalıyız. Çünkü onu koruma hevesimizi artıracak tek motivasyon, derinlerde gizlenen yaşamın zenginliği.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-4979019242402260573?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/4979019242402260573/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/11/derin-marmara-yasiyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/4979019242402260573'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/4979019242402260573'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/11/derin-marmara-yasiyor.html' title='DERİN MARMARA YAŞIYOR'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-QdSiSGNdYSg/TsFbJZ1dA2I/AAAAAAAAAZc/j1cam8OAgSg/s72-c/Resim2.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-1141145468303169133</id><published>2011-09-17T06:54:00.000-07:00</published><updated>2011-09-17T06:54:04.390-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MARMARA BOZCAMGÖZ BOĞAZİÇİ İSTANBUL DALIŞ'/><title type='text'>SABAH SABAH BOZCAMGÖZ...</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal"&gt;Onunla böyle karşılaşmayı hayal etmemiştim. Issız, karanlık ve derin bir yamacın sonunda çıkmalıydı karşıma. Gidişin hızlı, dönüşün alabildiğine yavaş olduğu, insanın yüreğini ağzına getiren, derin karanlığın yüreğinde gizlenen bir çukurun dibinde görmeliydim onu. Önce bir gölge gibi belirmeliydi. Güneşin gücünü yitirdiği, ışığın hükmedemediği bir evrende, düşle gerçek arası bir yaratık gibi gezinmeliydi. Yanına yaklaştıkça yavaşça gerçeğe dönüşmeli, varlığıyla beni hem ürkütmeli hem de meraklandırmalıydı.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bozcamgözle ilk karşılaşmamız hiç de beklediğim gibi olmadı...&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Sexs2cqL8uo/TnSmMk2lK9I/AAAAAAAAAZU/Mse8kaYevyY/s1600/PIC_0180.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://3.bp.blogspot.com/-Sexs2cqL8uo/TnSmMk2lK9I/AAAAAAAAAZU/Mse8kaYevyY/s200/PIC_0180.JPG" width="149" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Karanlığın içinde bozcamgözle karşılaşma ihtimali, yıllardır derinlerde korkuyu hiçe sayarak gezinmemin başlıca sebeplerinden biri oldu. Uzun zamandır peşinde koştuğum bozcamgöz, kırk yıl düşünsem aklıma gelmeyecek bir yerde, boğazda kıyının birkaç kulaç açığında çıktı karşıma. Hani yerde ararken gökte rastlamak diye bir değim vardır ya, işte tam onun gibi bir karşılaşma oldu bizimkisi sabah sabah...&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Ne tehditkar bakışlar atarak üzerime geldi, ne de dişlerini göstererek çevremde daireler çizdi. Saldırmak şöyle dursun, kıpırdayacak hali bile kalmamıştı zavallının. Dipte ters dönmüş yatarken, başı neredeyse kuyruğuna değecek kadar kıvrılmıştı. Gelip geçen teknelerin yarattığı anaforlarla yavaşça dalgalanıyordu bedeni.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;İlk anlardaki şaşkınlığım geçer geçmez kamerama gitti elim. Keşke geçen gece üşenmeyip pili şarj etseydim. Allah’tan pilin dibinde kalan enerji kırıntıları birkaç kare fotoğrafla, iki dakika video çekimine yetti de, bu seneki katliam mevsiminin ilk kurbanını kendi evinde görüntüleyebildim.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-zdYt3fVj3Cc/TnSmVk9tHyI/AAAAAAAAAZY/PSp-uxyXTqs/s1600/PIC_0175.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://1.bp.blogspot.com/-zdYt3fVj3Cc/TnSmVk9tHyI/AAAAAAAAAZY/PSp-uxyXTqs/s200/PIC_0175.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Karın yüzgeçlerinin gerisindeki bir çift uzantı, uzunluğu 3 m’den fazla olan bozcamgözün, olgunlaşmış bir erkek olduğunun işaretiydi. Biraz aralanmış ağzında görülen tarak şeklindeki dişleri de, türünü yanılma payı bırakmadan ele veren bir başka ipucuydu.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bozcamgözler derin su canlılarıdır ve gündüzü genelde 1000 m’yi aşan derinliklerde geçirir ve günbatımıyla birlikte sığlıklara yaklaşırlar. Bu şanssız bozcamgöz muhtemelen derin suya ağ bırakan balıkçılar tarafından yakalandı ve daha sonra işe yaramaz diye denize geri atıldı. Boğazının etrafına düğümlenmiş kalın ip ise, son saatlerinde çektiğini düşündüğüm işkenceden arta kalan tek kanıt.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Marmara’da bir katliam mevsimi daha başladı. Soyları hızla tükenmenin eşiğine gelen bozcamgözlerden bakalım bu sene kaçı bu katliamın kurbanı olacak?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-1141145468303169133?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/1141145468303169133/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/09/sabah-sabah-bozcamgoz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/1141145468303169133'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/1141145468303169133'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/09/sabah-sabah-bozcamgoz.html' title='SABAH SABAH BOZCAMGÖZ...'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-Sexs2cqL8uo/TnSmMk2lK9I/AAAAAAAAAZU/Mse8kaYevyY/s72-c/PIC_0180.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-7930604170404938395</id><published>2011-09-04T10:37:00.000-07:00</published><updated>2011-09-08T07:21:40.080-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DENİZATI AHIRKAPI DALIŞ MARMARA'/><title type='text'>SIRADIŞI BİR BALIK: DENİZATI</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-VBB5d1IIJlQ/TmO2QQGIRDI/AAAAAAAAAZM/GtPKLNfS9mo/s1600/PIC_0124.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="149" src="http://1.bp.blogspot.com/-VBB5d1IIJlQ/TmO2QQGIRDI/AAAAAAAAAZM/GtPKLNfS9mo/s200/PIC_0124.JPG" width="200" xaa="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Nicedir denizatı görmemiştim İstanbul kıyılarında. Bu sabah Ahırkapı'da onu da görmek varmış kısmetimizde. Dibi marul tarlası gibi örten &lt;em&gt;Ulva&lt;/em&gt; yosunlarının arasında gizlenirken karşılaştık limon sarısı sevimli yaratıkla. Alabildiğine dost canlısıydı, ama yine de tedirginliği elden bırakmıyordu binbir nazla poz verirken. Etrafındaki zerzevatı temizlerken pek ses etmedi fakat tedbiri de elden bırakmadı devamlı fokurdayıp duran,&amp;nbsp;siyahlar giymiş yabancının karşısında.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Denizatı, sessiz dünyada karşılaşabileceğiniz en garip balıklardan biridir. Bilimsel adı çok afilidir: &lt;em&gt;Hipocampus hipocampus&lt;/em&gt;... Genellikle zeytin yeşili, hatta siyah renkli olurlar; sarı olanlarına daha seyrek rastlanır. Yeşil yosunların üzerine denk geldiği zaman fazlasıyla yakışıklı görünür sapsarı kostümüyle. Tek tuhaflığı şekli değildir denizatının. Doğada erkeği doğuran belki de tek balık türüdür! Dişinin döllenmiş yumurtaları erkeğin karnında gelişir. Gebeliğin bütün sıkıntısını erkek denizatı çeker.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-N_nHEPfc2g8/TmO2bFgYRsI/AAAAAAAAAZQ/1oyhefH4LPw/s1600/PIC_0120.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="149" src="http://1.bp.blogspot.com/-N_nHEPfc2g8/TmO2bFgYRsI/AAAAAAAAAZQ/1oyhefH4LPw/s200/PIC_0120.JPG" width="200" xaa="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Uluslararası Türleri Koruma Birliği (IUCN) tarafından hazırlanan Kırmızı Liste'de adı geçen denizatları, Akdeniz'de koruma altındalar. Nesli tehlike altında olan bu sıradışı balıklara boğazda, Marmara'da &amp;nbsp;eskiden çok rastlanırdı. En son 10 yıl önce Riva'da denk gelmiştim kalabalık bir gruba. Kalabalık dediysem öyle binlerce falan değil; bir yosun öbeğinin üzerine tünemiş halde&amp;nbsp;onbeş yirmi taneydiler. Kıyasıya topladılar, kuruttular onları takı, aksesuar, vb. yapmak için. Şimdi yosunların arasında birine rastlayınca bayram ediyoruz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-7930604170404938395?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/7930604170404938395/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/09/siradisi-bir-balik-denizati.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/7930604170404938395'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/7930604170404938395'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/09/siradisi-bir-balik-denizati.html' title='SIRADIŞI BİR BALIK: DENİZATI'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-VBB5d1IIJlQ/TmO2QQGIRDI/AAAAAAAAAZM/GtPKLNfS9mo/s72-c/PIC_0124.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-3772240071106964219</id><published>2011-08-23T23:55:00.000-07:00</published><updated>2011-08-23T23:59:44.090-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DENİZ KAPLUMBAĞASI CARETTA MARMARA'/><title type='text'>MAVİ DÜNYANIN GÖÇEBELERİ</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-6xcEKMEm27A/TlSfDMMI8_I/AAAAAAAAAY8/JkvhznANO5M/s1600/IMG_0312_resize.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" qaa="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-6xcEKMEm27A/TlSfDMMI8_I/AAAAAAAAAY8/JkvhznANO5M/s200/IMG_0312_resize.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Çatlamış kabuğu, zedelenmiş yüzgeçleri ve kızarmış gözleriyle çok acıklı bir görüntüsü vardı. Açıkta ölmüş, dalgalarla kıyıya sürüklenmişti. Balık ağına mı takılmıştı, yoksa bir teknenin pervanesi mi biçmişti, orası belli değil. Kabuğundaki çatlağın dışında belirgin bir yara izi de yoktu bedeninde. Cansızken bile sevimliydi, yaşamı İzmit Körfezi’nde sonlanan deniz kaplumbağası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde sualtı dergisi grubundan gelen bir e-posta, hem sevindirdi hem de üzdü beni. Marmara’nın en fazla kirletilmiş bölgelerinden biri olan İzmit Körfezi’nde deniz kaplumbağası görüldüğünden bahsediliyordu. Güney Marmara Takımadaları’nın çevresinde zaman zaman rastlanan deniz kaplumbağalarının kuzeyde de ortaya çıkmaları, içdenizdeki iyileşmeye vurgu yapan umut verici bir işaretti benim için. Ancak, haberin gerisini okuyunca sevinmekte aceleci davrandığımı anladım. Deniz kaplumbağası ölmüştü ve cansız bedeni kıyıya vurmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölüsü varsa canlısı da vardır; yarım yamalak da olsa umut umuttur!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-P4Ee5de-p5k/TlSfKmNdIYI/AAAAAAAAAZA/_tY7xk2sQoc/s1600/Ads%25C4%25B1z.png" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="123" qaa="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-P4Ee5de-p5k/TlSfKmNdIYI/AAAAAAAAAZA/_tY7xk2sQoc/s200/Ads%25C4%25B1z.png" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Akdeniz’in fauna ve florası üzerine en ayrıntılı kitaplardan biri olan &lt;em&gt;Fauna und Flora des Mittelmeeres&lt;/em&gt;’de, Akdeniz’de 4 tür deniz kaplumbağası yaşadığından söz edilir. Bunlar &lt;em&gt;Caretta caretta, Chelonia mydas, Dermochelys coriacea&lt;/em&gt; ve &lt;em&gt;Eretmochelys imbricata&lt;/em&gt; türleri. İzmit Körfezi’nde karaya vuran deniz kaplumbağasının türünün &lt;em&gt;C. caretta&lt;/em&gt; olduğunu düşünüyorum. FAO tarafından 1990 yılında yayımlanan &lt;em&gt;Sea Turtles of the World&lt;/em&gt; (Dünyanın Deniz Kaplumbağaları) kitabına göre, &lt;em&gt;C. caretta&lt;/em&gt;’nın gözlerinin arasında, alın üzerinde ikişer tane ince kabuk bulunuyor. &lt;em&gt;C. mydasta&lt;/em&gt; ise bu kabuklardan birer tane var. Ayrıca &lt;em&gt;C. mydas&lt;/em&gt;’ın kafası üstten bakınca daha sivri hatlara sahip. Körfezde kıyıya vuran tür ise &lt;em&gt;C. caretta&lt;/em&gt;’nın tanımına daha çok uyuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-BlmNZmZkcNw/TlSfTTVij-I/AAAAAAAAAZE/XqVr_RTkKxo/s1600/IMG_0308_resize.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" qaa="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-BlmNZmZkcNw/TlSfTTVij-I/AAAAAAAAAZE/XqVr_RTkKxo/s200/IMG_0308_resize.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Türü her ne olursa olsun, Marmara’da hâlâ deniz kaplumbağası yaşadığı ortada. Gerçi bu canlılar Marmara’nın yerlisi mi, yoksa gelip geçiciler mi, şu an için kesin bir şey söylemek zor. Bu soruyu cevaplamak için modern izleme teknolojilerini kullanarak peşlerine düşmek gerek. Deniz kaplumbağaları mavi dünyanın göçebeleri olarak tanınırlar. Yumurtadan çıktıkları kumsala kendi yumurtalarını bırakmak için geri döndükleri ve bunu yaparken binlerce kilometreyi sabırla aştıkları biliniyor. Talihsiz dostumuz, geçerken Marmara’ya da uğramak istemiş bir yolcuydu belki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıyıda yatan cansız beden körfezde ne arıyordu? Kim bilir; ancak, şunu çok iyi anlamalıyız ki&amp;nbsp;Marmara’daki yaşamı korumak için artık bir nedenimiz daha var! Üstelik bunu yaşamı pahasına hatırlattı bize.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-3772240071106964219?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/3772240071106964219/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/08/mavi-dunyanin-gocebeleri.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/3772240071106964219'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/3772240071106964219'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/08/mavi-dunyanin-gocebeleri.html' title='MAVİ DÜNYANIN GÖÇEBELERİ'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-6xcEKMEm27A/TlSfDMMI8_I/AAAAAAAAAY8/JkvhznANO5M/s72-c/IMG_0312_resize.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-4703367508198188144</id><published>2011-08-07T13:57:00.000-07:00</published><updated>2011-08-07T13:57:50.984-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İSTANBUL MARMARA DENİZ KİRLİLİK KONTEYNER ÇÖP'/><title type='text'>﻿OHA BE! SADECE OHA...</title><content type='html'>Milyonluk bir kent bozuğunun kıyısında olmanın bir deniz için bedeli çok ağır olabiliyor. Bu kentin yaşayanları çoğunlukla denizle fazla içli dışlı olmayan, denizi temiz tutmak gibi kaygıları bulumayan insanlarsa, bu bedelin ağırlığı tarifsiz boyutlara varıyor. Denize kıyısı olan, ama deniz kenti olamamış yerleşimlerin talihsizliğidir zamanla bir çöplüğe, lağım çukuruna dönüşmek. Mahallenin çöpleri dipsiz gibi görünen denize dökülür. Kanalizasyonların son durağı yine denizdir. Karada bir yer kazılır, çıkan moloz denizi bulandırır. Denize attıklarımız her gün gözümüzün önünden akar gider. Falanca kıyıdan dökülenler filanca kıyıda karaya vurur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem suçlu hem de güçlü davranırız; kirleten biz olduğumuz halde suçu yine ona atarız. Dibi yosun bağladı diye suçlarız onu, mide bulandıran kokunun suçunu ona atarken de düşünmeyiz duru maviliği bok çukuruna çevirenin kendimiz olduğunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sabah Ahırkapı’da dalarken yine A’dan Z’ye çöplerimizle doluydu her yer. Şişeden kamyon lastiğine varana kadar her cins pislik vardı dipte. Sualtı Temizlik Hareketi’nin (STH) yaratıcısı değerli dostum Hakan Tiryaki, her yıl belirli zamanlarda bir avuç gönüllü ile bu pisliğin birazını da olsa dipten toplayıp karaya çıkartıyor. Çöplüğün envanterinde neler var neler. Elimize geçen her şeyi Marmara’ya sokmuşuz umursamadan! Neyse...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-SrYpUtd8d6Y/Tj78MVjZabI/AAAAAAAAAY4/o3gkboeLqkI/s1600/PIC_0109.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="149" src="http://3.bp.blogspot.com/-SrYpUtd8d6Y/Tj78MVjZabI/AAAAAAAAAY4/o3gkboeLqkI/s200/PIC_0109.JPG" t$="true" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Saat 9’a geliyordu daldığımızda. Cenk (Özen) ve Serdar’la (Özaltın) 50 küsür dakika dipte dolandık. Her bira şişesinin içinden bir tane kafa çıkıyordu. Horozbinalar buldukları beleş yuvalardan memnun olsalar da, çöplerin dipteki varlığını haklı göstermeye yetmiyor. Dalışın sonuna doğru bizim kafadarları, kıyı duvarının yakınında parlak bir zımbırtıyı incelerken buldum. Başta dikkat etmemiştim ama telaşla gelmemi işaret ettiklerinde fark ettim dipte yatanın yepyeni bir çöp konteyneri olduğunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzeri yosun bağlamış eğik bir rampanın bitiminden en az 3 m uzakta ve yaklaşık 5 m derindeydi. Balıkçı teknelerinin çekek yeri olan rampa, normalde konteyner konulan bir yer değildir. Belli ki birileri tekerlekli metal kutuyu bilerek kıyıya getirmiş ve denize atmıştı. Çöp konteynerini kim ne diye denize atar? Oha be! Sadece, oha...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada, girizgâhtaki kentin neresi olduğunu çaktınız mı?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-4703367508198188144?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/4703367508198188144/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/08/oha-be-sadece-oha.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/4703367508198188144'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/4703367508198188144'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/08/oha-be-sadece-oha.html' title='﻿OHA BE! SADECE OHA...'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-SrYpUtd8d6Y/Tj78MVjZabI/AAAAAAAAAY4/o3gkboeLqkI/s72-c/PIC_0109.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-8522242052923573914</id><published>2011-07-19T02:13:00.000-07:00</published><updated>2011-07-19T02:13:40.522-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='YUMURTA DENİZ YAŞAM'/><title type='text'>YENİ BİR YAŞAM BAŞLIYOR...</title><content type='html'>Her deniz canlısı sessiz dünyadaki yaşamına başlamadan önce, dış dünyadaki hayatın en az kendisi kadar göz kamaştırıcı bir serüveni yumurtanın içinde yaşar. Şekli, rengi, büyüklüğü, bırakıldığı yerin özellikleri türden türe değişen yumurta, yeni bir neslin hayatın zorluklarına göğüs germeden önce son hazırlıklarını yaptığı güvenli bir evciktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-_4x53MqhuJY/TiVKel30tmI/AAAAAAAAAYs/PD0LGSp8jcA/s1600/Resim3_Kabasakal.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" m$="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-_4x53MqhuJY/TiVKel30tmI/AAAAAAAAAYs/PD0LGSp8jcA/s200/Resim3_Kabasakal.JPG" width="150" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Ait oldukları türlerin erişkinlikte kazandıkları desen ve biçim zenginliğiyle boy ölçüşebilen çeşitlilikteki deniz yumurtalarının kendilerine has bir dünyaları var. Kupkuru, destekten yoksun bir dünyaya doğan kara yumurtalarının aksine deniz yumurtaları, su dünyasının yumuşak karnına doğmak gibi bir şansa sahipler. Kalsiyum karbonattan oluşan dayanıklı kabuk, kara yumurtalarını dış dünyadan ayıran sert bir sınır çizdiği halde deniz yumurtaları, sabırla çatlamayı bekledikleri su dünyasının yumuşaklığını yansıtan bir esnekliğe sahipler. Martıların ve deniz kaplumbağalarının sert kabuklu yumurtaları, bu genellemenin dışında kalan, karayla bağlantısı kopmamış ender deniz yaşamı örneklerinden...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-iNFJktQRc8c/TiVKkndj-II/AAAAAAAAAYw/1MermAnon7I/s1600/Resim4_Kabasakal.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" m$="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-iNFJktQRc8c/TiVKkndj-II/AAAAAAAAAYw/1MermAnon7I/s200/Resim4_Kabasakal.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Köşeleri boynuz şeklinde uzamış dikdörtgenlere benzeyen vatoz yumurtaları, dokunduğunuzda deri bir keseyi elliyormuş hissi verirler. Bu yumurtalara “deniz kızının kesesi - Mermaids purse” denmesininin nedeni, eskilerin altın keselerine bir gönderme yapma isteği olabilir mi? İçinde kocaman bir yumurta sarısı bulunan deniz kızının kesesi, dipte yaşayan etobur balıkların özellikle peşine düştükleri besleyici bir gıda. Neyse ki yumurtaların maruz kaldığı yırtıcı baskısı makul bir düzeyde. Yoksa vatozların nesli hızla tehlikeye girerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-8Vv5rwrz8QA/TiVKpyOUGKI/AAAAAAAAAY0/Y_SZRiE43qE/s1600/Resim2_Kabasakal.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" m$="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-8Vv5rwrz8QA/TiVKpyOUGKI/AAAAAAAAAY0/Y_SZRiE43qE/s200/Resim2_Kabasakal.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Deniz yosunlarının üzerinde zarif danteller gibi duran yığınlar dikkatinizi çekti mi hiç? Yosun tabakalarının arasında ilkbahar ortalarında görülmeye başlayan bu narin danteller deniz tavşanı yumurtalarından başka bir şey değil. Toz zerresi gibi yüzlerce yumurtanın tutunduğu jelatin şeritler, derinlerde kutlanan yaşam baharının mevsimlik süsleridir; tıpkı vatozların, kalamarların ve diğer yüzlercesinin bıraktığı yumurtalar gibi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-8522242052923573914?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/8522242052923573914/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/07/yeni-bir-yasam-basliyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/8522242052923573914'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/8522242052923573914'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/07/yeni-bir-yasam-basliyor.html' title='YENİ BİR YAŞAM BAŞLIYOR...'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-_4x53MqhuJY/TiVKel30tmI/AAAAAAAAAYs/PD0LGSp8jcA/s72-c/Resim3_Kabasakal.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-7080348173621966039</id><published>2011-07-16T14:56:00.000-07:00</published><updated>2011-07-17T01:31:23.193-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MARMARA DALIŞ DENİZ İSTAKOZ DİP YAŞAMI'/><title type='text'>BOĞAZ'IN KALLAVİ ISTAKOZU...</title><content type='html'>Bir zamanlar balık sofralarının vazgeçilmez mezesiydi ıstakoz. Boğaz’da, Marmara’da bol bol avlardı balıkçılar. Kanlıca’nın, Aşiyan’ın, Yeniköy’ün, Beykoz’un, Adalar’ın derin taşları, irili ufaklı batıklar ıstakoz yuvalarıyla doluydu eskiden. Kalınca bir halata sırayla bağlanan hamal küfelerinin içi balık artıklarıyla, işkembeyle yemlenir, sonra yuvaların bulunduğu kayalıkların yakınına bırakılırdı. Leşlerin kokusunu alan ıstakozlar küfelere girerdi. Sonrasında balıkçıya halatı çekmek ve küfenin içindeki kolay ziyafetin kurbanı olan ıstakozu öldürmeden tezgâha yatırmak kalırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çavaleyi dolduran beş kiloluk kuzu gibi ıstakozlar şimdi hayal gibi geliyor. Hele de İstanbul’un kıyılarında...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde Darıca’da dalarken 7 m derindeki bir kovukta, aşağı yukarı 2 kiloluk bir ıstakoza denk gelince, keyiften ağzım kulaklarıma varmıştı. Yıllar önce Yassıada’da “27 taşı”nın dibindeki bir kovuktan da bir çift anten çıkardı. Yassının gediklisi dalgıçların başlıca keyiflerindendi kovuğun sadık bekçisini izlemek. Ara sıra beslediğimiz de olurdu kendisini. Elbirliği ile korurduk “27 taşı”nın ıstakozunu. Bir gün yine halini hatırını sormak için kovuğuna gittik ama o yerinde yoktu. Önce kötüye yormadık yokluğunu. Istakozlar ara sıra kovuk değiştirirler ya da beslenmek için yuvalarını kısa süreliğine terk ederler. Bizimki de ya yerini değiştirdi ya da lokma peşine düştü diye düşündük. Bir gün bir hafta oldu, bir hafta bir ay, ama “27 taşı”nın ıstakozu bir daha kovuğuna geri dönmedi. Civarda yerleşebileceği tüm kovukları araştırdık, ama bizim kabuklu kuzudan eser yoktu. İnsanlara alışmanın bedelini galiba canıyla ödemişti. Kim bilir kimin sofrasını süsledi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Darıca’nın ıstakozu içime biraz olsun su serpti serpmesine ya “27 taşı”nın bekçisi bambaşkaydı. Yaşını tahmin edemem, ama kabuğu yosun tutmuş, midye bağlamıştı. Marmara’nın eski kallavi ıstakozlarından mirastı. Epey tuttum yasını...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-CaEhoUnVj6Q/TiIIynK83gI/AAAAAAAAAYk/6mcl0s37CDA/s1600/PIC_0062_small.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" m$="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-CaEhoUnVj6Q/TiIIynK83gI/AAAAAAAAAYk/6mcl0s37CDA/s200/PIC_0062_small.jpg" width="149" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Birkaç hafta önce Boğaz’ın girişine yakın bir mevkiide bir başka iri kıyım ıstakoza rastladım. Her pazar sabahı yaptığım kıyı dalışlarından birinde dipte gezinirken, daha önce belki de defalarca üstünden geçtiğim bir batığın kalıntıları çıktı yoluma. Batığın üst yapısı yıllar önce kesilip alınmıştı ve geride omurgası kalmıştı. Sağa sola bakınıp birkaç fotoğraf çektikten sonra tam oradan ayrılacaktım ki omurganın altına doğru uzanan bir kum oyuğundan çıkan bir çift antenle burun buruna geldim. “27 taşı”nın yerinde yeller esen ıstakozuna denk bir başka ıstakoz, omurganın altındaki yuvada yaşıyordu. Fenerimin güçlü ışığına ürkek tepkiler verdi, kaçmadı ama yine de beni uzaktan izlemekle yetindi. Yerini benden başkasının bildiğini sanmıyorum yoksa çoktan o da bir sofraya meze olurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-0VRqSJycWtk/TiII6qAABII/AAAAAAAAAYo/pcWdLsZkucA/s1600/PIC_0058_small.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="149" m$="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-0VRqSJycWtk/TiII6qAABII/AAAAAAAAAYo/pcWdLsZkucA/s200/PIC_0058_small.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Ara sıra onu görmeye gidiyorum. Haftalardır süren flörtümüze rağmen bana karşı hâlâ çok tedbirli davranıyor. Kaçmadan ama çok da yaklaşmadan birbirimizi izlemekle yetiniyoruz. O beni inceliyor ben de onu. Anlayacağınız düzeyli bir ilişkimiz var. Onu ziyaret etmek ve her seferinde onu canlı görmek beni rahatlatıyor. Marmara’nın giderek daha fazla canlandığının kanlı canlı kanıtı o!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-7080348173621966039?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/7080348173621966039/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/07/bogazin-kallavi-istakozu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/7080348173621966039'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/7080348173621966039'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/07/bogazin-kallavi-istakozu.html' title='BOĞAZ&apos;IN KALLAVİ ISTAKOZU...'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-CaEhoUnVj6Q/TiIIynK83gI/AAAAAAAAAYk/6mcl0s37CDA/s72-c/PIC_0062_small.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-2327143280871415868</id><published>2011-07-14T14:37:00.000-07:00</published><updated>2011-08-18T04:22:56.682-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DERİN DENİZ İLK DALIŞ'/><title type='text'>DERİN DENİZLE TANIŞTI!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-ED2_5jzMF-Y/Th9hTU_i6KI/AAAAAAAAAYc/YfYJ7B87Fkg/s1600/PIC_0080.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" m$="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-ED2_5jzMF-Y/Th9hTU_i6KI/AAAAAAAAAYc/YfYJ7B87Fkg/s200/PIC_0080.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Oğlum Derin tam bir su kuşu çıktı! “Acaba denizi sevecek mi?” diye annesiyle meraktan bütün kış boşuna kıvranmışız. Geçen cuma Alaçatı’da denizle tanışan Derin, bütün endişelerimizin yersiz olduğunu daha ilk su yutuşunda ispatladı. Burnuna kaçan su genzini biraz yaktı yakmasına ama yumurcak suyu öğle usturuplu çıkardı ki zannedersiniz kırk yıllık dalgıç. Öyle yaygarayı falan da koparmadı. Zeytin gözlerini kocaman açıp bize bir bakışı vardı ki sormayın gitsin. Olacak o kadar artık, ne de olsa tenine terkostan başka su değmemişti daha bir hafta öncesine kadar. İlk şaşkınlığı geçince bacaklarını çırpmaya, suyu şakır şukur tokatlamaya başladı. Çocukluğum geldi gözümün önüne, rahmetli babamla sudaki boğuşmalarımız, şnorkelle dalmayı öğretişi ve daha birçok anı... Şimdi sıra bende, öğreten tarafta olmak, baba olmak... Denizi sevdirebilecek miyim diye düşünceden içim içimi yerken, canım oğlum yüreğime Ege’nin serin sularını serpti. Eee, armut dibine düşermiş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında Derin’in denizle tanışıklığı Alaçatı macerasından aylar önce Ahırkapı’da başladı. Aralık ayıydı, oğlum doğalı daha 15 gün olmamıştı.&amp;nbsp;Burak (Demircan) amcasıyla ufaklığın göbek bağını 11 m derinde açtığımız küçük bir çukura gömmüştük. Derin'in küçük bir parçası daima balıklarla ve denizkızlarıyla... Bu ne zaman aklıma gelse çok hoşuma gidiyor, biraz da kıskanıyorum. Benim göbek bağım kim bilir nerede? Denizle yoldaşlığın sen daha onun koynunda ıslanmadan başladı oğlum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-abjPbmTMF20/Th9hc58ntqI/AAAAAAAAAYg/smb9VPbpeiQ/s1600/PIC_0090.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" m$="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-abjPbmTMF20/Th9hc58ntqI/AAAAAAAAAYg/smb9VPbpeiQ/s200/PIC_0090.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Derin, Ege’nin mavisindeki ilk kulaçlarını atmaya çalışırken, Mothercare’dan aldığımız biraz alangirli bir deniz simidiyle sarmalanmıştı. Yumurcak çok sevdi simidini, üstelik tanıyor da, hem renginden hem de şeklinden. Birkaç kez&amp;nbsp;tecrübe ettik, naylon oyuncağını görünce ağzı kulaklarına varıyor keratanın. Ancak yeni aksesuarı daha afili. Ne mi? Shorty dalış elbisesi. Onu da dün aldık Decathlon’dan. Eve gelir gelmez denedik, cuk oturdu üzerine. Gerçi omuzlarda biraz boşluk kaldı kalmasına ama sorun değil seneye tam olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabahı zor ettim. Uyanır uyanmaz yarım yamalak bir kahvaltı yaptık ve soluğu Caddebostan’da aldık. Günlerdir esen poyraz ortalığı iyice temizlemişti ve su pırıl pırıldı. Hızla giydirdik taze dalgıcı ve cup suya. Anasının kucağında sudan çıkmak bilmedi kerata. Dedim ya armut dibine düşermiş diye, Derin de tam ayaklarımın dibinde. Dilerim denize karşı sevgisi artarak devam eder. Dilerim denizle tanışmasını hep keyifle hatırlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-2327143280871415868?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/2327143280871415868/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/07/derin-denizle-tanisti.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/2327143280871415868'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/2327143280871415868'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/07/derin-denizle-tanisti.html' title='DERİN DENİZLE TANIŞTI!'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-ED2_5jzMF-Y/Th9hTU_i6KI/AAAAAAAAAYc/YfYJ7B87Fkg/s72-c/PIC_0080.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-7155490226915297609</id><published>2011-06-19T07:20:00.000-07:00</published><updated>2011-09-09T02:02:50.081-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BOĞAZ DALIŞ İSTANBUL BOĞAZI NARGİLE MİDYE DENİZ İNSANI'/><title type='text'>DENİZ İNSANI OLMAK, KOLAY DEĞİL...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-5Z0Ld4yGcNk/Tf4Eu5AC5SI/AAAAAAAAAYM/F8zzP4XsS9I/s1600/PIC_0037.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" i$="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-5Z0Ld4yGcNk/Tf4Eu5AC5SI/AAAAAAAAAYM/F8zzP4XsS9I/s200/PIC_0037.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bu sabah kıyıda dalmak için hazırlanırken eski günler geldi gözümün önüne. Dalmayı öğrenmeye çalıştığım, deniz salyangozlarının peşine düştüğüm nargile günleri, farklı bir teknede başka bir dalgıcın gerçeğiydi Boğaz kıyısında bu sabah. Deniz insanı olma yolunda palet vurmaya başladığım çıraklık günlerim, yine bir nargile teknesi olan Kenan Şeker’de geçmişti. 23 yıl önce deniz salyangozu toplayan benle bu sabah midye toplayan dalgıç arasındaki ter fark zaman farkıydı. Kullandığı iptidai malzemeler bile, zamanında benim kullanmış olduklarımla benzerdi. Uzunca bir hortum, ucunda muhtemelen ucuz yollu bir regülatörün ikinci kademesi. Acil durumda güvenli çıkış yapmayı sağlayan tüp yine yok...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nargilecilerin giysileri neden hep simsiyahtır? Neden renkli dalgıç elbisesi kullanmazlar? Kenan Şeker’de çoğunlukla Technisub’ın 7 mm neoprenden Alaska modeli elbiseleri kullanılırdı. Açık ve koyu mavi 6.5 mm JWL elbisemle bendeniz, nargileciler aleminde nadiren bulunmuş renkli kişiliklerdendim. Suya girmeye hazırlanan midyeci de geleneği bozmamıştı siyah dalgıç elbisesiyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boğazda denizle karanın sınırını çizen sahil duvarları neden genellikle çıplaktır, bilir misiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyahlar giymiş dalgıcımız bir süre küpeştede oturdu, sade donanımını şöyle bir kontrol etti. Hoş, kontrol etmesini gerektiren çok fazla bir şey de yoktu üzerinde. Maskesini taktı, paletleri zaten ayağındaydı. Midyeleri doldurduğu, elincesi denilen kalın çamaşır ipinden örülmüş ağ torba (apoş), üst tarafı kesilmiş büyükçe bir bidona bağlanmıştı, kaldırma balonu hesabı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-3CKYpJpzpeA/Tf4FA_jEW4I/AAAAAAAAAYQ/2uiP-HHQ9WQ/s1600/PIC_0044.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" i$="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-3CKYpJpzpeA/Tf4FA_jEW4I/AAAAAAAAAYQ/2uiP-HHQ9WQ/s200/PIC_0044.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Fazla oyalanmadan suya girdi, hızlı palet vuruşlarıyla kıyıya yöneldi. Dalmadan önce kendi usulüyle afilli bir okey işareti vermeyi de ihmal etmedi. Elindeki kocaman spatulayla sahil duvarına yapışmış midyeleri kazıdığını görebiliyordum. Çok derine inmemişti.Yüzeyin birkaç metre altındaydı. Ağ torbayı doldurması 15 dakikayı bulmamıştı. Önce mavi bidon suyun yüzeyinde belirdi, sonra tombik siyah bir gövde. Bu haliyle Kenan Şeker’deki ustam Adnan'ı hatırlattı bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-MjUdS2X4lmg/Tf4FMnll9WI/AAAAAAAAAYU/45WnOx8fvtk/s1600/PIC_0041.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" i$="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-MjUdS2X4lmg/Tf4FMnll9WI/AAAAAAAAAYU/45WnOx8fvtk/s200/PIC_0041.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Suda bunlar olup biterken kıyıda da hummalı bir çalışma vardı. Sabahın erken saatlerinden beri midye peşinde oldukları, kıyıda istiflenmiş çuvallardan belliydi. Üst üste yığılmış bir sürü çuval, tekneden kıyıya, sonra kamyonetin kasasına... Midyelerin son durağı, bir kaşık taratorla ya ekmek arasında ya da sırlı kaplaması çatlamış beyaz bir tabakta servis. Afiyet olsun. Sizin yediğiniz midye acaba hangi duvardan kazınmıştı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-fyL9rZaXrkE/Tf4FaUYVTBI/AAAAAAAAAYY/MhV7PWfvKk8/s1600/PIC_0054.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" i$="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-fyL9rZaXrkE/Tf4FaUYVTBI/AAAAAAAAAYY/MhV7PWfvKk8/s200/PIC_0054.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bir gün yeniden bu işlere döner miyim acaba? Boğazın denizci kültürüne yeniden dahil olma düşüncesi bile ağzımı sulandırmıyor değil. Fakat, yıllarca dalgayla fırtınayla boğuştuktan, dipte ekmek peşinde koştuktan sonra yeniden deniz insanı olmak zor geliyor. Yine de belli olmaz, hayat bu. Karaya attığı gibi tekrar denize de çağırabilir. Nargileciler alemine bir gün yeniden renk katmak... Neden olmasın?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-7155490226915297609?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/7155490226915297609/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/06/deniz-insani-olmak-kolay-degil.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/7155490226915297609'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/7155490226915297609'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/06/deniz-insani-olmak-kolay-degil.html' title='DENİZ İNSANI OLMAK, KOLAY DEĞİL...'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-5Z0Ld4yGcNk/Tf4Eu5AC5SI/AAAAAAAAAYM/F8zzP4XsS9I/s72-c/PIC_0037.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-880119288169878601</id><published>2011-06-12T14:06:00.000-07:00</published><updated>2011-06-12T22:31:01.262-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DENİZ KİRLİLİK KORUMAK BALIK MARMARA BOĞAZ İSTANBUL'/><title type='text'>BAKTIĞIN TREN DEĞİL, DENİZDİR...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-j31cy6TA85o/TfUqEE5CD8I/AAAAAAAAAYE/MC9FBybM5ys/s1600/PIC_0009.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://1.bp.blogspot.com/-j31cy6TA85o/TfUqEE5CD8I/AAAAAAAAAYE/MC9FBybM5ys/s200/PIC_0009.JPG" t8="true" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;İstanbul’da dalıp da dipte çöp görmemek mümkün mü? Konserve kutusundan gaz sobasına kadar çeşitlidir denizin dibinde unuttuklarımız. Farklı nedenlerden dolayı dalgaların altında yitip gitmişlerdir, kazara ya da bilerek. Kimi, anlık bir sinir krizi sırasında denizin dibini boylamıştır; mesela kızla erkek sahilde elele gezinirken, her nedense bir kavga patlak vermiştir mutlu çiftin arasında. Sonra alyanslar parmaklardan çıkarılmış ve denize atılmıştır. İskele yakınlarında dolanırken dipte gördüğüm cep telefonu cesetleri de, muhtemelen benzer nedenlerle kendilerini denizde bulmuşlardır. En pahalısından en ucuzuna ruhunu tuzlu suda teslim etmiş cep telefonları, ya karşılıksız bir aşkın kurbanıdırlar ya da bir alacak verecek kavgasının. Çöpleri de denize atılma nedenlerini de çoğaltmak mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denizi hep sonsuz bir çöplük, dibi olmayan bir lağım çukuru olarak görmüşüz. Eskiden yaz mevsiminde Haliç’in üzerindeki köprülerden cam açık geçemezdiniz. Balgama dönüşmüş kahverengi suların leş gibi yapışkan kokusu, son sürat giderken bile insanın burnunu sızlatırdı. 20 yıl öncesine kıyasla şimdi mis gibi kokuyor ve o mis gibi koku bile ara sıra insanın içini kaldırabiliyor. İstanbul’un en bereketli voli avlaklarındandı Haliç, el birliğiyle kenefe çevirdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umursamıyoruz denizi... Şüphesiz denizi seven, onu ve barındırdığı yaşamları korumak için çabalayanlar da var. Ancak, denizin toplum yaşantımızda öncelikli bir yere sahip olduğunu söylemek zor. Ticaret yolu, rakı balık mekânı, Emirgân’da çay, biraz da martılara simit... Haftasonu kap mangalla kankaları, istikamet adalar... Deniz, çoğumuz için ne yazık ki sadece bu kadar. Gece gündüz, yağmur kar demeden kıyıları mesken edinen oltacılar da olmasa trene bakmaktan pek farkı kalmayacak Boğaziçi izlenimlerimizin. Sözüm meclisten dışarı. Denizin kıyısında yaşayıp da onun önemini ve değerini kavrayamamış olanlaradır sitemim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deniz, onu korumak için, kirletmemek için göstermediğimiz çabayı, çöplerimizi sahiplenmek, onları yaşamın en güzel renkleriyle allayıp pullamak için hiç bıkmadan gösteriyor. Ayıbımızı kapatmak için elinden geleni fazlasıyla yapıyor. Hem de onu acımasızca hırpalamamıza, olanca hoyratlığımıza rağmen...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-hypA0wLo2q8/TfUqQ4kXJ_I/AAAAAAAAAYI/PGE2ZOuDWEo/s1600/PIC_0022_kucuk.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://4.bp.blogspot.com/-hypA0wLo2q8/TfUqQ4kXJ_I/AAAAAAAAAYI/PGE2ZOuDWEo/s200/PIC_0022_kucuk.jpg" t8="true" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Dipsiz bir çöp kutusu olmadığını, yaşayan bir varlık olduğunu hatırlatıyor, sahiplenmek zorunda kaldığı çöplerimizin içine bazen bir balık, bazen bir karides yerleştirerek...&lt;br /&gt;Biz batırdıkça o temizlemeye uğraşıyor. Yaramaz çocuklar gibiyiz, deniz ise döküntülerimizi bıkmadan toplayan bir anne gibi...&lt;br /&gt;Nedense annelerimizin değerini hep onlar ölünce anlıyoruz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-880119288169878601?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/880119288169878601/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/06/baktigin-tren-degil-denizdir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/880119288169878601'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/880119288169878601'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/06/baktigin-tren-degil-denizdir.html' title='BAKTIĞIN TREN DEĞİL, DENİZDİR...'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-j31cy6TA85o/TfUqEE5CD8I/AAAAAAAAAYE/MC9FBybM5ys/s72-c/PIC_0009.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-8866260710860521960</id><published>2011-06-05T13:34:00.000-07:00</published><updated>2011-06-05T23:08:42.227-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BOĞAZ DALIŞ NARGİLE DENİZ SALYANGOZU'/><title type='text'>PAŞABAHÇE ÇOCUĞUYUM, İYİ BİLİRİM BURALARI...</title><content type='html'>Anılarımı süsleyen dalışlardan yazmamıştım uzun zamandır. Kaldığımız yerden devam...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kenan Şeker’de çalıştığımı öğrendiğinde babamın ilk sorusu “teknede basınç odası var mı?” olmuştu. Basınç odasını kim kaybetmiş ki biz bulacağız demedim haliyle. Bizim emektarı öyle allayıp pullamıştım ki anlatırken, dinleyenler Cousteau’nun Calypso’suyla karıştırmış olabilirler. Neyse ki babam Kenan Şeker’i hiç görmedi. Yoksa nargile günlerim daha en başında bitebilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Su Ürünleri Fakültesi’ndeki dördüncü yarıyılım 89 baharında başlamıştı. İkinci sınıfın ikinci yarı yılı fakültenin en kazık dönemlerinden biridir. Ders kaçırdın mı kitabı yalayıp yutsan nafile, çakarsın. Ama ne çakış! İşte böyle kritik bir zamanda dalış sevdasıyla okulu iyice asmaya başlamıştım. Kenan Şeker’in Beykoz’dan palamar çözüp, artık hayatımızın bir parçası olan salyangoz seferlerinden birine biz olmadan çıkmasıyla, dönem kaybetme tehlikesinden kıl payı sıyırdık. Bir gün babacan bir tavırla sormuştu Adnan: “aslanım hocalarınız laf etmiyor mu ikide bir tekneye gelmenize?” Yoo, bilmedikleri bir şeye niye laf etsinler ki... Başladık dil dökmeye: “Olur mu öyle şey Adnan abi; nöbetleşe geliyoruz... Derslerde işlenen konuları birbirimize aktarıyoruz, notlarımızı paylaşıyoruz...”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-EYu36ZAEam0/Tevn0G2BhPI/AAAAAAAAAX8/gj77BCkAFaM/s1600/Hakan5.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="143" src="http://3.bp.blogspot.com/-EYu36ZAEam0/Tevn0G2BhPI/AAAAAAAAAX8/gj77BCkAFaM/s200/Hakan5.jpg" t8="true" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Ne söylediysek yutmadı Adnan. Nargile sefasının son zamanlarında topu topu iki kişi kalmıştık zaten; bir ben, bir de Recep. Yapışık ikizler gibi aynı zamanda geliyorduk tekneye; salyangoz avına aynı zamanda çıkıyorduk. Devamsızlık denizinde boğulmamıza az kalmıştı. Baktı ki durum kötüye gidiyor, Adnan müdahale etmekte gecikmedi: “Anladık denizi seviyorsunuz, amma bu böyle olmaz çocuklar...” diye başladığı köprüüstü nasihatleri yarım saatten fazla sürmüştü. Sözünü bitirdiğinde, Kenan Şeker’de uzunca bir süre dalış yapamayacağımız gün gibi ortadaydı. Bizi istemediklerinden değil, hakikaten iyiliğimizi düşünüyorlardı. Öyle yufka yürekli biri değildi, fakat “evlat, bu işin sonu belli değil; okuyun adam olun, gene dalarsınız, deniz kaçmıyor...” derken gözleri dolmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan boğazın dibinde ne görmeyi umar ki? Bugünlerde dalışa yeni başlayanlara baktığımda, bu soru daha da manidar bir hal alıyor. Bırakın boğazı, dalışı Marmara’da öğrenenlerin, en azından öğrenmeye heves edenilerin bile sayısı parmakla gösterilecek kadar azaldı. Benim gibi birkaç kılıçartığı dışında, bulanık yeşil suları seven yok artık. Oysa o bulanık örtünün derinlerinde, İstanbul’un kaleme alınmamış tarihi var. Çakal Limanı’ndaki mania tellerini ve taş çapaları; Beykoz koyunun dibinde mezar taşı gibi dikilen çeşit çeşit sobaları; Aşiyan taşlarında saklanan gelincikleri; İstanbul’un sıra dışı gece yaşamına renk katan kırlangıçları, benekli vatozları kaç kişi gördü acaba? Batıklardan bahsetmiyorum bile... İrili ufaklı nice kurbanlar aldı boğazın akıntılı suları. Koyun Gemisi, Ortaköy batığı ve daha neler neler... Boğaza uğrayan her gemi kendi öyküsünü de getirdi bu çılgın sulara. Benim için İstanbul’da dalmak, ıslak metropolün derinlerinde yatan günyüzü görmemiş öykülere şahit olmakla eşdeğer; her dalışta ayrı bir öykü dinlediğim çok olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekneden voltamızı alınca kendimize yeni bir yer aramaya başlamakta gecikmedik. O günlerde ne tüpüm vardı ne de regülatörüm; denge yeleği hak getire... Okuldaki malzemeyi ödünç almanın lafı bile edilemez... Bir gün Receple, Paşabahçe’de bir lokantada eti az patatesi bol haşlama yerken, Seyir Hidrografi’nin 2921 numaralı boğaz haritasından dalışa uygun olabilecek yerleri belirlemeye çalışıyorduk. Lokantanın cılız garsonu önce bizi görmezden geldi, ama yanımızdan her geçişinde göz ucuyla haritaya bakmayı da ihmal etmedi. Akşam vakti lokantada bizim dışımızda çok müşteri yoktu. Derken, garson damdan düşer gibi gelip masaya oturdu ve başladı anlatmaya: “Paşabahçe çocuğuyum, iyi bilirim buraları; aradığınız neyse söyleyin, yardımcı olurum.” Recep’le bir an aval aval bakıştık; söylesek mi söylemesek mi? Dalgıçlıkta bir yılı daha yeni geride bırakmıştık, anlayacağınız tazeydik, ama yaş tahtaya basmayacak kadar da öğrenmiştik ortamı. Neyse ki suskunluğumuz işe yaradı ve sabırsız garson daha biz sormadan baklayı çıkardı ağzından. Başladı anlatmaya, haritaya işaret koymaya: “Beykoz koyunun ilerisinde Fil burnu var, orası iyidir dalmak için...” Fil burnu, varan bir... “Sonra karşı tarafta Garipçe var; Kavaklar çok akar...” Garipçe’yi zaten biliyoruz; Kavakları es geçiyoruz... Ee, Paşabahçe çocuğu bu kadar mı? Hani bu sular senden sorulurdu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paşabahçeli Yeniköy’den Aşiyan’a, Bebek’ten Kuruçeşme’ye, Karantina koyundan Burunbahçe’ye kadar bi’dünya yer saydı, ben de hepsini kaydettim. Vakit buldukça her kerterizi kıyıdan kontrol ettik. Sakin yer aradığımızı üstüne basa basa söylemiş olsak da, inadına akıntının en kudurgan olduğu yerleri söylemişti. Tedbirli davranıp, o günkü tecrübesizliğimle akıntıya bodoslama dalmamakla ne kadar iyi ettiğimi zamanla gördüm. Boyumuzdan büyük işlere girişmeden önce bir süre daha rapanacılığa devam ettik, piştik adam akıllı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-ZYrvfLaQhh8/Tevn6u09NzI/AAAAAAAAAYA/pVKQgLXL1uo/s1600/Rapana_venosa02.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="149" src="http://3.bp.blogspot.com/-ZYrvfLaQhh8/Tevn6u09NzI/AAAAAAAAAYA/pVKQgLXL1uo/s200/Rapana_venosa02.JPG" t8="true" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Hazır lafı açılmışken, size biraz deniz salyangozundan ve rapanacılıktan bahsetmek istiyorum. Özellikle Fransız mutfağında bolca tüketilen deniz salyangozu ya da rapana salyangozu, 20 hatta 25 cm’ye kadar çıkabilen kabuğuyla, sularımızda rastlayabileceğiniz en büyük deniz salyangozu türlerinden biridir. Triton ve dolyumdan sonra büyüklük bakımından üçüncü sırada gelir diyebilirim. Bilimsel adı &lt;em&gt;Rapana venosa&lt;/em&gt;’dır ve dalgıçlar arasında yaygın olarak kullanılan adı “rapana” salyangozu buradan gelir. Yıllardır devam eden avcılık sonucu rapana salyangozları da giderek küçüldüler. Bugünlerde 25 santimlik rapana bulmak kolay değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplanan rapanaları Rumeli Feneri’nde işleme tesisi bulunan bir şirket alırdı çoğunlukla. Hâlâ faaliyette mi bilmiyorum ama 20 sene önce sıkı iş yapardı fenerdeki fabrika. Salyangozlar çelik kazanlara konur, sıcak buhar verilir ve nihayet ayıklayıcı kadınlar haşlanmış rapana etini kabuktan çıkarırlardı. Bir zamanlar fenerden kamyonlar dolusu işlenmiş rapana eti giderdi Avrupa ülkelerine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rapanacılık zor iştir, eziyetlidir; evden, eşten, hayattan kopmak demektir kimi zaman. Ancak hayat olarak benimseyebilenler yapabilir bu işi, bir de bulanık sulara gönülden bağlananlar. Rapana topladığımız yerlerde ne inci vardı ne de mercan. Geçenlerde bir arkadaşla Burgazada’nın arkasına dalışa gittik yine bir nargile teknesiyle. Kaptan köşkünün dışına yapıştırılmış bir çıkartma hemen dikkatimi çekti. Kızkulesi ve onun altında derinlere giden bir nargile dalgıcı ile peşi sıra uzayan hortumu resmedilmişti çıkartmada. Islak metropolün nargilecileri (ya da rapanacıları) birleşip bir dernek kurmuşlar: “İstanbul Deniz Salyangozu Dalgıçları Dayanışma Derneği”. Kızkulesi’nin görüntüsü bugüne kadar bir sürü yerde kullanıldı kullanılmasına, ama bence en çok derneğin amblemine yakışmış. Islak metropolün bulanık sularına beslenen sevgiyi bu amblem çok güzel yansıtıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-8866260710860521960?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/8866260710860521960/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/06/pasabahce-cocuguyum-iyi-bilirim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/8866260710860521960'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/8866260710860521960'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/06/pasabahce-cocuguyum-iyi-bilirim.html' title='PAŞABAHÇE ÇOCUĞUYUM, İYİ BİLİRİM BURALARI...'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-EYu36ZAEam0/Tevn0G2BhPI/AAAAAAAAAX8/gj77BCkAFaM/s72-c/Hakan5.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-529067879077253886</id><published>2011-05-15T13:48:00.000-07:00</published><updated>2011-05-15T13:48:31.080-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DENİZ ŞAKAYIĞI YIRTICILAR KÖPEKBALIĞI'/><title type='text'>YÜZSÜZ YIRTICILAR</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-dPbk229Qhek/TdA3pw3zXsI/AAAAAAAAAXU/wK36EXMA4GU/s1600/Carcharodon_carcharias.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" j8="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-dPbk229Qhek/TdA3pw3zXsI/AAAAAAAAAXU/wK36EXMA4GU/s200/Carcharodon_carcharias.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Köpekbalığının yüzü, derinlerde kolgezen amansız yırtıcıların adeta ortak sembolüdür. Her zaman aralık duran ağızlarında hemen göze çarpan keskin dişlerin insana güven verdiği söylenemez. Yüzlerinden hiç düşürmedikleri sert ifadenin adeta çekim merkezidir bu keskin dişler. Çoğu deniz insanı için köpekbalığının gözleri adeta ölümün gözleridir. Hal böyle olunca köpekbalıklarıyla aramızın düzelmesini beklemek düpedüz saflık olur. Onlarla aramızda hüküm süren bitmek bilmeyen güven bunalımının başlıca nedeni yüzlerinden düşürmedikleri sert ifade ve bundan vazgeçmeye hiç mi hiç niyetleri yok. Ne de olsa delici keskin bakışlar, köpekbalığı doğasının ayrılmaz bir parçası. Bu bakışlar olmasaydı, denizlerin ağır abileri olmaya devam edebilirler miydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-N1EnEgY0vKI/TdA3zPQNtrI/AAAAAAAAAXY/YlWVGQ070VM/s1600/Pachycerianthus_med%25C3%25BCz.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" j8="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-N1EnEgY0vKI/TdA3zPQNtrI/AAAAAAAAAXY/YlWVGQ070VM/s200/Pachycerianthus_med%25C3%25BCz.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Sessiz dünyanın derinliklerinde yaşam, en sıradışı geometrilerle karşınıza çıkmak için fırsat kollar. "Böyle hayvan mı olurmuş?" sorusu, sadece bir soru değil bir şaşkınlık ifadesidir, dalgaların altında süregelen yaşamın sergilediği çeşitlilik karşısında. Deniz şakayıkları ya da anemonlarsa bu soruyu en fazla sorduran canlılar arasındadır. Kayalara yapışmış jöle kıvamında çiçekleri andıran deniz şakayıkları omurgasız hayvanlar olmalarının yanı sıra, doymak bilmez etoburlardır da...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-puIsGkTStbY/TdA3-HTHNUI/AAAAAAAAAXc/WhP1p_w1zgc/s1600/Sagartia_med%25C3%25BCz.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" j8="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-puIsGkTStbY/TdA3-HTHNUI/AAAAAAAAAXc/WhP1p_w1zgc/s200/Sagartia_med%25C3%25BCz.jpg" width="133" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Amansız bir yırtıcı olan deniz şakayığının köpekbalığından tek farkı "yüzsüz" olmasıdır. Ona baktığınızda ne keskin dişler görürüsünüz ne de tehditkâr bakışlarla sizi süzen acımasız bir yüz ifadesi... Öyle yerinden ayrılıp peşinize de düşmez. Av peşinde koşmak yerine, yerleştiği kayanın yakınlarına doyurucu bir lokma gelmesini bekler. Bazen kocaman bir deniz anası bazen de küçük bir balıktır kısmetine düşen. Dokunaçlarına değen eti çıplak gözle görülemeyecek kadar küçük olan binlerce kancanın yardımıyla sıkıca tutar. Avı debelenmesin diye zehirlemeyi de ihmal etmez. Kancaların muhafaza edildiği&amp;nbsp;tomurcuklarda zehir de depolar deniz şakayığı. Genişleyen gövdesi avı yavaş yavaş yutarken yüzsüz yırtıcı ayağına kadar gelen ziyafetin tadını çıkarır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Masumiyet maskesinin arkasına saklanmış&amp;nbsp;"yüzsüz" yırtıcıyla aramızda bir sorun olmamasının tek nedeni, bugüne kadar bizlerden birini yemeye kalkmamış olması. Aksi halde, cansız kayaları yaşayan bir varlığa dönüştüren deniz şakayıklarını da yerlerinden kazımaktan geri kalmazdık. Öyle değil mi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-529067879077253886?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/529067879077253886/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/05/yuzsuz-yirticilar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/529067879077253886'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/529067879077253886'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/05/yuzsuz-yirticilar.html' title='YÜZSÜZ YIRTICILAR'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-dPbk229Qhek/TdA3pw3zXsI/AAAAAAAAAXU/wK36EXMA4GU/s72-c/Carcharodon_carcharias.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-3053976218710235107</id><published>2011-05-08T12:48:00.000-07:00</published><updated>2011-05-08T23:57:15.047-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MARMARA DARICA YILDIZ DERİN DALIŞ'/><title type='text'>KUMDA AÇAN GÜLLER</title><content type='html'>İnce uzun kolları narin tüycüklerle kaplıydı. Alacakaranlığın içinde bir başınaydı. Kollarının birleştiği yerden çıkan bir sapla dibe tutunmuştu. Işığı olmayan bir yıldız gibiydi hafifçe balçıklaşmış gri kumun üzerinde. Fenerin beyaz ışığı sapsarı bir güzellik olarak yansıyordu sepet yıldızının bedeninden. Tek kelimeyle çok ama çok güzeldi. Tüm yönlerin anlamını yitirdiği, ışıktan yoksun, renklerden yoksun olan bu derinliğe sırf onun muhteşem güzelliğini görmek için bile olsa dalmaya değerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;53 m’den geri dönüyorduk Burak’la (Demircan). Etrafıma son bir kez bakındım belki bir şey görürüm diye. Dalışın başında bir tane dil balığı görmüştük, birkaç tane de hanoz...&amp;nbsp;Buldukları her taşı kaplamıştı gorgon çalıları... Griliğin üzerinde görmeye alıştığımız gelişigüzel lekelerdi herbiri. Ama kumun güllerini görmek bu güne kısmetmiş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-8bW_4kYCPdQ/Tcby5VN5ygI/AAAAAAAAAXM/QoMozfef7Gk/s1600/PIC_0017.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" j8="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-8bW_4kYCPdQ/Tcby5VN5ygI/AAAAAAAAAXM/QoMozfef7Gk/s200/PIC_0017.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Krinoitlere genel olarak sepet yıldızları da denir. Dibe sabitlenmiş olarak yaşayan ince kollu deniz yıldızları çok yanlış bir tanım değil. Şüphesiz deniz yıldızı değiller ama onlarla akrabadırlar. Ara sıra yer değiştirmek için tutundukları nesneden kendilerini ayırır ve yerleşmek için yeni bir cisim ararlar. Taş, tahta, konserve kutusu, batık gemi, artık aklınıza ne gelirse tutunabilirler. Yer değiştirirken kollarını topladıklarında bir sepeti andırırlar. İsimleri de zaten bu davranışlarından gelir. Ürkütülmediklerinde kollarını iyice açarlar. En zarif kuş tüyünü bile kıskandıracak kadar güzeldir bu narin kollar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kumda açan güllerin ilkine 45 m civarında denk geldik. Sarı bir merhabayla selamladı bizi. Karanlıkta ve derinde o kadar rahattı ki kollarını alabildiğine açmıştı. Büyüleyiciydi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-2EFLiN71MrU/TcbzCss8n_I/AAAAAAAAAXQ/DAH0if6kA7c/s1600/PIC_0028.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" j8="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-2EFLiN71MrU/TcbzCss8n_I/AAAAAAAAAXQ/DAH0if6kA7c/s200/PIC_0028.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Çok geçmeden ikincisi çıktı karşımıza kumda açan güllerin. Gerçi bu seferki kumun üzerinde değildi. Dibe saplanıp kalmış kocaman bir çapanın tepesini birkaç tane gorgon ve bolca tüplü kurtla paylaşıyordu. Bu seferkinin rengi biraz turuncuya kaçan bir sarıydı. Şimdi şu sahneyi hayal etmeyi deneyin; kapkaranlık bir su, hemen hemen aynı renkte olan dip, 50 m derinde ezici basınç, dibin tekdüzeliğini bozan demirden bir çıkıntı ve ona tutunmuş olan renk renk, biçim biçim yaşamlar ve nihayet alacakaranlık hiçliğin, boyutları belli olmayan simsiyah bir evrenin boşluğunda asılı kalarak yaşamın renklerini seyreden bir çift meraklı göz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marmara’nın renk paletinde kimbilir daha ne tonlar var keşfedilmeyi bekleyen? Biraz sabır, biraz cesaret ve bolca saygı, hayata, gözden uzak derinliklere, Marmara’ya...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güvenini kazandıkça Marmara’nın sizinle her dalışta daha fazlasını paylaştığını göreceksiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-3053976218710235107?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/3053976218710235107/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/05/kumda-acan-guller.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/3053976218710235107'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/3053976218710235107'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/05/kumda-acan-guller.html' title='KUMDA AÇAN GÜLLER'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-8bW_4kYCPdQ/Tcby5VN5ygI/AAAAAAAAAXM/QoMozfef7Gk/s72-c/PIC_0017.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-2858554305453653988</id><published>2011-05-05T07:03:00.000-07:00</published><updated>2011-05-05T07:35:18.589-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KÖPEKBALIKLARI TRT KİTAP'/><title type='text'>KÖPEKBALIKLARIMIZLA 10 DAKİKA</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.facebook.com/video/video.php?v=189728137739992"&gt;Türk Sularında Köpekbalıkları TRT OKUL ekranındaydı&amp;nbsp;(tıklayın)&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-g8c_PuZi-88/TcKt0f_YZFI/AAAAAAAAAXI/qKR-tKnVF7Q/s1600/KitapKapak.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" j8="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-g8c_PuZi-88/TcKt0f_YZFI/AAAAAAAAAXI/qKR-tKnVF7Q/s320/KitapKapak.jpg" width="235" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-2858554305453653988?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/2858554305453653988/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/05/kopekbaliklarimizla-10-dakika.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/2858554305453653988'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/2858554305453653988'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/05/kopekbaliklarimizla-10-dakika.html' title='KÖPEKBALIKLARIMIZLA 10 DAKİKA'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-g8c_PuZi-88/TcKt0f_YZFI/AAAAAAAAAXI/qKR-tKnVF7Q/s72-c/KitapKapak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-5853304815679923107</id><published>2011-05-01T08:59:00.000-07:00</published><updated>2011-05-26T01:13:52.117-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MARMARA DALIŞ DENİZ İSTAKOZ DİP YAŞAMI'/><title type='text'>PAZAR HEDİYEMİZ İSTAKOZ</title><content type='html'>Marmara'da çoook uzun zaman olmuştu istakoz görmeyeli. Artık ümidi kesmiştim kıskaçlı şövalyeye rastlamaktan. Oysa eskiden ne çok çıkarlardı karşıma Yassı'nın, Sivri'nin taşlıklarında. Şöyle özenle düzeltilmiş kumdan bir siper, hemen gerisinde çok yüksek olmayan genişçe bir kovuk,&amp;nbsp;çevreyi kolaçan eden ince uzun iki anten ve her&amp;nbsp;an kapmaya hazır iki güçlü kıskaç. Yuvasında gizlenen istakoz aşağı yukarı böyle bir şeydir ve el değmemiş taşlıklarda alışılmış bir görüntüdür. Gerçi Ege'de ve Akdeniz'de hâlâ çok şanslı olmaya gerek yok istakoz görmek için, çevreye biraz dikkatli bakmanız yeterli. Fakat&amp;nbsp;İstanbul kıyılarında, ama açıktaki adalarda değil anakaranın yanıbaşında, kentin dibinde&amp;nbsp;istakoz görmek biraz zorlama bir hayal. Kolay ulaşılan yuvalardaki istakozların kökü çoktan kurudu, kalanlarsa derinde sağ kalmaya çabalıyor. Gelgelelim bu sabah yine şeytanın bacağını kırdık. Dekompresyonun bitmesine az bir şey kalmıştı ki Darıca yine yaptı sürprizini...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç kafadar -ben, Burak Demircan ve Polat İnce- 1 Mayıs sabahı düştük yola, istikamet Darıca. Yer aynı yer, Aslan Çimento'nun biraz berisi. Yükleme iskelesinden uzak durduğumuz sürece ses etmiyorlar fabrikanın yakınlarında dalmamıza. Onlar bize alıştı biz de onlara. Oltacılarsa bir alem, artık dipte nokta sormaya başladılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onca yükle yağmur kanalının beton duvarından inmek hayli zorluyor artık.&amp;nbsp;Biraz ötede düz ayak bir yer bulduk; otur taşa giy paletlerini, ver malzemeye son ayarı, sonra sal kendini suya. İlk metreler&amp;nbsp;bel hizasında sonrası dipsiz bir uçurum sanki. Allah ne verdiyse gidiyor. Aşağısı zifiri karanlık! Fakat siyah değil yeşil bir karanlıktı bu sefer. Böylesini ilk kez gördüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burak'la Polat'ı 30 küsürde bıraktım 40'a doğru sallandım. Karanlık ama bulanık değil, fener yordamıyla birbirimizin farkındayız. Yakındaki kara mercan taşını aradım, ama denk gelmedi. Uzağına düşmüşüz, hafif akıntı da vardı hiç zorlamadım. Bizimkilerin ışığına doğru usul usul geldim, gece bekçisi gibi bekleşiyorlardı eteğin kenarında. Beni beklerken kocaman bir kırlangıç görmüşler. Onun dışında kayda değer balık yoktu bu sefer. Ağır yol yükselmeye başladık. Yanımızda deko tüpleri yok, kasmanın da alemi yok. Pazar keyfini yaptık, ufaktan eve yollanmalı artık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözünü sevdiğimin Suunto'su parmağını suya sokunca bile deko yazıyor mübarek. Neyse ki profil hesaplayacak kadar zeki, fazla yaslamıyor dekoyu. Uzun zik zaklar çizerek çıkınca alet de rahatlıyor haliyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ciiiiikkk 6 m... 3 dakika zorunlu istirahat. Su bulanık, fotoğraf makinesi dursun durduğu yerde. Bu sene bir türlü durulmadı sular diye içimden söylenirken biraz altımdan bir fokurdama geliyor, ardından Polat'tan usturuplu bir el hareketi. İşaret rehberinde karşılığı olmayanlardan, ama birlikte uzun zaman geçirince bunun da bir karşılığı var tabi ki aramızda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Qk7a2_KLdTw/Td4J_futPyI/AAAAAAAAAXg/4utSBwef60U/s1600/PIC_0014.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://3.bp.blogspot.com/-Qk7a2_KLdTw/Td4J_futPyI/AAAAAAAAAXg/4utSBwef60U/s200/PIC_0014.JPG" t8="true" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;İşaret ettiği kovuğa yanaşıyorum, Burak yanıbaşımda, elinde kamera alesta bekliyor. Önce iki ince uzun anten, turuncuyla ateş kırmızısı arası... Sonra iki güçlü kıskaç, geride fıldır fıldır dönen gözler. Fenerin ışığından ürküyor, ama kaçmıyor da. Hey gözünü sevdiğimin Darıca'sı, sen ne bereketli yermişsin böyle. Giderayak verdi yine pazar hediyesini. Bu seferki baboş bi istakoz. Yeri mi? Olduğu yerde duruyor tabi ki. İki üç kare fotoğrafını çektikten sonra kendi haline bıraktık keratayı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-5853304815679923107?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/5853304815679923107/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/05/pazar-hediyemiz-istakoz.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/5853304815679923107'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/5853304815679923107'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/05/pazar-hediyemiz-istakoz.html' title='PAZAR HEDİYEMİZ İSTAKOZ'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-Qk7a2_KLdTw/Td4J_futPyI/AAAAAAAAAXg/4utSBwef60U/s72-c/PIC_0014.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-3266233219603199448</id><published>2011-04-02T09:18:00.000-07:00</published><updated>2011-04-02T09:18:59.741-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İSTANBUL BOĞAZI DALIŞ ANADOLU FENERİ'/><title type='text'>ÇAKAL LİMANI</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-PlRo8gLSBOI/TZdKbwOFzgI/AAAAAAAAAWw/it5xvwIWmlg/s1600/IMG_0016.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" r6="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-PlRo8gLSBOI/TZdKbwOFzgI/AAAAAAAAAWw/it5xvwIWmlg/s200/IMG_0016.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;İstanbul Boğazı’nın Anadolu yakasında bulunan Çakal Limanı, Karadeniz’e çıkış öncesindeki en son koydur. Anadolu Feneri’nin yükseldiği tepenin gölgesinde kalan koy, sarp kaya duvarları tarafından kuşatılmıştır. Koyun dar sahil şeridinde sıralanan irili ufaklı kayıkhanelerin ahşap duvarları, sırtlarını yasladıkları kayalıklarla bir olmak istercesine koyulaşmış, hatta kimi yerde kararmıştır. Her daim birkaç balıkçı görebileceğiniz Çakal Limanı, uygun havayı yakalamanız halinde, İstanbul’da keyifli kıyı dalışları yapmaya uygun, ulaşımı kolay bir dalış noktasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-w46ai_6c_Ps/TZdKql6TX2I/AAAAAAAAAW0/QUA-RQuGq4A/s1600/IMG_0061.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" r6="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-w46ai_6c_Ps/TZdKql6TX2I/AAAAAAAAAW0/QUA-RQuGq4A/s200/IMG_0061.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Çakal Limanı’na Beykoz – Anadolu Kavağı güzergâhından ya da Kavacık Tüneli – Anadolu Kavağı güzergâhından ulaşabilirsiniz. Hangi yoldan gelirseniz gelin, Anadolu Feneri – Polonezköy yol ayrımından Anadolu Feneri istikametinde devam etmeniz gerekiyor. Zaten yol ayrımından sonra Çakal Limanı’na giden başka yol yok. Fenere gelmeden önce sola sapıldığında, oldukça dar bir yokuştan koya iniliyor. Dikkatli olmanızı öneririm, çünkü yokuşun sonu deniz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-fqUiiTK8iOQ/TZdLCWu6RxI/AAAAAAAAAW4/jicGu0gvJnQ/s1600/IMG_0018.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" r6="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-fqUiiTK8iOQ/TZdLCWu6RxI/AAAAAAAAAW4/jicGu0gvJnQ/s200/IMG_0018.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Koyu çevreleyen kayalıklar denizde de devam ediyor. Çakal Limanı’nda dip yapısı kıyıdan koyun ağzına kadar kayalık ve parça taşlıktır. Bu nedenle paletlerinizi, en azından göğüs hizasına kadar suya girdikten sonra giymeniz, ilk birkaç metrede daha dengeli ilerlemenize yardımcı olacaktır. Kuzey rüzgârları koy içinde sert dalgaya neden olur. Özellikle kuzeybatıdan esen karayelde koyda dalış yapmayı denerseniz, sakatlanmaya davetiye çıkarmış olursunuz. Dalgalar, sırtınızdaki onca yükle sizi bir sapan taşı gibi kıyıya fırlatabilir. Bu nedenle ya rüzgârsız havalarda ya da güney rüzgârlarında koyda dalış yapın. Ancak, koyu çevreleyen tepelerin arasında kalan boşluklar nedeniyle, güney rüzgârları açıkta etkili olabiliyor. Doğu – güneydoğu istikametinde esen rüzgâr altında dalış yapıyorsanız fazla açıktan çıkmamaya gayret edin. Aksi halde açığa sürüklenmeniz işten değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dalışınızın ilk metrelerinden başlayarak, hem Karadeniz’den hem de Marmara’dan canlılarla harmanlanmış sade bir deniz yaşamı görebilirsiniz. Özellikle Eylül – Kasım döneminde kalabalık sürüler oluşturan gümüş balıkları, koyda ağ atan balıkçıların başlıca avları arasında. Bu nedenle, sonbahar dalışları sırasında ağlardan uzak durmaya özen gösterin. Bu uyarı hem kişisel emniyetiniz, hem de balıkçılarla papaz olmamanız için...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-qsAkrf19Fjk/TZdLm8HrlhI/AAAAAAAAAW8/kBadGeX31l4/s1600/IMG_0032.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" r6="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-qsAkrf19Fjk/TZdLm8HrlhI/AAAAAAAAAW8/kBadGeX31l4/s200/IMG_0032.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Kıyıdan açığa kadar hafif bir meyille derinleşen koyda pusula kullanmayı ihmal etmeyin. Koy ağzında derinlik 10 ila 11 metre arasında değişiyor ve bu noktaya kadar kayalık ve parça taşlık olarak ilerleyen kıyı burada yerini aniden kumluğa bırakıyor. Kumluğa ulaştığınızda hemen hemen koydan çıkmış ve boğaz kanalının kenarına ulaşmış olursunuz. Hiçbir kerteriz noktasınının bulunmadığı kumluktan koyun içine güvenle dönmek için, daha kıyıdayken pusula nişanını ayarlamayı ihmal etmeyin. Bu arada kumlukta dolaşırken gözünüzü dört açın! Her an kalkan veya vatoz balığı görebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kayalıktan kumluğa geçiş sırasında pusulanız biraz sapabilir; ancak endişelenecek bir durum yok. Pusulanızdaki sapmaya, dipte metal yılanlar gibi kıvrılmış duran paslı çelik halatlar neden olur. Bir zamanlar boğaza denizaltıların girmesini önlemek için gerilen çelik telden ağların kalıntılarından kaynaklanan manyetik sapma pusulanızı bir an için şaşırtabilir. Karaya çıktığınızda koyun kuzey kıyısında, ağın Anadolu yakasındaki gergi istasyonunu ve burayı korumak için yapılmış makineli tüfek yuvalarını görebilirsiniz. Su üstünde ve su altında görülebilen kalıntılar koydaki dalışınızı daha da ilginç kılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-Uj9b11RMkjo/TZdL1cJU1vI/AAAAAAAAAXA/O2zdAwOSDnA/s1600/PIC_0009.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" r6="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-Uj9b11RMkjo/TZdL1cJU1vI/AAAAAAAAAXA/O2zdAwOSDnA/s200/PIC_0009.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Yokuşun sonundan sola baktığınızda görülen kayalıklara sırtınızı verip açığa doğru ilerlerseniz, kuzey kıyısındaki çelik halat yığınının bir benzeriyle, hemen hemen 10 m derinlikte karşılaşabilirsiniz. Denizin sakin, suyun berrak olduğu günlerde geniş açı fotoğrafçılığı için ilginç pozlar yaratan sualtı hurdalığı, makro meraklılarına çok fazla şey vaadetmiyor. Ancak ille de yakın plan fotoğraf diyenlerdenseniz, koyun içinde sıkça karşılaşabileceğiniz ördek balığı, çeşitli kayabalıkları ya da çalı karidesleri, geçmişin kalıntıları üzerinde güzel kareler hazırlamış olabilirler. Arayıp bulmak size kalmış.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-3266233219603199448?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/3266233219603199448/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/04/cakal-limani.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/3266233219603199448'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/3266233219603199448'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/04/cakal-limani.html' title='ÇAKAL LİMANI'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-PlRo8gLSBOI/TZdKbwOFzgI/AAAAAAAAAWw/it5xvwIWmlg/s72-c/IMG_0016.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-5072550839266864371</id><published>2011-03-27T22:55:00.000-07:00</published><updated>2011-03-27T22:55:30.943-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KÖPEKBALIKLARI TÜRKÇE KİTAP 4DENİZ'/><title type='text'>TÜRK SULARINDA KÖPEKBALIKLARI</title><content type='html'>Yirmi yıldan fazla oldu bu hayali kuralı. İlk yazıları, ilk şekilleri iyi niyetli acemiliklerle doluydu. Gülüp geçenler de olmuştu, "daha ne biliyorsun ki yazacaksın..." diyenler de... İnat, başarmanın enerjisi. İyi ki inat etmişim, iyi ki vazgeçmemişim Türk Sularında Köpekbalıkları'nı yazmaktan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-ctD-vKOnc9E/TZAilJWp-nI/AAAAAAAAAWs/ez6iCrNAoo0/s1600/%25C4%25B0mza_Hakan_Engin.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" r6="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-ctD-vKOnc9E/TZAilJWp-nI/AAAAAAAAAWs/ez6iCrNAoo0/s200/%25C4%25B0mza_Hakan_Engin.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;26 Mart 2011'de imzaladıklarım bir kitaptan fazlasıydı benim için. Ülkeye, denizlere, yaşamı yanlış anlamalara kurban giden asık suratlı bir yırtıcıya ama en önemlisi kendime hizmetti bu kitap. Kendime hizmet diyorum, çünkü yıllar önce başkalarının sözüne kulak asıp daha başında bu yoldan dönmüş olsaydım eğer, kimbilir daha nelerden vazgeçerdim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kitaptaki her kelimenin mürekkebi bir damla deniz suyu aslında. Türk Sularında Köpekbalıkları, denizle yazı arasında var olmaya çabalayan bir insanın da örtülü&amp;nbsp;öyküsü...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-5072550839266864371?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/5072550839266864371/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/03/turk-sularinda-kopekbaliklari.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/5072550839266864371'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/5072550839266864371'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/03/turk-sularinda-kopekbaliklari.html' title='TÜRK SULARINDA KÖPEKBALIKLARI'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-ctD-vKOnc9E/TZAilJWp-nI/AAAAAAAAAWs/ez6iCrNAoo0/s72-c/%25C4%25B0mza_Hakan_Engin.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-1939543959908867073</id><published>2011-03-14T00:10:00.000-07:00</published><updated>2011-03-14T00:10:52.575-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MARMARA ADALAR DENİZ YAŞAM BİYOLOJİ BOĞAZİÇİ GÖÇLER'/><title type='text'>ADALAR DENİZİ - FARKLI DÜNYALAR 8</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh4.googleusercontent.com/-Che0JyWR-W0/TX2_FeVhHuI/AAAAAAAAAWg/LIgvwYBTd2I/s1600/30x40-6.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" q6="true" src="https://lh4.googleusercontent.com/-Che0JyWR-W0/TX2_FeVhHuI/AAAAAAAAAWg/LIgvwYBTd2I/s200/30x40-6.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;İrina (&lt;em&gt;Dasyatis pastinaca&lt;/em&gt;) kumun altına gizlenmek yerine, zarifçe dalgalandırdığı kanatlarıyla dipten kaldırdığı kumları vücudunun üzerine serperek kendisini gizler. Bu kanatlar aslında irinanın göğüs yüzgeçleridir. Bu dalgalanma o kadar güçlüdür ki, irina sadece kendisini gizlemekle kalmaz, örtünün kalkmasıyla açığa çıkan kabuklu canlıları da afiyetle midesine indirir. Oysa irinanın aksine trakonya (&lt;em&gt;Trachinus&lt;/em&gt; spp.) ve kurbağa balığı (&lt;em&gt;Uranoscopus scaber&lt;/em&gt;), gövdelerini dalgalandırarak kumu kazar ve sadece gözlerini ve kocaman ağızlarını dışarıda bırakarak pusuya yatarlar. Çok obur avcılar olmalarına rağmen bu balıklar, değerli yaşam enerjilerini av peşinde harcamak yerine, avın kendilerine gelmesini beklemeyi tercih ederler. Her iki balığın kocaman ağzı bir kapanı andırır. Çenelere muazzam bir ezme gücü veren kaslarla iyice tombullaşmış olan yanaklar, denizdeki çoğu avcıyı kıskandıracak kadar yoğun bir yakalama ve çiğneme enerjisiyle doludur. Trakonya ya da kurbağa balığı kocaman ağzını hızla açtığında oluşan anlık emmenin yarattığı akım, suyla birlikte avın da bu karanlık boşluğa çekilmesine yol açar. Kumun altında doymak bilmeyen bir açlıkla bekleyen yüzlerce ağız, kendilerine yaklaşmaya cesaret eden hayatları yutmaya her an hazırdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh3.googleusercontent.com/--kq0tYXFo7o/TX2_OK-FSfI/AAAAAAAAAWk/2xlBJWUjsOw/s1600/Merlangius_merlangus2.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" q6="true" src="https://lh3.googleusercontent.com/--kq0tYXFo7o/TX2_OK-FSfI/AAAAAAAAAWk/2xlBJWUjsOw/s200/Merlangius_merlangus2.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="https://lh3.googleusercontent.com/-bVGU3MPgK5k/TX2_VUuIuWI/AAAAAAAAAWo/_u9KUJ0zX6g/s1600/DSCN1574.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" q6="true" src="https://lh3.googleusercontent.com/-bVGU3MPgK5k/TX2_VUuIuWI/AAAAAAAAAWo/_u9KUJ0zX6g/s200/DSCN1574.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Marmara’nın derinlerinde kol gezen avcıların hiçbiri avını bozcamgöz (&lt;em&gt;Hexanchus griseus&lt;/em&gt;) kadar korkutamaz. Bozcamgöz derin Marmara’da yaşayan en büyük avcıdır; iç denizde besin piramidinin zirvesine yerleşmiş bir tepe yırtıcıdır; derin karanlıktaki tüm avcıları avlayabilen tek avcıdır. Onun midesinden çıkanlar, zengin bir ziyafetin yemek listesi gibi uzar gider. Küçükken karides, yengeç gibi kabuklularla ve kalamar gibi kafadanbacaklılarla beslendiği halde, büyüdükçe balıkların peşine düşer. Dipte yaşayan tüm balık türleri avcıların avcısına yem olabilir. Kaynakların kısıtlı olduğu derin denizde bozcamgöz, küçük köpekbalıklarını ve vatozları da avlar. Yine de berlam balığının (&lt;em&gt;Merluccius merluccius&lt;/em&gt;) ziyafet listesinde özel bir yeri var. Derin sularda kalabalık sürüler oluşturan berlam balığı, bozcamgözün derin Marmara’daki en önemli besin kaynağıdır. Sahip olduğu tüm yırtıcı yeteneklere rağmen derinlerin efendisi de kolay yemek fırsatlarını kaçırmaz. Dibe çökmüş bir yunus leşinin ya da balıkçıların para etmez diyerek denize geri attıkları irili ufaklı balıkların, bozcamgöz için şölen davetiyesinden farkı yoktur. Derin karanlığa sarkıtılmış oltaların ucundaki yemler de bozcamgözün iştahını kabartır. Fakat bu yem kasıtlı olarak köpekbalığı yakalamak için hazırlanmış bir oltanın ucundaysa, bozcamgözün iştahını kabartan et parçası onun son yemeği olur. Tüm avcıların avcısı, adalar denizinin hakimi, sadece insana yenik düşer. &lt;strong&gt;(Son)&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-1939543959908867073?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/1939543959908867073/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/03/adalar-denizi-farkli-dunyalar-8.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/1939543959908867073'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/1939543959908867073'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/03/adalar-denizi-farkli-dunyalar-8.html' title='ADALAR DENİZİ - FARKLI DÜNYALAR 8'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='https://lh4.googleusercontent.com/-Che0JyWR-W0/TX2_FeVhHuI/AAAAAAAAAWg/LIgvwYBTd2I/s72-c/30x40-6.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-4137495575657073605</id><published>2011-03-11T00:29:00.000-08:00</published><updated>2011-03-11T00:29:44.904-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MARMARA ADALAR DENİZ YAŞAM BİYOLOJİ BOĞAZİÇİ GÖÇLER'/><title type='text'>ADALAR DENİZİ - FARKLI DÜNYALAR 7</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh5.googleusercontent.com/-UMQTMYiUKik/TXndD0rMlzI/AAAAAAAAAWU/6uvYJ9IKIJk/s1600/Lima_hians01.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" q6="true" src="https://lh5.googleusercontent.com/-UMQTMYiUKik/TXndD0rMlzI/AAAAAAAAAWU/6uvYJ9IKIJk/s200/Lima_hians01.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Kumun altında bir kere gözden kaybolduktan sonra çok fazla hareket etmeyen, hatta hemen hemen hareketsiz bir yaşamın tutsakları olan kum midyesi (&lt;em&gt;Chamelea gallina&lt;/em&gt;), sulina (&lt;em&gt;Ensis&lt;/em&gt; spp.), deniz faresi (&lt;em&gt;Sphatangus&lt;/em&gt; spp.) gibi canlılar için ince kumun kalın örtüsü, gözden uzak, güvenli sığınaklar yaratır. Kumdan süzgecin tabakalarında alıkonan minyatür canlılar –mikrofauna ve meiofauna üyeleri- bu saklı dünyada barınanların başlıca besin kaynağıdır. Deniz faresi beslenirken kum yutar, organik maddeyi özümler ve cansız olan herşeyi dışarı atar. Kum midyesi ve sulinanın kavkıları arasından çıkan sifon, hem besinlerin emilmesi, hem de atıkların boşaltılması için kullanılan ortak bir bacadır. Yine de doğa, durağanlığa mahkûm olan bu dünyada bile yırtıcılar yaratmayı ihmal etmemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh4.googleusercontent.com/-mtEGu09nGrA/TXndKEj6RNI/AAAAAAAAAWY/K0wxj6JXTK4/s1600/Marthasterias_glacialis.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" q6="true" src="https://lh4.googleusercontent.com/-mtEGu09nGrA/TXndKEj6RNI/AAAAAAAAAWY/K0wxj6JXTK4/s200/Marthasterias_glacialis.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Avla görsel temasın olanaksız olduğu kum denizinde gözler ya yok olmuştur ya da iyice küçülmüştür. Kumda av ararken duymak, koklamak, elektriği algılamak görmekten daha önemlidir. Kum altında gizliden gizliye bir ölüm kalım savaşı devam eder. Avın ve avcının hareket olanaklarını alabildiğine kısıtlayan kum örtüsü, ava saklanmaktan, avcıya sabırla beklemekten ya da uzun arayışlardan başka seçenek bırakmaz. Hücumların hız kestiği kumun derinliklerinde her an ölümcül bir karşılaşma yaşanabilir. Kollarının altındaki yüzlerce küçük parmakla kumun her santimetrekaresini sabırla didikleyen deniz yıldızı ile karşılaşma midye için mutlak ölüm demektir. Deniz yıldızı kollarını kumun derinliklerine uzattığında, midyeyi yırtıcılardan gizleyen koruyucu örtü onun kefeni olur. Deniz yıldızı sabırlı arayışının ödülünü aldığında midyeden geriye bir çift kabuk kalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh6.googleusercontent.com/-u2hx1d_xZSU/TXndQLM8DpI/AAAAAAAAAWc/kYfEQU0VKwg/s1600/Uranoscopus_scaber2.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" q6="true" src="https://lh6.googleusercontent.com/-u2hx1d_xZSU/TXndQLM8DpI/AAAAAAAAAWc/kYfEQU0VKwg/s200/Uranoscopus_scaber2.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Kumun kırış kırış olmuş yüzeyinin altında saklanan bazı canlılar insanın canını çok yakabilir. Trakonya (&lt;em&gt;Trachinus&lt;/em&gt; spp.), kurbağa balığı (&lt;em&gt;Uranoscopus scaber&lt;/em&gt;) ve irina balığı (&lt;em&gt;Dasyatis&lt;/em&gt; spp.), doğanın en etkili savunma araçlarından biriyle donatılmışlardır. Masum görünüşlü bu balıkların vücutlarındaki dikenlerde taşıdıkları güçlü zehir, onlara cüsselerinden beklenmeyecek kadar etkili bir savunma yeteneği kazandırır. Ne trakonya, ne kurbağa balığı, ne de irina aktif avcı türler değildir. Bunlar avlarını kovalamak yerine kumun altında pusuya yatmayı tercih ederler. &lt;strong&gt;(Devamı var)&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-4137495575657073605?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/4137495575657073605/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/03/adalar-denizi-farkli-dunyalar-7.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/4137495575657073605'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/4137495575657073605'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/03/adalar-denizi-farkli-dunyalar-7.html' title='ADALAR DENİZİ - FARKLI DÜNYALAR 7'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='https://lh5.googleusercontent.com/-UMQTMYiUKik/TXndD0rMlzI/AAAAAAAAAWU/6uvYJ9IKIJk/s72-c/Lima_hians01.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-1512939772518881213</id><published>2011-03-08T10:11:00.000-08:00</published><updated>2011-03-08T10:11:34.441-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MARMARA ADALAR DENİZ YAŞAM BİYOLOJİ BOĞAZİÇİ GÖÇLER'/><title type='text'>ADALAR DENİZİ - FARKLI DÜNYALAR 6</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh4.googleusercontent.com/-pV7pDpXSL20/TXZv5swvltI/AAAAAAAAAWI/XCmx-r6bcds/s1600/Pachycerianthus02.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" q6="true" src="https://lh4.googleusercontent.com/-pV7pDpXSL20/TXZv5swvltI/AAAAAAAAAWI/XCmx-r6bcds/s200/Pachycerianthus02.JPG" style="cursor: move;" unselectable="on" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="https://lh5.googleusercontent.com/-SAIeJv0txu8/TXZwGywz2QI/AAAAAAAAAWM/GPckKM6NO38/s1600/PIC_0093.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" q6="true" src="https://lh5.googleusercontent.com/-SAIeJv0txu8/TXZwGywz2QI/AAAAAAAAAWM/GPckKM6NO38/s200/PIC_0093.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Büyükada, Heybeliada ve karşı sahilde Dragos arasında kalan üçgende, adalar denizinin bir başka biyolojik hazinesi ziyaretçilerini bekler. &lt;em&gt;Pachycerianthus&lt;/em&gt; cinsi yüzlerce deniz şakayığının narin dokunaçlarıyla dalgalanan gerçeküstü bir bahçe, “Marmara öldü…” diyenlere nispet edercesine yeşermiştir kuzey kumluğunda. Koyu yeşil suların gizlediği bahçede dalgıçları loşlukla karışık bir dinginlik bekler. Ne zaman bu bahçede gezinsem, kum havuzunda en sevdiği oyuncaklarıyla oynayan bir çocuğun sonsuz neşesini hissederim. Deniz şakayıklarının birkaç metre üzerinde dolaşırken paletlerimin yarattığı su akımı dokunaçları bir an dalgalandırır. Sığlıkta yaşayan ürkek kuzenlerinin aksine, &lt;em&gt;Pachycerianthus&lt;/em&gt; şakayıkları, dalgıcın varlığından çok rahatsız olmazlar. Metrekareye birkaç tane deniz şakayığının düştüğü bu sıkışık düzenli bahçede yüzlerce dokunaç birbirine karışır. Burada kum sanki canlı bir örtüyle kaplanmıştır. Kuzey kumluğunun öteki sakinlerini görmek için zemine yaklaşmalı, bu örtünün, hatta kumun altına bakmalısınız. Dibe yaklaştıkça kumluğun sakinleri giderek kalabalıklaşır. Meraklı iki göze karşılık yüzlerce göz gizlenir kumun altında ve üstünde. &lt;em&gt;Pachycerianthus&lt;/em&gt; şakayığı gibi bazı deniz omurgasızları göze bile ihtiyaç duymazlar. Dalgıcın suda yarattığı her dalgalanma, bir çift kabuğun kapanması için yeter de artar. İçkabuklu bir karından ayaklı olan &lt;em&gt;Philine aperta&lt;/em&gt;’yı bulmak için, kuma kazınmış derin çizgileri izlemeniz yeterlidir. Bu çizgiler, sarımsı beyaz canlının ayak izleridir ve kimi izler güneydeki derin kumluğa gitmektedir. &lt;br /&gt;&lt;a href="https://lh4.googleusercontent.com/-IGv8-5p7QCg/TXZwnYCc48I/AAAAAAAAAWQ/-M9e49Ft7uY/s1600/PIC_0085.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" q6="true" src="https://lh4.googleusercontent.com/-IGv8-5p7QCg/TXZwnYCc48I/AAAAAAAAAWQ/-M9e49Ft7uY/s200/PIC_0085.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Anthozoa türlerinin çoğu sert zeminlere tutunarak yaşadıkları halde, &lt;em&gt;Funiculina quadrangularis&lt;/em&gt;, &lt;em&gt;Pennatula phosphorea&lt;/em&gt; ve &lt;em&gt;Veretillum cynomorium&lt;/em&gt; türü deniz kalemleri, çamurlu ya da kumlu zeminlere uyum sağlamış olmalarıyla dikkat çekerler. Uzunluğu 2 m’ye ulaşabilen &lt;em&gt;Funiculina&lt;/em&gt; bir kırbacı andırır. Diğer iki türe kıyasla Marmara’da ender rastlanan bir deniz kalemidir. Çamura saplanmış parlak bir kuş tüyüne benzeyen &lt;em&gt;Pennatula&lt;/em&gt;’nın boyu yarım metreye ulaşabilir. Adalar denizinde en sık rastlanan deniz kalemi olan &lt;em&gt;Veretillum&lt;/em&gt;’un boyu uygun koşullar altında 1 m’ye yaklaşır. Aynı gövdeden çıkan yüzlerce küçük polipin biraraya gelerek şekillendirdikleri kalabalık birer koloni olan deniz kalemleri, güney kumluğunu renklendiren gözalıcı narin canlılardır. &lt;strong&gt;(Devamı var)&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-1512939772518881213?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/1512939772518881213/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/03/adalar-denizi-farkli-dunyalar-6.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/1512939772518881213'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/1512939772518881213'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/03/adalar-denizi-farkli-dunyalar-6.html' title='ADALAR DENİZİ - FARKLI DÜNYALAR 6'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='https://lh4.googleusercontent.com/-pV7pDpXSL20/TXZv5swvltI/AAAAAAAAAWI/XCmx-r6bcds/s72-c/Pachycerianthus02.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-2842289324628720931</id><published>2011-03-02T12:54:00.000-08:00</published><updated>2011-03-02T12:54:51.971-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MARMARA ADALAR DENİZ YAŞAM BİYOLOJİ BOĞAZİÇİ GÖÇLER'/><title type='text'>ADALAR DENİZİ - FARKLI DÜNYALAR 5</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh6.googleusercontent.com/-5sGa6iZoR54/TW6uGj9VAUI/AAAAAAAAAWA/nWGi9QdXc2Q/s1600/Arnoglossus_thori.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" l6="true" src="https://lh6.googleusercontent.com/-5sGa6iZoR54/TW6uGj9VAUI/AAAAAAAAAWA/nWGi9QdXc2Q/s200/Arnoglossus_thori.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Kayalık yüzeyler yaşama ait tüm birikimlerini cömertçe sergiledikleri halde, kum sakladığı hazineyi kolayca ortaya çıkarmaz. Genellikle tekdüze bir çöl gibi uzayıp giden kumluk alanlar, gözün kolayca odaklanmasına, şekilleri farketmesine izin vermez. Işığın iyice azaldığı derinliklerde biçimler, kumluğun yalınlığında daha da silikleşir, hatta kaybolur. Güçsüz bir kuyruk vuruşuyla bile kolayca havalanan kum dibe çökerken, herşeyin üzerine bir görünmezlik örtüsü yayar. Adalar denizinde derinlere indikçe kayalar giderek silikleşen gölgelere dönüşür. Ara sıra denk gelinen bir enkaz ya da irili ufaklı kaya parçaları, kumluğun tekdüzeliğinde belli belirsiz biçimler, kabartılar yaratsa da, derin diplere kumun yalınlığı hakimdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh6.googleusercontent.com/-TxQDNSwfDrw/TW6uXcMmZZI/AAAAAAAAAWE/M5lbw2RGT-o/s1600/Resim42.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="132" l6="true" src="https://lh6.googleusercontent.com/-TxQDNSwfDrw/TW6uXcMmZZI/AAAAAAAAAWE/M5lbw2RGT-o/s200/Resim42.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Prens Adaları’nın çevresinde kum zeminin başlangıç derinliği bölgeden bölgeye değişir. İstanbul’a bakan kuzey kıyılarında kumluk genellikle ilk metrelerde hissedilir. Anakarada son yıllarda belediyenin çabalarıyla şekillenen suni kumsallara adalarda pek rastlanmaz. Tabiat adaları inşa ederken çoğunlukla kaya ve taş kullanmış olsa da, ara sıra rastladığı boşluklara bir avuç kum serpip küçük plajlar yaratmayı da ihmal etmemiş. Heybeliada’da Değirmenburnu’ndaki plaj da adaların az sayıdaki kumsallarından biridir. Yüzmek için korunaklı, fazla derin olmayan bir yer arayanların uğrak yeridir Değirmenburnu. Buraya tam olarak kumsal denemez aslında. Dip hem taşlık hem de kumluktur. Derinlik yavaş yavaş artar; ayrıca dipte görülecek çok bir şey yoktur. Meraklısı dışında pek dalgıç göremezsiniz yakınlarda. Rahatsız eden olmadığı için, onbeş yirmi parçalık dikenli camgöz (&lt;em&gt;Squalus acanthias&lt;/em&gt;) sürüleri kış başında burnun etrafındaki sığlıklara yaklaşır, korkusuzca dolaşırlar. Ara sıra ağa ya da paraketaya takılan birkaç şanssız gezgin, dikenli camgözlerin hâlâ Değirmenburnu’na uğradıklarını gösteriyor. Ancak kuzey kumluğundaki asıl hazineyi görmek için biraz daha açığa ve derine bakmak gerekir. &lt;strong&gt;(Devamı var)&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-2842289324628720931?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/2842289324628720931/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/03/adalar-denizi-farkli-dunyalar-5.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/2842289324628720931'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/2842289324628720931'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/03/adalar-denizi-farkli-dunyalar-5.html' title='ADALAR DENİZİ - FARKLI DÜNYALAR 5'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='https://lh6.googleusercontent.com/-5sGa6iZoR54/TW6uGj9VAUI/AAAAAAAAAWA/nWGi9QdXc2Q/s72-c/Arnoglossus_thori.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-4886057673567607449</id><published>2011-03-02T05:22:00.000-08:00</published><updated>2011-03-02T05:22:21.793-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MARMARA ADALAR DENİZ YAŞAM BİYOLOJİ BOĞAZİÇİ GÖÇLER'/><title type='text'>ADALAR DENİZİ - FARKLI DÜNYALAR 4</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh5.googleusercontent.com/-2GowWtcei-g/TW5EI3D_drI/AAAAAAAAAVw/6QlcZndiJnE/s1600/Psetta_maxima.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" l6="true" src="https://lh5.googleusercontent.com/-2GowWtcei-g/TW5EI3D_drI/AAAAAAAAAVw/6QlcZndiJnE/s200/Psetta_maxima.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Kayalık kıyılardaki renk cümbüşünün aksine, adalar denizinin derinlere uzanan düzlüklerine genelde tek bir renk hakimdir. Kayalıktan gri bir çölü andıran kumluğa geçiş, kimi yerde aniden, kimi yerde kademeli olarak gerçekleşir. Adalar denizinin zümrüt yeşili sularına balıklama dalan duvarların bulunduğu Sivri’nin, Yassı’nın ve Balıkçı Adası’nın güney kıyılarında, kayalık ve kumluk arasındaki sınır kalemle çizilmiş gibi belirgindir. Sert ya da yumuşak zeminlerde yaşamaya uyum sağlamış olan türler birbirlerinin yaşam alanlarına genellikle girmediklerinden, bu bölgelerde iki farklı dünyanın canlıları arasında net bir farklılaşma görebilirsiniz. Dil balıkları, vatozlar, üzgün balıkları, kırlangıç balıkları gibi yumuşak zeminlerde yaşamaya uyum sağlamış olan balık türleri duvarın dibine kadar gelir ama daha ileriye gidemezler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh4.googleusercontent.com/-5KeTiKvucxM/TW5ERDh9LMI/AAAAAAAAAV0/epoKo38l__k/s1600/Cereus_pedunculatus.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="133" l6="true" src="https://lh4.googleusercontent.com/-5KeTiKvucxM/TW5ERDh9LMI/AAAAAAAAAV0/epoKo38l__k/s200/Cereus_pedunculatus.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Zeminin eğimle derinleştiği yerlerde kaya ve kum arasındaki sınır belli belirsiz bir geçiş bölgesine dönüşür, hatta tamamen silinir gider. Kayaların önce küçük kayalara, sonra daha küçük kayalara, giderek küçülen taşlara dönüştüğü, nispeten yumuşak bir eğimle derinleşen kıyılarda, kıyıyla kumun arasında iki farklı dünyadan gelen yaşamların karşılaştığı, hatta kalıcı yerleşmelere sahne olan tampon bir bölge oluşur. Prens Adaları’nın derinlerinde böyle tampon bölgeler yaygın olmakla birlikte, hiçbiri Kalpazankaya’nın görkemini sunmaz dalgıçlara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh5.googleusercontent.com/-Jd2VfYYTpQc/TW5EeEG6V4I/AAAAAAAAAV8/dZ3qR71Z6J0/s1600/Sagartia_spp.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" l6="true" src="https://lh5.googleusercontent.com/-Jd2VfYYTpQc/TW5EeEG6V4I/AAAAAAAAAV8/dZ3qR71Z6J0/s200/Sagartia_spp.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="https://lh5.googleusercontent.com/-i9eyhr0DXgg/TW5EYXTtkzI/AAAAAAAAAV4/j0bAgYQbOI8/s1600/Ophiothrix_fragilis01.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" l6="true" src="https://lh5.googleusercontent.com/-i9eyhr0DXgg/TW5EYXTtkzI/AAAAAAAAAV4/j0bAgYQbOI8/s200/Ophiothrix_fragilis01.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Burgazada’nın güneyindeki heybetli kaya parçası ve onu kuşatan daha küçük kaya parçaları küçüle küçüle irili ufaklı taşlara dönüşürken, yaklaşık 30 m derinde Kalpazankaya’nın cüssesinden eser kalmaz. Taşlar küçüldükçe araları açılır ve ortaya kumla çamurla dolmaya uygun cepler çıkar. Sığlıktaki alg örtüsü derinde de devam eder; kara midyeler bile bu seyrek taşlıkta boş buldukları yüzeylere tutunmuşlardır. Yüzeye yakın kayalardaki tutunucu canlı yerleşimleri, gelişigüzel atılmış gibi duran taşların üzerinde cılızlaşarak bile olsa devam eder. Seyrek taşlık, Kalpazankaya’nın kumluktaki ileri karakollarıdır. Kaya duvarındaki iskorpiti uzaktan seyreden dilbalığı, tampon bölgede uzak akrabası ile gözgöze gelir. Kalpazankaya’da buluşanlar sadece iskorpit ve dilbalığı değildir. &lt;em&gt;Sagartia&lt;/em&gt; anemonu deniz kalemi (&lt;em&gt;Veretillum cynomorium&lt;/em&gt;) ile burada karşılaşır. Yılanyıldızlarının (Ophiuroidea) ince uzun kolları kayayla kumu, iki tarafı da kucaklayan bir sahiplenmeyle örter. Kum yatağında uyuyan vatoz balığı bile bazı geceler beslenmek için kayalığın yolunu tutar. Kumluk ıssız bir çöl olmadığını kanıtlamak ister gibi elçiler gönderir kayalığın sakinlerine. Elçilerin taşıdığı mesaj hep aynıdır: kumun altı da üstü de boş değil. &lt;strong&gt;(Devamı var)&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-4886057673567607449?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/4886057673567607449/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/03/adalar-denizi-farkli-dunyalar-4.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/4886057673567607449'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/4886057673567607449'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/03/adalar-denizi-farkli-dunyalar-4.html' title='ADALAR DENİZİ - FARKLI DÜNYALAR 4'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='https://lh5.googleusercontent.com/-2GowWtcei-g/TW5EI3D_drI/AAAAAAAAAVw/6QlcZndiJnE/s72-c/Psetta_maxima.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-3298984990559812507</id><published>2011-02-27T08:04:00.000-08:00</published><updated>2011-02-28T07:27:00.513-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MARMARA ADALAR DENİZ YAŞAM BİYOLOJİ BOĞAZİÇİ GÖÇLER'/><title type='text'>ADALAR DENİZİ - FARKLI DÜNYALAR 3</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh3.googleusercontent.com/-GKgCqe6cumk/TWp1kNO0T8I/AAAAAAAAAVk/sPoMPd4ADQk/s1600/PIC_0005+%25282%2529.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" height="200" l6="true" src="https://lh3.googleusercontent.com/-GKgCqe6cumk/TWp1kNO0T8I/AAAAAAAAAVk/sPoMPd4ADQk/s200/PIC_0005+%25282%2529.JPG" width="149" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Prens Adaları’nda kıyılar genellikle kayalıktır. Kınalı, Burgaz, Heybeli ve Büyükada’da kayalıklar kimi yerde taşlık plajlarla bölünmüş olsa da, adaların kayaç yapısı dalgaların altında da devam eder. Adaların genelinde sahil kayalarının ulaştığı ortalama derinlik 20 m civarında olmakla birlikte, Sivriada ve Balıkçı Adası’nın (Neandros) güney yamacında kayalık zemin yapısı yer yer 60 m derinde bile karşınıza çıkar. Derinliğin yanı sıra kayalıkların sualtındaki görünümü de adadan adaya değişir. Çöp İskelesi’nde (Kınalıada) zemin sıkıca kaynaşmış taşlardan oluşur. Sedefadası’nın güney kıyısındaki kaya duvarını takip ederek dibe indiğinizde, 36 m derinde düzgün kenarlı kaya blokları görürsünüz. Gorgonlarla kaplanmış olan blokların düzeni, oraya sanki bilerek yerleştirildikleri hissini uyandırır. Yassıada’nın doğu yamacında, hemen hemen 20 m derine kadar inen tek parça kaya levha, deniz tabanını kırışıksız bir örtü gibi kaplar. Bu örtü boyunca dibe doğru ilerlediğiniz zaman, kaya örtünün kenarının dipten kalkarak midyelerle kaplı taşların üzerine bir tente gibi yayıldığını görürsünüz. Çeşit çeşit süngerin yerleştiği bu tentenin altında kaya, yer yer sertliğini kaybetmiştir. Adalar denizinin üzerinde eğreti bir piramit gibi yükselen Sivriada’nın güney yamacında, Marmara’nın en güzel mercan bahçelerinden birini gezerken, fenerin ışığıyla aydınlanan kaya alev alev yanmaya başlar. Burası Sivriada’nın ünlü “67 taşı”nın başlangıcıdır. &lt;em&gt;Eunicella&lt;/em&gt; ve &lt;em&gt;Paramuricea&lt;/em&gt; türü gorgonların turuncu, mor ve sarı dalları, gri kayalığın soğukluğunu hayali bir ateşin alevleriyle ısıtır. Cansız duvarda Marmara’nın en sıcak, en canlı renkleri çıkar karşınıza.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh3.googleusercontent.com/-0TQN3q-y5XY/TWp1t3K1ArI/AAAAAAAAAVo/bDhE-y8kyp8/s1600/Didemnum_spp.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" height="150" l6="true" src="https://lh3.googleusercontent.com/-0TQN3q-y5XY/TWp1t3K1ArI/AAAAAAAAAVo/bDhE-y8kyp8/s200/Didemnum_spp.JPG" width="200" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Adalar denizindeki çıplak bir kayanın üzerinde yaşam, silis evcikli planktonik deniz algleri yani diyatomelerle başlar. Sadece mikroskop altında görülebilen bu canlılar, cansız yüzeyleri hayata hazırlayan ilk tabakayı oluştururlar. Bu ön hazırlığın ardından, tüy ayaklılar –sirripedler-, tüplü deniz kurtları –poliketler-, kara midyeler ve çeşitli alg türleri, diyatomelerin hazırladığı yüzeye tutunurlar. Bu yeni yerleşimciler büyürken, onların ardından gelen mercanlar, süngerler, deniz şakayıkları, deniz tulumları gibi, yine yerleşik yaşayan daha büyük omurgasızlar kayaların üzerindeki yerlerini alırlar. Kayalığa gelen her yeni yerleşimci uygun şartları bulduğunda hızla kendi kolonisini kurmaya girişir ve kendinden sonra gelecek olanların yerleşmelerine uygun zemini hazırlar. Yaşam kimi yerde midyelerin kabukları arasına saklanır, kimi yerde gorgonların dallarına takılır. Bir şişenin içi bile yaşamla dolar denizde. Yerleşim devam ederken tüplü deniz kurtları ve kalkerli algler gibi doğal çimento görevi yapan canlılar, midye kabuğundan küçük taşlara kadar hemen her şeyi sağlam bir yaşam harcıyla birbirine bağlar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh4.googleusercontent.com/-d9GkyeYAMTk/TWtiDFWAoyI/AAAAAAAAAVs/s6DdR2EUiXk/s1600/Diplecogaster_bimaculata.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" height="150" l6="true" src="https://lh4.googleusercontent.com/-d9GkyeYAMTk/TWtiDFWAoyI/AAAAAAAAAVs/s6DdR2EUiXk/s200/Diplecogaster_bimaculata.JPG" width="200" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Deniz tabanında yerleşmeye uygun kaya yüzeyi kalmadığında, türler arasında kıyasıya bir rekabet başlar. Bu anda ölüm, bir denge unsuru olarak karşımıza çıkar. Ölüm, beraberinde yaşam getirir. Bir canlının ölümüyle açılan boşluk, bir başkası tarafından göz açıp kapayana kadar doldurulur. Ölen her canlının çürüyen bedeni, yeni bir yaşamın doğması için gereken organik maddeyi sağlar. Adalar denizi savurganlığa asla göz yummaz. &lt;span style="mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: EN-US; mso-no-proof: yes;"&gt;Adım adım kolonileştirilen kayalık kıyılar, yengeçlerin, ahtapotların, balıkların ve diğer tüm hareketli canlıların gelmesiyle yaşayan bir görünüm kazanır. Barındırdığı her canlıyla kayalık, sanki onlarca, yüzlerce, hatta binlerce kolu olan dev bir canlıya dönüşür. Cansız kayalığın yaşayan bir bütünlüğe dönüşmesi, ölümleri doğumların izlediği sonsuz bir döngüdür. Adalar denizinin kayalık kıyıları, doğayı boyayan ressamın, yaşamın her bir parçasını nakışlarken gösterdiği özenin incelikli süsleriyle bezenmiştir. &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;(Devamı var)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-3298984990559812507?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/3298984990559812507/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/02/adalar-denizi-farkli-dunyalar-3.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/3298984990559812507'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/3298984990559812507'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/02/adalar-denizi-farkli-dunyalar-3.html' title='ADALAR DENİZİ - FARKLI DÜNYALAR 3'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='https://lh3.googleusercontent.com/-GKgCqe6cumk/TWp1kNO0T8I/AAAAAAAAAVk/sPoMPd4ADQk/s72-c/PIC_0005+%25282%2529.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-6321733258890563575</id><published>2011-02-24T14:59:00.000-08:00</published><updated>2011-02-24T22:38:20.367-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DALIŞ ANI DALGIÇ TÜPÜ SCUBAPRO'/><title type='text'>MÜMKÜNLER ALEMİ</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-TTs_PEON3Pk/TWbh_HyhmAI/AAAAAAAAAVU/ZWCnlrLZjmE/s1600/PIC_0017.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" l6="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-TTs_PEON3Pk/TWbh_HyhmAI/AAAAAAAAAVU/ZWCnlrLZjmE/s200/PIC_0017.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Düş görürken yaşamdaki tüm sınırlar ortadan kalkar. Gerçekliğin katı sınırlarına takılıp kalan tüm hayaller düşlerde gerçekleşme fırsatı bulur. Uçabilirsiniz, kuşlarla beraber gökte süzülebilirsiniz. Suyun üzerinde yürümek, bulutlarda uyumak... İsteriz ve olur. Katı sınırlarla kuşatılmış gerçeklikler dünyasına dönmek, tatlı bir düşten uyanmanın en sıkıcı yanıdır. Eğer bu dünyada, düşlerin gerçek olduğu bir mümkünler alemi varsa, orası sualtından başka bir yer olamaz. En sınır tanımaz hayallerimizin gerçekleştiği, düşlerimizle yüz yüze geldiğimiz, gerçek dünyanın katı sınırlarından muaf bir mümkünler alemidir derin karanlık. Suya girdiğiniz an yerçekimi kaybolur. Yüzerliğini iyi ayarlayabilen bir dalgıç, evrenin en temel kanunlarından birine denizde meydan okur. Dalgıç derinlere doğru süzülürken, aslında uçmaya başlamıştır. Dalgaların altında yaşam gerçek anlamda üç boyutlu bir yayılma alanı bulur kendisine. Gerçekler aleminde havada asılı kalamayan insanoğlunun boşluğu hissedebildiği, hatta boşluğa dokunabildiği tek yerdir sessiz dünya. Boşluk burada kıvamlıdır. Ayaklarınız yerden kesildiği an çevreniz yaşamla dolar, yaşam her yönden üzerinize gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zeminden birkaç metre yukarıda kalacak şekilde yüzerliğimi ayarladıktan sonra ağır ağır palet çırparak adeta uçar gibi ilerlemek en sevdiğim dalış şeklidir. Ancak, çıraklığımın geçtiği nargile yıllarında bu zevkten mahrum olduğumu itiraf etmeliyim. Suya atlar atlamaz sapsız balta gibi dibe inen, dibi bulur bulmaz salyangoz peşine düşen nargile dalgıçlarının çoğu bugün bile, yüzerliği ayarlamaya yarayan yeleklerden habersizdirler. Genellikle birkaç kilo fazla kurşun taktıklarından dibe taş gibi otururlar. Aradıkları kıymetli canlı da dipte yaşadığından orta suyla çok fazla işleri olmaz. Bu yüzden, hafif palet vuruşlarıyla dipte sürünürce ilerlemek nargilecinin raconudur. O ilerledikçe hava hortumu da onu takip eder. Arada sırada hortum şöyle bir yoklanır, dipteki ilişkenlere takılmaması için azami dikkat gösterilir. Alimallah bir koparsa ve bu olay meydana geldiğinde derin sudaysanız, ağırlık kemerini atmaktan başka çareniz kalmaz. Teknedeki hortumcunun işini iyi bilmesi, hortumu açarken ve toplarken titiz davranması, hortumu daima belirli bir gerginlikte ve gam aldırmadan idare edebilmesi, denizin bilmem kaç kulaç altında ekmek peşinde koşan adamın işini fazlasıyla kolaylaştırır, rahat çalışmasını sağlar. Dalgıcımız kendisinden emin, dipte rahat rahat dolanırken birden olduğu yerde zınk diye kalıverir. Niye mi? Yok yok hortum kopmadı, hemen telaşlanmayın. Adamımız gayet iyi. Sadece hortum bitti. Az ilerdeki salyangozlar da amma büyüktü be!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanında böyle zınk diye kaldığım çok olmuştur. Uzanamadığım salyangozları alamamak bir yana, kendimi alabildiğine özgür hissettiğim mümkünler aleminde, aslında sandığım kadar özgür olmadığımı, beni hayata bağlayan hortumun hareket alanımı kısıtlayan tek engel olduğunu bilmek beni delirtiyordu. Lakin yapacak pek bir şey de yoktu, çünkü 80’lerin sonunda tüpler ateş pahasıydı, fiyatları feci el yakıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/--gxaROtKJos/TWbiNSy_K-I/AAAAAAAAAVY/nozFfnkEKfg/s1600/K%25C4%25B1nal%25C4%25B1ada.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="148" l6="true" src="http://3.bp.blogspot.com/--gxaROtKJos/TWbiNSy_K-I/AAAAAAAAAVY/nozFfnkEKfg/s200/K%25C4%25B1nal%25C4%25B1ada.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Karaköy eskiden beri dalış malzemesi tedarikçilerinin başlıca toplanma yeri olmuştur. Gerçi şimdilerde İstanbul’un hemen her yerinde, hiç ummadığınız bir ara sokak da bile, dalış malzemesi satan bir dükkânla burun buruna gelebilirsiniz. Fakat o yıllarda o kadar azdı ki böyle yerler... Az ama öz malzeme gelirdi. Daha Çin malları piyasaya girmemişti. Aldığınız malzemenin menşeinden yüzde yüz emin olabilirdiniz. Evladiyelik derler ya, işte o derece sağlam malzemeler vardı piyasada. Kaliteli malzeme az olunca fiyatı da ateş pahası olurdu. Ben de bakar bakar yutkunurdum Dacor’un cam göbeği mavisi, Technisub’ın krom sarı ya da Scubapro’nun köpük beyazı tüplerine. 18’lik Hakan’ın rüyasında bile göremeyeceği kadar pahalı bir naneydi dalgıç tüpü. Okul çıkışı bilerek yolu uzatır, Beykoz’dan Beşiktaş’a geçer, ilkin Salı Pazarı iskelesinin yakınındaki Demas’a (ki bugün Göztepe’de Hamle sokaktadır), oradan Karaköy’deki OganSub’a uğrar, eğer hava kararmamışsa Şişhane yokuşu Saka sokaktaki Sercan abinin, artık yerinde yeller esen mekânına da uğrayıp geç kalışımı iyice garantiledikten sonra, ağır ağır evin yolunu tutardım. Her girdiğim dükkânda, eski yeni farketmez, dalış tüplerine bakar, alıcıymış gibi özelliklerini sorar, varsa bilmem kaçıncı kez katalog alır, dükkândan çıkana kadar birkaç kez daha dönüp tüplere bakar ve süklüm püklüm diğer dükkâna giderdim. Dönüş yolunda aklımda sadece dalış malzemeleri ve ille de dalgıç tüpü olurdu. Bir keresinde para biriktirmeye bile başlamıştım. Hiç bitmeyen bir yolda yürümek gibiydi, en sonunda vazgeçtim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-2t8L6DEamy8/TWbiYA5uX6I/AAAAAAAAAVc/pnvmtfILDQU/s1600/K%25C4%25B1nal%25C4%25B1ada23.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="178" l6="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-2t8L6DEamy8/TWbiYA5uX6I/AAAAAAAAAVc/pnvmtfILDQU/s200/K%25C4%25B1nal%25C4%25B1ada23.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Derken, 1990 senesinin Mayıs ayında tam anlamıyla bir mucize oldu. Anneannem, Allah gani gani rahmet etsin, evi boyatmaya karar vermişti. Gelen boyacılar, o zamanın parasıyla tarifeyi birbuçuk milyon liradan (yani 1500 TL’den) açıyorlardı. Herifçioğulları Nuh dediler ama ağızlarından peygamber lafı bir türlü çıkmadı, birbuçuk milyonun bir kuruş altına inmediler. Ninem eski kadın, bahar geldi ya evde dip bucak temizlik yapmazsa işi yolunda gitmez. Boya da yaptırmak istiyor ama evdeki hesap çarşıdakine bir türlü denk gelmiyor. “Duvarlar neyse de, bari tavanları boyatabilseydik” diye söylenmeye başladığı en zayıf anlarından birinde patlattım bombayı: “Nine tavanları ben boyarım, hem de 900 bin liraya!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Eşşek sıpası, insan kendi evinin işini parayla mı yapar?”&lt;br /&gt;- Nine durum bildiğin gibi değil...&lt;br /&gt;- Oğlum madem yapmaya niyetin var, yap işte!&lt;br /&gt;- ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana bir şey olacak diye ninemin ödü kopardı. Baştan beri karşıydı dalmama, ama babam ki mekanı cennet olsun, ses etmediği için sesini çıkaramıyordu. Havanın yukarıdan hortumla geldiğini duyunca aklı başından gitmişti. Ya hortum dolanırsa, ya koparsa, ya sana bir şey olursa... Bunun başka yolu yok muydu? Var nine, olmaz olur mu! Hediyesi 900 bin liracık... Evi boyamak için tarifem, o zamanlar Zincirlikuyu’da bulunan Tarhan Denizciliğin sattığı 15 litrelik Scubapro tüplerin KDV dahil fiyatıydı. Ninem tamam derse tüp benimdi ve en sonunda evet dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;120 metrekare tavanı iki günde boyadım, hem de çift kat. Aslında üç kat, ama ilk katın her fırça izi ayrı bir yere gittiğinden ninem bu katı saymadı ve fazladan bir kat daha attırdı. Kafamda gazete kâğıdından külah, elimde fırça, ayaklarımda tokyo terlik... Ha gayret Hakan, yılmak yok, her şey tüp için...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş bitiminde ninem 900 bin lirayı kuruşu kuruşuna saydı avucuma. İlk defa bu kadar param olmuştu. Doğru düzgün temizlenmeden soluğu Zincirlikuyu’da aldım. Suratımdaki boya lekelerini görünce Tuğrul (Tarhan) abi,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Oğlum bu ne hal, ne oldu sana?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diye şaşkın şakın bakarken, bir nefeste hikâyeyi anlattım. En az on dakika güldü. Vitrinin önüne dizdiği 15’likleri gösterip, sanki biri öbüründen farklıymış gibi,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Delikanlı seç bakalım birini...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diyince bu sefer şaşkın şaşkın bakan bendim. Abi iyi de bunların hepsi aynı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-aq99glerxwc/TWbiiHLXO0I/AAAAAAAAAVg/aNAJSvKH8bU/s1600/K%25C4%25B1nal%25C4%25B1ada3.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="140" l6="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-aq99glerxwc/TWbiiHLXO0I/AAAAAAAAAVg/aNAJSvKH8bU/s200/K%25C4%25B1nal%25C4%25B1ada3.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Tezgâhtan karpuz seçer gibi tüplerin sağını solunu yokladığımı görünce, bizimki yine çatlarcasına gülmeye başladı. Seriden bir tane tüpü çekip, bu iyidir dedi. Hâlâ merak ederim, bana verdiği 15’likle diğerleri arasında ne fark vardı diye? Parayı verdim, çingene bohçası gibi sarıp sarmaladığı tüpümü aldım. Kıyak olsun diye ilk havasını da beleşten bastı. Nihayet bir tüpüm vardı ve mümkünler aleminde özgür olmak artık gerçekten mümkündü.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-6321733258890563575?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/6321733258890563575/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/02/mumkunler-alemi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/6321733258890563575'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/6321733258890563575'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/02/mumkunler-alemi.html' title='MÜMKÜNLER ALEMİ'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-TTs_PEON3Pk/TWbh_HyhmAI/AAAAAAAAAVU/ZWCnlrLZjmE/s72-c/PIC_0017.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-1931336032475888935</id><published>2011-02-23T05:24:00.000-08:00</published><updated>2011-02-23T05:24:10.172-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MARMARA ADALAR DENİZ YAŞAM BİYOLOJİ BOĞAZİÇİ GÖÇLER'/><title type='text'>ADALAR DENİZİ - FARKLI DÜNYALAR 2</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-4JKElxcca3I/TWUKF04ANVI/AAAAAAAAAVI/y_QEPA29goU/s1600/Oxynotus_centrina.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" j6="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-4JKElxcca3I/TWUKF04ANVI/AAAAAAAAAVI/y_QEPA29goU/s200/Oxynotus_centrina.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Adalar denizinin güneyinde dipsiz bir karanlık gibi derinlerde kaybolan Çınarcık Çukuru, Prens Adaları ekosistemini canlı tutan önemli bir yaşam kaynağıdır. Eğer Çınarcık Çukuru’nun suları boşalsaydı, başınız dönmeden dibine bakamazdınız. 1300 m’yi aşan derinliğiyle bu karanlık kuyu, güneşe yabancı yaşamların yuvasıdır. Derin karanlıktaki güvenli yuvalarından ayrılarak, ara sıra adalar denizinin sığlıklarını ziyaret eden konuklar arasında, bozcamgöz (&lt;em&gt;Hexanchus griseus&lt;/em&gt;) ve domuz köpekbalığı (&lt;em&gt;Oxynotus centrina&lt;/em&gt;) da var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-8XNK1AVL7EQ/TWUKNH_IsXI/AAAAAAAAAVM/3MrSXsh5wO8/s1600/Resim37.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="131" j6="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-8XNK1AVL7EQ/TWUKNH_IsXI/AAAAAAAAAVM/3MrSXsh5wO8/s200/Resim37.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;İstanbul’un iki yakasını biraraya getirmek için inşa edilen tüpgeçidin molozu, inşaatın başından beri Çınarcık Çukuru’na boşaltıldı. Yıllarca kıyı dolgularıyla katlettiğimiz adalar denizinin en derin noktası da çöplerimize hedef olmaktan kurtulamadı. Kuzey Anadolu Fayı’nın (KAF) denizaltındaki devamı olan Çınarcık Çukuru, 17 Ağustos 1999 depremini izleyen yıllarda yürütülen bir dizi derin deniz araştırmasında tüm bilinmeyenleriyle masaya yatırıldı. KAF’ı incelemek için derin Marmara’ya dalan sualtı araçlarının çektiği görüntüler, adalar denizinde yaşamın 1000 metreden daha derin sulara kadar yayıldığını kanıtladığında bile, Çınarcık Çukuru’na moloz boşaltmaya devam ettik. Doğa insanoğlunun çıkarları karşısında bir kere daha yenik düşmüştü. Bozcamgöz ve domuz köpekbalığının çukurun çamurla kaplı diplerinden adaların kayalık kıyılarına yaptıkları yolculuk, derin Marmara ile adalar denizi arasında kurulmuş olan yaşam köprülerinden sadece biri. Çınarcık Çukuru’ndan ada sahillerine uzanan çamurlu yamacı yavaş yavaş tırmanan her canlı, derinden gelen yaşam akıntısının değerli bir parçası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-ho_ll-mnL0s/TWUKSyuukbI/AAAAAAAAAVQ/WDAANIdqtbA/s1600/Parablennius_tentacularis_02.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" j6="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-ho_ll-mnL0s/TWUKSyuukbI/AAAAAAAAAVQ/WDAANIdqtbA/s200/Parablennius_tentacularis_02.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Adalar denizinin sınırları iki farklı dünyayı ayırmakla kalmaz, canlıların yerleşimlerine uygun olan alanların sınırlarını da belirler. Prens Adaları kıyılarına yerleşen canlılar kaya ve çamur arasında seçim yapmak zorundadırlar. Canlıların tercihlerine ve ortam koşullarına göre şekillenen bu seçim aşaması, bazen kolayca, bazen de zar zor ilerleyen bir uyum sürecidir. Prens Adaları’nın yerlisi türlerle adalar denizine yeni gelenler arasında yaşam alanları için verilen mücadele devam ederken, çıplak kayalar yaşamla renklenir, çölü andıran çamurda yaşamın kıpırtıları göze çarpar. Adalar denizine düşen irili ufaklı her kaya parçası, konserve kutusundan batık gemiye kadar denize yabancı her nesne, yerleşik yaşayan deniz omurgasızlarına tutunma zemini sağlar. Dalgaların altındaki dünya kendi doğallığına ait olmayan tüm görüntüleri zamanla gizler, yok eder. Yaşamın renkleri cansız yüzeyleri örterken, dipte ne zaman sona ereceği belli olmayan bir canlanma süreci yaşanır. İnsanın yıkıcı müdahaleleri olmadığı zaman bu canlanma sonsuza kadar devam edebilir. Cansız yüzeylerin üzerine yerleşen her yaşam parçası, bir sonraki canlının yerleşmesi için gereken zemini hazırlar. Bir zamanlar ölü olan taşlar, batıklar ve insanların savurup attığı, dibe oturmuş her nesne kat kat biriken yaşamlarla yavaş yavaş canlanır. &lt;strong&gt;(Devamı var)&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-1931336032475888935?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/1931336032475888935/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/02/adalar-denizi-farkli-dunyalar-2.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/1931336032475888935'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/1931336032475888935'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/02/adalar-denizi-farkli-dunyalar-2.html' title='ADALAR DENİZİ - FARKLI DÜNYALAR 2'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-4JKElxcca3I/TWUKF04ANVI/AAAAAAAAAVI/y_QEPA29goU/s72-c/Oxynotus_centrina.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-9179298475010046093</id><published>2011-02-22T23:18:00.000-08:00</published><updated>2011-02-22T23:18:58.212-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MARMARA ADALAR DENİZ YAŞAM BİYOLOJİ BOĞAZİÇİ GÖÇLER'/><title type='text'>ADALAR DENİZİ - FARKLI DÜNYALAR</title><content type='html'>Adalar denizinin iki yanında iki farklı dünya var. Biri güneşle aydınlanırken, diğeri ışığı tanımayan; biri dalgalarla savrulurken, diğeri Marmara’nın ağırlığı altında ezilen iki farklı dünya… Bir deniz biyoloğu için Prens Adaları, dar alanda zengin çalışma koşulları sunan, eksiksiz bir açıkhava laboratuvarı gibidir. Karadeniz’in acısulu koşullarına uyum sağlamış olan canlıları arıyorsanız, adalar denizinin sığlıklarında gezinmeniz yeterlidir. Yüzeyden 30 ya da 40 m derine yapılan kısa, ancak zorlu bir yolculukta, Akdeniz’in duru sularıyla ıslanırsınız. Derinlik değiştikçe sular da değişir adalar denizinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-VG0JPoKJO3I/TWS0a0bepRI/AAAAAAAAAU8/L3JNt2mnh_k/s1600/adalar.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" j6="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-VG0JPoKJO3I/TWS0a0bepRI/AAAAAAAAAU8/L3JNt2mnh_k/s200/adalar.jpg" width="171" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Prens Adaları iki farklı dünyanın sınırını çizer. Biri sığda, diğeri derinde devam eden iki farklı yaşam arasında bazen geçit vermeyen bir engel, bazen bir köprü, bazen de kısa süreli misafirliklerin yaşandığı geçici bir konaklama ortamıdır adalar denizi. Tıpkı insanların dünyasını bölen sınırlar gibi, adalar denizindeki sınırın kapıları da kimi sualtı yolcuları için ardına kadar açılır ve kimi yolcular bu kapıların ötesine asla geçemezler. Ancak, yolun ve yolcunun değişen isteklerine bağlı olarak, adalar denizi zaman zaman geçiş izni verebilir. Koşulları biyolojik ve ekolojik kurallara göre belirlenen bir yolculuktur bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-H2qTVUe3wuw/TWS0kJcf4_I/AAAAAAAAAVA/zI156YeSzFs/s1600/Antedon_mediterranea03.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" j6="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-H2qTVUe3wuw/TWS0kJcf4_I/AAAAAAAAAVA/zI156YeSzFs/s200/Antedon_mediterranea03.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Akdeniz’den hatta Atlas Okyanusu’ndan yola çıkan sualtı yolcularının Karadeniz’e doğru (ya da tam tersi yönde) sabırlı ilerleyişleri sırasında adalar denizi, daha ileriye gidip gitmemeye karar vermek için duraklayan türlerle dolup taşar. İçgüdüsel olarak verilen bu karar sonucu sualtı yolcuları, bazen yola devam ederler, bazen de yolculuktan vazgeçerler. Türlerin tercihleri ne olursa olsun, adalar denizi bitmek bilmeyen bu canlı akışından daima kazançlı çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-4s_5qtXZ4j0/TWS0rJpyjkI/AAAAAAAAAVE/J_Ti60lV1hU/s1600/Ophiothrix_fragilis01.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" j6="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-4s_5qtXZ4j0/TWS0rJpyjkI/AAAAAAAAAVE/J_Ti60lV1hU/s200/Ophiothrix_fragilis01.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Haritada Marmara Denizi, Akdeniz ve Karadeniz’in arasına sıkışıp kalmış önemsiz bir içdeniz gibi görünür. Ancak bu aldatıcı manzaranın aksine Marmara Denizi, biyolojik, jeolojik ve hidrolojik özelliklerinden dolayı benzersiz bir ekosistemdir. Kuzey Marmara’da Akdeniz ve Karadeniz kökenli türlerin yerleşimine uygun olan, nispeten en el değmemiş habitatlar, İstanbul Boğazı’nın ağzında nöbet tutan Prens Adaları’nın derinliklerindedir. İstanbul kıyılarıyla karşılaştırıldığında Prens Adaları’nın sahilleri hâlâ capcanlı; burada hemen her taşın altında farklı bir yaşamla karşılaşmak mümkün. &lt;strong&gt;(Devamı var)&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-9179298475010046093?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/9179298475010046093/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/02/adalar-denizi-farkli-dunyalar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/9179298475010046093'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/9179298475010046093'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/02/adalar-denizi-farkli-dunyalar.html' title='ADALAR DENİZİ - FARKLI DÜNYALAR'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-VG0JPoKJO3I/TWS0a0bepRI/AAAAAAAAAU8/L3JNt2mnh_k/s72-c/adalar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-3973055709514983778</id><published>2011-02-07T23:22:00.000-08:00</published><updated>2011-02-08T01:02:55.309-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DALGIÇ NARGİLE İZMİR İNCİRALTI'/><title type='text'>PATLAYANA KADAR...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt;"&gt;İnsanın dalış serüveni ilginç icatlarla dolu. Hele ki insan ekmeğini derinlerden çıkarmak zorundaysa, bu icatların sınırı yok. Geçenlerde&amp;nbsp;İzmir’de İnciraltı balıkçı barınağında gördüğüm icatsa, insana hem pes dedirtiyor hem de tebessüm ettiriyordu. &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TVDuTqEoKNI/AAAAAAAAAU4/WCpQplk9mc4/s1600/IMG_0164.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" h5="true" height="150" src="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TVDuTqEoKNI/AAAAAAAAAU4/WCpQplk9mc4/s200/IMG_0164.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; margin: 0cm 0cm 12pt;"&gt;İzmir'in meşhur piyadelerinden birinde, ya Lombardini ya da Pancar motordan tahrikli, çift kafa bir nargile kompresörü. Buraya kadar her şey normal. Ancak kıç üstündeki "şıtandıra" yani basınçlı hava tankı, insana dudak ısırtan ince bir zekânın ürünü. Belli ki dalgıcımız ya yokluktan ya da eli sıkılıktan paraya&amp;nbsp; kıyamamış ve çelikten imal bira fıçısına fazladan iki delik daha açıp ihtiyacını bir güzel karşılamış. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt;"&gt;Uzaktan bakınca şıtandıranın üzerinde manometre falan göremedim. Fazla basıncı tahliye eden imdat valfi de mutlaka yine gözümden kaçan bir yere iliştirilmiştir! Kompresörden şıtandıraya giden nakil borusu da alelade bir hidrolik hortumuydu. Herhangi bir hidrolikçide, hatta hurdacıda&amp;nbsp;kolayca bulabileceğiniz iptidai malzemelerle imal edilmiş bir nargile takımı. Alın, tepe tepe kullanın.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt;"&gt;Nargilede çalıştığım yıllardan aklımda kaldığı kadarıyla, şıtandıranın çalışma basıncı ortalama 11 atmosferdir. 9'a inince, kompresör tanka hava basmaya başlardı, 15'e çıkınca havayı keserdi. Muhtemelen bira fıçısı da emniyetli basınç aralıklarında çalışabiliyor olmalı! &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 12pt;"&gt;Alaylı abilerimizin dediği gibi, iş görüyorsa mesele yok. Patlayana kadar çalışır, sonrası Allah kerim.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-3973055709514983778?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/3973055709514983778/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/02/patlayana-kadar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/3973055709514983778'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/3973055709514983778'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/02/patlayana-kadar.html' title='PATLAYANA KADAR...'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TVDuTqEoKNI/AAAAAAAAAU4/WCpQplk9mc4/s72-c/IMG_0164.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-1880858674052937591</id><published>2011-02-04T10:28:00.000-08:00</published><updated>2011-02-20T23:16:33.912-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MARMARA HAFIZA ADALAR YAŞAM'/><title type='text'>ADALAR DENİZİ - MARMARA’NIN HAFIZASI</title><content type='html'>Tanrı buraları boş bir vaktinde yaratmış olmalı. Taşların üzerine özenle sürdüğü her renkten belli ki çok keyif almış. Cansız kayaların katılığını yaşamla yumuşatırken harcadığı çabada aceleden eser yok. Yıllarca öldü gözüyle bakılan Marmara’nın derinlerinde, insanı hayrete düşüren bir renk cümbüşü var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TUxEk9aJKiI/AAAAAAAAAUY/yXNw2q6yvE8/s1600/Turkey_A2003128_0900_250m.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" h5="true" height="117" src="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TUxEk9aJKiI/AAAAAAAAAUY/yXNw2q6yvE8/s200/Turkey_A2003128_0900_250m.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Marmara Denizi gözden uzak derinliklerinde, eşine az rastlanır canlılara ev sahipliği yapıyor. Akdeniz’in ve Karadeniz’in burada karşılaşan suları, kendi ekosistemlerinde var olan canlıları da beraberlerinde getirerek, Marmara’nın flora ve faunasını arkası kesilmeyen bir yaşam akışıyla sürekli besliyor. Bu küçük içdeniz, türlerin Akdeniz’e ya da Karadeniz’e geçişlerine izin veren veya engelleyen ekolojik koşullarıyla, boyutlarından beklenmeyen bir güce sahip. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TUxEtvqtmFI/AAAAAAAAAUc/k7he7Br5bXQ/s1600/4a388875c05d5dc63d3b3fad6d7c_large.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" h5="true" height="200" src="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TUxEtvqtmFI/AAAAAAAAAUc/k7he7Br5bXQ/s200/4a388875c05d5dc63d3b3fad6d7c_large.jpg" width="171" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Asırlardır dünyanın en işlek su yollarından birinin kıyısına kurulmuş olması nedeniyle, İstanbul daima yolcuların akınına uğramış, uğramaya da devam ediyor. Gemilerle gelenler bizim görebildiklerimiz; fakat, kente yolu düşen yolcuların çoğu, seyahatlerini tüm gözlerden uzakta, denizin derin karanlığında yaparlar. Onlar, İstanbul’un sualtı yolcularıdır. Tıpkı Ahırkapı açıklarında demir atmış bekleyen gemiler gibi, Akdeniz’e ya da Karadeniz’e geçmek isteyen sualtı yolcuları da, Marmara’dan ve İstanbul Boğazı’ndan vize almaya mecburdurlar. İzin koparabilenler yollarına devam ederler. Fakat, Marmara her yolcuya geçiş izni vermez, alıkoyar, sahiplenir. Burada alıkonanlar, İstanbul’un sualtı doğasını daha da zenginleştirirler. Kenti kuşatan denizleri yaşamla buluşturan, buraları sulak bir çöl olmaktan kurtarıp, derin bir cennete çeviren sualtı yolcuları, Prens Adaları’nın derinlerinde rengârenk bir yaşam karnavalı yaratırlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TUxE3Ya_H6I/AAAAAAAAAUg/pkEdvwEW1yQ/s1600/DenizY%25C4%25B1ld%25C4%25B1z%25C4%25B14.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" h5="true" height="200" src="http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TUxE3Ya_H6I/AAAAAAAAAUg/pkEdvwEW1yQ/s200/DenizY%25C4%25B1ld%25C4%25B1z%25C4%25B14.jpg" width="140" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;İstanbul denizle kuşatılmış olmasına rağmen, denizine sırt çevirmiş bir kent. Sahil dolgularıyla dip yaşamının çoğunu molozlara kurban veren, yanıbaşındaki milyonluk kentbozuğunun çöpleriyle kıyasıya kirletilmiş kıyılarda zengin bir deniz yaşamı aramak, çölde su aramaktan daha zormuş gibi görünebilir. Marmara’yı gözden çıkarmamızı kolaylaştıran bu önyargı zihinlerimize kök salmış olsa da, adalar denizinde karşımıza çıkan yaşamlar, Marmara öldü diyenlere karşı sessizce meydan okurlar. Prens Adaları’nın derinliklerinde yaşam, daha önce belki hiç görmediğimiz şekillere bürünmüş olarak tüm hızıyla devam eder. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TUxFBkC4B8I/AAAAAAAAAUk/ySQIpFT-gBw/s1600/PIC_0021.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" h5="true" height="200" src="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TUxFBkC4B8I/AAAAAAAAAUk/ySQIpFT-gBw/s200/PIC_0021.jpg" width="140" /&gt;&lt;/a&gt;Gece yüzen bir kent gibi ışıldayan Kınalı, Burgaz, Heybeli ve Büyükada’nın aksine, adalar denizinin güney sınırını çizen Sivriada, Yassıada ve Balıkçı Adası’nı karanlıkta kolayca seçemezsiniz. Güneş batınca üçü de sanki Marmara’nın sularında gözden kaybolurlar. Anakaranın yakınındaki dört büyük ada asırlardır insan sesiyle yankılandığı halde, açık denizdeki üç küçük ada, dalış yapmak ya da kafa dinlemek için gelen günübirlik Robensonların dışında, bugün de geçmişte olduğu kadar yalnız ve ıssızdır. Fakat insansız kalmış olmanın iyi yanları da var. Yanıbaşlarındaki kentin kıyıları, özellikle 20. yüzyılın son çeyreğinde etkisi hızla artan bir tahribata ve kirliliğe maruz kalmış olsa da, Prens Adaları’nın dipleri hâlâ zengin bir deniz yaşamına ev sahipliği yapıyor. Burası kelimenin tam anlamıyla bir “biyolojik çeşitlilik kaynağı”dır. Bir hazine avcısı için Babil’in Asma Bahçeleri’ni keşfetmek neyse, Prens Adaları’nın saklı bahçelerine dalmak bugüne kadar bende hep benzer duygular uyandırdı. Adalar denizini gökkuşağının renkleriyle buluşturan bu bahçe, Marmara Denizi’nde yaşayan bitki ve hayvan türlerinin hafızasıdır. İstanbul kıyılarında artık yaşamayan birçok canlıyı hatırlamamızı sağlayan bu hafızanın silinmemesi için acaba özen gösteriyor muyuz? &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-1880858674052937591?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/1880858674052937591/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/02/adalar-denizi-marmaranin-hafizasi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/1880858674052937591'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/1880858674052937591'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/02/adalar-denizi-marmaranin-hafizasi.html' title='ADALAR DENİZİ - MARMARA’NIN HAFIZASI'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TUxEk9aJKiI/AAAAAAAAAUY/yXNw2q6yvE8/s72-c/Turkey_A2003128_0900_250m.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-2992884314510056393</id><published>2011-02-01T03:58:00.000-08:00</published><updated>2011-02-01T04:05:10.455-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KÖPEKBALIĞI YÜZGEÇ KORUMA DOĞAL DENGE YÜZGEÇ ÇORBASI'/><title type='text'>YÜZGEÇ DEDEKTİFLERİ</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TUf02FM9qtI/AAAAAAAAAUM/X_0sPcbnMws/s1600/Resim1.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" s5="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TUf02FM9qtI/AAAAAAAAAUM/X_0sPcbnMws/s200/Resim1.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Tüm dünyada köpekbalığı yüzgeci ticaretini önlemek için çalışan OCEANA’nın 2010 yılı Mart raporuna göre, Hong Konglu firmalar 2008 yılında 10.000 ton köpekbalığı yüzgeci ithal ettiler. Bu rakam 200.000 ila 500.000 ton köpekbalığına eşdeğer. Sadece yüzgeç toplamak için ziyan edilen yaşamın miktarını düşünebiliyor musunuz? Tüketimin başlıca adresi olan uzakdoğu ülkelerine dünyanın her yerinden yüzgeç akıyor. Yüzgeç hasadı dünyanın birçok ülkesinde “yasadışı” ilan edilmiş olsa da, raporda bu ticarete az ya da çok karışan 87 ülkenin adı geçiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yasadışı ticaretin başlıca rotalarını belirlemek için kollarını sıvayan yüzgeç dedektifleri, ipucu ararken en gelişmiş genetik yöntemleri kullanıyorlar. Stony Brook Üniversitesi’nden Demian Chapman, türlerin genetik stok kimliklerinin tespitinde sıkça kullanılan mitokondrial DNA’yı, pazardaki yüzgeçlerin kaynağını ele veren bir parmak izi olarak tanımlıyor (Kaynak: Endang. Species Res. 2009.doi:10.3354/esr00241). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TUf0_xvVxeI/AAAAAAAAAUQ/G4A92qMhKW8/s1600/Resim4.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="130" s5="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TUf0_xvVxeI/AAAAAAAAAUQ/G4A92qMhKW8/s200/Resim4.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Hong Kong’da pazarlanan yüzgeçlerin peşine düşen Chapman ve ekibi, çeşitli tedarikçilerden topladıkları yüzgeçleri mitokondrial DNA taramasından geçirdiler. Uluslararası Vahşi Yaşamı Koruma Birliği (IUCN) tarafından “nesli tehlike altında” olan bir köpekbalığı türü olarak değerlendirilen &lt;em&gt;Sphyrna lewini&lt;/em&gt; türü çekiçkafalı köpekbalığının, Hong Kong piyasasında yüzgeçleri en fazla alınıp satılan türlerden biri olduğunun ortaya çıkması, araştırmanın tüyler ürperten sonuçlarından sadece biriydi. Her yıl 1 ila 3 milyon arasında değişen sayıda &lt;em&gt;Sphyrna lewini&lt;/em&gt;’nin sırf yüzgeçleri için katledildiğini belirten Chapman’a göre, köpekbalıklarının sayısı kadar avlandıkları yerler de endişe verici. Mitokondrial DNA analizi, Hong Kong’da satılan &lt;em&gt;Sphyrna lewini&lt;/em&gt; yüzgeçlerinin %21’inin, türün güya koruma altında olduğu batı Atlantik sularında avlanan köpekbalıklarından koparıldığını gösterdi. Ne yazık ki yasalar bile bu yasadışı kanlı ticareti önlemede güçsüz kalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TUf1GSQOaOI/AAAAAAAAAUU/pZTOOPjm858/s1600/Resim5.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" s5="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TUf1GSQOaOI/AAAAAAAAAUU/pZTOOPjm858/s200/Resim5.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Kurutulmuş yüzgeçlerin peşine düşen Chapman ve ekibinin aksine, bir başka yüzgeç dedektifi olan İngiliz araştırmacı Hoelzel, çorbadaki ipuçlarını takip ediyor. Pişme ya da diğer malzemelerle karışma sonucu bozulan DNA’yı incelemek için, fosil örneklerinden DNA çıkarmada kullanılan yöntemleri deneyen Hoelzel’in çabası olumlu sonuç verdi. Analiz sonuçlarını 2001 yılında Conservation Genetics dergisinde (cilt 2, sf: 69-72) yayımlayan İngiliz yüzgeç dedektifi uyguladığı yöntemi çorbadaki köpekbalığını yakalamak olarak tanımlıyor. Beslenme takviyesi ve vitamin ürünleriyle ülkemizde tanınan bir markanın da aralarında bulunduğu çeşitli firmaların ürünlerine DNA analizi yapan Hoelzel, çorba ve köpekbalığı kıkırdağı haplarında çoğunlukla &lt;em&gt;Sphyrna lewini&lt;/em&gt; ve &lt;em&gt;Cetorhinus maximus&lt;/em&gt; DNA’sına rastladığını belirtiyor. Çorbadan çıkan sonuçlar hiç içaçıcı değil. Keyif için, daha sağlıklı bir yaşam için ya da sırf meraktan tüketilen ürünler, var olmakla yok olmak arasında bocalayan kırılgan yaşamların DNA’larıyla dolu. Çorbayı iştahla kaşıklayan kaç kişi, acaba köpekbalıklarının neslini yudum yudum tükettiğinin farkındadır?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-2992884314510056393?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/2992884314510056393/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/02/yuzgec-dedektifleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/2992884314510056393'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/2992884314510056393'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2011/02/yuzgec-dedektifleri.html' title='YÜZGEÇ DEDEKTİFLERİ'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TUf02FM9qtI/AAAAAAAAAUM/X_0sPcbnMws/s72-c/Resim1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-1409768879429310516</id><published>2010-12-13T14:15:00.000-08:00</published><updated>2010-12-13T14:15:50.110-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KÖPEKBALIĞI YÜZGECİ KORUMA DOĞAL DENGE'/><title type='text'>KÖPEKBALIKLARININ DENGESİ... DOĞANIN DENGESİ...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TQaaksVlGMI/AAAAAAAAAT4/7LBrZSZyOTc/s1600/zzzShark-Fin-Soup.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" n4="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TQaaksVlGMI/AAAAAAAAAT4/7LBrZSZyOTc/s200/zzzShark-Fin-Soup.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Köpekbalığını dişlemek için herkesin kendine göre bir nedeni var. Kimileri kansere iyi geldiğini düşünüyor, kimileri tadını merak ediyor. Köpekbalığının tadına bakarken okyanusun en güçlü yırtıcılarından birine boyun eğdirmenin anlamsız keyfini alan bile vardır. Mesela Çin’de köpekbalığı yüzgecinden yapılmış bir tas çorbayı kaşıklamak, cinsel ve parasal anlamda iktidar göstergesi olarak kabul ediliyor. Yüzgecin kesildiği köpekbalığının türüne bağlı olarak, bir tas çorba ortalama 500 dolara alıcı&amp;nbsp;bulabiliyor. Balina köpekbalığı yüzgecinden yapılmış bir tas çorbaya 1500 dolar fiyat biçildiği uzak doğu ülkelerinde, bu kanlı ticaretin neden bitirilemediğini anlamak hiç zor değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TQaa_O1yAZI/AAAAAAAAAUA/Zb5ahAf_l9o/s1600/411877.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="142" n4="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TQaa_O1yAZI/AAAAAAAAAUA/Zb5ahAf_l9o/s200/411877.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Yakalanan her köpekbalığının ilkin yüzgeçleri köklerinden kesiliyor. Eti değersiz kabul edilen köpekbalıkları, yüzgeçleri kesildikten sonra gerisin geriye denize atılıyor. Kısa bir süre öncesine kadar özgürce yüzdükleri mavi dünyada tutunamamanın çaresizliği ile dibe çökerken bedenleri kanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TQaa1oFmEGI/AAAAAAAAAT8/XAmP365H8pc/s1600/2218920113_6e8f688aae.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" n4="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TQaa1oFmEGI/AAAAAAAAAT8/XAmP365H8pc/s200/2218920113_6e8f688aae.jpg" width="134" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Koltuk değneklerine mahkûm bir insanın topallamasını andırır, yüzgeçleri kesilmiş bir köpekbalığının hareketleri. Kusursuz yüzme stilinden eser kalmaz. Yüzgecinden yoksun kalan kuyruğunu ne kadar güçlü çırparsa çırpsın dibe çökmekten kurtulamaz. Hız ve denge kaynağı yüzgeçlerini kaybettiğinde, kıvrak manevralar yapan yüzme ustası gider. Köpekbalığından geriye kalan, suda çaresizce debelenen bir hilkat garibesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi lütfen kısa bir süre için düşünün. Her yıl yüz milyonlarca köpekbalığının sadece yüzgeçleri için katledildiklerini, yüzgeçleri kesildikten sonra çoğunun denize geri atıldığını… Aşağı yukarı bütün köpekbalığı türlerinin soylarını sürdürmek için kıyasıya bir savaş verdiklerini… Yüzen kıyma makinesi olarak görülen köpekbalıklarının, denizdeki doğal dengenin korunmasında kilit rol oynadıklarını… Ve her yıl yüz milyonlarca dengesini kaybetmiş köpekbalığının çaresizce dibe çöktüğünü düşünün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilmem farkında mısınız ama, yüzgeçleri kesildiği için dengesini kaybeden her köpekbalığı ile denizin doğal dengesi de yavaş yavaş bozuluyor. Dengenin korunabilmesi için bu kanlı ticaret bitmek zorunda.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-1409768879429310516?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/1409768879429310516/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/12/kopekbaliklarinin-dengesi-doganin.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/1409768879429310516'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/1409768879429310516'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/12/kopekbaliklarinin-dengesi-doganin.html' title='KÖPEKBALIKLARININ DENGESİ... DOĞANIN DENGESİ...'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TQaaksVlGMI/AAAAAAAAAT4/7LBrZSZyOTc/s72-c/zzzShark-Fin-Soup.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-5646515825258905814</id><published>2010-12-09T04:36:00.000-08:00</published><updated>2010-12-09T04:36:51.897-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KURBAN KANI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KÖPEKBALIĞI SALDIRISI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bozcamgöz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='GECE DALIŞ MARMARA DARICA MERCAN YENGEÇ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='SHARM EL SHEIKH'/><title type='text'>KÖPEKBALIKLARI HAKKINDA SAÇMALAMAK SAPLANTI OLDU</title><content type='html'>&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TQDM9n3Qg4I/AAAAAAAAATw/O2cR7l-9itM/s1600/br8.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" n4="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TQDM9n3Qg4I/AAAAAAAAATw/O2cR7l-9itM/s200/br8.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;Kızıldeniz’in gözde dalış bölgesi Sharm El Sheikh’de çok kısa bir süre önce, köpekbalığı saldırıları meydana geldi. Saldırılarda ne yazık ki can kaybı da yaşandı. Bölgede dalış ve diğer tüm su sporlarının düzenlenmesinden sorumlu kurum olan Dalış ve Su Sporları Odası (CDWS), başta sadece yüzmeyi ve şnorkelle dalışı yasaklamış olmasına rağmen, daha sonra yasağın kapsamını genişleterek, tüm dalış faaliyetlerine birkaç gün süreyle izin vermedi. İlk saldırıyı yapan köpekbalığı, Sharm El Sheikh’in tanıdık simalarından olan &lt;em&gt;Carcharhinus longimanus&lt;/em&gt; ya da nam-ı diğer oceanic white tip sharktı. Bu çok kesin bir bilgi, çünkü yüzeydeki şnorkelcilere saldırmadan önce dipteki dalgıçlar, kendilerine yaklaşan köpekbalığının birkaç kare fotoğrafını çekmişler. Saldırı öncesi yaşananların belgelenebildiği nadir durumlardan biri olması dışında bu olay gerçek bir trajedi. İlk saldırının sadece yaralanmalarla atlatılmış olması belki teselli olabilirdi. Ancak bu olaydan birkaç gün sonra yaşanan ve ne yazık ki can kaybıyla noktalanan diğer saldırılar, kelimenin tam anlamıyla bir sürek avını tetikledi. (&lt;strong&gt;Buraya kadar yazdıklarımı sevgili blogdaşım Çiğdem Cooper’ın keyifli blogundan alıntıladım&lt;/strong&gt;).&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Hızlı bir takip sonrasında yakalanan köpekbalıklarıyla kısasa kısas sağlandığı düşünülebilir. Fakat, köpekbalığı gerçeklerinin bir kez daha unutulduğu bu kanlı kargaşada yaşananlar, kendi mamulümüz olan köpekbalığı korkusunu kafamızdan silip atamadığımızı bir kez daha gösteriyor. Saldırıları takiben yazılanlarsa, düpedüz bilgisizlik ve sorumsuzluk örneği. Kurban bayramında denize bolca aktığı söylenen kanlar tetiklemişti bu olayları. Allah’ım sana şükürler olsun, köpekbalığı asparagasında dünyada yalnız değilmişiz! Kurban kanına aldanarak kıyılara sokulan köpekbalıkları sadece bizim memlekette olsaydı ne olurdu halimiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şaka bir yana, Sharm El Sheikh’de yaşananlar, köpekbalığı saldırılarını kurban kanıyla ilişkilendirdiğimiz ilk olay değil. Köpekbalıklarının denizde ev sahibi konumunda olmalarını bir türlü kabullenemediğimiz gibi, kendi doğal yaşam ortamlarındaki tezahürlerini açıklamak için, saçmalığın sınırlarını zorlayan sebepler üretmekten de vazgeçmiyoruz. Aslında bu yazıyı uzatmamak için; “Ey okuyucu, köpekbalıkları, denizdeki besin zincirinin hakim canlısıdır! Denize giren her insan da zincirin maalesef en zayıf halkasıdır, bu kadar basit...” diye bitirebilirdim. Fakat ne mümkün!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde okuduğum bir gazete haberi, tüylerimi diken diken etmekle kalmadı, sinirle gelen hararet bir kısmının dökülmesine bile neden oldu. Beni öfkeden deliye döndüren bu haberin konusu da, güya kurban kanının çekimine kapılmış olan köpekbalıklarıydı. Kurban bayramından birkaç gün sonra denize açılan gırgır tekneleri, Marmara Denizi’nin farklı yerlerinde toplam 15 tane bozcamgöz (&lt;em&gt;Hexanchus griseus&lt;/em&gt;) yakalamışlardı. İlk defa bir seferde bu kadar çok sayıda bozcamgöz yakalanmıştı. Soyu tükenmekte olan bir tür için bu olay gerçek bir katliamdı. İrili ufaklı 15 tane bozcamgözün kıyıdaki değişmeyen adresi, her zaman olduğu gibi Balıkçınız Kenan’dı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TQDNL4L0IYI/AAAAAAAAAT0/s1UzMonhyhU/s1600/KurbanCamg%25C3%25B6z.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="151" n4="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TQDNL4L0IYI/AAAAAAAAAT0/s1UzMonhyhU/s200/KurbanCamg%25C3%25B6z.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Gazetedeki habere eşlik eden resimde Balıkçınız Kenan, Gürpınar’daki tesisinde bozcamgözleri gururla sergilerken, mekanı dolduran gazetecileri “engin” bilgisinden faydalandırmayı da ihmal etmemişti. Gazetecilerin “köpekbalıklarını kıyıya çeken ne olabilir?” sorusuna balıkçının cevabı daha arefe gününden hazırdı: “Efendim malumunuz kurban bayramında denize çok kan aktı, o yüzden kıyıya yaklaşmış olabilirler...” Tabi ya, işte bu kadar! Köpekbalıkları kansever canlılardı ve bayramda bol bol kan akmıştı. Başka cevap aramaya gerek yoktu. Nasılsa ihale koyunlara kalmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi küçük bir kıyaslama yapalım. Bakalım kurban kanı masalı karşısında Mısırlılar ne yapmış, biz ne yapmışız? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köpekbalığı saldırılarında can kaybı yaşanması, Kızıldeniz’in gözde dalış merkezi Sharm El Sheikh’de ister istemez bir panik havasına yol açtı ki bu çok normal. Kimse tatilde parçalanmayı istemez. Olayın ardından ilk söylenenler, kitlesel bir paniğin klasik emareleri olarak adlandırılabilir: korku, dehşet, yakalayalım, öldürelim, suya parmağınızı bile sokmayın uyarıları, falan filan. Ahalinin görmek istediği zanlılardan birkaçı yakalanınca resim tamamlanır gibi olur ama nafile. Birkaç gün arayla yinelenen saldırılar neticesinde, CDWS yetkilileri ya yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunun farkına vardılar ya da sırf topu başkasına paslamak için, köpekbalığı saldırıları ve davranışları konusunda uzman olan, dünyaca ünlü birkaç ismi Sharm El Sheikh’e davet ettiler. Top artık onlarda. Bakalım araştırmaları nasıl sonuç verecek?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurbanlık bozcamgözlerin Balıkçınız Kenan’da teşhirleri devam ederken, medyanın yumurtladığı cevherlere akademik asparagaslar da eklendi. Kimin ne söylediğine burada değinmek istemiyorum. Aksi halde eski meslekdaşlarımdan bazılarıyla papaz olmam işten değil. Köpekbalıkları konusunda içine düştüğümüz kurumsal acizliği anlamak için söylediklerini duymam yetti de arttı. Akademik ağızlardan çıkanlar, kurban kanı masalından farklı olmalıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bozcamgöz bir derin su köpekbalığıdır ve gündüz saatlerini 1000 m’ye yakın derinliklerde geçirir. Şimdi söyleyin bakalım, bozcamgözü derindeki evinden yüzeye çıkarmak için sizce denize ne kadar kan dökülmesi gerekir? Köpekbalıklarının kilometrelerce uzaktan kan kokusunu alabildikleri bir gerçek. Fakat yüzeydeki kanın 1000 m derine inen kesintisiz bir akış oluşturması, bozcamgözlerin bu akışı izleyerek yüzeye gelmeleri ve bu davranışı 15 tane köpekbalığının birden sergilemesi ise olacak iş değil. Hâlâ ikna olmayan varsa, müfredattan kaldırılan havuz problemi yerine yandakini çözmeye uğraşsın: Marmara Denizi’nde irili ufaklı 15 tane bozcamgözün kurban kanını izleyerek aynı bölgede kıyıya yaklaşmaları ve farklı tekneler tarafından avlanarak, aynı balıkçıya satılmaları olasılığı nedir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlginç haber kaleme almak için köpekbalıkları hakkında saçmalamak iyiden iyiye saplantı oldu artık. İnsanların zihninde köpekbalığı korkusunu canlı tutan bu asılsız haberlerin yarattığı tedirginlik sürdükçe, Marmara’da, Sharm El Sheikh’de ya da dünyanın herhangi bir yerinde köpekbalıklarının rahat yüzü görmeleri mümkün değil.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-5646515825258905814?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/5646515825258905814/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/12/kopekbaliklari-hakkinda-sacmalamak.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/5646515825258905814'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/5646515825258905814'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/12/kopekbaliklari-hakkinda-sacmalamak.html' title='KÖPEKBALIKLARI HAKKINDA SAÇMALAMAK SAPLANTI OLDU'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TQDM9n3Qg4I/AAAAAAAAATw/O2cR7l-9itM/s72-c/br8.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-1214004040624694196</id><published>2010-12-01T05:02:00.000-08:00</published><updated>2010-12-01T05:19:50.849-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gliese 581g Uzayda Yaşam UFO'/><title type='text'>DÜNYAMIZ İLGİ İSTİYOR</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPZHG7UHHgI/AAAAAAAAATA/pcBRUvrUixA/s1600/Lagisca_extenuata.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" ox="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPZHG7UHHgI/AAAAAAAAATA/pcBRUvrUixA/s200/Lagisca_extenuata.JPG" style="cursor: move;" unselectable="on" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Geçtiğimiz Eylül ayında keşfedilen Gliese 581 g’de yaşam olabileceği iddiası, astronomi dünyasında bomba etkisi yaptı. Gezegen resmi olarak Gliese 581 g olarak isimlendirilmiş olsa da, bazı astronomlar, varlığı henüz kesin olarak kanıtlanmamış olan bu gökcismini çoktan “Yerküre’nin İkizi” olarak görmeye başladılar bile. Ancak, gezegene en dokunaklı ya da en matrak adı (tercih size kalmış), gezegeni keşfeden Amerikalı gökbilimci Steven Vogt takmış. Profesör Vogt karısına ithafen ona Zarmina’nın Dünyası diyor. Bugüne kadar televizyonda ya da sinemada izlediğimiz bilimkurgu filimlerinde geçenlerden geri kalmayan, eksantrik bir isim Zarmina. &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPZJvVBR1LI/AAAAAAAAATM/odT9jPyGUBg/s1600/Chrysaora_hysocella.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" ox="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPZJvVBR1LI/AAAAAAAAATM/odT9jPyGUBg/s200/Chrysaora_hysocella.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Amerikalı gökbilimcinin ısrarla var dediği ve üzerinde yaşamın gelişmesine aday gezegen olarak gösterdiği Zarmina’nın Dünyası’nı, bugün için uzaktan izlemek ve tahmin yürütmekten başka seçeneğimiz yok. Bizden tam 20 ışıkyılı ya da 193.121.280.000.000 km uzakta, varla yok arasında bocalayan bir gezegendeki yaşam olasılığını tartışırken, gezegenimizin hızla tükenen kaynakları aklımızın köşesinden bile geçmiyor. Ve ne yazık ki bu ilk kez olmuyor! Sahi neden uzayda yaşam aramaya kafayı bu kadar taktık ve bildiğimiz anlamda yaşamın başladığı dünyamızı bir kenara attık? Dahası, okyanusların karanlık çukurlarında, mercan resiflerinde ya da buzların altına hapsolmuş kutup okyanuslarında keşfedilmeyi bekleyen milyonlarca yeni canlı türü olduğundan söz edilirken, doğal dengeyi altüsteden gayretkeşliğimizle dünyanın son kullanma tarihini hergün biraz daha erkene alırken, artık gözümüzü kendi gezegenimize çevirmenin zamanı gelmedi mi?&lt;img height="72" src="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPZHG7UHHgI/AAAAAAAAATA/pcBRUvrUixA/s200/Lagisca_extenuata.JPG" style="filter: alpha(opacity=30); left: 582px; mozopacity: 0.3; opacity: 0.3; position: absolute; top: 100px; visibility: hidden;" width="96" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-1214004040624694196?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/1214004040624694196/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/12/dunyamiz-ilgi-istiyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/1214004040624694196'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/1214004040624694196'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/12/dunyamiz-ilgi-istiyor.html' title='DÜNYAMIZ İLGİ İSTİYOR'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPZHG7UHHgI/AAAAAAAAATA/pcBRUvrUixA/s72-c/Lagisca_extenuata.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-7560925967805616416</id><published>2010-11-25T10:35:00.000-08:00</published><updated>2010-11-25T10:35:34.746-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MARMARA BOZCAMGÖZ HABERCİLİK BALIKÇILIK'/><title type='text'>KORKUNUN ÖZNESİ 'BOZCAMGÖZ'</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TO6ryd0yYXI/AAAAAAAAAS0/CPwXnsrF89A/s1600/HGriseusSilivri22Mart2008.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" ox="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TO6ryd0yYXI/AAAAAAAAAS0/CPwXnsrF89A/s200/HGriseusSilivri22Mart2008.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Ticareti canlandırmak için en akıl almadık yerlerde bozcamgöz cesetlerini sergilemek, artık bir İstanbul geleneği oldu. Cansız bedenlerin etrafını dolduran meraklı kalabalığın içinde bugüne kadar her türlü insanla karşılaştım. İçlerindeki akıl almaz köpekbalığı korkusu ise bu topluluğun daima ortak paydası olmuştur. Acaba yeryüzünde başka hangi canlı, bu denli yoğunlaşmış ortak bir korkunun öznesidir? Köpekbalıklarının hedef oldukları bilinçsiz nefret devam ettiği sürece, bu kanlı oyunda perdenin daha uzun bir süre kapanmayacağı gün gibi ortada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TO6sKkWxH7I/AAAAAAAAAS8/oOCv49yywkQ/s1600/Takvim_16Nisan2004.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" ox="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TO6sKkWxH7I/AAAAAAAAAS8/oOCv49yywkQ/s200/Takvim_16Nisan2004.jpg" width="91" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TO6r-qnk_CI/AAAAAAAAAS4/iyC3yu_KYkA/s1600/Star_25Kasim2004.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" ox="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TO6r-qnk_CI/AAAAAAAAAS4/iyC3yu_KYkA/s200/Star_25Kasim2004.jpg" width="131" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Vahşi yaşamdan nefret etmenin bir mantığı, haklı bir gerekçesi olabilir mi? Yaklaşık 20 yıldır kesintisiz olarak sürdürdüğüm bozcamgöz araştırması yakın zamanda sonlandı. 1974’den 2009’a kadar olan dönemde balıkçılar tarafından avlanan 127 tane bozcamgözün ortak öyküsü, bu nefretin kesinlikle haklı bir gerekçesi olmadığını gösteriyor. İnsanların bozcamgöze olumsuz ve gerçekdışı bakışının altında yatan en önemli nedenlerden biri de, doğa haberciliğinde kesinlikle kullanılmaması gereken sorumsuz iletişim üslubu. Haberciler, denizin derinliklerinden koparılarak çelik güvertelerde can çekişmeye mahkum edilen hemen her bozcamgöze ‘JAWS’ yaftasını yapıştırmaktan her nedense vazgeçemiyorlar. Hemen her habere hakim olan suni korku, göstermelik sebeplerle sürekli taze tutuluyor. Ortaya atılan iddialarda akıldan ve bilimsel gerçeklerden eser yok. Bozcamgöz hakkında yazılmış sayfalar dolusu ‘gerçek’ bilgi varken, bıçak sırtında yaşama savaşı veren bu kırılgan tür hakkında atıp tutmaya neden bu kadar hevesliyiz? Soyu tükenme tehlikesi altında olan bir köpekbalığı türü hakkında, gerçeklere dayanan, sorumlu habercilik örneği yazılar kaleme almak bu kadar zor mu?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-7560925967805616416?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/7560925967805616416/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/11/korkunun-oznesi-bozcamgoz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/7560925967805616416'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/7560925967805616416'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/11/korkunun-oznesi-bozcamgoz.html' title='KORKUNUN ÖZNESİ &apos;BOZCAMGÖZ&apos;'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TO6ryd0yYXI/AAAAAAAAAS0/CPwXnsrF89A/s72-c/HGriseusSilivri22Mart2008.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-3600505261809292138</id><published>2010-11-21T10:37:00.000-08:00</published><updated>2010-11-21T10:37:14.030-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MARMARA KARA MERCAN ALACAKARANLIK TEKNİK DALIŞ'/><title type='text'>ALACAKARANLIKTA GEZİNMEK</title><content type='html'>Yaşım ilerledikçe derin suları rüyamda daha az görür oldum. Oysa çocukken ne zaman gözümü yumsam, derin karanlıkta bulurdum kendimi. Henüz&amp;nbsp;kapı eşiğinde beklediğim&amp;nbsp;bir dünyanın hayal meyal görüntüleriyle avunmak zorundaydım. Bir gün keyifli gezintiler yapmayı umduğum alacakaranlık derinliklerin henüz yabancısıydım. Azotla uyuşmaya yazgılı bir aklın hayalleriydi, çocukluk düşlerimi dolduran renkler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TOlkc7HtvvI/AAAAAAAAASo/ENOSF2KE1yg/s1600/PIC_0014.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" ox="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TOlkc7HtvvI/AAAAAAAAASo/ENOSF2KE1yg/s200/PIC_0014.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;En derin okyanus çukurlarını araştırmaya yıllar önce başlamış olsak da, 30 m'den başlayıp 100 m derine kadar uzanan &lt;em&gt;mezofotik kuşak&lt;/em&gt;, ne gariptir ki, denizin en az tanıdığımız bölgesi. Bir deniz biyoloğu olarak burayı &lt;em&gt;mezofotik kuşak&lt;/em&gt; olarak adlandırmak zorunda olsam da, burası, güneş ışığının belirgin olarak seyreldiği, gölgeyle gerçeğin zaman zaman birbirine karıştığı, hemen her şeyin bir görünmezlik perdesi arkasına gizlendiği ve ancak yeteri kadar yaklaşıldığında görünür olduğu bir &lt;em&gt;alacakaranlık kuşağı&lt;/em&gt; benim için. Derinlerin çekimine kapılmış diğer teknik dalgıçların da bu adlandırmaya itiraz edeceklerini düşünmüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok yakın bir geçmişe kadar burası, aletli dalışın güvenli olarak görülen sınırları dışında kabul ediliyordu. Dalmak için, özellikle hava ile yapılan dalışlar için, fazlasıyla derindi. Sualtı robotu gibi pahalı teknolojileri kullanmaya değmeyecek kadar da sığdı alacakaranlık kuşağı. Gerçi teknoloji geliştikçe ucuzladığından mıdır nedir, mezofotik kuşak araştırmalarında sualtı robotları artık daha fazla kullanılıyor olsa da, bu araçlar insanın el becerisinden hâlâ çok uzakta olduklarından, çok yakın vadede dalgıçların yerini almaları beklenmemeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TOlkqU54AwI/AAAAAAAAASs/_NeaUy7pj-M/s1600/PIC_0005.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" ox="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TOlkqU54AwI/AAAAAAAAASs/_NeaUy7pj-M/s200/PIC_0005.JPG" width="149" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Alacakaranlık kuşağı, uzun yıllar hakkında çok az şey bilinen bir boşluk olarak kaldı. Bugüne kadar mercan resifleri hakkında yayımlanan binlerce makalenin, çoğunlukla 20 m'den daha sığ sularda yapılan araştırmaların sonuçlarını içermesi, resif biliminin yıllarca 20 m'den daha derine inemediğini gösteriyor.&amp;nbsp;Derin resifler hakkında bildiklerimiz, sığ resiflere ilişkin bilgilerin bir genellemesinden ibaretti. Bu durum uzun yıllar değişmedi. Oysa hayatın alışılmış sınırları aştığı, bilinen biçimlerle yetinmediği, şaşırtan, ürküten, düşündüren, ama en önemlisi keşif tutkusunu sürekli tazeleyen süprizlerle dolu olduğu bir dünyanın başlangıcı olan alacakaranlık kuşağı, küçümsenmeyecek zenginlikte bir yaşamın beşiği. Burası, sığda yaşayanların inebildikleri azami derinliklerle, derinde yaşayanların tahammül edebildikleri en sığ derinliklerin birbirine girdiği bir karışma bölgesi. Fırlak gözleriyle karanlıkta görmeye çalışan balıklar, kolları kuştüyünü andıran sepet yıldızları, kırmızı sübyeler, ama ille de mercanlar! Alacakaranlığı, yaşamdan yoksun dipsiz bir kuyu olmaktan alıkoyan yaşamlar arasında mercanların ayrıcalıklı bir yeri var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TOlk8CEIt_I/AAAAAAAAASw/w9wLY6DDvRg/s1600/Gerardia_savaglia2.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" ox="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TOlk8CEIt_I/AAAAAAAAASw/w9wLY6DDvRg/s200/Gerardia_savaglia2.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Yerleştikleri taşları narin birer dantel gibi örten mercanların büyüsüne kapılarak dalmıştım alacakaranlığa. 20'li yaşlarımın başında derinlik korkusunu hiçe saymamın, alacakaranlıkta gezintiye çıkmamın en önemli sebebi onlardı. Doğanın sabır dolu çabasının zaferiydi mercanlar, alacakaranlık gölgelerin arkasında gizlenen hayatın kırılgan delilleriydi. Mercanlar, büyüdükçe daha az gördüğüm düşleri gerçeğe çevirmişlerdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben çok şanslıyım! Gerçeğe dönüşen çocukluk düşlerinin içinde gezinecek kadar, şanslı...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-3600505261809292138?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/3600505261809292138/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/11/alacakaranlikta-gezinmek.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/3600505261809292138'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/3600505261809292138'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/11/alacakaranlikta-gezinmek.html' title='ALACAKARANLIKTA GEZİNMEK'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TOlkc7HtvvI/AAAAAAAAASo/ENOSF2KE1yg/s72-c/PIC_0014.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-121847480893265284</id><published>2010-11-10T22:38:00.000-08:00</published><updated>2010-11-10T22:38:18.567-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MARMARA BOĞAZ DALIŞ DENİZ NARGİLE SALYANGOZ BEYKOZ'/><title type='text'>FIRTINAYA YENİK DÜŞTÜ KENAN ŞEKER</title><content type='html'>Rumeli Feneri’ndeki dalıştan birkaç hafta sonra dalgıç Adnan’la bir sabah yine fakültenin kapısında karşılaştık. Ya kasım sonuydu ya da aralık başı... O vakitler daha bir dalış defterim olmadığı için, ilk nargile denemelerimin takvimi ne yazık ki sadece aylardan ve yıllardan oluşmakta. Günler ve saatler derinlerde kayboldu gitti. Allah’tan fotoğraf çekmeyi akıl etmişim; aksi takdirde o büyülü günlerden geride elle tutulur hiçbir anı kalmayabilirmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Havanın soğuğu buzla yarış etse de, kıvırcık saçlı, tombiş deniz kurdunda yine yaka bağır açıktı. Bırakın kuru elbiseyi, deliksiz ve kalın bir dalış elbisesiyle dalmanın bile lüks olduğu yıllarda Adnan ve ekibi, insanı donduran kış denizinin dibinde ekmek peşine düşmekteydiler. İster inanın istemezseniz inanmayın ama 80’lerde malzeme sahibi olmak hiç kolay değildi. Bu nedenle Kenan Şeker’in Rumeli Feneri’nden ayrılıp Beykoz koyuna gelmesi, illede dalış diye yanıp tutuşan benim için bulunmaz bir nimetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fenerdeki çekek yerinden niye ayrıldılar, Beykoz’a gelmelerinin sebebi neydi? Kantinde çay içerken birkaç kez sorsam da Adnan pek oralı olmadı, ben de bir daha üstelemedim. Adam sen de, bana ne... Laf lafı açtıkça birkaç arkadaşım daha ortak oldu sohbete. Söz döndü dolaştı ve yine aynı yere geldi: “abi bizde dalmak istiyoruz...” Öğlen yemeğini boş vermemize, gerekirse aradan sonraki ilk dersi de kırmamıza mal olan koyda nargile keyfi faslımız, aşağı yukarı işte böyle başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kenan Şeker’i Beykoz Belediyesi’nin önündeki eski su iskelesine bağlamışlardı. Beton kaplaması çoktan tarih olmuş iskelenin çelik yapısı sağlam görünüyordu. Bir elimde çanta, diğerinde ağırlık kemeriyle kaygan kirişlerin üzerinde on metre kadar yürüdükten sonra güverteye adım atmak bir nevi sınav gibiydi. İskeleyi geçebilen dalmaya hak kazanır... Suya düşmeden, kafamı kırmadan tekneye girince, her seferinde derin bir oh çektiğimi daha dün gibi hatırlarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emektar nargile teknesinin koyda kaldığı 3 hafta boyunca hemen her gün dalış yaptık. Bulduğumuz her fırsatta kapağı tekneye atıyorduk, ama güvertede geçirdiğimiz zaman dipte geçirdiğimizden her zaman daha azdı. Acele etmeye gerek yoktu; malzeme de boldu, hava da... Artık dalgıçta bizdik, hortumcu da... Sakın yanlış anlaşılmasın; bizimki öyle milletin parasını son kuruşuna kadar hortumlamak maksatlı hortumculuk değildi! Tekneden uzaklaşan dalgıcın arkasından hortumu yavaş yavaş bırakmak, gevşediğinde hortumun boşunu almaktı hortumcunun görevi. Yemyeşil suda siyah bir çizgi gibi uzayıp giden lastik hortum, dipteki adamı yaşama bağlardı. O siyah çizginin ucunda bir yaşam vardı. Dikkatli olmak, hortumu koparttırmamak zorundaydınız. Kolayca açılması ve karışmadan toplanabilmesi için hortum güverteye “8” şeklinde istiflenmeliydi. Sonra hortum işaretleri vardı. Bir çekiş, iki çekiş, üç çekiş... Hepsi bir mesaj taşırdı yüzeyle dip arasında. Nargilecinin dili kısa ama anlaşılır olmalıydı. Sabah dalan, öğleden sonra hortumcu olurdu; düzen böyleydi. Yüzeyi köpürten hava kabarcıklarını pür dikkat izlerdik dalış sıramızı beklerken. Herkes birbirinin yaşamından sorumluydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TNuPLj8AzpI/AAAAAAAAAR4/ngR3IDswsaQ/s1600/Hakan3.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="143" px="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TNuPLj8AzpI/AAAAAAAAAR4/ngR3IDswsaQ/s200/Hakan3.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bizim sınıftaki çoğu arkadaş, Kenan Şeker’deki nargileyi hiç yoksa bir kere tecrübe etmiştir. Ayhan, Aziz, Mehmet, Murat ve Recep en net hatırladıklarım. Ben dahil bu altı kişi hemen her dalışa katılmış, Beykoz koyunun kokusu ve lezzeti sürekli değişen suyunu tatmak fırsatı bulmuş bir ekiptir. Bildiğim kadarıyla, benim haricimde içlerinden sadece Recep daha sonra da dalışa devam etti; ancak, duyduğuma göre Silifke’de vurgun yedikten sonra kafasını bile suya sokmuyormuş artık. Hey gidi Kenan Şeker hey... Kimbilir kaç kişi dalgaların altındaki dünyaya ilk kez senin güvertenden adım attı? Daracık kamarada saatlerce bitmek bilmeyen bol çaylı, bol kahkahalı sohbetlerimizin tadı hâlâ damağımda. Gün oldu iddiaya tutuştuk, gün oldu Cousteau’dan konuştuk, gün oldu memleket kurtardık sürekli rutubet kokan kamarada...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşağı yukarı bir yıl sonra Adnan’ı başka bir teknede gördüm. Yine dalış amiriydi. Yeni tekneyi de eski su iskelesine bağlamışlardı. Ekip birkaç fire vermişti ama asıl önemlisi eski ruhundan bir şeyler yitirmişti sanki. Hatırladığım lezzet yoktu sohbette. Durgundular, bezgindiler. Çoğu dalgıçlığa devam edip etmemeyi bile konuşuyordu ciddi ciddi. Sevmemiştim bu tekneyi. Yabancı bir güvertede dikilirken dalmayı bile istemedim o gün. “Kenan Şeker’e ne oldu?” diye sorduğumda, dalgıç İsmail üzgün bir ifadeyle yanıtladı sorumu. Kıyıköy’de kayalara vura vura parçalanmıştı çıraklık günlerimin geçtiği emektar; fırtınaya yenik düşmüştü bir kış vakti. Alelacele iki takım malzeme bulup dalmışlar, kurtarabildiklerini kurtarmak için çabalamışlardı, ama nafile. “Senin verdiğin fotoğraflar da gitti” demişti Adnan. Yeniden tabettirdiğim fotoğraflarla iki gün sonra tekneye gittiğimde, onlar çoktan Kıyıköy’ün yolunu tutumuşlardı deniz salyangozu toplamak için. Bu onları son görüşümdü. Ne kadar şikâyet ederlerse etsinler yine de yola çıkmışlardı. Tıpkı yeni bir yaşama alışmak gibi yeni teknelerine alışmak, sessiz derinliklerde kısmetlerini aramak zorundaydılar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-121847480893265284?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/121847480893265284/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/11/firtinaya-yenik-dustu-kenan-seker.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/121847480893265284'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/121847480893265284'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/11/firtinaya-yenik-dustu-kenan-seker.html' title='FIRTINAYA YENİK DÜŞTÜ KENAN ŞEKER'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TNuPLj8AzpI/AAAAAAAAAR4/ngR3IDswsaQ/s72-c/Hakan3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-1932289389894205074</id><published>2010-11-10T14:06:00.000-08:00</published><updated>2010-11-10T14:06:47.004-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MARMARA BOĞAZ DALIŞ NARGİLE DENİZ DALGIÇ'/><title type='text'>DAMDAN DÜŞER GİBİ DALGIÇ OLDUM</title><content type='html'>Sarıyer – Rumeli Feneri hattında çalışan 150 numaralı otobüse hiç bu kadar keyifle binmemiştim. Dumanı tüten mis gibi kıymalı kol böreğinin şüphesiz bu keyifte önemli bir payı vardı. Gerçi otobüse binene kadar biraz ılışmıştı ama, yine de Sarıyer böreğinin tadı bir başkaydı buz gibi kasım sabahı. Neredeyse iki saattir yoldaydım. Yeşilköy’den Eminönü’ne, oradan Sarıyer’e iki uzun otobüs yolculuğu yaptıktan sonra, nihayet Rumeli Feneri’ne az bir yolum kalmıştı. Uyku mahmuru gözlerim kapanmaya fırsat ararken, hem kahvaltı ediyor hem de virajı bol yolda otobüsü deli gibi kullanan şöföre veryansın ediyordum içimden. Garipçe’deki indibindi faslını da arkada bıraktıktan sonra Rumeli Feneri’ne birkaç dakikalık yolum kalmıştı ki o sabah rüzgarla yarış eden şöför sayesinde o mesafe de göz açıp kapayana kadar bitmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1988’in kasım ayında ki günü tam olarak hatırlamıyorum, sabahın köründe bunca yolu sırf Sarıyer’den börek almak için tepmemiştim. Asıl sebep başkaydı! Rumeli Feneri’ne çocukluk hayalimi gerçekleştirmek, dalgıçlığa ilk adımı atmak için gelmiştim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denizi oldum olası çok sevdim; aramızdaki bağ öyle aşkmış, sevgiymiş, mavi tutkuymuş, deryaya özlemmiş gibi basmakalıp sözlerle açıklanamayacak kadar güçlü bir yakınlık. Hani “falanca balığın tadı neye benzer?” sorusuna hiç düşünmeden “tavuk eti gibi...” diye cevap verenler vardır ya, işte denizle aramdaki bağı temcit pilavı gibi tekrarlanan bu sözlerle tanımlamaya kalkarsam, kılıçbalığını tavuk yerine koymuş olurum. O yüzden ben denize ne aşığım, ne de maviye tutkunum... Joseph Konrad Tayfun isimli öyküsünün bir yerinde şöyle der: “...&lt;em&gt;Son ana dek yaşamdan habersiz, onun barındırabileceği tüm vefasızlığı, şiddeti ve dehşeti görmeden. Denizde ve karada böyle şanslı adamlar vardır - ya da kaderin ve denizin böyle hor gördüğü adamlar&lt;/em&gt;.” Deniz beni daima kucakladı, asla hor görmedi. Dalgaların altında ne görmek istediysem, neyin hayalini kurduysam, zamanı geldiğinde bana gösterdi. Mercan bahçelerinin hayalini kurdum... Köpekbalıklarının, pırıl pırıl incilerin, kabukların, balinaların hayalleriyle uyudum çoğu zaman. Günü geldiğinde hepsini teker teker gördüm derinlerdeki dünyada. Ruhumun ihtiyaçlarını karşılayan bir varlık gibiydi çoğu zaman ki hâlâ da öyledir... Neyi düşleşem denizle ilgili, hâlâ sabırla gösterir, öğretir; kendisiyle ilgili öğrenmem gereken daha bir dünya sırrı olduğunu hatırlatarak öğretir her seferinde, bıkmadan. Aşk, sevgi, tutku, özlem... Zamanla zayıflayan, hatta sönen bu insani duygularla tanımlamam ben denizle aramdaki bağı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TNsXKifnYrI/AAAAAAAAARo/Bk0IRE8XgI4/s1600/Hakan1_1.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="164" px="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TNsXKifnYrI/AAAAAAAAARo/Bk0IRE8XgI4/s200/Hakan1_1.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Ömer Hayyam’da Kornişçi sokaktaki bir evde ilk düğümleri atılmıştı aramızdaki bağın. Beş yaşındaydım... Annemler Almanya’dan bir dalgıç maskesi göndermişlerdi. Hani eczanelerde satılan, oval camlı, turuncu maske var ya... 1976 senesinde artık benim de bir turuncu dalgıç maskem vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O sene bütün bir yazı balkonda geçirdim desem yalan olmaz. Hemen her gün anneannemin balkona taşıdığı bakır çamaşır kazanını suyla doldurur, inşaat kumlarının arasında bulduğum deniz minarelerini de kazandaki suya atardım. Deniz gözlüğümü (o zamanlar adı buydu benim için) takıp deniz minarelerini seyrederdim nefesim kesilene kadar. Kıçı suyun dışında kalmış bir karabatak gibi, kafamı kazanın içinden çıkarmayı hiç istemezdim. Akranlarım mahallede top peşinde koşarken, İstanbul’un işgalinden kalma Fransız yapısı binanın üçüncü katında, bir kazan suyun içinde, hayatımın yönünü belirleyen çok geniş bir dünyanın kapısını aralamıştım 76 yazında. Çamaşır kazanının derinlerine ilk dalışımdan tam 13 yıl sonra, uzun süre şnorkelle girişinde gezindiğim dünyanın derinlerine gerçek yolculuğum başlamak üzereydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rumeli Feneri’ndeki balıkçı barınağında kıçtan kara bağlamış bekleyen Kenan Şeker, yer yer boyası dökülmüş, hortum ve halat yığınlarının kapladığı kıç üstünde adım atacak yeri kalmamış, sigara dumanı kokan daracık kamarasında deniz yorgunu tayfaların fırtınaya, dalgalara, karaya çakılıp kalmaya ve denizcinin bitmek bilmeyen fukaralığına sövüp saydıkları sıradan bir dalgıç teknesiydi. Kıyıköy’deki deniz salyangozu avından yeni dönmüşlerdi. Bakım için barınakta bekleyen teknenin baş dalgıcı Adnan, artık nerden aklına estiyse, Beykoz’daki Su Ürünleri Fakültesi’ne geldi bir sabah. Nerden mi biliyorum? Çünkü o yıl aynı fakültede birinci sınıf öğrencisiydim ve Adnan'ın sabah binadan içeriği girer girmez burun buruna geldiği ilk kişi bendim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Selam genç...&lt;br /&gt;- Buyur abi kime baktın?&lt;br /&gt;- Dalgıç bulunur mu bu okulda?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatımda keyif alarak yaptığım hemen her şey hep böyle damdan düşer gibi başlamıştır. Birkaç önemsiz istisna dışında, hayatımı şekillendiren güçler hep rastlantılardı. Artık cahil cesareti miydi, yoksa bilerek ve isteyerek tongaya mı basmıştım, “abi ben dalgıcım...” sözü sapan taşı gibi çıkmıştı ağzımdan. Adnan'ın cevabı kısa ve gayet açıktı: “iyi o zaman, haftasonu Rumeli Feneri’ne gel...”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barınağa inen yokuşta yürürken hafif hafif yağmur çiseliyordu. Sıcak yatağımda kıvrılıp uyumak yerine sabahın köründe yollara düşmemi, üstüne üstlük denize dalma niyetimi ti’ye almaktaydı ahmak ıslatan. “Vazgeçmek yok! Kafanı kazana soktuğun gün ayarın kaydı senin...” diye diye Kenan Şeker’in salyangoz kokan ahşap güvertesine ilk adımı atmıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tayfayla tanışıp iki satır sohbetin üzerinden yarım saat ancak geçmişti ki nargile takımını kuşanmış olarak suya girmeye hazırdım. Sağolsunlar yine annemlerin aldığı 6.5 mm JWL dalgıç elbisem, askıda suları süzülen yıpranmış Technisub kreasyonunun yanında cillop gibiydi. Adnan başladı uzun uzun anlatmaya, öğüt vermeye: “Hortumu bir kere çekersen, okey; iki kere çekersen, hortumun boşunu al...” Peki ya üç kere çekersem? “Hortumu üç kere çektirecek bir belaya sokma başını...”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TNsXXEmBmgI/AAAAAAAAARs/XHYElDPLRY8/s1600/Hakan2.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="135" px="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TNsXXEmBmgI/AAAAAAAAARs/XHYElDPLRY8/s200/Hakan2.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Tekneye gelmeden önce Hüseyin Şerif Sofular’ın evde ne kadar kitabı varsa okumuştum. Barınağın içinde derinlik taş çatlasın 5 m; vurgun tehlikesi yok, ama nefes tutarsam emboli olurum. Verebildiğin kadar nefes ver, hava bol nasılsa. Aradan geçen 13 yılda şnorkelle dala çıka kulak eşitlemek artık bir refleks olmuştu; suya alışkındım, ama basınçlı havayla dalmanın şakaya gelir yanı yoktu. Masum yalana son verip, “abi ben buraya dalmayı öğrenmek için geldim...” diyince biraz afalladılar önce. “Az bekle...” dedi Adnan; sonra dalgıç İsmail’e döndü: “sen de hazırlan, birlikte dalın...” Benim mum yatsıdan çok önce söndü sönmesine ama, çamur rengi suya ilk dalışımı yaparken İsmail’in yanımda olması tüm korkularımı bastırmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra ne mi oldu? Bir süre onlarla salyangoz topladım. Teknede yemekler güzel, hava boldu. Kenan Şeker’de geçirdiğim her günü, yaptığım her dalışı, çok değerli birer tecrübe olarak kaydettim zihnime. Nargile dalışını orada öğrendim, ama daha da önemlisi, çilekeş deniz yaşamının kendine has kültürünü, bu yaşamın gözüpek insanlarından tanıma fırsatı buldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aletli dalışa başlayalı 20 yıldan fazla zaman oldu. Kayıtlı kayıtsız birkaç bin dalışım olmuştur bu arada. “Ben dalgıcım...” diye Adnan'a kıtır atmam, ezbere bilgilerle dalıp gitmem, tek kelimeyle delilikti. Bunu inkâr edemem. Ama o gün vazgeçseydim, hatta biraz daha geriye gidip, kafamı o kazana hiç sokmamış olsaydım, bugüne kadar yaşadığım maceraların doyumsuz keyfinden mahrum olurdum. Deniz suyuyla ıslanmış anılarım arasında İstanbul dalışlarının her zaman özel bir yeri olacak. Ne de olsa dalmaya burda başladım. Hayalini kurduğum dünyayı ilk kez boğazın derinlerinde gördüm.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-1932289389894205074?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/1932289389894205074/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/11/damdan-duser-gibi-dalgic-oldum.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/1932289389894205074'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/1932289389894205074'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/11/damdan-duser-gibi-dalgic-oldum.html' title='DAMDAN DÜŞER GİBİ DALGIÇ OLDUM'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TNsXKifnYrI/AAAAAAAAARo/Bk0IRE8XgI4/s72-c/Hakan1_1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-7069733485746801636</id><published>2010-11-07T10:32:00.000-08:00</published><updated>2010-11-07T10:32:11.246-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MARMARA SÜBYE MÜREKKEPBALIĞI DARICA DALIŞ DERİN YAŞAM'/><title type='text'>YAŞAMI "YOK ETMEDEN" TANIMAK</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TNbnVYPUgJI/AAAAAAAAARg/dfeWfyg7aXM/s1600/Sepia_orbignyana2.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" px="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TNbnVYPUgJI/AAAAAAAAARg/dfeWfyg7aXM/s200/Sepia_orbignyana2.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;em&gt;Sepia orbignyan&lt;/em&gt;a türü sübyeyi ilk kez&amp;nbsp;15 yıl önce "kafadanbacaklılar" dersinde, formaldehit içindeyken&amp;nbsp;&amp;nbsp;görmüştüm. Rengi solmuştu, derisi yer yer parçalanmıştı, eti kaskatı kesilmişti. Etin bozulmasını önleyen, kanlı canlı bir yaratığı asla çürümeyen, lastik kıvamında bir cesede çeviren formaldehit sıvısı ile dolu bir kavanozun içinde duruyordu. Marmara'nın farklı yerlerinde algarnayla yakalanmış olan beş tane dişiyi laboratuvarda incelerken gözlerim çok fena yanmıştı. Gövdenin ön tarafındaki uzun, sivri çıkıntı, bu minik sübyeyi, kiloluk azman akrabalarından ayıran tek farktı. Bizden önce bir kez, 90'ların başında Marmara'da görülmüştü bu nadir sübye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Formaldehit, denizin en kıvrak canlılarından biri olan dikenli sübyeyi kusursuz bir müze örneğine dönüştürürken, doğal renginden eser bırakmamıştı. İncelemek zorunda olduğumuz birçok müze örneğinde olduğu gibi, dikenli sübyenin renkleri de uçup gitmişti. İnsanın genzini yakan bu acı sıvı, canlıların renklerini soğuk ve zehirli bir alevle yakıp yok ediyordu. Marmara'nın bu nadir sübyesinin rengini o zamandan beri merak ederdim. Ta ki bu sabaha (7 Kasım 2010) kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzey suyunun berraklığına fena aldandık. Darıca'nın çoğu zaman berrak olan dip suyu bu sefer biraz bulanık. Ortalık beklediğimizden erken kararıyor. 30 m hiç bu kadar loş olmamıştı, 40'da ise tüm duyularımızı serseme çeviren yemyeşil bir bulanıklık çevremizi sardı. Bugün daha derine gitmenin bir anlamı yok. 46 m'den geriye dönüyoruz. Gözüm Teoman'da (Naskali)... Her iki elimin işaret parmaklarını yan yana tutarak, "uzaklaşma, tam yanımda ol" işareti veriyorum. Bu derinlikte incelemeye, peşinden gitmeye değer çok şey olduğunu biliyorum, ama bugün zamanı değil. Eğer şansımız varsa, çıkış sırasında bir şeyler görürüz. Yoksa da sağlık olsun. Darıca, bugüne kadar fazlasıyla cömert davrandı bize. Her dalışta, hazinesinden bir parçayı bizimle paylaşmak zorunda değil ya...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TNbvcP56UHI/AAAAAAAAARk/vrH-W6piYFE/s1600/Sepia_orbignyana.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" px="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TNbvcP56UHI/AAAAAAAAARk/vrH-W6piYFE/s200/Sepia_orbignyana.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Kumun üzerinde kayarak ilerleyen kırmızı şeklin ne olduğunu başta anlamadım. Teoman'ın feneri hedefe&amp;nbsp;&amp;nbsp;kilitlendi. Birkaç hızlı palet vuruşuyla kırmızı şeklin dibine sokuluyorum. Gözünü sevdiğim Darıca, gider ayak yine yaptı sürprizini. Daha önce birçok sübye gömüştüm ama, kırmızısıyla ilk kez karşılaşıyorum. Avucumun içine sığabilecek kadar küçük olmasına rağmen, kollarıyla, pörtlek gözleriyle bana gözdağı vermekten geri kalmıyor. Sakin davrandıkça o da sakinleşiyor. Bir ara arkasını dönüyor; işte tam o sırada, gövdesinin ucundaki uzun, sivri çıkıntıyı farkediyorum. Marmara'da sadece bir sübye türünde bu sivri çıkıntı var. Demek &lt;em&gt;Sepia orbignyana&lt;/em&gt;'nın gerçek rengi kırmızıymış! Yıllar önce gördüğüm bir ders, gerçek anlamda bugün, hem de yüzeyin 40 m altında&amp;nbsp;noktalanıyor. Marmara yaşayan bir deniz ve bu yaşamı, yok etmeden (!) tanımak isteyenlere, cömertçe sergiliyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-7069733485746801636?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/7069733485746801636/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/11/yasami-yok-etmeden-tanimak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/7069733485746801636'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/7069733485746801636'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/11/yasami-yok-etmeden-tanimak.html' title='YAŞAMI &quot;YOK ETMEDEN&quot; TANIMAK'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TNbnVYPUgJI/AAAAAAAAARg/dfeWfyg7aXM/s72-c/Sepia_orbignyana2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-5773348942592022512</id><published>2010-11-05T00:21:00.000-07:00</published><updated>2010-11-05T00:32:35.554-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MARMARA BALIKLAR LÜFER YAŞAM EKOLOJİ'/><title type='text'>SADECE LÜFER Mİ?</title><content type='html'>Lüfer kavgası iyice kızıştı. Bir tarafta ille de lüfer diye tutturanlar, öbür tarafta lüferi avlayanı da ızgaraya koyanı da Taksim'de sallandırmaya kalkanlar. Her işte olduğu gibi, bu işte de arayı bulmayı beceremiyor necip Türk milleti. Biz, İstanbul'un sembol balığını kurtarmakla kurtarmamak arasında bocalayıp dururken, zaman akıp gidiyor. Bu geç kalmış ilginin sonunda, korkarım papazı bulan yine lüfer olacak. Adam sende, kimin umurunda? İstanbul'un kıyısında yaşayan balıklardan hangisi soykırıma uğramadıki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TNOvpzfkSNI/AAAAAAAAARQ/i2gUR1ObXSs/s1600/Diplodus_vulgaris.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" px="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TNOvpzfkSNI/AAAAAAAAARQ/i2gUR1ObXSs/s200/Diplodus_vulgaris.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Eskilerle ne zaman koyu bir sohbete dalsak, söz döner dolaşır ve bir zamanlar Marmara'nın derinlerini&amp;nbsp;&amp;nbsp;mesken tutmuş olan tepsi gibi karagözlere, sargozlara gelir. Ama ne balıklar!&amp;nbsp;Tanesi iki üç kilo gelen azman karagözler, yosun bağlamış sargozlar... Yaşlılıktan renkleri kararmış, dişleri aşınmış...&amp;nbsp;Kalın kabuklu midyeleri, pavuryaları bir ısırışta tuzla buz eden...&amp;nbsp;"Marmara'da böyle balıklar olmaz" demeyin. Soykırıma uğramadan önce, diz boyu sularda bile rastlanırmış onlara, zamanında. Artık yosun tutmuş yaşlı dalgıçlardan dinlediğim Marmara balıkları, eskiden bana bile, iyi niyetili palavralarla abartılmış masallar gibi gelirdi. Üstelik bu masalların karagözle sargozdan başka kahramanları da vardı. Mesela,&amp;nbsp;Kız Kulesi'nin kıyısında&amp;nbsp;sinarit, Yassıada'nın derin karanlığında&amp;nbsp;fangri, Beykoz'da&amp;nbsp;kılıçbalığı, Caddebostan'ın kumluklarında kan kırmızı kırlangıçlar, kıyıya vuran torikler, yüzüne bakılmayan palamutlar, Kabataş'ın iki adım önünde zıpkınlanan dev gibi orkinozlar, sonra oltaya takılmış orkinozu parçalamaya gelen büyük beyaz köpekbalıkları ya da nam-ı diğer harharyaslar... Şimdilerde mumla aradığımız keler balıkları, bir zamanlar Fenerbahçe'de, Kalamış'ta, Suadiye'de, iskelelerin gölgesiyle kararan sığlıklarda pusuya yatar, av beklerlermiş! Hey gidi günler... İstanbul balıkları hakkında kurduğumuz her cümlede artık "geçmiş zaman" kullanmak zorunda olmak&amp;nbsp;yüreğimi acıtıyor. Bu paragrafın birkaç cümlesinin şöyle olduğunu bir düşünsenize:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kız Kulesi'nin çevresindeki taşlar sinarit kaynıyor...&lt;br /&gt;- Yassıada'nın fangrileri balıkçıların yüzünü güldürdü...&lt;br /&gt;- İstanbul bu sene orkinoza doydu...&lt;br /&gt;- ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir zamanların gerçeği, İstanbul'un balık kaynayan denizleri, hayal oldu. Her cümlenin öznesi bu kıyıları tamamen terketmiş olmasa da, sayılarının kıyım derecesinde azaldığını kimse inkar edemez. Haliç'te en son palamut volisinin üzerinden, belki de yarım yüzyıla yakın zaman geçti. Palamut akın balığıdır, mevsime göre bir gelir bir kaybolur. Tıpkı lüfer gibi... Palamut ve lüfer buraları terketseler bile, bir başka yerde var olmaya devam edebilirler. Bir zamanlar boğazın sularını çalkalandıran uskumrular da buraları çoktan terkettiler, ama başka yerlerde, mesela Gökçeada'nın açıklarında hâlâ bol bol avlanıyorlar. Ele avuca sığmaz kılıçbalığı ile orkinoz da İstanbul'u terkedenlerden. Onlar da artık Ege'de ve Akdeniz'deki son sığınaklarında yaşam savaşı veriyorlar. Oralardan ne zaman sürülürler, işte onu Allah bilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul'da rahatı bozulan tüm akın balıkları, belki de bir daha dönmemek üzere terk ettiler buraları. Onlar boğazın, Marmara'nın yerli balıklarıydı. Hepsi de İstanbullu'ydu. Çağlar boyu el değiştirmiş, milletten millete geçmiş daracık bir su yolunun ve küçük bir iç denizin gerçek sahipleriydiler. Belki bizlerden bile önceydi, buraya yerleşmeleri, boğazı, Marmara'yı yuva bilmeleri. Akın balıkları, göç balıklarıdır. Uzun yolculukların seyyahlarıdır onlar. Orkinoz, Marmara'dan çıkar ve taa Atlantik Okyanusu'na kadar gidermiş eskiden. Keza kılıçbalığı, palamut, uskumru ve lüfer...&amp;nbsp;Vaniköy'den geçen binlerce, onbinlerce lüferin Foça'daki, Rodos'taki, hatta Malta'daki akrabalarına selam götürdüğü büyük, görkemli göç yolculukları bahsettiğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Giden gelmiyor artık! Giden, boğazdan, Marmara'dan bir parçayı da beraberinde götürüyor. Giden, yaşamın ta kendisi aslında. Bu gidişi, sadece tabağınızdaki balığın azalması olarak görmeyin. Denizi, yaşayan yüce bir varlık yapan zincirin halkaları eksiliyor her gidenle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TNOv5lQgmBI/AAAAAAAAARU/9iPlNLtlhDc/s1600/Diplodus_sargus.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" px="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TNOv5lQgmBI/AAAAAAAAARU/9iPlNLtlhDc/s200/Diplodus_sargus.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Geçen gece Darıca'da dalarken, 15 m civarında iki tane tepsi gibi sargoz gördüm! Herbirinin boyu rahat 30&amp;nbsp;&amp;nbsp;cm vardı. Anlamayan birine, sinarit palazı diye yutturursunuz ve ruhu duymaz. Kırma taşlıkta öyle bir debeleniyorlardı ki, sanki dipte bir buldozer çalışıyordu. Koca kafalarını mıcırların arasına daldırıp, başlıyorlardı kuyruklarını hızlı hızlı çırpmaya. Birkaç saniyelik eşelemenin ardından kısa bir duraklama; çökeltinin altından çıkan etli mi etli deniz solucanları, küçük yengeçler, vs. artık Allah ne verdiyse lüp diye mideye! Aceleci yutkunmalardan sonra kazı işlemi tekrar başlıyordu. O gece dipte bir yığın yengecin, bir o kadar da solucanın kanına girdi bu haydut sargozlar. Afiyet bal şeker olsun, yarasın. Umarım bir zıpkıncı da onların kanına girmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek, eskilerin ballandıra ballandıra anlattıkları o meşhur sargozlar, gerçekmiş!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TNOwK16QBCI/AAAAAAAAARY/Ct4B6zAGjgg/s1600/Uranoscopus_scaber.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" px="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TNOwK16QBCI/AAAAAAAAARY/Ct4B6zAGjgg/s200/Uranoscopus_scaber.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Akın balıklarının birer ikişer yitip gittiği boğaz ve Marmara'da, hâlâ önemsenmesi gereken bir balık nüfusu&amp;nbsp;&amp;nbsp;var. Ey ahali, balık diyince aklına sadece lüfer, palamut ve hamsi gelmesin! Sargoz da balık, karagöz de, hanoz da, kikla da, denizatı da, kurbağa balığı da... İstanbul'un balıkları, sadece balıkçı tezgâhlarında gördüklerinle sınırlı değil! Norveç'ten devşirme somonla, İzlandalı uskumruların İstanbul'a sebeb-i ziyaretleri, sadece ihtiyaçtan. Yerli balıklar azalmayaydı zor girerdi onlar bizim pazarlara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TNOwUs6lO-I/AAAAAAAAARc/ZcbcPNS6ux0/s1600/Spicara_maena.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" px="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TNOwUs6lO-I/AAAAAAAAARc/ZcbcPNS6ux0/s200/Spicara_maena.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Sevgili İstanbul halkı, kömürcü kaya da boğazın, Marmara'nın çocuğudur, iskorpit de, lipsoz da, izmarit de...&amp;nbsp;&amp;nbsp;Hepsinin deniz yaşamında ayrı bir yeri ve önemi var. Dedik ya deniz yaşayan yüce bir varlıktır, işte o varlığı hayatta tutan, adına ister besin zinciri deyin,&amp;nbsp;ister ekolojik denge, o yaşam bütünlüğünde yediden yetmişe, büyükten küçüğe, renksizden renkliye, tatsızdan tatlıya, tüm balıkların yeri var. O yer bir boşalırsa, ne yaparsanız yapın dolduramazsınız. Akın balıklarının gidişiyle açılan gedikler kapanmak bilmiyor. Boğazın, Marmara'nın yaşam bütünlüğünde daha fazla boşluk açılmaması için, sadece lüferi değil, yaşamak için bu kıyıları seçen, öyle ya da böyle buralarda kalan tüm balıkları, tüm yaşamı korumak zorundayız. Dilerim lüfer güzel bir başlangıç olur. Dilerim bu yazı, eşiğinden dönülmüş doğal bir felaketin anısı olarak kalır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-5773348942592022512?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/5773348942592022512/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/11/sadece-lufer-mi.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/5773348942592022512'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/5773348942592022512'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/11/sadece-lufer-mi.html' title='SADECE LÜFER Mİ?'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TNOvpzfkSNI/AAAAAAAAARQ/i2gUR1ObXSs/s72-c/Diplodus_vulgaris.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-1249076664851028103</id><published>2010-10-24T11:16:00.000-07:00</published><updated>2010-10-24T11:19:53.782-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='GECE DALIŞ MARMARA DARICA MERCAN YENGEÇ'/><title type='text'>YAŞAMIN KÜÇÜK AYRINTILARI</title><content type='html'>&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Gece dalışını derin dalışla birleştirmeyi, felakete davetiye çıkarmak olarak görebilirsiniz. Gündüz dalışında bile koşulların yeterince zorlu olduğu bir yamacın derinlerinde gece gezintisine çıkmış bir dalgıç, yaşamını tehlikeye atıyormuş gibi gelebilir. Eğer geceye ve derinlere meydan okunan bu uçurumun yakınlarında, çok yakın bir tarihte, yaklaşık üç metre uzunluğunda bir bozcamgöz köpekbalığı yakalanmışsa, burada dalmayı göze alan dalgıcın mutlaka aklından zoru olmalıdır. Hem, insan gecenin bir vakti sıcak yatağında uyumak yerine, katran karası sulara neden dalar ki, öyle değil mi?&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Niyetim, ne felakete davetiye çıkarmaktı, ne de yaşamımı tehlikeye sokmak... Aklımdan zorum da yok, ki hemen her dalışın ardından kaleme aldığım deniz yaşamı yazıları, derinlere her inişimin bir nedeni olduğunu kanıtlamaya yeterli olur diye düşünüyorum. 21 Eylül gecesi Darıca'da derin karanlıkta yol alırken, gündüz vakti keyifle gezdiğim&amp;nbsp;mercan bahçemde, gece neler olup bittiğini görmekten başka niyetim yoktu.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TMRzlXAZB-I/AAAAAAAAAQ4/GHLTED2w3Tc/s1600/Silver.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="127" nx="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TMRzlXAZB-I/AAAAAAAAAQ4/GHLTED2w3Tc/s200/Silver.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Darıca'da gece dalışı yapmak, uzun zamandır aklımda olan, fakat bir türlü uygulayamadığım bir düşünceydi.&amp;nbsp;&amp;nbsp;Artık avcumun içi gibi bildiğim derin sularda gündüz vakti gördüğüm yaşamın zenginliği, gecenin karanlığında ortaya çıkan daha da zengin bir yaşamı anlatmak ister gibiydi. Dev vatozlar, irinalar; tekir ve gümüş sürüleri; akıl almaz irilikte kiklalar... Uzunluğu yarım metreyi geçen kırlangıçlar, kiloluk haniler ve henüz karşılaşmamış olsam da, uçurumun ötesindeki derin düzlüklerde gezinen bozcamgözler... Burası, kitaplarda ve anılarda kalmış Marmara'dan arta kalanların saklandığı bir vaha benim gözümde. Kuyuya düşmekten farksız bir eğimle derinleşen yamacın derinlerinde gizlenen yaşam, güneş battıktan sonra neye benziyordu? Dipte cevap bekleyen o kadar çok soru var ki...&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Şakır şakır yağan yağmurun altında, sentetik elyaftan dokunmuş içliğimi ve kuru elbisemin iç astarını ıslatmadan giymek için fırsat kolluyorum. Aslında o kadar sağnak bir yağış yok. Şiddetli poyrazın etkisiyle savrulan damlalar, değdikleri yerde sağnak etkisi yapıyor. Rüzgarın hafiflemesini beklemek yerine malzememi hazırlıyorum. Gece uzun dekompresyon gerektiren bir dalış yapmaya niyetim yok. Ana planım 30 metreye inmek ve burada en fazla 10 dakika kalmak, ardından yamaçtaki balık yuvalarına baka baka yüzeye çıkmak ve 6 metrede emniyet beklemesiyle dalışı noktalamak. Fakat teknik dalıştan gelen yedekleme takıntısı yakamı bırakmıyor! (İyiki de bırakmıyor...) Huyumun farkındayım, izlemeye değer bir şey görürsem, peşine takılıp daha derine gitmekten çekinmem. Gece keşfinin sürprizlerine&amp;nbsp;uygun iki yedek plan çoktan hazır: 35 m / 10' ve 40 m / 10' tabloları kuru elbisemin bacak cebinde bekliyor. Yedeklemek güzel bir alışkanlık.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Rüzgarın hızını kesmesiyle yağmur kısa bir süre için gücünü yitiriyor. İçliğimi ve kuru elbisemi hızla giyiyorum. Dalış arkadaşım, sırttaki geçirimsiz fermuarı kapatınca, sulak dünyadan yalıtıldığımı hissediyorum. Ana ve yedek fenerlerimi,&amp;nbsp;solunum gereçlerimi&amp;nbsp;teker teker ve birkaç kez kontrol ediyorum. Derin gecede havasız ve ışıksız kalmak... Düşüncesi bile kötü.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Suya giriyoruz. Yüzeyde son kontrolleri yaptıktan sonra, baş parmağımı aşağıya doğru çevirerek, dalış arkadaşıma "dal" işareti veriyorum. Denge yeleğinin tahliyesinden hava boşaldıkça su fokurduyor. Fenerin beyaz ışığı derinlere giden yolu aydınlatıyor. İki yanı sonsuz karanlıkla çevrelenmiş daracık bir aydınlığa sığınarak derin suya doğru ilerliyoruz. Önce kayalık duvar sona eriyor, ardından parça taşlık başlıyor. Kumluğun üzerinde gelişigüzel yayılmış olan kaya blokları, kıyı doldurulurken buraya yuvarlanmış olmalılar. Kayaların üzerindeki ince beyaz dallar, mercan bahçesinin ilk sakinleri. Derinlik arttıkça bahçe daha da sıklaşıyor; en güzel mercanlar en derinde. Acaba geçenlerde yakalanan bozcamgözün ardından başkaları da gelmiş olabilir mi? Gündüz 100 metreden derinde yaşayan bozcamgöz köpekbalığı gece yüzeye gelebilir. Saat gece yarısını çoktan geçti. Karşıma bir tanesi çıkarsa hiç şaşırmam.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Bozcamgöz bu sefer gelmedi ama gece dalışında pompalanan adrenalini artıran tek neden köpekbalığı değil. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TMR0Rq5geGI/AAAAAAAAARE/AJ3yTVP4cr8/s1600/72429_453242658189_535798189_5272113_1601786_n.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" nx="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TMR0Rq5geGI/AAAAAAAAARE/AJ3yTVP4cr8/s200/72429_453242658189_535798189_5272113_1601786_n.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;Kıvılcım saçarak yüzen&amp;nbsp;&amp;nbsp;gümüş&amp;nbsp;&amp;nbsp;balıkları, karanlığın içinden çıkan denizanaları, bir sürü yanlış alarma neden oluyor. Fenerin parlak ışığının çekimine kapılan gümüş balıklarının vücudunuza çarpmadığı bir an bile yok.&amp;nbsp;Siyahtan daha da siyan bir karanlığın içinde süzülen denizanaları, sanki bu dünyaya ait değiller. Bu gece mercan bahçem bile değişmiş. Gündüz çelimsiz dallar gibi suyun içinde dalgalanan mercanlar gece çiçek açmışlar. Her taşın üzerinde bembeyaz bir çiçek bahçesi var bu gece. Gündüz kapalı olan ya da olabildiğince az açılan polipler bütün güzellikleriyle karşımdalar işte. Her polip beslenme telaşında. Dokunaçlar, en küçük besin kırıntısını&amp;nbsp;&amp;nbsp;yakalamaya hazır. Mercan,&amp;nbsp;yüzlerce polip, bir o kadar ağız ve binlerce dokunaç demek. Bu gece doymayı bekleyen çok ama çok boğaz var mercan bahçemde. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TMR1u-EBUAI/AAAAAAAAARM/YA6r1fW3mVs/s1600/68720_453242618189_535798189_5272111_1673039_n.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" nx="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TMR1u-EBUAI/AAAAAAAAARM/YA6r1fW3mVs/s200/68720_453242618189_535798189_5272111_1673039_n.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Her mercan dallara takılan hayatlara da ev sahipliği yapıyor. Bu hayatları gündüz pek fark etmemiştim.&amp;nbsp;&amp;nbsp;Aydınlık sayesinde çevrenizi iyi görebilir, büyük ayrıntıları fark edebilirsiniz. Ancak küçük ayrıntılar genelde &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;gözden kaçar. Görüş alanım daracık bir aydınlıkla sınırlanınca, minik ayrıntıları fark etmeye başlıyorum. Mercan tahtına kurulmuş bir yengeç pür dikkat beni izliyor. Işıktan yolun sonunda onu gördüğümde 30 metre derindeydim. Ona yaklaşmak için ilerledikçe dalış bilgisayarımın ekranındaki derinlik de artıyor. Size söylemiştim, ilginç birşey görürsem peşinden giderim diye. Mercan bahçesinin zırhlı bekçisi 35 metre derinde. Ne yapalım, oldu bir kere. Yaşamın peşine takılarak sınırı ilk kez aşmıyorum ki! Hem, yaşam peşine takılmaya değmez mi? Yaşamın küçük ayrıntılarıyla sizi başka türlü nasıl tanıştırabilirim?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-1249076664851028103?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/1249076664851028103/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/10/yasamin-kucuk-ayrintilari.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/1249076664851028103'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/1249076664851028103'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/10/yasamin-kucuk-ayrintilari.html' title='YAŞAMIN KÜÇÜK AYRINTILARI'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TMRzlXAZB-I/AAAAAAAAAQ4/GHLTED2w3Tc/s72-c/Silver.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-3551957336633467449</id><published>2010-10-18T05:17:00.000-07:00</published><updated>2010-10-18T05:23:13.934-07:00</updated><title type='text'>İSTANBUL İŞGAL EDİLİYOR</title><content type='html'>İstanbul, bugüne kadar birçok işgale göğüs germek zorunda kaldı. Doğu Roma'nın hazinelerini ele geçirmek isteyen kavimler, İstanbul'u karadan ve denizden defalarca kuşattılar, kentin kapılarını zorladılar,&amp;nbsp;surlarını aştılar. Şehir birçok kez düştü, işgale uğradı,&amp;nbsp;farklı kavimlerin buyruğu altına girdi. Çoğumuza göre İstanbul en son işgalini Birinci Dünya Savaşı'nın bitmesiyle yaşadı.&amp;nbsp;Müttefikler geldikleri gibi gitmiş olsalar da, işgal kuvvetleri bu kez denizin altından şehri kuşatıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marmara'nın derinlerinde yaşanan bu kuşatmada top sesleri duyulmuyor, havada kan ve barut kokusu da yok; dalgaların gölgesine gizlenen işgal kuvvetleri savaş çığlıkları atmadan sessiz sedasız ilerliyorlar. Şehir kuşatılmakta olduğunun farkında olmayabilir; hatta ortaya çıkması muhtemel yıkım, karadaki yıkımlara benzemediğinden önemsenmeyebilir de. İşin kötüsü, sessiz sedasız ilerleyen işgalcileri durduracak etkili silahlarımız da yok. İşin trajikomik yanı ise, karşı koymakta zorlanacağımız bu işgalcileri burnumuzun dibine kendi elimizle getirmiş olmamız. Truva Atı'nı biz yaptık ve işgalcilerin emrine verdik; üstelik bu hataya ilk kez de düşmüyoruz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TLwn139Zb0I/AAAAAAAAAQs/QIGJpen6ePA/s1600/Ascidiella_aspersa.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ex="true" height="200" src="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TLwn139Zb0I/AAAAAAAAAQs/QIGJpen6ePA/s200/Ascidiella_aspersa.JPG" width="150" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Deniz tulumları ya da tunikatlar, sert cisimlere yapışarak yaşayan omurgasız hayvanlardır ve İstanbul kıyılarında yaşanmakta olan işgalin başlıca sorumlularıdır. Türüne göre, birbirine yakın ya da uzak konumda,&amp;nbsp;belirgin olarak çıkıntılı&amp;nbsp;iki açıklığı bulunan deri bir keseye benzeyen deniz tulumları, tek bireyler ya da&amp;nbsp;kaynaşmış birey grupları olarak yaşarlar. Deniz suyundaki planktonik canlıları süzerek beslenen deniz tulumlarının Marmara'da bugüne kadar yaygın olarak görülen türleri, &lt;em&gt;Ascidiella aspersa&lt;/em&gt;, &lt;em&gt;Ascidia mentula&lt;/em&gt; ve &lt;em&gt;Ciona intestinalis&lt;/em&gt;'ti. Ancak, doğal yaşama alanı kuzeybatı Pasifik kıyıları olan &lt;em&gt;Styela clava&lt;/em&gt; türü deniz tulumu da, son yıllarda İstanbul kıyılarında giderek daha fazla görülmeye başladı. Yüzeyden ortalama 10 m derine kadar, ister doğal isterse insan yapısı olsun,&amp;nbsp;bulabildiği her türlü sert cisme yapışarak yaşayan &lt;em&gt;Styela clava&lt;/em&gt; tam anlamıyla bir baş belası, açgözlü bir işgalci...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, doğal yaşama alanı dünyanın öbür ucunda olan &lt;em&gt;Styela clava&lt;/em&gt;, binlerce kilometre uzaktaki Marmara'ya nasıl gelmiş olabilir? Onu karşı konulmaz bir "işgalci" yapan nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TLwoxjsXXsI/AAAAAAAAAQ0/UwQx5mSW4es/s1600/Styela_clava.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ex="true" height="200" src="http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TLwoxjsXXsI/AAAAAAAAAQ0/UwQx5mSW4es/s200/Styela_clava.JPG" width="150" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Su canlılarının doğal olmayan yollarla ve çoğunlukla insan marifetiyle yabancı sulara yayılmalarını konu alan &lt;em&gt;Aquatic&amp;nbsp;&amp;nbsp;Invasions&lt;/em&gt; dergisinde 2007 yılında yayımlanan bir makale, işgale uğrayan tek yerin İstanbul olmadığına işaret ediyor. İşgal çok daha geniş bir alana yayılmış durumda. Kanada'nın Atlantik kıyıları, Britanya adaları, Almanya'nın Kuzey Denizi sahilleri ve Fransa kıyıları...&amp;nbsp;Akdeniz'den Atlas Okyanusu'na kadar genişleyen binlerce kilometrelik sahil şeridi, uzaklardan gelen (daha doğrusu getirilen) yabancı bir canlının önlenemeyen istilasına boyun eğmiş durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiliz araştırmacı Martin Davis'e göre &lt;em&gt;Styela clava&lt;/em&gt;'nın kuzeybatı Pasifik'ten İngiltere kıyılarına taşınmasına Kore Savaşı neden oldu. 3 yıl süren savaş boyunca Kore sularında boy gösteren İngiliz Kraliyet Donanması'na ait savaş gemileri, taşıdıkları kaçak yolculardan habersiz olarak Britanya Adaları'na geri döndüler.&amp;nbsp;Gemilerin dengesini sağlamak için sintine tanklarına basılan&amp;nbsp;okyanus suyu, Pasifik Okyanusu ve Güney Çin Denizi'ne ait canlı türlerinin yumurta ve larvalarıyla kaynıyordu. Okyanustaki yaşam döngüsü sintine tanklarında da devam etti. Yumurtalar çatladı, larvalar büyüdü; İngiltere'ye dönen her geminin Manş Denizi'ne boşalttığı sintine suyu, kuzey Atlantik'in yabancısı olan canlı türleriyle doluydu. Yabancı sularda var olma savaşı kızışırken, kendine yer arayan türlerden biri de &lt;em&gt;Styela clava&lt;/em&gt;'ydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kore kıyılarından Akdeniz'e, Atlas Okyanusu'na ve Marmara Denizi'ne kadar uzanan işgal öyküsü üç aşağı beş yukarı bu şekilde gelişti. İnce uzun bir sapla sert yüzeylere tutunan &lt;em&gt;Styela clava&lt;/em&gt;, boyu 20 cm'yi aşabilen, yüzeyi leopar kürkünü andıran desenlerle ve kabarcıklarla kaplı bir tunikat ya da deniz tulumu. İngiliz adalarının çevresinde ilk kez görüldüğü 1950'lerin başında yanlışlıkla yeni bir tür olarak tanımlanmış. Plymouth sularında rastlanan diğer tunikat türlerinden tamamen farklı olan bu deniz tulumu, 1954 yılında yine bir İngiliz araştırmacı Carlisle tarafından &lt;em&gt;Styela mammiculata&lt;/em&gt; olarak isimlendirilmiş. Fakat, zamanla bulunan türün aslında yeni bir tür olmadığı anlaşılmış olmasına rağmen, &lt;em&gt;Styela clava&lt;/em&gt;'ya gösterilen tedirgin ilgi azalmak şöyle dursun, daha da artmış. Bu ilginin başlıca nedeni, türün yabancısı olduğu kuzey Atlantik sularını fazlasıyla benimseyerek, deniz tabanına yerleşen diğer canlılara fırsat vermeyecek kadar hızlı ve açgözlü bir çoğalma sergilemesi. Günümüzde konu ile ilgilenen araştırmacılar arasında &lt;em&gt;Styela clava&lt;/em&gt;'yı işgalci bir deniz canlısı olarak görmeyen yok gibi. Ayrıca türün sudaki planktonu aşırı tüketerek, özellikle midye ve istiridye gibi süzerek beslenen canlıların doğal besinine ortak olması da, bu yabancı türün yarattığı tedirginliği artırıyor. Fransa ve Kanada kıyılarındaki midye ve istiridye çiftliklerinde, üretim yapılan alanlarda hemen her yıl patlama derecesinde çoğalan &lt;em&gt;Styela clava,&lt;/em&gt; artık ekonomik bir baş belası olarak da görülüyor. &lt;br /&gt;İstanbul kıyısında &lt;em&gt;Styela clava&lt;/em&gt;'yı&amp;nbsp;ilk kez 2008 yılında Fenerbahçe parkının önünde dalarken gördüm. 5 m derindeki midye yatağında, Marmara'nın yerli tunikatlarının arasına çaktırmadan karışmıştı uzaklardan gelen kaçak yolcu. Güzel fotoğraf veren bu canlı başta çok dikkatimi çekmedi. Ancak bir sonraki yıl Ahırkapı'dan Kartal'a kadar uzanan kıyı şeridinde gördüğüm kalabalık gruplar, İstanbul'un yeni bir ekolojik istila ile karşı karşıya olduğunu gösteriyordu. 2010 yazında da durum değişmedi; yüzeyden 10-15 m derine inen kuşakta karşılarına çıkan her türlü sert cisme, taşlara, midyelere, istiridyelere, iskele bacaklarına, otomobil lastiklerine öbek öbek yapıştılar. Uygun koşulları bulmaya devam ettikleri sürece, önümüzdeki yıllarda da görüntü değişmeyecek. Üstelik işgalcilerin gizlendiği Truva Atı'nın uzak doğudan gelmesine de gerek yok artık. &lt;em&gt;Styela clava&lt;/em&gt;'nın işgaline uğramış yakın bir limandan yola çıkması yeterli. Yeni kıyılar işgal edildikçe yerli türlerin yerleşme şansı bu durumdan nasıl etkilenecek? Besin zincirine eklenen bu yeni halkanın, geçmişte taraklı medüz (&lt;em&gt;Mnemiopsis leidyi&lt;/em&gt;) işgalinde yaşandığı gibi, ekonomik sonuçları ne olacak? En önemlisi, gözlerden uzakta yaşanan bu istilayı kim araştıracak? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul bir kez daha işgale uğruyor ve gelenlerin bu sefer gitmeye niyetleri yok.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-3551957336633467449?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/3551957336633467449/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/10/istanbul-isgal-ediliyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/3551957336633467449'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/3551957336633467449'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/10/istanbul-isgal-ediliyor.html' title='İSTANBUL İŞGAL EDİLİYOR'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TLwn139Zb0I/AAAAAAAAAQs/QIGJpen6ePA/s72-c/Ascidiella_aspersa.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-33165368262310007</id><published>2010-10-10T05:13:00.000-07:00</published><updated>2010-10-10T10:43:39.434-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KAYABALIĞI SİLİVRİ BALÇIK DİP MARMARA'/><title type='text'>ÖLÜNÜN BEDENİNDE YAŞAMAK</title><content type='html'>Gözümün önünde uzayıp giden deniz tabanı mıydı, yoksa ölmüş bir canlının derisine mi bakıyordum? Dibi kaplayan balçığa her değişimde, vıcık vıcık olmuş, çürümüş bir cesede dokunmuşum gibi iğreniyordum. Eldivenime yapışan balçık değildi sanki; ölü bir bedenin cıvık parçalarıydı elimde kalan. Günler önce ölmüş, lime lime olmuş, etleri eriyip gitmeye başlamış bir bedeni andırıyordu zemin. Balçığın bej rengi yapışkan yüzeyinin altındaki kapkara çamur macun kıvamını almıştı. İnsanı bir çırpıda yutan açgözlü bir bataklığa dönüşmüştü. Dipten kalkan çamur çevremizi kara bir bulut gibi sarıyordu. Fenerimin parlak ışığı&amp;nbsp;kara bulutun içinde hemen kayboluyordu; açlığını ışıkla doyurmak ister gibiydi. Emip yok ettiği benim ışığımdı. Birkaç metre önümü zar zor görebiliyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Silivri'ye dalmaya gelirken çok fazla beklentim yoktu, ama daha suya girer girmez bir hayal kırıklığı yaşamayı da beklemiyordum. İstanbul'un yanı başındaki birçok dalış noktasında karşılaştığımdan çok daha kötü olan su koşulları nedeniyle, Marmara'nın hiç görmek istemediğim yüzüne bakmak zorunda kalmıştım. Silivri'de su insanı körleştirecek kadar bulanıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deniz tabanı mı suyun rengini almıştı, yoksa tam tersi mi olmuştu? Su bulanıktı, dip de... Evet, yanlış duymadınız, Silivri'de sadece su değil denizin dibi de bulanık. Çok değil, sadece birkaç metre ileride su ve dip birbirlerine karışıyor ve sınırı belli olmayan bir boşluk gözünüzün önünde uzayıp gidiyor. Dipten sadece birkaç metre yükseldiğinizde, deniz tabanı kayboluyor; biraz daha yükseldiğinizdeyse, boyutları olmayan bir boşluğun içinde kaybolup gitmeniz işten değil. Bunlara bir de akıntıyı ekleyin; işte Silivri... Pusula yoksa, nereye gittiğinizi bilmeden döner durursunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TLGtxTkUC2I/AAAAAAAAAQo/4l4cR-Gp6_A/s1600/PIC_0044_k%C3%BC%C3%A7%C3%BCk.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ex="true" height="149" src="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TLGtxTkUC2I/AAAAAAAAAQo/4l4cR-Gp6_A/s200/PIC_0044_k%C3%BC%C3%A7%C3%BCk.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Derine dalmaya alışmışım ya, derinleşmemek için inat eden balçık zeminde bari 10 m'ye inelim diye inat ederken kıyıdan iyice açılmışız. Gözüm bi pusulada bi dipteki kaya balıklarında. Serçe parmağımdan pek de büyük olmayan kaya balıkları beni farkeder etmez kendilerini kumdaki bir deliğin içine atıveriyorlar. Kıvamlı balçığın belki de tek faydası, kayabalıklarının yuvanlamak için kullandıkları deliklerin kolay kolay kapanmaması. Çamur o kadar yapışkanlaşmış ki, dipteki delikler uzun süre çökmeden kalabiliyor. Bu deliklere bakınca aklıma avcı boy çukurları geliyor; hani tek askerin içine girebileceği kadar geniş boy çukurları vardır, ya mermilerden korur ya da mezar olur. İşte onlar gibi yüzlerce delik... Kayabalığı arada belirli bir mesafe kalana kadar sakinliğini koruyor, ama güvenlik mesafesinin aşıldığına karar verdiği an şimşek gibi yerinden fırlıyor ve deliğin içinde gözden kayboluyor. Bana da bunları yazmak düşüyor. Dipte geçen 54 dakikanın tek gözlemi, kumdaki deliklere girip çıkan kayabalıkları. Marmara yer yer yaşıyor olsa da, birçok yerde de ne yazık ki çoktan ölmüş. Marmara'nın çürüyen bir cesede dönüşmeye başladığı yerlerden biri de Silivri. Kayabalıkları bir ölünün bedenine açılan deliklerde var olmaya çalışıyorlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-33165368262310007?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/33165368262310007/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/10/olunun-bedeninde-yasamak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/33165368262310007'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/33165368262310007'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/10/olunun-bedeninde-yasamak.html' title='ÖLÜNÜN BEDENİNDE YAŞAMAK'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TLGtxTkUC2I/AAAAAAAAAQo/4l4cR-Gp6_A/s72-c/PIC_0044_k%C3%BC%C3%A7%C3%BCk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-8458459536886218195</id><published>2010-09-26T14:02:00.000-07:00</published><updated>2010-09-26T14:08:41.684-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MARMARA KARTAL DALIŞ BALIK DENİZ YAŞAMI'/><title type='text'>DAHA DÜŞMEDİ, SADECE SENDELİYOR</title><content type='html'>&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;span class="UIStory_Message"&gt;Hani ilginizi çekmeye çalışan çocuklar vardır... Bakımsız, itilmiş, ama gözlerinde zekânın, iyi niyetin ışıltısı parlayan... Sizden sadece bir fırsat bekleyen... Ve çoğunlukla görmezden gelinen... Marmara'yı hep o kimsesiz, fırsat bekleyen çocuğa benzetirim. Daima çirkinlikle yaftalandığı için, güzel olan bir şey Marmara ile asla bağdaşamaz. Bi'gram suyunu bile yutmanız hasta olmanız için yeterlidir. Çevreyi zerre umursamadan sürdürdüğümüz sorumsuz yaşamın artıklarını her an sineye çekmek zorunda kalan denizi kirli olmakla suçlarken, onu kirletenin biz olduğunu, yavuz hırsız gibi her seferinde üste çıktığımızı unuturuz. Çünkü unutmak işimize gelir. Söz ne zaman Marmara'dan açılsa, artık bu sularda yaşayan bir şey olmadığını söylemek işimize gelir. Bu yalana inanmak işimizi kolaylaştırır, denize karşı kendimizi sorumlu hissetmekten bizi kurtarır. Çoktan ruhunu teslim etmiş olan bir denizi korumak gereksizdir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="UIStory_Message"&gt;Madem Marmara çoktan öldü, madem içdenizin suları yaşayanlardan arındı, o zaman her yıl yüzlerce balıkçı teknesi ne halt etmeye Marmara'nın derinliklerini karış karış tarıyor? Kıyıların her metresine keyifle yerleşen oltacılar da cabası... Yoksa onların oltalarına birileri balık mı takıyor dipte çaktırmadan?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TJ-0LsbTSrI/AAAAAAAAAQg/ZVkDRsjxURA/s1600/PIC_0034.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" px="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TJ-0LsbTSrI/AAAAAAAAAQg/ZVkDRsjxURA/s200/PIC_0034.jpg" width="149" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="UIStory_Message"&gt;Lütfen kendimizi kandırmayalım! Hele, kendi pisliğimizi örtmek, kendi yarattığımız kirliliği haklı çıkarmak, kendi açgözlülüğümüzün Marmara'da açtığı derin yarayı gizlemek için yapılan haksız karalamalardan bıktım artık. Marmara'nın öldüğü falan yok. Tamam, içdeniz zor durumda, hatta can çekişiyor. Eskiden olduğu gibi, yüzeyden baktığınızda çoğu yerde dip görünmüyor artık. Dev orkinoslar, kılıçbalıkları çoktan terkettiler Marmara'yı. Ama her şey bitmiş değil. Marmara'yı yaşayan bir bütünlüğe, bir yaşam oyununa dönüştüren oyuncuların çoğu hâlâ burada. Kaçmaya gücü yetmeyen, olduğu yerde yaşamak zorunda olan yüzlerce canlı türü, Marmara'nın derin yeşilinde var olma savaşı veriyor. Yediği onca yumruğa rağmen rakibin karşısında yıkılmayan, her seferinde ayağa kalkan bir boksör gibi Marmara da, uğradığı tüm ekolojik yıkıma rağmen ayakta! Sendeliyor olabilir ama ayakta kalmak için ısrarla direniyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="UIStory_Message"&gt;İstanbul kıyılarında dalarak geçirdiğim 23 yıl boyunca, Marmara'nın verdiği yaşam savaşına defalarca şahit oldum. Ona sokuşturduğumuz artıklarımızı sineye çekse de, zamanla onları yaşamla örtüyor. Belki yapılarını değiştiremiyor ama hayatın özenli dokunuşlarıyla biraz olsun görüntülerini değiştiriyor. Denize düşen otomobil lastiği birkaç yıl geçmeden Marmara'nın renkleriyle kaplanıyor. Deniz bizim suçumuzu örtbas etmek için çabalarken, biz onun gayretini görmezden geliyoruz. 50 yılda kirlettiğimiz Marmara'nın göz açıp kapayıncaya kadar düzelmesini bekliyoruz kimi zaman. Böyle olmayınca da içdenizi suçluyoruz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TJ-0pJjtdFI/AAAAAAAAAQk/tebEsGFJLKQ/s1600/PIC_0023.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" px="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TJ-0pJjtdFI/AAAAAAAAAQk/tebEsGFJLKQ/s200/PIC_0023.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="UIStory_Message"&gt;Geçen cumartesi sabahı Teoman'la (Naskali) dalmak için Kartal'a geldik. Eski iskelenin çevresi, yaz kış, gece gündüz, soğuk sıcak demeden keyifle daldığımız, kent yaşamının üzerimize sinen sıkıntısından biraz olsun kurtulduğumuz bir kurtuluş limanı. Bırakın tropikal denizleri, Akdeniz'in renkleri bile yoktur burada. Çoğu zaman bulanık ve yeşil bir suda pusula yardımıyla yön bularak ilerlemek zorunda kalırsınız. Dibi kaplayan çöpler de cabası... Yine de Kartal'da dalmak keyiflidir. Bütün bu curcunanın ortasında hayatta kalmaya çalışan bir yaşam kırıntısıyla karşılaşınca bu keyif daha da artar. Kartal'ın bu seferki süprizi ise bir üzgün balığıydı (&lt;em&gt;Callionymus lyra&lt;/em&gt;). Kumda hareketsiz yatarken birden üzerine yöneltilen parlak ışıklardan biraz afallasa da, istifini hiç bozmadı. Yıllardır İstanbul kıyısında rastlamadığım, açıktaki adaların derinliklerindeyse sık sık gördüğüm üzgün balıkları da, yeniden birer ikişer kentin yakınlarına yaklaşıyorlar. Artık kitapların sayfalarında kalan balıklar geri döndükçe,&amp;nbsp;Marmara çöplerimizin arasından yeniden doğuyor. Kendisini toplamak için bizden fırsat istiyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kartal'daki dalışın kısa filmi &lt;a href="http://vimeo.com/15295195"&gt;http://vimeo.com/15295195&lt;/a&gt;&amp;nbsp;adresinde.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-8458459536886218195?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/8458459536886218195/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/09/hani-ilginizi-cekmeye-calsan-cocuklar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/8458459536886218195'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/8458459536886218195'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/09/hani-ilginizi-cekmeye-calsan-cocuklar.html' title='DAHA DÜŞMEDİ, SADECE SENDELİYOR'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TJ-0LsbTSrI/AAAAAAAAAQg/ZVkDRsjxURA/s72-c/PIC_0034.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-2111178556251832785</id><published>2010-09-15T14:19:00.000-07:00</published><updated>2010-09-15T14:19:44.400-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MARMARA MERCAN YAŞAM DALIŞ KİRLİLİK'/><title type='text'>KARA MERCANIN GERÇEK DEĞERİ</title><content type='html'>Kum yamaç insanın başını döndüren bir eğimle derin karanlıkta kayboluyordu. Güneş ışığı çoktan gücünü yitirmişti. Milyonlarca kilometre uzakta tüm görkemiyle parlayan güneşin gücü, derinlerdeki karanlık dünyayı aydınlatmaya yetmiyordu. Sualtında algımız, fenerlerimizin aydınlatabildiği mesafeyle sınırlıydı. Kendi yarattığımız aydınlığa sığınarak ilerliyorduk Marmara'nın derin karanlığında. Hayalle gerçek arasındaki sınırı çoktan aşmıştık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TDI teknik dalış eğitmeni Hakan'la (Eğilmez) Darıca kıyısına geldiğimizde sabahın ilk saatleriydi. Deniz süt limandı. Suya bir taş atsanız, cılız dalgalar İzmit Körfezi'nin karşı kıyısına kadar ulaşabilirdi. Uzun süredir keyifle bahsettiğim kıyıdan derin dalış fikri Hakan'ın çok hoşuna gitmişti. Vakit kaybetmeden hazırlandık ve kendimizi suya bıraktık. Daha beş dakika önce, kuru, güvenli, aydınlık ve sıcak bir dünyanın insanlarıydık. Oysa şimdi yüzeyin 45 m altında, derin ve karanlık bir dünyanın belirsizliğinde yol alıyorduk. Sanki her derinliğin altında başka bir derinlik vardı. Fenerlerimizin ışığı bir başka derinliğin örtüsünü aralarken,&amp;nbsp;arkamızda kalan metreler karanlıkta kayboluyordu. Algımız açık, bilincimiz yerindeydi; tüm şekillerin karanlığa teslim olduğu gölgelerle kuşatılmış bir evrende ilerlediğimizin farkındaydık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TJE3k9kxVNI/AAAAAAAAAQQ/_XUl0vvH4IA/s1600/PIC_0011.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" qx="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TJE3k9kxVNI/AAAAAAAAAQQ/_XUl0vvH4IA/s200/PIC_0011.JPG" width="150" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Marmara'nın derin suları çok zengin bir mercan yaşamına ev sahipliği yapıyor. Gerçi söz mercanlardan açıldığında çoğu insanın aklı hemen sıcak tropikal denizlere kayar. Ancak Marmara'nın derinlerinde soğuk suyu seven mercan türlerinin kalabalık kolonileriyle karşılaşmak mümkün. Kum yamacın derinlerinde yol alırken keyifle seyrettiğimiz &lt;em&gt;Eunicella singularis&lt;/em&gt; türü gorgonlar, Marmara'nın zengin mercan yaşamından sadece bir kesit. Bu yaşamı görmek için derinlere inmekten başka çare yok. Zorlu dalışları anlamlı kılansa, yaşamdan yoksun alduğu iddia edilen derin sulardaki yaşamları bulmak. Hele bir de yıllardır görülmeyen, hatta artık tamamen tükendiği düşünülen bir yaşamı bulursanız, derindeki gezinti bir anda sıra dışı bir keşif yolculuğuna dönüşüyor. Darıca'daki dalışı derin keşife dönüştürense, kar beyaz gorgonların arasına saklanmış sapsarı bir deniz çalısıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TJE3wiHpG5I/AAAAAAAAAQY/sjPku6URk54/s1600/Gerardia_savaglia.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" qx="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TJE3wiHpG5I/AAAAAAAAAQY/sjPku6URk54/s200/Gerardia_savaglia.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;İskeleti takı yapımında kullanılan kara mercan (&lt;em&gt;Gerardia savaglia&lt;/em&gt;) canlıyken sarıdır ve bu nedenle bazı kaynaklarda 'altın mercan - golden coral' diye de adlandırılır. İskeleti cıvık bir tabaka gibi kaplayan sarı polipler sıyrıldığında ortaya çıkan parlak, siyah ve sert iskelet türe adını verir. Özellikle güney Marmara adaları çevresinde yaygın olarak bulunan kara mercanlar, değerli bir takı hammaddesi olmaları nedeniyle yıllarca o kadar çok avlandılar ki, bir ara içdenizde soyları tükenmeye ramak kalmıştı. Yerinde bir kararla koruma altına alınan kara mercanlar, günümüzde güney Marmara'da kendilerine güvenli bir sığınak buldular. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Gerardia savaglia&lt;/em&gt;'nın kuzey Marmara'daki varlığı ise, 1950'lerde kaleme alınmış birkaç satırı saymazsanız, hep cevaplanmayı bekleyen bir bilmeceydi. Darıca'da yüzeyin 45 m altında yaşamaya çalışan kara mercan, türün kuzey Marmara'da da bulunduğunu gösteriyor. 1990'da güney Marmara'da gördüğüm birkaç metrelik muhteşem bireylerle kıyaslandığında,&amp;nbsp;boyu 30 cm'yi geçmeyen&amp;nbsp;bu küçük birey yaşamın daha çok başında. İnce ve narin dallarını kaplayan&amp;nbsp;polip tabakasının canlılığı, yerini sevdiğinin ve sağlıklı olduğunun kanıtı. Bir zamanlar takı yapmak için katledilen değerli kara mercan, Marmara'nın derinlerini araştırmayı gerekli kılan değerli bir sebep.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-2111178556251832785?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/2111178556251832785/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/09/kara-mercanin-gercek-degeri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/2111178556251832785'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/2111178556251832785'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/09/kara-mercanin-gercek-degeri.html' title='KARA MERCANIN GERÇEK DEĞERİ'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TJE3k9kxVNI/AAAAAAAAAQQ/_XUl0vvH4IA/s72-c/PIC_0011.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-4134721714640452189</id><published>2010-08-17T15:22:00.000-07:00</published><updated>2010-08-18T23:07:07.758-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MARMARA YAŞAM DALIŞ KARİDES KARTAL SÜRPRİZ'/><title type='text'>KEYİFLİ BİR SÜRPRİZ</title><content type='html'>Kartal sürprizlerle dolu. İlk kez iki yıl önce eylül ayında dalmıştım burada. Dalış defterine baksam tam tarihini ve saatini de söylerdim ama, yerimden kalkıp arka odaya gitmeye fena üşendim. Daha ilk dalışta tepsi gibi bir kalkan balığı, kumun üzerinde tüp anemonları falan derken, Kartal'daki deniz yaşamı epey hoşuma gitmişti. Bir zamanlar kum gemilerinin yanaştığı, şimdilerde oltacıların tüneği haline gelmiş eski iskelenin dibinden başlayıp, gemilerin alargada bekledikleri, kıyıdan 150 bilemediniz 200 m açıktaki kumluğa kadar, yaz kış, gece gündüz, soğuk sıcak demeden yaptığımız her dalışta cıvıl cıvıl bir deniz yaşamı görmedik desem yalan olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamam, formalı dalgıçlar zamanından gelen kıdemli abilerimizin ya da onların tornasından çıkmış daha az kıdemli abilerimizin gördükleri yanında bizim Marmara deneyimlerimiz bulanık suda balık avlamaya çalışmaktan farksız olsa da, ara sıra keyifli bir sürpriz yaşamıyor değiliz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen çarşamba akşamı tası tarağı topladık ve Teoman'la (Naskali) Kartal'a gece dalışına gittik. İskeleye geldiğimizde saat 11'e geliyordu. Tuhaftır, iskelenin müdavimi biracılardan bu sefer eser yoktu. Artık Ramazan'dayız diye mi nedir, anlamadım, ama iyi oldu. İlk defa sessiz sedasız, sakince hazırlandık. Takım taklavatı kuşandıktan sonra, kayaların üzerindeki kısa denge oyunu ve ardından cup suyun içindeyiz. Bu arada saati neredeyse 12 etmişiz ki bu saatte çoktan evlere dönmüş olmayı umuyorduk. Karım ne söylese haklı! (Allah'tan bir şey söylemiyor.) Milletin evinde, yatağında olduğu saatlerde ben denizin dibinde balıklarla oynuyorum. Hal böyle olunca, her dalışta farklı bir sürpriz yapan Marmara,&amp;nbsp;zahmetimin karşılığını fazlasıyla ödüyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki bu gecenin karşılığı neydi? Marmara bu dalışta nasıl bir sürpriz yapmıştı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dalışı bitirmeden önce, iskelenin balıkçı barınağı tarafında kalan kayalıkların çevresinde son bir tur atıyorduk. Dönüş yolunda bir tane kırlangıç, bol miktarda &lt;em&gt;Pachycerianthus&lt;/em&gt; anemonu, yeni yeni büyüyen &lt;em&gt;Sagartia&lt;/em&gt; anemonları ve tek tük tarak midyeleriyle keyifli bir Kartal gecesiydi. Kayalığın eteğinde uyuklayan bir iskorpitle oynarken, Teoman'ın OMS feneri dipte mekik dokuyan, antenli boğum boğum bir yaratığı aydınlattı. Bir an istakoz yavrusu sandım ve hemen kamerayı hazırladım. Fenerin ışığından ürkünce kaçacak delik arayan kabuklu yaratık, en yakındaki yosun öbeğinin yolunu&amp;nbsp; tuttu. Marulların arasına girince artık kendisini güvende mi hissetti nedir, sakinleşti, durakladı. Fırsat bu fırsat hemen iki kare fotoğrafını çektim ve başladım incelemeye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marmara'da jumbo karides olur mu? Olur... Madem olurmuş, peki Kartal gibi milletin eline ne geçerse denize fırlatıp attığı bir yerde olur mu? Valla o da oluyormuş, onu da bu dalışta gördük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TGsLiiyZpGI/AAAAAAAAAQA/8nt1_geWSTU/s1600/Penaeus_kerathurus.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" ox="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TGsLiiyZpGI/AAAAAAAAAQA/8nt1_geWSTU/s200/Penaeus_kerathurus.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bu sefer eve o kadar yorgun dönmüştüm ki, fotoğrafı inceleyip tür tayini yapmak, sonra da yazısını yazmak bugüne kaldı. Gördüğümüz dev karides aslında Marmara'nın yabancısı değil. Muzaffer Demir hocanının "Adalar ve Boğaz Sahillerinin Omurgasız Dip Hayvanları" kitabında da bahsettiği &lt;em&gt;Penaeus kerathurus&lt;/em&gt; türü bir jumbo karidesmiş o gece gördüğümüz. Gerçi Muzaffer hoca kitabında türü &lt;em&gt;Penaeus trisulcatus&lt;/em&gt; olarak adlandırmış, ama bu isim artık kullanılmıyor. Türün güncel ismi &lt;em&gt;Penaeus kerathurus&lt;/em&gt;. Kitapta yazdığına göre 1950'lerde bile Marmara'da ender rastlanan bir türmüş. Tek tük görülürmüş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte böyle... Senelerdir İstanbul'da balıkçı tezgâhlarında görmeye alıştığım jumbo karidesi, bu sefer kendi doğal ortamında görmüştüm Marmara'da. Gecenin bir yarısı Kartal yine keyifli bir sürpriz yapmış ve içdenizde artık yaşayıp yaşamadığını bilmediğim bir türü, uykusuzluğun ödülü olarak karşıma çıkarmıştı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-4134721714640452189?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/4134721714640452189/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/08/keyifli-bir-surpriz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/4134721714640452189'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/4134721714640452189'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/08/keyifli-bir-surpriz.html' title='KEYİFLİ BİR SÜRPRİZ'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TGsLiiyZpGI/AAAAAAAAAQA/8nt1_geWSTU/s72-c/Penaeus_kerathurus.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-596325739965659680</id><published>2010-08-11T23:13:00.000-07:00</published><updated>2010-08-11T23:32:10.087-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DENİZ KİRLİLİĞİ KİRLİLİK UNUTMAK HAFIZA'/><title type='text'>UNUTMAK KOLAYIMIZA GELİYOR</title><content type='html'>Acaba denizin hafızası var mı? Ona yapılan iyilikleri ve kötülükleri zamanla unutur mu? Ya da ona karşı yapılanları - iyi ya da kötü - içinde biriktirerek, zamanı geldiğinde karşılığını vermek için sabırla bekler mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TGOQxIfU2eI/AAAAAAAAAPw/3T0Ms0mGNM0/s1600/images.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="133" ox="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TGOQxIfU2eI/AAAAAAAAAPw/3T0Ms0mGNM0/s200/images.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Denizin hafızası olmadığını, ona yapılanları unuttuğunu düşünmüyorum. Başına gelen - çoğu insan elinden çıkma - felaketlerin ardından hemen karşılık vermemesi, denizin 'unutkan' olduğu gibi tehlikeli bir yanılgıya zemin hazırlıyor. Denize boşalttığımız çöplerin, arkası kesilmeyen kanalizasyon sellerinin nedeni hep bu yanılgıydı. Deniz biter mi be? Deniz dolar mı be? Korkma canım, deniz kendisini temizler! Ne atarsan at, göz açıp kapayana kadar yutar, yok eder...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünmeden kaldırıp attığımız milyon kere milyon ton atığı hemen yuttu, ama yok edemedi deniz. Pisliğimiz midesine çok fena oturdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaptıklarımızı unutmadı ama hemen karşılık vermedi, bekledi. Çünkü 'kindar' değildi! Kökleri kendisine kadar uzanan bir yaşam biçiminin - insanın - kendi varlığının kaynağına karşı takındığı tahripkâr, acımasız, vurdumduymaz ve duygusuz tavrın değişmesini umutla bekleyecek kadar sabırlı ve insaflıydı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denizin sabrını daha ne kadar zorlayabiliriz? Bu engin hoşgörü daha ne kadar devam edebilir? Belki de sınırı çoktan aştık ve açgözlülüğün karattığı gözlerimiz, derindeki 'sabır taşı'nın çatladığını görmezden geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TGOQ7Y0xZGI/AAAAAAAAAP4/s-zInbncAgQ/s1600/images2.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="149" ox="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TGOQ7Y0xZGI/AAAAAAAAAP4/s-zInbncAgQ/s200/images2.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Evet, denizin 'ekolojik' bir hafızası var! Yeryüzünün dörtte üçünü kaplayan, en küçük koylardan uçsuz bucaksız okyanuslara kadar tüm dünyaya yayılan bu hafıza, herşeyi hatırlıyor. Elli yıl önce boşaltılan zehirli atıklara maruz kalmış deniz canlıları, genetik kusurlar taşıyan sakatlanmış nesilleri geleceğe miras bırakabiliyor. 1950'lerde ve 60'larda Mariana Çukuru'na atılan 'sinir gazı' dolu varillerin,&amp;nbsp;tam 10.000 yıl boyunca parçalanmadan kalacağı iddia edilmişti. Peki ya 10.000 yıl sonra ne olacak? Bir damlası bile onlarca canlıyı kolayca öldürebilen bu zehirli mirası hak etmek için, henüz yaşamaya başlamamış - üstelik bu gidişle yaşayıp yaşamayacağı bile belli olmayan - nesiller ne yapmış olabilirler ki?&amp;nbsp;Örnekleri çoğaltmak zor değil. Çünkü doymak bilmeyen açgözlülüğümüz her an bir yenisini yaratıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meksika Körfezi'ni petrole bulayan sondaj kazasının denizin hafızasından silinmesi sizce ne kadar sürer? Bana kalırsa o kaza denizin belleğinden kolayca silinmeyecek izler bıraktı. Buna rağmen unutmaya hazırız. Çünkü unutmaya alışkınız! Denize çektirdiğimiz acıları geçmişte kolayca unuttuk. Çünkü unutmak kolayımıza geliyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-596325739965659680?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/596325739965659680/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/08/unutmak-kolayimiza-geliyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/596325739965659680'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/596325739965659680'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/08/unutmak-kolayimiza-geliyor.html' title='UNUTMAK KOLAYIMIZA GELİYOR'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TGOQxIfU2eI/AAAAAAAAAPw/3T0Ms0mGNM0/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-7398489572829074402</id><published>2010-06-18T00:29:00.000-07:00</published><updated>2010-06-18T00:45:26.590-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MARMARA İZMARİT MAVİ BALIKLAR DENİZ SUALTI'/><title type='text'>MARMARA’NIN KAYBOLAN MAVİSİ – II. BÖLÜM</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TBsgHj23_bI/AAAAAAAAAPg/1lAKEybcAsw/s1600/PIC_0244.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" qu="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TBsgHj23_bI/AAAAAAAAAPg/1lAKEybcAsw/s200/PIC_0244.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Siz en çok hangi balığı seversiniz bilmiyorum ama benim gözde balığım izmarittir. Masmavi şeritlerle süslü gümüş rengi sırtı karnına indikçe sarımsı beyaza çalan, gözleri altın sarısıyla sürmelenmiş izmaritin yüzgeçleri de gövdesini kaplayan mavi şenlikten payına düşeni fazlasıyla alır. İzmarit yüzgeçlerini açtığında mavi bir leke gibi süzülür derinlerde. Dipte ne zaman izmarit sürüsüne denk gelsem işi gücü bırakır ve bu mavi cümbüşü izlemeye başlarım. Akdeniz'de ya da Ege'de, denizin hâlâ mavi olduğu yerlerde bu mavi cümbüş izleyene sıradan gelebilir. Fakat, mavisini yıllar önce insanlara kurban veren Marmara'da izmaritlerin gümüş sırtlarından yansıyan çivit rengi pırıltılar, içdenizin mavi geçmişini hatırlatmak ister gibi. Marmara mavisini yitirmeden önce sanki birazını izmaritlere emanet etmiş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz canlı renklerden açılmaya görsün Marmara daha baştan kaybediyor. Balçık sarısı deniz yatağı ve onu dolduran bulanık yeşil sular... İşte Marmara’nın kısa özeti. Dalgaların altını bir kere bile görmemiş olduğu halde içdeniz hakkında ahkam kesenler için Marmara, tek kelimeyle bir “bok çukuru”dur; içinde zerre canlılık barındırmayan bir boşluktur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun süredir Kartal'da gece dalışı yapmadığımı düşündüm geçenlerde. En son Burak (Demircan), Cenk (Özen) ve Polat'la (İnce) dalmıştık. Galiba Mart ayıydı. Milletin battaniye, kalorifer, katalitik soba ya da artık yanında ısı kaynağı ne varsa ona sıkı sıkı sarıldığı buz gibi bir Mart gecesi, biz dört kafadar dipte İstanbullu balıklarla ahbablık tazeliyorduk. Pullarına dahi zarar vermeye çekindiğimizden zamanla aramızda güvene dayalı bir dostluk oluştu. Fotoğraf çekerken diplerine kadar girmemden, hatta fazla kurcalamadan sağa sola çevirmemden bile rahatsız olmuyorlar artık. Neyse...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedim ya en son üçüncü ayda gece dalışı yapmıştık Kartal'da. Burak da aynı şeyi söyleyince eski mekânı ziyaret edip diptekilerin halini hatırını sormanın vakti geldi dedik ve 16 Haziran akşamı düştük yola. İş çıkışı buluşup dar attık kendimizi eski iskelenin yanına. Nasılsa hava ısındı diye kuru elbiseleri getirmemiştik. Zahmetsiz hazırlanmayı özlemişiz. Gece dalışı için biraz erken vakitte gittiğimizden, ki suya girdiğimizde saat 22'ye çeyrek vardı, Kartal'ın klasik biracı tayfasının patinajlı sorularına da fazlasıyla muhattab olmuştuk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;-Abijim ne iş...&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;-Lan oğlum bunlar hajine arıyo!&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;-Oraşı keşin...&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;-Hişş, başka hortum var mı?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;-Balığa mı?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TBsgOfMoWUI/AAAAAAAAAPo/WzclRXNsAuE/s1600/PIC_0250.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" qu="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TBsgOfMoWUI/AAAAAAAAAPo/WzclRXNsAuE/s200/PIC_0250.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Ohh, nihayet huzur. Allah'tan bu geyik muhabetti suyun altında devam etmiyor. Bünyesinde ne varsa, o an için müsait olan her açıklıktan keyifle yeryüzüne gönderen aziz milletim neyse ki suyun altına girmeyi o kadar sevmiyor. Belki de sorun burada başlıyor; belki de zamanında dalgaların altındaki Marmara'yı görenlerin sayısı bir elin parmaklarını kat be kat geçseydi; okulda uzak coğrafyaların yanı sıra yakınımızdaki yaşamlar da gösterilseydi; rakı-balık kültürüyle birlikte kıymet bilici bir deniz kültürü de beyinlerde ve kalplerde filizlenebilseydi, dalışın öncüsü abilerimizin anlattığı "Mavi Marmara"yı ağzımızın suyu akarak dinlemek zorunda kalmazdık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marmara'nın mavisi artık emanet edildiği canlarda yaşıyor ve o canları korumak yine bize düşüyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-7398489572829074402?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/7398489572829074402/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/06/marmaranin-kaybolan-mavisi-ii-bolum.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/7398489572829074402'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/7398489572829074402'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/06/marmaranin-kaybolan-mavisi-ii-bolum.html' title='MARMARA’NIN KAYBOLAN MAVİSİ – II. BÖLÜM'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TBsgHj23_bI/AAAAAAAAAPg/1lAKEybcAsw/s72-c/PIC_0244.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-4550545496575973250</id><published>2010-06-13T05:16:00.000-07:00</published><updated>2010-06-13T07:49:58.934-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MARMARA MAVİ KIRLANGIÇ BALIĞI DİP BALIKLARI'/><title type='text'>MARMARA'NIN KAYBOLAN MAVİSİ</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TBTKLuNONQI/AAAAAAAAAPQ/4uAMihCpj80/s1600/PIC_0026.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" qu="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TBTKLuNONQI/AAAAAAAAAPQ/4uAMihCpj80/s200/PIC_0026.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Kırlangıç balığı mavi benekli göğüs yüzgeçlerini bir çift kanat gibi açtığı zaman, balıktan çok suya düşmüş uzun kuyruklu bir kelebeğe benzer. Bu haliyle, derin karanlıkta gizlenen renklerin güzelliği hakkında ipucu veren, özenle boyanmış bir tablo gibidir. Gövdesi ne renk olursa olsun, kırlangıç balığının göğüs yüzgeçlerinde sadece maviye yer vardır. Yüzgeçlerden yansıyan, masmavi&amp;nbsp;denizin ta kendisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son birkaç yıldır hemen her dalışta birkaç tane kırlangıç balığı görebiliyorum. Bazen sığda bazen derinde karşıma çıkıyor denizin mavisi. Hemen her seferinde bu renkli gösteriyi izlemek hoşuma gidiyor. Yemyeşil Marmara'nın derinlerinde maviyi unutalı o kadar uzun zaman oldu ki, ne zaman bir kırlangıç balığı görsem, içdenizin kaybolan mavisini görmüş gibi oluyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski balıkçılar kırlangıç balıkları için "çift gezer" derler. Vaktiyle kırlangıç balığı avlamak için dibe bırakılan zokalara balık atladığında, ya oltayı hemen çekmez ya da aynı yere ikinci bir oltayı hemen indirirmiş eski kurtlar. Böylece zokayı ilk yutan kırlangıcın eşini de çoğu zaman yakalamayı başarırlarmış. Ara sıra gördüğüm çifte kırlangıçar haricinde karşıma hep tek çıktı Marmara'nın mavi kanatları. Suadiye'de, Kartal'da, Darıca'da, kumla karışık çamur zeminin yumuşaklığına kendilerini sereserpe bırakmış bir halde keyif çatıyorlardı. Ufaklıklar çok fazla yüz göz olmadan hemen kaçıp gitseler de, uzunluğu yarım metreyi aşan&amp;nbsp;kallavi kırlangıçlar, patlak patlak bakan gözleriyle hafifçe gözdağı vererek, çamur yatağın yumuşaklığında istiflerini bozmadan yatmayı sürdürürler. Cüsselerinden aldıkları cesaretle size meydan okumaları görmeye değer. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TBTKZt9h9-I/AAAAAAAAAPY/t4DPjFVZGTE/s1600/Trigla_lucerna.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" qu="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TBTKZt9h9-I/AAAAAAAAAPY/t4DPjFVZGTE/s200/Trigla_lucerna.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Dipteyken üç parmağı üzerinde yürüyen kırlangıç balığının hantal hareketleri de aslında bir aldatmacadır. Göğüs yüzgeçlerinin altlarında bulunan üçer tane parmak gibi uzantı, kırlangıç balığının gezinirken dibi karıştırmasını da sağlar. Böylece afiyetle yediği küçük kabukluları, deniz kurtlarını ve benzer canlıları çamurun altından çeker çıkarır. Sizden sıkıldığında bile fişek gibi kaçmaya yeltenmez. Kalın kuyruğunu kendisinden&amp;nbsp;beklenmeyecek bir kıvraklıkla sağa sola sallayarak uzaklaşırken, renkli bir vedalaşma için göğüs yüzgeçlerini sonuna kadar açar. Kırlangıç balığı giderken size Marmara'nın kaybolan mavisiyle veda eder.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-4550545496575973250?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/4550545496575973250/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/06/marmaranin-kaybolan-mavisi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/4550545496575973250'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/4550545496575973250'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/06/marmaranin-kaybolan-mavisi.html' title='MARMARA&apos;NIN KAYBOLAN MAVİSİ'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TBTKLuNONQI/AAAAAAAAAPQ/4uAMihCpj80/s72-c/PIC_0026.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-7517935653805700112</id><published>2010-06-08T11:17:00.000-07:00</published><updated>2010-06-08T23:18:07.823-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BOĞAZ DALIŞ İSTANBUL BOĞAZI AKINTI DALIŞI'/><title type='text'>İKİ DENİZİN SULARI</title><content type='html'>Akıntının beni sürükleyip götürmesi için dipten en fazla bir metre yükselmem yeterli. Hava kabarcıkları bile doğrudan yüzeye yükselmek yerine daha eğimli bir yol izliyor. Canlı cansız dipte ne varsa hepsi söz birliği etmiş gibi güneyi gösteriyor. Eski bir tonoza takılıp kalmış kalın halat, dev bir su yılanı gibi boğazın karanlık akıntısında kayboluyor. Horozbinalar, çalı karidesleri, çağanozlar, kaya balıkları ve boğazın diğer sakinleri akıntının gücüne boyun eğmişler. Yer değiştirmek isteyen dipten çok fazla yükselmeden bunu yapmak zorunda. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TA6HN15sfbI/AAAAAAAAAOw/7t4BaP7G6_k/s1600/PIC_0023.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" qu="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TA6HN15sfbI/AAAAAAAAAOw/7t4BaP7G6_k/s200/PIC_0023.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Hemen her boğaz dalışında dalgaların altında kaybolmadan önce söylenen son sözler üç aşağı beş yukarı aynıdır: "&lt;em&gt;Suya atlar atlamaz hemen yolun kazıklarına tutun! Yoksa ya Bebek'ten çıkarsın ya da Sarayburnu'ndan...&lt;/em&gt;" İyi de madem akıntı bu kadar kuvvetli, o zaman boğazda dalış yapmak niye? Şöyle dalgaların şıpır şıpır kıyıyı ıslattığı, çok fazla kıpırdanmayan, akıllı uslu derinleşen, yüzeyden bakınca dibi görünen bir yerde, mesela güneyde dalmak varken, alacakaranlık suların deli gibi aktığı gem vurulmaz boğazda dalmak düpedüz delilik değil mi?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TA6HZSxbc3I/AAAAAAAAAO4/hTATBnYQvbI/s1600/PIC_0005+(2).JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" qu="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TA6HZSxbc3I/AAAAAAAAAO4/hTATBnYQvbI/s200/PIC_0005+(2).JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Ben ilk dalışımı 1988 senesinde Rumeli Feneri'nde 'Roket Taşı'nda yapmıştım. Uçsuz bucaksız Karadeniz'in tüm suyunun, önce Marmara'ya sonra Ege üzerinden Akdeniz'e ulaşmak için olanca hışmıyla omuzladığı boğaz önü denizi, boğazın derinliklerinde sizi nasıl bir cadı kazanının beklediğini daha ilk metreden itibaren hissettirir.&amp;nbsp;O kadar güçlü sıkıştırır, o kadar inatla sürüklemeye çalışır ki doğanın bütün hırsını sizden çıkarmaya çalıştığını düşünebilirsiniz. Akıntı, suyu bir pençeye dönüştürür. Denizin güçlü pençesi en ufak boşluğunuzu yakaladığında üzerinizden bir parçayı, maskenizi, fenerinizi ya da adamakıllı sabitlemediğiniz her neyse onu alıp götürmek için her an tetikte bekler. Bazen maskenizi alıp götürmez ama akıntıyı yandan aldığınızda kenarını öyle bir kaldırırki, daha siz ne olduğunu anlamadan maske suyla dolar,&amp;nbsp;dünyanız bulanır. Bacaklarınız istediğiniz kadar güçlü, paletleriniz jet motoru gibi olsun, nafile... Ne yaparsanız yapın akıntıya karşı palet çırpmayı denemek, boşa küre çekmekten de beterdir. Bi'kulaç ilerleyemediniz gibi beş dakika geçmeden kesilir kalırsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;em&gt;Ee, bak kendi ağzınla da söylüyorsun işte... Madem bu kadar zor, boğaz yerine başka yerde dalsana...&lt;/em&gt;"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TA6Hj3qjsZI/AAAAAAAAAPA/8w7oyGVPrhI/s1600/PIC_0001.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" qu="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TA6Hj3qjsZI/AAAAAAAAAPA/8w7oyGVPrhI/s200/PIC_0001.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;İstanbul Boğazı kimine göre dünyanın en işlek su yolu, kimine göre en ideal rakı-balık mekanı; aşıklar için dört dörtlük yürüyüş rotası; çinekopun, istavritin, izmaritin oltaya en güzel atladığı yer... Örnekleri çoğaltmak mümkün. Bana sorarsanız Boğaziçi, iki denizin, Akdeniz'le Karadeniz'in burun buruna geldikleri, karışmadan karşılaştıkları, 30 küsür kilometre boyunca birbirlerine teğet geçtikleri, hakimiyet alanlarının lodosla poyraza göre değiştiği, deniz canlılarının farklı dünyalar arasında gidip gelmelerini sağlayan, hem ekolojik hem de biyolojik önemi hakkında sayfalar dolusu yazılıp çizilmiş bir yaşam koridoru. Hal böyle olunca, iki denizin birçok canlısını Boğaziçi'nde görmek mümkün. Karadeniz canlılarını mı görmek istiyorsunuz; o zaman kristalin altına inmeden yüzey sularında gezinin... Akdeniz canlıları ile mi karşılaşmayı istersiniz? Derinlere inmeye hazır olun. İstanbul Boğazı'nda hangi denize dalarsanız dalın, akıntıyı sakın aklınızdan çıkarmayın ve dibe sıkı sıkı tutunun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boğaz dalışları yüzmekten çok sürünmeyi, hatta tırmanmayı gerektirir. Suya girdiğinizde kıyıda sağlamca bir yere tutunur ve son kontrolleri öyle yaparsınız. Her şey yolundaysa can yeleğindeki havayı hemen boşaltır ve suya girdiğiniz yerden çok fazla uzaklaşmadan dibe çökmeye çalışırsınız. Tüm ekip dipte buluşunca herkes yüzünü akıntıya döner. Yönü şaşırmanızsa mümkün değil; denizin yumruğuyla maske yüzünüze iyice yapışır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağırlık kemerine fazladan en az 2 kilo kurşun koymak da akıntı dalışının olmazsa olmazı. Boğazda negatif sephiye şart. Aksi halde uçan balon gibi süzüle süzüle akarsınız Şirket-i Hayriye vapurunun dümen suyunda...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani eskilerin, yan yan yürüyen zil zurna sarhoşlar için kullandığı bir deyim vardır... Neydi? Tamam hatırladım "akıntı çağanozu..." Boğazın yamacını takip ederek derine inen bir dalgıç da aynen akıntı çağanozu gibi ilerler. Gerçi havanın lodos estiği, akıntının çooook yavaşladığı zamanlarda insan gibi palet çırpıldığı da olur, ama boğazda ekseri akıntı çağanozu gibi yan yan ve biraz da hoplaya zıplaya gidersiniz derinlere doğru.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski abilerimizin akıntı dalışlarının meşakkatini anlatmak için sıkça kullandıkları bir değim de "bıçak bıçak ilerlemek"tir. Gerçi ben bugüne kadar hiç denemedim ama, eski tüfek dalgıçlar kasaturayı andıran dalgıç bıçaklarını dibe saplaya saplaya akıntıya karşı ilerlemeyi denerlermiş. Bir seferinde ben de denk gelmiştim onlardan birine; iki elinde iki dalgıç bıçağı, Rumeli Hisarı'na tırmanan Kara Murat misali dipte ilerlemeye çalışıyordu abimiz. Garip bir manzaraydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TA6Hxdwwg2I/AAAAAAAAAPI/003wdnL0Mcw/s1600/PIC_0005.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" qu="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TA6Hxdwwg2I/AAAAAAAAAPI/003wdnL0Mcw/s200/PIC_0005.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Yeniköy ve Aşiyan boğazdaki favori dalış mekanlarım. Bir de kuzeyde Çakal Limanı, Büyük Liman, Poyraz Limanı&amp;nbsp;ve Karantina Koyu (artık dalışa kapalı); ortalara doğru Fil Burnu, Keçilik Koyu ve&amp;nbsp;Beykoz Koyu var. Aşiyan'ı ve Çakal Limanı'nı&amp;nbsp;Taner'den (Aksoy) öğrenmiştim. Yeniköy ve Beykoz Koyu'nun güneyinde Burunbahçe kendi keşiflerim. Büyük Liman, Poyraz Limanı; Karantina, Keçilik ve Beykoz&amp;nbsp;koylarıysa, Su Ürünleri Fakültesi'ndeki öğrencilik günlerinde uğrak yerlerimdi. Hey gidi hey, 10 yıldan fazla oldu oralara gitmeyeli...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herbirinin kendine göre bir dalış raconu vardır. Heryerde aynı taktikle dalmanız imkânsız değil ama zordur. Aşiyan, Burunbahçe ve Yeniköy denizin hızla derinleştiği, akıntının cadı kazanı gibi aktığı birer sualtı uçurumudur. Geri kalan yerlerde dip yavaş yavaş derinleşir ama yine de tedbiri elden bırakmamak gerekir. Sığlığa kanıp da açılırsanız kanala girmeniz işten bile değil; kanaldaysa akıntı olanca gücüyle sizi bekler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akıntı, boğaza yaşam getirir, boğazdan yaşam götürür. Aslında boğazda akan, sular değil yaşamın ta kendisidir. Yaşam hızla akar Boğaziçi'nde.&amp;nbsp;İki denizin suları ve yaşamları kuşatır derinlere giden yolcuyu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boğazda akıntı dalışıyla ilgili kısa bir film &lt;a href="http://derintakip.blogspot.com/2009/07/istanbulda-dalmak.html"&gt;http://derintakip.blogspot.com/2009/07/istanbulda-dalmak.html&lt;/a&gt; adresinde...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-7517935653805700112?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/7517935653805700112/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/06/iki-denizin-sulari.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/7517935653805700112'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/7517935653805700112'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/06/iki-denizin-sulari.html' title='İKİ DENİZİN SULARI'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TA6HN15sfbI/AAAAAAAAAOw/7t4BaP7G6_k/s72-c/PIC_0023.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-3574520463257154679</id><published>2010-05-31T06:34:00.000-07:00</published><updated>2011-08-25T01:24:21.458-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MARMARA DERİN DALIŞ TEKNİK DALIŞ YAŞAM DENİZ YAŞAMI'/><title type='text'>DERİNDE GÜLÜMSEYEN YÜZ</title><content type='html'>Sonsuz bir karanlığa doğru süzülüyorum. 40 metre derindeki ara kontrol noktasına sadece birkaç kulaç kaldı. Daha ileri gidip gitmemeye burada karar vereceğiz. Yüzeydeki sızıntı kontrolüne ek olarak yaptığımız "derinde sızıntı kontrolü", teknik derin dalışta düzenli olarak yapılan bir uygulama değil. Ancak, 50 metreden derine planladığımız dalışlar için koyduğumuz bu kural dip zamanımızı kısaltsa da emniyetimizi artırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fenerimle dipte çizdiğim ışıktan çembere Burak (Demircan) aynı şekilde karşılık veriyor. Yine de olduğum yerde geriye dönüp bakıyorum. Işıktan çember, her şeyin yolunda gittiğinin habercisi. Dibe paralel konumda birbirimizin donanımını tekrar kontrol ediyoruz. Sızıntı yok, regülatörlerin ve deko tüplerinin askıdaki duruşları rahat erişime izin veriyor. Her şey yerli yerinde, derinlere giden yolda kendi kendimize vizeyi veriyoruz. 65 metre olarak planladığımız dibe doğru süzülmeye devam ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazırlanmamız yarım saatten fazla sürmüştü ama bu dalışın asıl hazırlığı bir hafta önce başlamıştı. Gaz planlaması, malzemenin kontrolü, en kötü durum senaryosu... Kağıt üzerinde dalmak, dalış planını derinde uygulamaktan daha zor. Kağıt üzerinde ikna olmadıkça sakın derinlere doğru yola çıkmayın. Aksi takdirde elinizdeki sadece gidiş bileti olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yassıada'nın ilk metrelerinde bulanık yeşil yakamızı bırakmıyor. Derinlik saatinin ibresi döndükçe su daha da berraklaşıyor. Marmara suyunda renk geçişi o kadar keskin bir sınırla ayrılmışki... Termoklin (kristal) tabakasının altında Marmara'nın renk paleti alabildiğine zengin. Buna rağmen derinlerdeki ressam galiba en çok lacivertle siyahı seviyor. Feneri bir anlığına kapattığınızda renkler kapkara bir hiçliğin içinde yok oluyor.&lt;br /&gt;Deniz tabanında yeniden ışıktan bir daire çiziyorum; yanıt gecikmiyor. LED'lerin ışığı karanlığı delen iki parlak çizgi gibi derinlerde kayboluyor. Kullandığınız ışık kaynağının gücü ne olursa olsun, karanlıkta bir yansıma bulması çok zor. Derindeki tek kılavuz, altınızda kayıp giden deniz tabanı. Kıyıdaki taşları yeşil bir örtü gibi kaplayan &lt;em&gt;Ulva&lt;/em&gt; yosunları, derin yamacı da kalın bir tabaka gibi kaplamış. Ancak sığlıktaki çimen yeşili yosunların aksine, buradakilerin renkleri daha koyu. Işığımızdan ürken meraklı gözler bize kısa bir bakış fırlattıktan sonra yeşil örtünün altında kayboluyor. Yosunların altında gizlenen gözler biz uzaklaşırken tekrar ortaya çıkıyor. Örtünün altı yaşam kaynıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TAO4zcq_q4I/AAAAAAAAAOA/fOroV7k1Mnc/s1600/Serranus_hepatus.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" gu="true" height="138" src="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TAO4zcq_q4I/AAAAAAAAAOA/fOroV7k1Mnc/s200/Serranus_hepatus.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TAO473LpY0I/AAAAAAAAAOI/pprpxWAM6BM/s1600/Cucumaria_spp.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" gu="true" height="150" src="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TAO473LpY0I/AAAAAAAAAOI/pprpxWAM6BM/s200/Cucumaria_spp.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;60 m sınırını sorunsuz geçiyoruz. Planımız saat gibi işliyor. Solunum sorunu yaşamıyoruz, bilincimiz açık. Süzülürken gördüğüm canlı türlerini kaydediyorum. Benekli hanoz, &lt;em&gt;Serranus hepatus&lt;/em&gt;; kırma mercan, &lt;em&gt;Pagellinus erythrinus&lt;/em&gt;; kırlangıç, &lt;em&gt;Trigla&lt;/em&gt; spp.; &lt;em&gt;Veretillum&lt;/em&gt; ve &lt;em&gt;Funiculina&lt;/em&gt; türü deniz kalemleri... 65 m derine ulaştığımızda fenerim kocaman bir kamyon tekerleğini aydınlatıyor. Üzeri silme karanfil mercanlarıyla (&lt;em&gt;Caryophyllia&lt;/em&gt;) kaplı kocaman tekerleği acaba kim düşürdü buraya? Mavi kırmızı benekli bir kikla (&lt;em&gt;Symphodus tinca&lt;/em&gt;) tekerleğin içinde kayboluyor. Derindeki çember, acaba yıllar önce deneme amacıyla adaya kurulan balık çiftliğinin kalıntılarından biri olabilir mi? İskeleti deniz tarafından hızla istila edilmiş; deniz, kendine ait olmayan bu hurdayı gizlemek için, renklerini cömertçe kullanmış. Dipteki çöpler, kendi aralarında başlattıkları güzelleşme yarışında, denizin renklerinden bol bol faydalanmışlar. Yassıada'nın açığında 65 m derinde denize düşen ıvır zıvırla bir yapay resif oluşmuş sanki. Üzeri neyle kaplanmış olursa olsun, çöp yine de çöp...&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;Burak bu derinliğe ilk teknik dalışında çok sakin. Bilgisayarın ekranını gösteriyorum; keyifle gülümsüyor. Tokalaşıyoruz... Yüzeyde başlattığım kronometreyi gösteriyorum; sağ elimle "10" diye işaret ediyorum...&amp;nbsp;Dipte "10" dakika kalacağız. Bu derinliğe&amp;nbsp;3 dakikada ulaştık; toplam dip zamanımız 13 dakika. Dalışı 65 m'de 15 dakika olarak planlamış ve gaz sarfiyatını da ona göre hesaplamıştım. &lt;strong&gt;Fazla hesapla ve hesapladığından daha az kal! Yedeğini yedekle!&lt;/strong&gt; Derin dalışın kağıda dökülmemiş bir başka kuralı daha...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Bir ara elim kamerama gidiyor. &lt;strong&gt;Sea &amp;amp; Sea 860G&lt;/strong&gt; model makinem sağ taraftaki D-halkasına asılıydı. Karabinasından çıkarıp kontrol ediyorum. 45 m limitli yol arkadaşım su geçirmez kabının içinde sakin sakin duruyor. Biraz ürkmüş mü ne? Sanki daldığı dünyadan korkmuş gibi... Kendi sınıfının derinlik rekortmeni olmaya aday. Derindeki üçüncü gözüm, sınırı çoktan aşmış olmasına rağmen kusursuzca görmeye devam ediyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;Kronometrede zaman hızla akıp geçiyor. Bize kapılarını ardına kadar açan, kısa bir süre için bir parçası, yurttaşı olduğumuz derin ve karanlık dünyadan ayrılmanın zamanı geldi. Burası sadece ışıksızlık anlamında karanlık ve yaşam bu karanlığın içinden sürpriz yapmak için en zayıf aydınlığı bile sabırla bekliyor; yaşam güleç yüzünü göstermek için en cılız ışığı bile kullanıyor, Marmara'nın yaşayan yüzü derin karanlıkta gülümsüyor. Ben bu yüze bakmayı, yaşam dolu gülümsemesini izlemeyi seviyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TAO5Q4Ih8gI/AAAAAAAAAOQ/VaUm8zehwIk/s1600/Symphodus_tinca.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" gu="true" height="150" src="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TAO5Q4Ih8gI/AAAAAAAAAOQ/VaUm8zehwIk/s200/Symphodus_tinca.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;Tekerleğin içindeki kikla ile vedalaşma zamanı geldi. İnsan elinden çıkma yuvasında emniyet içinde yaşıyor. Bizden başka kaç kişi buraya gelmek ister ki? Gelmesinler de zaten... Arasıra gelip bakarım sana. Belki daha derinlere giderken yol üstünde sana uğrar ve hatırını sorarım. Sen bana gördüklerini anlatırsın, derinleri anlatırsın, daha derine giden yolu gösterirsin. Birbirimizi tanıdık nasıl olsa; benden sana zarar gelmez.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;Yüzeye giden uzun yolda sanki bir dağa tırmanıyorum. İlk derin bekleme noktası 40 m'de 1 dakika. Çıkış hızımız dakikada 10 m'yi aşmamalı ama çok da yavaş olmamalı. Birincisi hızlı kabarcık oluşumunu tetikler, ikincisi dip zamanını uzatır. Teknik derin dalışta çıkış hızı ihlali &lt;strong&gt;ASLA KABUL EDİLEMEZ!&lt;/strong&gt; Burak'la aramızdaki ışıklı haberleşme düzenli olarak devam ediyor. 50 m sınırını geride bırakırken kumdaki deliklerden hanoz balıkları kaçamak bakışlar atıyor. Sizinle kalmayı isterdim, ama çıkmak zorundayız. Bir daha ki sefere size de uğrarız, bu seferlik hoşgörün bizi.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TAO5giRnJBI/AAAAAAAAAOY/QRHDT4xerpU/s1600/DekoHakan.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" gu="true" height="150" src="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TAO5giRnJBI/AAAAAAAAAOY/QRHDT4xerpU/s200/DekoHakan.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;Kronometre 16 dakikanın geçtiğini gösterirken 40 m sınırına ulaşıyoruz. Çoğu insanı ürküten bu derinlik, bizim için güvenli bölgenin sınırına gelmek demek. Yine de yukarı çıkmaya daha çok var. Bu yolculukta gidiş hızlı ama dönüş alabildiğine yavaş. 35 m'de ikinci derin beklemeyi yaparken Burak feneriyle biraz ilerisini işaret ediyor. Kocaman bir tepsiyi andıran kalkan balığı (&lt;em&gt;Scopthalmus rhombus&lt;/em&gt;) kumun üzerinde kıpırdamadan yatıyor. O kadar büyük ki bizi umursamıyor bile. Ürkütmeden yerinden kaldırıyorum; biraz oynuyoruz kumun kabadayısıyla. Varlığımız umurunda değil. Ellerimden yavaşça kayıp gidiyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TAO5pYardfI/AAAAAAAAAOg/hf5VkmVdK-Y/s1600/Lagisca.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" gu="true" height="150" src="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TAO5pYardfI/AAAAAAAAAOg/hf5VkmVdK-Y/s200/Lagisca.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;21 m'de deko tüplerimize geçiyoruz. Sırtımızdaki tüplerde en az 50 bar gazı yedek olarak saklıyoruz. Deko balonunu şişirip gönderiyorum. Herkesin kolayca dalabileceği bir derinlikte asıl gaz atımı sürecimiz başlıyor. Fotoğraf çekmek, gaz atım beklemesini sıkıcı bir süreç olmaktan kurtarıyor. Ters çevirdiğim bir taşın altından, bugüne kadar sadece kitaplardan tanıdığım bir deniz solucanı çıkıyor. Adına aldanıp da sakın yüzünüzü ekşitmeyin. Şövalye zırhlarını andıran plakalarıyla &lt;em&gt;Lagisca extenuata&lt;/em&gt; türü poliket deniz solucanı, denizdeki sıra dışı yaşam mimarisinin en güzel örneklerinden biri olmaya aday.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Marmara'nın derinlerinde yaşamın yüzü hâlâ gülümsüyor. Sırf bu yüzdeki saklı sevinci görmek, onun varlığı ile sevinebilmek için bile olsa derinlere inmeye değer. Derindeki sığınak, gözden uzak yaşamların evi; ara sıra bu eve misafir olmaksa, karada kolay kolay yaşanamayacak bir sevinç, tarifsiz bir mutluluk kaynağı. Çekilen tüm sıkıntıları görmezden gelmemi sağlayan bir yaşam sevinci.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-3574520463257154679?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/3574520463257154679/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/05/marmara-derinde-gulumsuyor.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/3574520463257154679'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/3574520463257154679'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/05/marmara-derinde-gulumsuyor.html' title='DERİNDE GÜLÜMSEYEN YÜZ'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TAO4zcq_q4I/AAAAAAAAAOA/fOroV7k1Mnc/s72-c/Serranus_hepatus.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-2186487832089798996</id><published>2010-05-20T11:51:00.000-07:00</published><updated>2010-05-21T00:20:19.510-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TEKNİK DALIŞ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='SAROZ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DERİN DALIŞ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İBRİCE'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='GORGONLAR MERCANLAR'/><title type='text'>YAPIŞKAN GÖLGE</title><content type='html'>&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S_YjMPd7jjI/AAAAAAAAANg/KmsCjcSciv4/s1600/Cerianthus.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" gu="true" height="150" src="http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S_YjMPd7jjI/AAAAAAAAANg/KmsCjcSciv4/s200/Cerianthus.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;İbrice'nin deniz yaşamı, iki aşırı uç arasında fırtınalı gelgitler yaşayan huzursuz bir insanın ruh haline benzetilebilir. Bir durulan bir bulanan suların derinlerindeki taşlara hayat veren renkler, sıcak tonlarla süslenmiş bir karnavalla, soluk bir matem arasında gidip gelen bir kararsızlığı yaşarlar. Suyun boyunuzu aşması için birkaç kulaç atmanız yeterlidir; sonraki birkaç kulaçta kendinizi bir anda dipsiz bir uçurumun tepesinden bakarken bulursunuz. İbrice'de kayalık başlayan kıyı&amp;nbsp;iki adım sonra yerini&amp;nbsp;kumla karışık bir taşlığa bırakırken, dibin eğimi birden artar. Su o kadar ani derinleşir ki, eğer sığlıkta oyalanmadıysanız göz açıp kapayana kadar kendinizi 40 m derinde bulursunuz. Ara sıra rastgelen parça taşların dışında, İbrice'nin en keyifli dalış noktası olan 'Cehennem'in dibi, çıplak kum örtüsünün yalınlığına teslim olur. Burada biraz daha açığa ve derine gitmeyi göze alan bir dalgıç, yaşamın tüm renklerini arkasında bırakır ve en sonunda mavi ile gri arasında sıkışıp kalır.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S_Yj-b5BLlI/AAAAAAAAANo/fhF3FVZIopQ/s1600/PIC_0151.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" gu="true" height="150" src="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S_Yj-b5BLlI/AAAAAAAAANo/fhF3FVZIopQ/s200/PIC_0151.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;Bütün kış Marmara'da dalmaktan artık bardaktaki suyu bile yemyeşil görmeye başlamıştım. Cam gibi pırıl pırıl suya dalmanın zamanı çoktan gelmişti. İstanbullu bir dalgıç için İbrice, duru mavi derinliklere ulaşmanın en kısa rotası. Marmara'nın koyu karanlık yeşilini geride bırakıp Ege'nin binbir çeşit mavisine kavuşmak için sadece birkaç saat direksiyon sallamak yeterli. İbrice'nin duru mavi derinliklerinde,&amp;nbsp;günübirlik yol eziyetini bir anda unutturacak kadar renkli ve zengin bir yaşam bekler.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Cehennem'e en son geçen Ekim'de dalmıştım. Sonbahar yarılanırken su o kadar berraktı ki sanki yoktu. En lekesiz kristali bile hasetinden çatlatacak kadar saftı o gün deniz. Fakat, hemen her dalışı renkli sürprizlerle süsleyen İbrice, bu sefer tam anlamıyla bir hayal kırıklığı yaşatıyordu. Geçen hafta denizi allak bullak eden lodostan sonra, aynı&amp;nbsp;kristal deniziyle karşılaşmayacağımın farkındaydım, ama bu kadar bulanık bir su beklemediğimi de itiraf etmeliyim. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S_YkKrLJvTI/AAAAAAAAAN4/KhSET5vBP1s/s1600/PIC_0197.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" gu="true" height="150" src="http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S_YkKrLJvTI/AAAAAAAAAN4/KhSET5vBP1s/s200/PIC_0197.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;Suyun durumuna başta inanamadım. İbrice fena bulanmıştı; yamaçta keyifle izlediğim renkler solgundu. Kayaları canlandıran gökkuşağının üzerine koyu bir gölge düşmüştü. Canlı veya cansız ayırımı yapmadan dipteki herşeyin üzerine çöken koyu, yapışkan bir gölgenin ağırlığı ile solmuştu renkler.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Balıkçılar bu yapışkan gölgeye 'lez' derler. Koyu kıvamlı, üzerine yapışan tortularla ağırlaşmış vıcık vıcık bir örtü gibidir lez. Özellikle mevsim dönüşlerinde kendini gösteren selüloz zengini lez ağırlaştıkça dibe çöker. Yaşamın üzerini giderek artan bir ağırlıkla kaplar. Bazen o kadar kıvamlı bir tortu haline gelir ki, balık ağlarının gözlerini tıkayarak en avcı ağın bile denizden siftahsız çekilmesine neden olur. Lezin ağırlığı kimi zaman ağı bırakmaz, dibe yapıştırır. Denize lez dadandığında balıkçılık durma noktasına gelir. Ta ki lez yok olana kadar.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;İbrice'nin renklerini de yine aynı yapışkan gölge soldurmuştu. Hayranlıkla seyrettiğim renkler leze yenik düşmüşlerdi. Son yıllarda giderek daha fazla tekrarlamaya başlayan lez saldırılarının sıklaşmasında acaba bizim payımız var mı? Yapışkan gölgenin her sene daha fazla koyulaşmasına acaba biz mi sebep oluyoruz?&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Ne kadar bulanık olursa olsun İbrice'nin suyu yine de güzel. Mavi, en bulanık halinde bile insana huzur veriyor. Derin mavide zaman geçirmek, kelimenin tam anlamıyla tazeliyor insanı. Yamacı izleyerek, kayarcasına süzülmek... 45 m'de dibe paralel 20 dakika geçirmek... Tüm kerterizlerin belli belirsiz gölgelere dönüştüğü, grinin maviye karıştığı, köşesiz, boyutsuz, sınırsız bir yalınlıkta kaybolmak... Sonsuz bir dinginlik, tarif edilemez bir rahatlama, arınma... Gri ile mavi arasında ne zaman sıkışıp kalsam, aşağı yukarı bunları hissederim. Somut bir evrende soyut bir yaşama karışmak gibidir Cehennem'de gezinmek. Burada algının kapıları ardına kadar açılır.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S_YkHmqIEtI/AAAAAAAAANw/QXp37BdQBoE/s1600/PIC_0170.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" gu="true" height="150" src="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S_YkHmqIEtI/AAAAAAAAANw/QXp37BdQBoE/s200/PIC_0170.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;Kronometrenin alarmı dip zamanının bittiğini haber veriyor. 45 m'de 20 dakika... Manometreyi kontrol ediyorum. Ana tüpte 80 bar hava kalmış. Oyalanarak yükseliyorum. İlk dekompresyon durağım 21 m'de 1 dakika. Neyseki 7 litrelik dekompresyon tüpüm yanımda. Derinlik azaldıkça İbrice'nin renkleri suyu gölgeleyen lezin ardından göz kırpıyor. &lt;em&gt;Cerianthus&lt;/em&gt; anemonunun dokunaçları, gece klüplerinin neon lambaları gibi parlıyor. &lt;em&gt;Parazoanthus&lt;/em&gt; gorgonu sapsarı bir buketi andırıyor...&amp;nbsp;Yabani süngerlerin üzerinde yavaşça sürünen&amp;nbsp;&lt;em&gt;Thuridilla&lt;/em&gt; deniz tavşanı, üç renkli boya kalemi gibi... 6 m'de 31 dakika süren dekompresyon sırasında yaklaşan &lt;em&gt;Arnoglossus&lt;/em&gt; dil balıkları, hava kabarcıklarının fokurtusundan&amp;nbsp;rahatsız oldular... Yapışkan gölge ne kadar koyu olursa olsun, yaşam onun altında bile inatla devam ediyor. İbrice'nin süsleri, lezin yarattığı koyu gölgeye, renklerin ateşiyle meydan okuyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;strong&gt;Dalıştan ayrıntılar:&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Derinlik: 45 m&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Dip zamanı: 20 dakika&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Dalış zamanı: 99 dakika&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Su sıcaklığı: 15 derece&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Donanım: 15 L + 7 L stage, kuru elbise, DIR Hogartian teknik dalış düzeneği, MV Plan dalış planı yazılımıyla hazırlanan 45/20 tablosu kullanıldı.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-2186487832089798996?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/2186487832089798996/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/05/ibricenin-deniz-yasam-iki-asr-uc.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/2186487832089798996'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/2186487832089798996'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/05/ibricenin-deniz-yasam-iki-asr-uc.html' title='YAPIŞKAN GÖLGE'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S_YjMPd7jjI/AAAAAAAAANg/KmsCjcSciv4/s72-c/Cerianthus.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-1247364316373326084</id><published>2010-05-09T13:36:00.000-07:00</published><updated>2010-05-10T04:07:09.492-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DENİZ TAVŞANI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TEKNİK DALIŞ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DALIŞ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Marmara'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DERİN DALIŞ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DİP YAŞAMI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BALIKLAR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BULANIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MERCANLAR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DEKOMPRESYON'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşam'/><title type='text'>BAŞKA BİR DÜNYANIN İNSANI OLMAK</title><content type='html'>&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Kayalık kıyı, insanın başını döndüren neredeyse dike yakın bir eğimle derinlerde kayboluyordu. Kıyıdan bir kaç kulaç uzakta dip hayal meyal seçiliyordu. Bu hızlı kayboluşun sebebi ne Marmara'nın artık aşina olduğumuz yüzey bulanıklığıydı, ne de hemen yakındaki çimento fabrikasından denize savrulan tozlardı. Yelkenkaya'nın yanı başında deniz adamakıllı derindi ve bu bize çılgınca bir keyif veriyordu.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Darıca'da, daha doğrusu Yelkenkaya'da dalmaya, Burak'la (Demircan) her zaman yaptığımız kısa harita incelemesiyle karar vermiştik. Ortalama 50 m derine inmek için kıyıdan en fazla 100 m açılmamızın yeterli olduğu herhangi bir yer bizim için ideal dalış yeridir. Suyun kalitesi, yolun durumu vs. konular sadece teferruattır. Hava ve deniz durumu uygunsa dalış yapılır. Yelkenkaya burnu da bu koşullara fazlasıyla uyan umut verici bir derin dalış noktası olarak haritadan bize göz kırpıyordu. Derin kayaların çekimine hemen kapıldık ve davetlerini geri çevirmedik. Tek sorun, Yelkenkaya fenerine giden yolun trafiğe kapalı olmasıydı. (Gerçi dalıştan sonra sohbet ettiğimiz iki balıkçı yolun trafiğe açık olduğunu söylediğinde iş işten geçmişti.) Bu civarda yaptığımız dalışlarda nedense ilk seferde yolu bulamamak gibi bir sorunumuz var. Mesela, geçenlerde Tuzla'daki dalış noktasını ancak üçüncü denemede keşfedebilmiştik. Bu seferde aynı şey olmuştu. Planladığımız dalış noktası yine başka bir pazara kalmıştı.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S-foZtDiahI/AAAAAAAAANI/dsQ3hciHFts/s1600/DSCN2542.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S-foZtDiahI/AAAAAAAAANI/dsQ3hciHFts/s200/DSCN2542.JPG" tt="true" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;Sürekli duman püskürten bir çimento fabrikası ile yakındaki kum ocaklarının arasında sıkışıp kalmış bir kıyıda dalıp bir şeyler görebilmeyi ummak delilik gibi gelebilir. Ama sorun değil, alıştık artık. Hemen hızlı bir keşif turu attık ve suya girmek için uygun bir yer bulduktan sonra hazırlanmak üzere arabaya geri döndük. Üzerimizde onca yükle sivri ve kaygan kayaların üzerinden kıyıya inmek, kafa yarmaya peşinen davetiye çıkarmak olsa da, kayaların üzerindeki ağırsiklet denge oyununa da alışkınız nasılsa...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S-cK77ivlyI/AAAAAAAAAMg/i27J_SHYR5Q/s1600/Dar%C4%B1caDal%C4%B1%C5%9F.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="142" src="http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S-cK77ivlyI/AAAAAAAAAMg/i27J_SHYR5Q/s200/Dar%C4%B1caDal%C4%B1%C5%9F.jpg" tt="true" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;Dalış planımızı 50 m derinde iniş dahil 20 dakika dip zamanı ve çıkışta 21 m'den itibaren toplam 50 dakika dekompresyon olarak MV Plan yazılımı ile hazırlamıştık. Bu dalış için bize toplam 4000 litre hava gerekiyordu; 15 L ana tüp ve 7 L dekompresyon tüplerimizde toplam 4400 L hava vardı. Kalan 400 L yedekti. Planımıza harfiyen uymamız, dip zamanı ve derinlik&amp;nbsp;ihlalinden kesinlikle kaçınmamız gerekiyordu. Teknik derin dalış tartışmasız bir disiplin sınavı ve planımız bize disiplinli davranmamız gerektiğini sayılardan oluşan açık bir dille söylüyordu. &lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S-fofaFgdfI/AAAAAAAAANY/q5Jfo9tcwsc/s1600/DSCN2547.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S-fofaFgdfI/AAAAAAAAANY/q5Jfo9tcwsc/s200/DSCN2547.JPG" tt="true" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;Cambazları kıskandıran bir kıvraklıkla, sırtımızda tüpler, batmak için kurşun ağırlıklar ve bir elimizde paletler, diğerinde ikinci tüplerle kayalardan seke seke inişimiz görmeye değerdi. Suya sırayla girdik. Ayaklarımızı koyacak genişlikte bir kaya parçası bulup paletlerimizi taktık, dekompresyon tüplerimizi tüp askılarının sol tarafındaki alt ve üst D halkalarına astık. Dalmaya hazırdık...&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Dalış arkadaşınızla yüzeyde yaptığınız karşılıklı kontroller şüphesiz çok önemli, ancak teknik derin dalışta yüzey kontrolüne, 5 m derinde yapılan "valve drill - sızıntı kontrolü" de eklenir. Dalış arkadaşınızla karşılıklı olarak orta suda bekler ve yatay konumda sırayla kendi etrafınızda dönerek sızıntı olup olmadığını, vanaların rahat açılıp kapandığını kontrol edersiniz. Sızıntı kontrolünde sorun çıkmazsa dalış devam eder, aksi halde 5 m'den geri dönersiniz. Bu işin şakası yok ve bir sorun varsa yol yakınken dalışı iptal etmek en hayırlısı. Bu dalışa bir haftadır hazırlanıyorduk. Kağıt üzerinde defalarca daldıktan sonra iş uygulamaya gelmişti. Sızıntı kontrolü de sorunsuzdu ve derinlerde kaybolan dibi izleyerek kıyıyı arkamızda bıraktık.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Kayalık ve kumluğun birleştiği, balıkçıların "etek" dedikleri buluşma hattına ulaşmamız, sızıntı kontrolünden sonra bir dakika bile sürmemişti. Böyle giderse beş dakika geçmeden 50 m'ye ulaşırız diye aklımdan geçirirken, dibin eğimi biraz düzleşti. Pusulam olmasına rağmen dibi bulandırmamaya özen gösteriyordum. Burak da aynı şekilde dibi bulandırmamak için azami gayret gösteriyordu. Teknik derin dalışın bir başka kuralı daha: dipten 1 ya da 2 m yukarıda, feneri aşağıya ve öne doğru tutarak dibi takip et! Böylece suyu bulandırmadan 40 m'yi de geride bıraktık. Şimdiden beş dakika geçmişti. Fotoğraf çekimi ve çıkış hazırlığı için&amp;nbsp;geriye onüç dakikamız kalmıştı.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;İnanılmaz ama su pırıl pırıldı! Yüzeyin kabul edilebilir bulanıklığı kristalin altına inecek gücü bulamamıştı. Günlerdir devam eden poyrazın da etkisiyle su daha da durulmuştu. Feneri kapattığım zaman suya koyu bir karanlık hakim oluyordu. Bu karanlığı siyah ya da katran karası diyerek tanımlayamazsınız. Gözlerinizi sıkıca kapatmanız bile bu karanlığı anlamaya yetmez. Simsiyah bir hiçlik ya da kapkaranlık bir hiçlik... Işığın anlamını yitirdiği karanlık bir boşluk... Birbirlerini aydınlatan iki dalgıcın fenerlerinden çıkan parlak hüzmeler, bu derinlikte ve insan aklını zorlayan koşullarda bir hayat bağına dönüşüyor. Karanlığın içinde genişleyerek yayılan bu bembeyaz aydınlık, ince uzun kırbaçları andıran deniz kalemleri (&lt;em&gt;Funiculina&lt;/em&gt;) öbeğini aydınlattığında 50 m'ye ulaşmıştık. Geriye sadece on dakikamız kalmıştı. 50 m derinde geniş açı fotoğraf çekmek kılı kırk yarmayı gerektirdiğinden bu değerli vakti onların fotoğraflarını çekmek için harcamadım. Artık bir dahaki sefere...&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S-cUP3savGI/AAAAAAAAAMo/aVzR_Q8cdWs/s1600/PIC_0105_2.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S-cUP3savGI/AAAAAAAAAMo/aVzR_Q8cdWs/s200/PIC_0105_2.jpg" tt="true" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;Kıpkırmızı tekir balıklarının takılmış olduğu ağ, değerli taşlarla süslü bir tül gibi derinde uzanıyordu. Güvenli bir mesafede kalarak ağı incelemeye başladık. Eğer sahibi&amp;nbsp;vakit kaybetmeden ağı çekmeyi akıl ederse, av yasağının başladığı şu günlerde cukkayı doğrultabilirdi. Çalpara yengeçleri ve çağanozlar avın kokusunu çoktan almış, tekirleri didiklemek için ağa tırmanmaya başlamışlardı. Üstelik avın kokusunu alan sadece onlar da değildi. Işığımızdan ürkmeseydi kocaman dikenli vatoz da (&lt;em&gt;Raja clavata&lt;/em&gt;) tekirlerden payına düşeni fazlasıyla alabilirdi. Vatoz, kanatlarını aceleyle çırparak derin karanlıkta izini kaybettirmeye çalışırken bir süre onu izledik. Derindeki keyifli takipe bir süre daha devam ettik. Peşini bıraktığımızda dip zamanımızın bitmesine bir dakika kalmıştı. Artık geri dönmeliydik.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;50 m derinde 20 dakika geçirmek... Karanlığa alışmak... Karanlıkta gizlenen yaşamları aramak... Kısa bir süre için başka bir dünyanın insanı olmak...&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S-cXTxZkX8I/AAAAAAAAAMw/ThemD5l5rJw/s1600/PIC_0107_2.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://1.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S-cXTxZkX8I/AAAAAAAAAMw/ThemD5l5rJw/s200/PIC_0107_2.jpg" tt="true" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S-cXqZLXifI/AAAAAAAAAM4/R77yhoibLrQ/s1600/PIC_0109_2.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S-cXqZLXifI/AAAAAAAAAM4/R77yhoibLrQ/s200/PIC_0109_2.jpg" tt="true" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;Geri dönüş yolunda su yavaş yavaş aydınlanırken karşımıza çıkan bir iskorpit, ağda kalan balığın başına neler geleceğini söze gerek bırakmadan açıklıyordu: Yaşamı ziyan etmek... Zamanında toplanmayan ya da dibe takılıp kalan&amp;nbsp;her ağ, yaşamı ziyan etmek için dipte bir tuzak gibi bekliyor. Kocaman iskorpit leşine üşüşen yengeçler kendilerine karanlıkta ziyafet çekerken, kıskaçlarını uzatarak bize gözdağı vermekten de geri kalmıyorlardı. Kumluğun sonuna yaklaşırken birkaç tane kırlangıç yavrusu ve ağın eline düşmekten kurtulmuş bir tekir ışıklarımızdan ürküp derine yöneliyor. 40 m... 35 m... 30 m... 25 m... 21 m... Kumluk geride kaldı ve kayalık yeniden başladı. İlk dekompresyon durağımız kayalığın eteğinde. Burada 1 dakika geçiriyoruz; 6 m'de 33 dakika olarak planladığımız&amp;nbsp;dekompresyonun yanında lafı bile olmaz. İnsanın sabrını taşıran bir yavaşlıkla yükselmeye devam ediyoruz. 18, 15 ve 12 m'deki dekolar hızla geçiyor; 9 m'deki 6 dakikalık bekleme ise sadece sabrımızı deniyor ve nihayet 6 m'de bir ömür gibi gelen uzun&amp;nbsp;bekleme başlıyor. Dokularımızda biriken azotu atmak için buna katlanmak zorundayız. Derin su ziyaretçilerinden hemen ayrılmak istemiyor.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Kronometrede zaman bu sefer su gibi akıp geçmiyor. Dekompresyon bitmek bilmedi ama nihayet sonuna yaklaştık. Kayaları ağ gibi saran yeşil &lt;em&gt;Ulva&lt;/em&gt; yosunlarının üzeri deniz tavşanı yumurtaları ile dolu. Yeşil örtülerin üzerine, tabiat ananın nakış nakış işlediği dantelleri andıran pembe, sarı, turuncu yumurta paketleri... Aralarında bazıları tanıdık, ama şu pembe olanlar sanki diğerlerinden farklı. Dalışın bitmesine 3 dakika kala yeşil yosunların üzerinde kıpırtısız duran pembe bir kabarıklık dikkatimi çekiyor. Yakından bakıyorum; bir deniz tavşanı, daha önce görmediğim bir tür. Fotoğrafını çekiyorum. Dalış bitti. Yavaşça yükseliyoruz. Yorulmuşuz. Malzemeleri çıkarıyoruz. Bol bol su içiyorum. Su, dalışı izleyen kritik 24 saatte, dokulardaki kalıntı azot gazının atımını kolaylaştırıyor. Bu akşam sıcak banyo YOK. Gazlı meşrubat içmek YOK. Hafif bir yemek ve sonrasında&amp;nbsp;dinlenme...&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S-ccVdCRggI/AAAAAAAAANA/UAQys4g8Nv0/s1600/PIC_0121_2.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S-ccVdCRggI/AAAAAAAAANA/UAQys4g8Nv0/s200/PIC_0121_2.jpg" tt="true" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;Akşam dinlenirlen kitapları karıştırıyorum. İnternette deniz tavşanı sayfalarına bakıyorum. Fotoğraftaki kırmızı yaratık &lt;em&gt;Rostanga rubra&lt;/em&gt; türü bir deniz tavşanı. Marmara Denizi için yeni bir tür. Bugün çektiğimiz zahmetin ödülü, içdenizde yeni bir keşif. Başka bir dünyanın insanı olmayı göze almanın karşılığı.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-1247364316373326084?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/1247364316373326084/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/05/baska-bir-dunyanin-insani-olmak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/1247364316373326084'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/1247364316373326084'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/05/baska-bir-dunyanin-insani-olmak.html' title='BAŞKA BİR DÜNYANIN İNSANI OLMAK'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S-foZtDiahI/AAAAAAAAANI/dsQ3hciHFts/s72-c/DSCN2542.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-6068961106059256175</id><published>2010-05-06T07:00:00.000-07:00</published><updated>2010-05-06T07:19:06.606-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MARMARA DALIŞ DENİZ TAVŞANI ZEHİR DİP YAŞAMI'/><title type='text'>RENKLİ VE ZEHİRLİ</title><content type='html'>&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S-LOuj1uCZI/AAAAAAAAAMI/W0HA3-qV2J4/s1600/Hypselodoris_elegans.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://1.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S-LOuj1uCZI/AAAAAAAAAMI/W0HA3-qV2J4/s200/Hypselodoris_elegans.JPG" width="200" wt="true" /&gt;&lt;/a&gt;Renk derinde hemen göstermez kendisini. Bazen sabırlı ve titiz bir arayışın ödülüdür, bazen şanslı bir tesadüf, beklenmeyen bir karşılaşmadır. Yerine göre yeşil ya da lacivert olan alacakaranlığın içinde yaşamın sıcak renkleriyle burun buruna gelen bir dalgıç için bu karşılaşma, yabancısı olduğu bir dünyada samimi bir hoşgeldin olarak algılanabilir. Hemen her kovuktan ayrı bir gökkuşağının fışkırdığı tropikal denizlerde bu duygu bir süre sonra gücünü yitirir. Renklerin yarattığı coşku tropikal denizlerde aşinalığa yenik düşer, sıradanlaşır. Tabiatın cömertçe boyadığı tropikal resiflerden sonra bizim suların, özellikle Marmara'nın yeşile teslim olmuş derin suları, buraların yabancısı olanlara yavan gelebilir. Oysa içdenizin bazı canlıları, mesela deniz tavşanları, bir renk körünün bile dikkatini çekebilecek kadar süslü ve renklidirler.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S-LO3eAEyhI/AAAAAAAAAMQ/Hz7nLp5nN3Y/s1600/A_Punctata.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S-LO3eAEyhI/AAAAAAAAAMQ/Hz7nLp5nN3Y/s200/A_Punctata.JPG" width="200" wt="true" /&gt;&lt;/a&gt;Kelimenin tam anlamıyla bir renk arsızı olan deniz tavşanları, neon ışıklarını sönük bırakan sıcak renklerini, evrimin deney tüpünde gerçekleşen bir dizi kayıp ve kazanç reaksiyonu sonrasında kazandılar. Tıpkı deniz salyangozları gibi, kadim deniz tavşanlarının da başlıca savunma hattı, sırtlarında taşıdıkları kalın kabuklarıydı. Ancak günün birinde bu ağır yükten kurtulmak isteyen deniz tavşanları, güvenli sığınaklarının sağladığı aşılmaz korumanın yerini doldurabilecek bir savunma mekanizması geliştirmek zorunda kaldılar. Kabuktan kurtulmak, üretmesi ve bir ömür boyu taşıması çok maliyetli olan bir yaşam şeklinden, daha hafif ve ekonomik bir yaşam şekline geçmek demekti. Deniz tavşanları gardlarını düşürmeden önce, kolay lokma olmalarını önleyecek etkili bir silah bulmak zorundaydılar. İşte tam bu noktada evrimin adım adım ilerleyen süreçleri devreye girdi. Renk arsızı deniz tavşanları sırtlarındaki yükten kurtulmadan önce, evrim okulunda, diğer canlıların özellikle süngerlerin ve mercanların özsularındaki zehirli kimyasal maddeleri vücutlarında depolayarak silah olarak kullanmayı öğrendiler. Bazıları o kadar ileri gitti ki özel keselerde depolanan kimyasal maddelerden zamanla daha güçlü zehirler üretmeyi bile başardılar. Nihayet zehir üretiminde iyice ustalaşan deniz tavşanları günün birinde sırtlarındaki ağır yükü kolayca silkeleyip attılar.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S-LO_0tnI5I/AAAAAAAAAMY/_sHGtrGABG8/s1600/Dendrodoris_limbata02.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S-LO_0tnI5I/AAAAAAAAAMY/_sHGtrGABG8/s200/Dendrodoris_limbata02.JPG" width="168" wt="true" /&gt;&lt;/a&gt;Denizin bombon şekerleri olmaya aday gösterilebilecek kadar renkli deniz tavşanları, bir o kadar tatsız, tuzsuz ve zehirli yaratıklara dönüşmüşlerdi. Yakın plan çekimlerin değişmez baş rol oyuncuları, bugün neredeyse rakipsiz bir yaşamın tadını çıkarıyorlar. Ancak bu ayrıcalığı kolayca kazanmadılar. Kabuklarından kurtulmaya karar verip renkli ve zehirli canlılara dönüşürken şüphesiz onlar da kayıplar vermişlerdi. Fakat sonunda kazanan onlar oldu. Marmara Denizi'nde sıklıkla görülen &lt;em&gt;Dendrodoris limbata&lt;/em&gt; türü deniz tavşanının salgıladığı zehrin sadece 100 mikrogramı, çoğu yırtıcı dip balığını kendisinden uzak tutmaya yetiyor.&amp;nbsp;Bu küçük ayrıntı, geçen yıl Aşiyan'da yaklaşık 50 m derinde gördüğüm kocaman iskorpit balığının, ağzının kenarında gezinen etli mi etli deniz tavşanını neden ısrarla yemediğini fazlasıyla açıklıyor. Belki de iskorpit dersini zor yoldan öğrenmişti... Kim bilir? Doğadaki diğer tüm renkli ve zehirli canlılar gibi, deniz tavşanının göz kamaştıran renkleri de çevreye karşı açık bir uyarı: "Beni yeme, yoksa ölürsün!"&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-6068961106059256175?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/6068961106059256175/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/05/renkli-ve-zehirli.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/6068961106059256175'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/6068961106059256175'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/05/renkli-ve-zehirli.html' title='RENKLİ VE ZEHİRLİ'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S-LOuj1uCZI/AAAAAAAAAMI/W0HA3-qV2J4/s72-c/Hypselodoris_elegans.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-6003696437515924340</id><published>2010-05-02T05:34:00.000-07:00</published><updated>2010-05-02T05:39:48.057-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MARMARA ÇİÇEKLER GERÇEKÜSTÜ KARTAL ŞAKAYIK ANEMON KALEM'/><title type='text'>GERÇEKÜSTÜ ÇİÇEKLER</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S91w5Vvr06I/AAAAAAAAAL4/myyrRABnhU4/s1600/PIC_0080_2.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S91w5Vvr06I/AAAAAAAAAL4/myyrRABnhU4/s200/PIC_0080_2.jpg" tt="true" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Bahar geldiğinde İstanbul'un çiçekleri sadece yeryüzünde değil, dalgaların altında da açar. Evet, yanlış duymadınız! Kentin çiçekleri laleyle, erguvanla, hercai menekşelerle sınırlı değil. Marmara'nın derinlerinde, en az karadakiler kadar gözalıcı ve renkli çiçek bahçeleri var. Gerçi bu bahçelerde yeşeren çiçekler bildiklerimizden biraz farklı. Kökleri çamurun içinde kaybolup giden deniz kalemleri (&lt;em&gt;Veretillum&lt;/em&gt;) ve deniz şakayıkları (&lt;em&gt;Pachycerianthus&lt;/em&gt;), çiçeksi görünümlerine karşın, aslında omurgasız birer hayvan türü. Bitki olmayan, ancak bildiğimiz hayvalara da uzaktan yakından benzemeyen bu sıradışı yaratıklar, derinlerde gizlenen bir bahçenin gerçeküstü çiçekleridirler. Bilim, doğru bir benzetmeyle, bu sıradışı yaşam biçimlerini Anthozoa ya da "çiçek hayvanlar" olarak adlandırıyor. Ürkütüldüğünde kaçamayan dibe yapışık bir hayvanla, çevresine gözle görülür bir tepki veren, akıntıyla sürüklenen&amp;nbsp;küçük canlıları yakalamak için pusu kuran, hatta ilkel bir sindirim ve sinir sistemine sahip olan bir bitkinin karışımı gibiler...&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Deniz kalemleri ve deniz şakayıkları... Yerleşik bitki ve hayvan tanımlarını alt üst eden kırılgan canlılar... En zorlu koşullarda bile hayatta kalabilecek kadar dayanıklı ve inatçı gerçeküstü çiçekler.&amp;nbsp;Kartal'ın biraz açığında, 15'le 20 m arasındaki çamurların içinde boy atan&amp;nbsp;onlarca yavru deniz kalemi, derinlerde gerçek bir bahçeyi yavaş yavaş şekillendiriyor. Üstelik beş kuruş masraf gerektirmeden, bakım istemeden.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S91xJWxBL2I/AAAAAAAAAMA/TJkDFIwbZCs/s1600/PIC_0088.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S91xJWxBL2I/AAAAAAAAAMA/TJkDFIwbZCs/s200/PIC_0088.JPG" tt="true" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;Normal şartlarda loş ışığı, hatta karanlığı seven deniz kalemlerini, birkaç yıl önceye kadar adaların güney sahillerinden daha yakında görmemiştim. Ancak Marmara Deniz'i, artık İstanbul kıyısında bile yeterince loş olmalı; adaların güneyindeki deniz kalemi bahçelerinin kuzeye doğru hareketlenmelerinden ortaya bu anlam çıkıyor. Deniz şakayıklarının deniz kalemlerine göre daha hızlı davrandıkları ortada. Kentin yakınındaki sularda yıllarca önce tohumları atılan bahçelerde, bugün erişkin deniz şakayıkları hafif akıntının etkisiyle yavaşça dalgalanıyorlar. Güç koşullara inatla dayanan gerçeküstü çiçeklerin karşı koyamadıkları tek varlık insanın ta kendisi!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Kartal açıklarında yeşermeye başlayan deniz kalemi bahçesi, gemilerin demirleme alanının hemen kenarında. Adaların kıyılarında görülen, boyları yarım metreye ulaşan erişkin deniz kalemi grupları düşünüldüğünde, demirleme alanının tam ortasında da bahçeler olduğunu iddia etmek yanlış olmaz. Ağır çapalar, her demirlemede dibi kazıyan tırnaklar misali bu bahçeleri kökünden kazıyor. Gemilerin demirleme alanlarını ihlal etmeden, bu bahçeleri hayatta tutmak için bir şeyler yapılamaz mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere adaları çevresinde ve batı Akdeniz'in çeşitli bölgelerinde deniz kalemleri artık koruma altındalar. Gerçeküstü çiçeklerin yetiştiği bahçelerde demirlemek, ağ atmak ya da dibi taramak kesinlikle yasak. Hayal gibi... Dalgaların altındaki yaşam, varlığının ispatı elçilerini derinlerden kıyılara gönderiyor ve biz de onları, tepelerine yüzlerce kilo ağırlığında demir yumruklar indirerek karşılıyoruz. Denizden yararlanmak zorundayız; bu su götürmez bir gerçek. Ancak, deniz kalemleri ve deniz şakayıkları gibi kırılgan yaşamların yoğunlaştıkları bilinen alanlarda, örneğin Kartal kıyısındaki demirleme alanının çevresinde, deniz yaşamına rahat bir soluk aldıracak küçük deniz sığınakları kurulamaz mı? Kıyının birkaç yerinde, çok değil 100 m'ye 100 m'lik bir iki tane sığınak... Şamandıralarla işaretlenmiş, demirlemenin ve ağ atmanın yasaklandığı tarafsız bir bölge...&amp;nbsp;Bize bu kadar çok şey veren deniz yaşamına minnettarlığımızı göstermek için, çok küçük bir fedakârlıktan daha fazla değil istediğim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-6003696437515924340?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/6003696437515924340/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/05/gercekustu-cicekler.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/6003696437515924340'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/6003696437515924340'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/05/gercekustu-cicekler.html' title='GERÇEKÜSTÜ ÇİÇEKLER'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S91w5Vvr06I/AAAAAAAAAL4/myyrRABnhU4/s72-c/PIC_0080_2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-8938780065012252879</id><published>2010-04-26T11:31:00.001-07:00</published><updated>2010-04-28T22:51:57.028-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MARMARA DERİN DALIŞ YAŞAM BULANIK ÖYKÜ GORGONLAR MERCANLAR'/><title type='text'>DERİNDEKİ ÖYKÜLER</title><content type='html'>Marmara'nın mevsim geçişlerine denk gelen dalışları pek sevmem. Yıl boyunca sayılı zamanların dışında görüşün pek iyi olmadığı yüzey sularının iyice bulanması yetmezmiş gibi, nispeten daha duru olan dip suları da dalgıçları körleştiren bulanmadan payına düşeni fazlasıyla alır. Tüm yönlerin anlamını yitirdiği loş sular, Marmara'ya yabancı dalgıçlarda klostrofobik duygular uyanmasına yetecek kadar kasvetlidir. Akıntı, derinlik, basınç ve soğuk gibi derin dalışın olağan sayılan güçlüklerine, dikkat düzeyindeki fazladan artışın yol açtığı küçümsenmeyecek bir zihin yorgunluğu da eklenir. Zorlukla görebildiğiniz loş derinliklerde görme duyusu, duyma ve hissetmeye destek olmaktan daha fazlasını yapamaz. Pırıl pırıl parlayan güneş, yüzeyin birkaç metre altında bütün gücünü yitirir. Bulanıklık, ışığı emip yok eden somut bir gerçekliğe dönüşür. En güçlü sualtı feneri bile, ışığı kıran yoğun bir sis perdesinden farkı olmayan derin bulanıklıkta fazla işe yaramaz. İnsanın duyularını körelten karanlıkta dalgıç, sadece dibi takip ederek yolunu bulabilir. Birkaç metre ileride kendinize bir hedef belirler ve ona doğru ilerlersiniz. Sonra bir başka hedef, sonra bir başkası ve derken bir başkası... Yolunuzu metre metre aydınlatarak derinlere doğru ilerlerken, teknenin güvertesinde yumuşacık minderlerde keyif yapanlar, yüzeyde patlayan kabarcıkların kaynağında yaşanan mücadeleden çoğunlukla habersizdirler. Karanlık bir tünelin ucunda hayal meyal görülen ışığa gitmeye çalışmaktan farksızdır bulanık suda derin dalış. Böyle zorlayıcı bir dalıştan sonra olan biteni keyifle anlatırken çoğunlukla şu soruyla karşılaşırsınız: Derinde görecek ne var ki? Bu kadar sıkıntıya katlanmaya değer mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen haftasonu Neandros (Balıkçı) adasındaki dalışta da koşullar hemen hemen aynıydı. Su soğuktu; kuru elbise giymiş olmama rağmen suyun soğukluğunu hissedebiliyordum. 14 santigrat dereceye -ki dalış bilgisayarımın termometresinin gösterdiği değer buydu- karada dayanmak kolay olabilir; ancak sudaysanız, daha bir saat geçmeden kemikleriniz acıyana kadar üşümenize yeter de artar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uçurumun kıyısında dengesini korumaya çalışan bir kaya parçası gibi duran Neandros'un kıyıları baş döndüren bir eğimle derinlerde kaybolur. Kınalı, Burgaz, Heybeli ve Büyükada dörtlüsünün güneyinde, herbiri birer ıssızlık abidesi gibi duran üç küçük adanın en doğuda ve en yanlız olanıdır Neandros ya da Balıkçı adası. Bir zamanlar adayı mesken tutmuş olan bir balıkçının dışında -ki o da en sonunda dayanamayıp anakarada soluğu almıştır-, Neandros'un nüfusu martılardan ve kertenkelelerden oluşur. Bir de bizim gibi haftasonu dalışa gelen günübirlik robensonlardan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teknedekiler ne düşünürlerse düşünsünler, kuzey Marmara'nın zorlu sularına sırf macera olsun diye dalmıyorum. Denize meydan okumamayı yıllar önce öğrendim. Issızlıkla, sükûnetle, huzurla kutsanmış derin bahçemde gezinirken rahatlıyorum. Ofiste, sokakta, kara insanlarının arasında üzerime sinen, bana rahatsızlık veren manevi ağırlıkların her birinden bu derin bahçede kurtuluyorum. İnsanların dünyasında beni kederlendiren, kızdıran, dişlerimi sıkmama neden olan her türlü öfkeden arınıyorum gorgonlarla renklenen derin bahçemde. Dibe indikçe peşimden gelenlerin sayısı da azalıyor. Bir noktadan sonra derinlik, huzurlu bir yalnızlığın kapılarını ardına kadar açıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gorgonlar derindeki bahçenin en renkli, en süslü yaratıkları. Balıkçılar onlara "çalı" deseler de, bitki yaşamıyla uzaktan yakından ilgileri yok. Merhum Yaman Koray'ın "Deniz Ağacı" romanında bahsettiği, Marmara'nın derin sularına atılan ağlara takılan renkli çalılar da yine aynı yaratıklar... Kırmızının, morun, sarının, turuncunun sıcak tonlarını yansıtan gorgonlar, Anthozoa ya da "çiçek hayvanlar" olarak tanımlanan kalabalık bir grubun üyesi olan omurgasız hayvan&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S9cU02Oz9vI/AAAAAAAAALg/GufmrzweyvE/s1600/ParamuriaceaClavata01.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5464859570980779762" src="http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S9cU02Oz9vI/AAAAAAAAALg/GufmrzweyvE/s200/ParamuriaceaClavata01.jpg" style="cursor: hand; float: right; height: 134px; margin: 0px 0px 10px 10px; width: 200px;" /&gt;&lt;/a&gt;lardır. Hareket halinde görmeye alıştığımız diğer hayvan türlerinin aksine, sert zeminlere tutunarak yaşayan, taşların ve kayaların tutsağı olan gorgonların alışılmışın dışındaki geometrileri, hayvan yaşamına açılan farklı bir penceredir. İşte ben, Marmara'da sürüp giden yaşama bu pencereden bakmayı seviyorum. Oradan bakarken öyle güzellikler gördüm ki bugüne kadar... İnsanların zihninde ölüme mahkûm edilmiş bir denizin, ölümün zorla yakıştırıldığı Marmara'nın derinlerinde var olmaya çalışan yaşamın en güzel, en kırılgan renkleridir gorgonlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen her türlü sert zemine tutunarak yaşayan gorgonların Marmara'daki temsilcileri, &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S9cVCeDj6kI/AAAAAAAAALo/ER2z21WUFg4/s1600/IMG031.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5464859805009308226" src="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S9cVCeDj6kI/AAAAAAAAALo/ER2z21WUFg4/s200/IMG031.jpg" style="cursor: hand; float: right; height: 200px; margin: 0px 0px 10px 10px; width: 138px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt;Paramuricea&lt;/em&gt; ve &lt;em&gt;Eunicella&lt;/em&gt; cinslerine ait türlerden oluşuyor. Dalışın konforunu azaltan akıntı, gorgonların beslenmelerini ve hayatta kalmalarını sağlıyor. Akıntıyla taşınan plankton, gorgonun çalı benzeri iskeletini cıvık bir canlı tabaka gibi örten poliplerin yegâne besinini oluşturur. Poliplerin çevresini yapışkan bir çelenk gibi kuşatan dokunaçlar, akıntıyla sürüklenen planktonik canlıları yakalamak için hazır bekleyen aç parmaklar gibidir. Her polip, hızla kapanmaya hazır bir kapanı andırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deniz ağaçlarının kök saldığı taşların üzerini kaplayan karanfil mercanları &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S9cVTx1hH6I/AAAAAAAAALw/dEvtU9jNKOQ/s1600/Caryophillia01.JPG"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5464860102376890274" src="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S9cVTx1hH6I/AAAAAAAAALw/dEvtU9jNKOQ/s200/Caryophillia01.JPG" style="cursor: hand; float: right; height: 150px; margin: 0px 0px 10px 10px; width: 200px;" /&gt;&lt;/a&gt;(&lt;em&gt;Caryophillia&lt;/em&gt;) taştan çiçekleri andırırlar. İskeletin üzerini kaplayan gorgonların aksine, karanfil mercanının canlı dokusu "kaliks" adı verilen ve kalkerden oluşmuş taş gibi sert bir evciğin içine yerleşmiştir. Mercanın kan kırmızı dokusu, bembeyaz kaliksin içinde yanan bir ateş gibi görünür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Disiplinli teknik derin dalış bir nevi gönüllü hamallığı da beraberinde getirir. Büyük hacimli tüpler; hatta ikili dalış tüpü; beklemelerdeki solunum için bir ya da birkaç tane, daha küçük hacimli tüp; makaralar, fenerler, vs. vs. ve her şeyin yedeği... Derine dalmak isteyen dalgıçların gerçekten akla yatkın bir hedefleri olmalı. Bu hedef, dalış camiasında “çakılmak” olarak adlandırdığımız serserice derin dalışlarla, disiplinli teknik dalış uygulamalarının ayrıldığı temel noktadır. Bana göre dalınan derinliğin ne olduğu hiç önemli değil. Önemli olan derinlerde gizlenen bir öyküyü dinlemek, o öyküyü saklandığı derinliklerden çıkarıp başkalarına da anlatmak... Derinlere yapılan yolculuğu haklı çıkarmak için başka sebep aramaya gerek var mı?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-8938780065012252879?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/8938780065012252879/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/04/marmaranin-dibindeki-oykuler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/8938780065012252879'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/8938780065012252879'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/04/marmaranin-dibindeki-oykuler.html' title='DERİNDEKİ ÖYKÜLER'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S9cU02Oz9vI/AAAAAAAAALg/GufmrzweyvE/s72-c/ParamuriaceaClavata01.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-60707252263010741</id><published>2010-04-18T07:55:00.000-07:00</published><updated>2010-04-18T22:20:17.624-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MARMARA DALIŞ SÜRPRİZ TUZLA AYNILIK FARKLILIK BEKLENTİLER'/><title type='text'>SÜRPRİZLERLE DOLUDUR MARMARA</title><content type='html'>Sıradan başlayan şahane bir gündü. Tuzla'ya, daha önce hiç dalmadığım bir yeri keşfetmeye gelmiştim. Tuz Burnu'nun Pendik Tersanesi'ne bakan kıyısında, Mercan balıkçı barınağının çevresi kıyı dalışı için uygun gibi görünüyordu. Haritaya göre kıyıdan 100 m açıkta derinlik 10 m bile değildi. Derinlik beklentisi olmadan, rahat ve sürprizlerle dolu bir kıyı dalışı yapmaya hazırlamıştım kendimi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keşif dalışının en güzel yanı, sürpriz beklentisini devamlı taze tutan bir tılsımı olması. Yeni ve farklı bir deneyim yaşama beklentisi, keşif dalışları sırasında daima doruklardadır. Fakat daldığınız deniz Marmara ve mevki Tuzla olunca, insan ister istemez beklentilerine gem vurmak zorunda kalıyor. Gerçi Tuzla ve civarı, eskiden İstanbul'un en gözde dalış noktaları arasında sayılsada, koyun çevresinde sıralanmış tersaneler ve deniz yüzeyini menevişlendiren yağ tabakası, "beklentilerinde ölçülü olman senin hayrına..." der gibiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her zamanki kahve faslı bugün biraz aceleye geldi. Sabah ayazında bir fincan dumanı tüten kahve gibisi yok. Maskemi takmadan önce yüzüme çarptığım birkaç avuç su yüzümü acıttı. Nisan ortasında su hâlâ soğuk. Denizin bu sene ısınmaya niyeti yok...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıyıdaki iskeleden destek alarak paletlerimi giydim. Suyun göğüs hizama kadar yükselmesi için geri geri yürüyerek açılıyorum. Dipteki irili ufaklı kayalara takıldıkça tökezliyorum. Paletlerimi giymekte galiba biraz acele ettim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeşil ulva yosunları ya da nam-ı diğer marullar... Kırmızı deniz yosunları... Marmara'nın kıyılarında kayaların ilk metrelerdeki kostümleri hemen her yerde aynı. Araya serpiştirilmiş midyelerse hiç değişmeyen aksesuarlar gibi... Tuzla'nın dip manzarası da farklı değil. Siz siz olun sakın bu gibi benzerliklere kanmayın! Yenilikleri görmenin önündeki en yanıltıcı engel "aynılık" duygusuna kapılmaktır. Aynılık duygusu gözlemdeki titizliği ve seçiciliği zayıflatır. Bu duyguya yenik düştüğünüz an gözden kaçırmaya başlarsınız ve daldığınız her yer, ister istemez birbirinin aynısıymış gibi görünür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dipteki canlıları bulmanın en iyi yolu bence zıtlıkları kullanmak... Tekdüze renklerin arasındaki &lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S8trvpqviwI/AAAAAAAAALA/hwsD6Ky_YJM/s1600/PIC_0014.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5461577439500012290" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 126px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S8trvpqviwI/AAAAAAAAALA/hwsD6Ky_YJM/s200/PIC_0014.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;farklılıklar dikkatle bakmaya değer. Üzeri parlak mavi noktalarla bezenmiş yeşil bir yaprağa benzeyen &lt;em&gt;Elysia viridis &lt;/em&gt;kırmızı deniz yosunlarının arasında hemen göze çarpar. Böyle söyleyince, boyu 3 cm'yi geçmeyen bu deniz tavşanını bulmanın kolay olduğunu düşünebilirsiniz, fakat hiç öyle değil. Dipten en fazla yarım metre yukarıda sabırla palet çırpmadıkça &lt;em&gt;E. viridis&lt;/em&gt;'i kolay kolay bulamazsınız. O, Tuzla'daki sabırlı arayışın ilk ödülüydü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeşil ulva yosunlarının arasında yatan kahverengi benekli vatozu (&lt;em&gt;Raja radula&lt;/em&gt;) bulmak, taşların&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S8tsB-d6TPI/AAAAAAAAALI/b0y6_U8bZkw/s1600/Vatoz.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5461577754320981234" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 150px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S8tsB-d6TPI/AAAAAAAAALI/b0y6_U8bZkw/s200/Vatoz.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; üzerinde yatan hemcinslerini bulmaktan nispeten daha kolay. Karşıma çıkan ilk benekli vatoz, 1 m'den daha kısa olduğunu tahmin ettiğim bir dişiydi. Yosun yatağında sakin sakin yatarken, parlak bir ışıkla gözlerini kamaştıran bu yabancıya karşı duyduğu rahatsızlığı biraz kıpırdanarak göstermiş, ama yine de kaçmamıştı. Derine doğru ilerledikçe o gün dört tane benekli vatoz daha gördüm. Hepsi aynı dikkatli sakinlikle karşılamıştı gelişimi. Diplerine kadar girmeme ses etmeseler de her an kaçmaya hazırdılar. En azından deniyorlardı. Neyse ki kanatlarını çırpınca kaldırdıkları kum bulutunu izlemek, yerlerini tekrar bulmak için yeterliydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Pleurobranchia meckeli&lt;/em&gt; türü deniz tavşanını daha önce farklı yerlerde görmüş olsam da, onları &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S8tsgwp5v0I/AAAAAAAAALQ/yx2-_xTrtMk/s1600/PIC_0003.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5461578283189124930" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 150px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S8tsgwp5v0I/AAAAAAAAALQ/yx2-_xTrtMk/s200/PIC_0003.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;bu kadar kalabalık sürüler halinde ilk kez burada gördüm. Sanki Nisan ortasında Tuzla'da buluşmaya karar vermiş gibiydiler. Kayaların üzerine bıraktıkları dantel şeklindeki yumurta paketleri bu buluşmanın nedenini anlamak için yeterliydi. Dışarıdan bakıldığında Tuzla'nın yağlı yeşil denizi fazla bir yaşam vaadetmese de dipte çok farklı bir manzara var! Öyle ki, sadece açıktaki adalarda görmeye alıştığım bir anemon türü olan &lt;em&gt;Cereus pedunculatus&lt;/em&gt;'u bile görmüştüm bu dalış sırasında. Çok ender rastlanan bu anemon da Tuzla'yı yerleşmeye uygun bulmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marmara'daki her dalışta aslında yeni olmayan, ama uzun süredir ortalarda görünmediklerinden dolayı bende yeniymiş duygusunu uyandıran her canlı, her şeye rağmen içdenizi hâlâ &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S8tsv9GpFwI/AAAAAAAAALY/-NHWmmWUkgU/s1600/PIC_0001.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5461578544228931330" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 150px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S8tsv9GpFwI/AAAAAAAAALY/-NHWmmWUkgU/s200/PIC_0001.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;küstüremediğimizin capcanlı kanıtları. Taşların kostümü her yerde aynıymış gibi görünse de, siz yine de aralara dikkatle bakmayı ihmal etmeyin. Hiç ummadığınız bir yerde, Marmara, size de dudağınızı ısırtacak bir sürpriz yapabilir. Aynılığın arasındaki sayısız farklılığı gördükçe, Marmara geçmişteki görkemine biraz daha kavuşuyor. İçdenizin biyolojik zenginliği gözden uzak ayrıntılarda saklı ve yeniden keşfedilmeyi bekliyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-60707252263010741?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/60707252263010741/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/04/surprizlerle-doludur-marmara.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/60707252263010741'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/60707252263010741'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/04/surprizlerle-doludur-marmara.html' title='SÜRPRİZLERLE DOLUDUR MARMARA'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S8trvpqviwI/AAAAAAAAALA/hwsD6Ky_YJM/s72-c/PIC_0014.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-5297564361261664715</id><published>2010-03-24T11:38:00.000-07:00</published><updated>2010-03-24T23:20:56.461-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Marmara Kirlilik Yaşam Horozbina Saygı'/><title type='text'>AT DENİZE UNUT GİTSİN</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S6poiZHLRPI/AAAAAAAAAIU/6I6aqmo2IFY/s1600/Parablennius_tentacularis_02.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5452285238951232754" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 150px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S6poiZHLRPI/AAAAAAAAAIU/6I6aqmo2IFY/s200/Parablennius_tentacularis_02.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Neden denizi istemediği şeyleri sahiplenmeye zorluyoruz? Boyutuna, rengine, içeriğine bakmadan, elimize geçen her şeyi neden ısrarla denize atıyoruz? Sesi çıkmadığı, tepki vermediği, her gün kimbilir kaç kez tekrarlanan pis bir oldu bittiyi sürekli sessiz sedasız kabullendiği için olabilir mi? Siz bu soruya nasıl bir açıklama getirirsiniz bilmiyorum, ancak bana sorarsanız bunun tek bir izahı var: saygısızız! Dalgalara karşı saygısızız... Tuz kokan, iyot kokan maviye saygısızız... Lapinin beneklerine, mercanın kırmızısına, iskorpitin kahverengili grili kırçıllarına, karidesin pembesine, yani denizde yaşayan tüm renklere karşı saygısızız... Vapurların peşinde fırdönen bıçkın martılara, denize cesaretle çivileme dalan gözüpek karabataklara saygısızız... Balıkçılara, ekmeğini denizden çıkaran oltacılara, sepetçilere, volicilere saygısızız... Denizde sürüp giden hayata saygısızız, çünkü hayata karşı duyarsızız... Çoğumuz derinlerde bir yerde bir yaşam olduğunun farkında bile değiliz; işte bu nedenle derinlerdeki hayata karşı saygısız ve duyarsızız; bu nedenle elimize geçen hemen her şeyi düşünmeden atıyoruz denize. Gözümüzün önünden gitsin de ne olursa olsun. At denize unut gitsin. Hem balık falan girer, yuvalanır o bira şişesinin içinde. Yazık değil mi o sevimli horozbinaya? Onun da bir evi olsa fena mı olur? Deniz nasılsa iki günde kendine benzetir, saklayıverir o şişeyi cama yapıştırdığı midyelerle, yosunlarla, türlü türlü kekamozla. Bir de horozbina koyduk mu içine al sana mini minnacık bir yapay resif... Kim demiş denize karışan şişe zararlı diye?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Keşke bu kadar basit olsaydı! Keşke deniz, ona zorla kabul ettirdiğimiz her şeyi zarar görmeden zararsız hale getirebilseydi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Pisliğimizi kapatmak için, deniz elinden geleni yapıyor yapmasına da, peki biz deniz için ne yapıyoruz? Dalgaların altında süren yaşamın farkına varmanın zamanı geldi de geçiyor. Acaba bunun farkında mıyız?&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-5297564361261664715?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/5297564361261664715/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/03/at-denize-unut-gitsin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/5297564361261664715'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/5297564361261664715'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/03/at-denize-unut-gitsin.html' title='AT DENİZE UNUT GİTSİN'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S6poiZHLRPI/AAAAAAAAAIU/6I6aqmo2IFY/s72-c/Parablennius_tentacularis_02.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-158999141860226252</id><published>2010-03-03T23:01:00.000-08:00</published><updated>2010-03-04T04:40:01.799-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaralama'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tükenme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Koruma'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Avcılık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Köpekbalığı'/><title type='text'>SİZ HÂLÂ ÖLMEDİNİZ Mİ?</title><content type='html'>Birileri tarafından acımasızca hırpalandığınızı hayal edin! Şiddeti giderek artan bir öfkenin hedefi haline geldiğinizi; aldığınız her darbenin bir öncekinden daha sert olduğunu; başta hafif hafif sızan kanın, göz yaşlarınıza her an daha fazla karıştığını hayal edin… Evet! Sizden düpedüz dayak yediğinizi, gözü dönmüş kişiler tarafından merhametsizce darp edildiğinizi hayal etmenizi istiyorum!&lt;br /&gt;Çok mu sert geldi? Düşüncesi bile kötü mü dayak yemenin? Pataklanmayı kim ister ki?&lt;br /&gt;“Hadi birilerini marizlediğinizi hayal edin…” deseydim, aklınıza kim bilir ne fantaziler gelirdi. Artık uçan tekmelerle, karna diz atmalarla ve daha nice imkansız vuruşlarla içten içe sarsılırdı beynin hayal kurma merkezi. Haksız sayılmam… Ne dersiniz?&lt;br /&gt;Eğer yeterince dövüldüğünüzü düşünüyorsanız, hasımlarınızın sizi bıraktıklarını hayal ederek bu sanal acıyı hemen sonlandırın. Gerçek hayatta bu dayağı yemiş olsaydınız, muhtemelen yere yığılır kalırdınız. Ayağa kalkmak şöyle dursun, parmağınızı bile kıpırdatmaya mecaliniz kalmayacaktı belki de… Kırık kemikler, patlamış dudaklar, yarılmış bir kaş, üst baş perişan; yara bere içinde kalan bedeninize, sarsıntıyla bulanan beyninizi de ekleyin ve tekrar ayağa kalkmayı deneyin. Nasıl, beceremediniz mi? Çalınmadıysa hemen cep telefonunuzu çıkarın ve artık akraba, arkadaş, ambulans nereyi düşürebilirseniz hemen arayın. Eğer birileri gelip sizi bu bataktan çıkarmazsa ölmeniz işten bile değil. Aa, pardon söylemeyi unutmuşum; belki de çoktan öldünüz. Serserilerden biri yumrukla, muştayla tatmin olmadı ve cebinden ayırmadığı sustalı çakıyı size birkaç kez sapladı. Hâlâ kusmadıysanız, lütfen bunu da hayalinize ekleyin.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Eskiden köpekbalıklarını denize geri bırakmanın, onları yaşatmak için yeterli olduğunu düşünürdüm. Üstelik böyle düşünenlerden sadece biridiydim… Köpekbalıklarının yanı sıra, hedef dışı avlanan diğer deniz canlılarını denize fırlatıp atmak yeterli bir çözüm gibi görülürdü bir zamanlar. Ağa köpekbalığı mı takılmış? Oltanın iğnesini köpekbalığı mı yutmuş? Sorun değil! O mendeburlara hiçbir şey olmaz ki… &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S49bHd5aQ7I/AAAAAAAAAHs/Wp8ohdaevTw/s1600-h/Dscn0845.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444670658356855730" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 150px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S49bHd5aQ7I/AAAAAAAAAHs/Wp8ohdaevTw/s200/Dscn0845.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hemen ağdan çıkarıverin, oltanın iğnesinden kurtarın… Canım, öyle kibar davranmanıza gerek yok! Adı üstünde köpekbalığı, bir şey olmaz ona. Ağ zarar görmesin yeter. Haa, unutmadan, elini kaptırmamaya bak; durup dururken bir de sen iş açma başımıza!&lt;br /&gt;Nasıl, çıkartamadınız mı ağdan şu koca gövdeyi? Amaaan… Uğraşmayın o zaman; getir bakayım şu kakıcı… Kakıç dedim, kakıç; hani ucunda kasap çengeli gibi kocaman bir kanca takılı uzun sopa var ya, işte ona kakıç denir. Getir bakayım onu… Şöyle iki kişi tutun ucundan, kancayı da mendeburun ağzına taktırın… Oldu mu? Çekin şimdi teknenin arkasına, sallayın gitsin denize…&lt;br /&gt;“Yazık, yaralandı hayvan…” mı dedi biriniz? Canım ufacık iki yara ne yapar o kocaman canavara! Sinek ısırığı gibi gelir ona; iki günde iyileşir, kabuk bağlar onun yaraları. Hem sana ne! Elini koparsa daha mı iyi olurdu?&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Yıllarca böyle düşündüler köpekbalıklarını denize geri bırakmadan önce. Ufak tefek yaraların denizde mikrop kapabildiğini; yırtılan yüzgeçlerin kaynamadığını; hele kopan yüzgeçlerin yerine asla yenisinin çıkmadığını bilmeden, karga tulumba denize geri attılar köpekbalıklarını. Bazen o kadar ileri gittiler ki, “bir daha karşımıza çıkmasın, ağımızı yırtmasın, balığımızı çalmasın” diyerek denize bırakmadan önce karınlarını deştiler, kafalarını ezdiler güvertede.&lt;br /&gt;Takıldığı ağdan ya da oltadan kurtulmak için umutsuzca çırpınan bir köpekbalığının dokularında stres hormonlarının düzeyi o kadar yükselir ki, bir süre sonra köpekbalığı yorgun düşer, katılır kalır. Özgürce yüzemediği için solungaçlarındaki su dolaşımının kesintiye uğraması sonucu solunum neredeyse durma noktasına gelir. Köpekbalıklarında tükenme sürecinin fizyolojisini ele alan araştırmalarda ulaşılan sonuçları kabaca böyle özetlemek mümkün. Kendinizden pay çıkarın: onun yerinde olsaydınız mücadeleye daha ne kadar devam edebilirdiniz? &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S49bRwu3bwI/AAAAAAAAAH0/1Haz0s_C7lE/s1600-h/Hex6.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444670835211595522" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 117px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S49bRwu3bwI/AAAAAAAAAH0/1Haz0s_C7lE/s200/Hex6.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Tükenmiş halde güverteye çıkarılan bir köpekbalığı bir süre daha yaşamaya devam eder. Ancak suyun dışında geçirdiği her saniye onu ölüme daha da yaklaştırır. İrili ufaklı yaralar, deniz suyunda bulunan mikroplar için açık birer kapıdır. Köpekbalığı kan kaybettikçe gücü tükenir. Bu haldeyken denize geri bırakılan bir köpekbalığı için ölüm kaçınılmaz bir sondur. Yara bere içinde kalan her köpekbalığını, gözden uzakta ‘gizli’ bir ölüm bekler.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Hâlâ hayattaysanız çok geç olmadan birilerini arayın ya da etraftakilerden yardım isteyin lütfen. Yoksa kan kaybından, maazallah… Şanslıydınız; ölüm meleğinin tırpanı bu sefer sizi teğet geçti. Ha bir eksik, ha bir fazla… Derinlerde her gün sayısız ‘gizli’ ölümün yaşandığı bir dünyada ne fark eder ki?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6219172251337536699-158999141860226252?l=derintakip.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://derintakip.blogspot.com/feeds/158999141860226252/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/03/siz-hala-olmediniz-mi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/158999141860226252'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6219172251337536699/posts/default/158999141860226252'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://derintakip.blogspot.com/2010/03/siz-hala-olmediniz-mi.html' title='SİZ HÂLÂ ÖLMEDİNİZ Mİ?'/><author><name>Hakan Kabasakal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07126768004880336847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/TPqtmzlSNFI/AAAAAAAAATQ/aKpqOdJR5UY/S220/PIC_00311.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S49bHd5aQ7I/AAAAAAAAAHs/Wp8ohdaevTw/s72-c/Dscn0845.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6219172251337536699.post-3953592638278440302</id><published>2010-02-15T22:42:00.001-08:00</published><updated>2010-03-03T23:06:00.865-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Marmara'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dalış'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sualtı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşam'/><title type='text'>MARMARA’NIN HAFIZASI</title><content type='html'>Gece yüzen bir kent gibi ışıldayan Prens adalarının aksine, ne Sivri ne de &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S3o-d056zKI/AAAAAAAAAHU/WZQc0Tofh8k/s1600-h/AlcyoniumPalmatum01.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5438728182141996194" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 134px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S3o-d056zKI/AAAAAAAAAHU/WZQc0Tofh8k/s200/AlcyoniumPalmatum01.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div&gt;&lt;div&gt;Yassıada’yı karanlıkta kolay kolay seçemezsiniz. Güneş batınca yalnızlığın ağırlığıyla her ikisi de sanki Marmara’nın sularında gözden kaybolurlar. Dalış yapmak ya da kafa dinlemek için gelen günübirlik Robensonlar’a rağmen, bugün de geçmişte olduğu kadar yalnız ve ıssızdırlar. Adaları kâğıt üzerinde sahiplenmekle “ada insanı” olmak aynı şey değil. “Adalı” olmak için sabırlı olmak, adaya zaman tanımak gerekiyor. Anakaradaki inşaatlarımız için tırtıkladığımız Sivriada, yıllardır derin bir sessizliğe gömülmüş durumda. Taşocağından kalma limanın hatırına gelenler dışında, Sivriada’nın gerçek hakimleri kertenkeleler ve martılar.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İnsansız kalmış olmanın her şeye rağmen iyi yanları da var. Dönem dönem sınırlı bir insan kalabalığını ağırlamış olan adaların uzun süreli yalnızlıkları kuzey Marmara’da eşine az rastlanan bir yaşam bahçesinin şekillenmesine &lt;/div&gt;&lt;div&gt;izin verdi. Adaları saran kasvet derinlerdeki bahçede gücünü yitiriyor. &lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S3o-yWLF4tI/AAAAAAAAAHc/ZN2J8OL9ra4/s1600-h/Didemnum_spp.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5438728534669779666" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 150px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S3o-yWLF4tI/AAAAAAAAAHc/ZN2J8OL9ra4/s200/Didemnum_spp.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Issız kayalıklardaki her dalışımda “Tanrı buraları boş bir vaktinde yaratmış olmalı…” diye geçer içimden. Taşların üzerine özenle sürdüğü her renkten belli ki çok keyif almış. Dipteki sertliği yaşamla yumuşatırken harcadığı çabada aceleden eser yok. İlk metrelerdeki bulanık sular ve yeşil yosun örtüsü, derinlerdeki renkli dünyayı haketmeyen gözlerden saklayan bir aldatmacadır sadece. Yıllar yılı öldü gözüyle bakılan Marmara’nın derinlerinde, yaşama karşı en vurdumduymaz, en hoyrat davranan insanı bile &lt;/div&gt;&lt;div&gt;baştan çıkarabilecek bir renk cümbüşü gizlenmiştir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Burası Tanrı’nın &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S3o-6lHBulI/AAAAAAAAAHk/E6eIQ4kMBVU/s1600-h/Veretillum_cynomorium.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5438728676118215250" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 150px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_HKWTjKx598k/S3o-6lHBulI/AAAAAAAAAHk/E6eIQ4kMBVU/s200/Veretillum_cynomorium.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;yaşama adadığı saklı bir bahçedir; kelimenin tam anlamıyla bir ‘biyolojik zenginlik’ kaynağıdır İstanbul’un yanıbaşında. Adalar denizini gökkuşağının renkleriyle buluşturan bu bahçe, Marmara Denizi’nde yaşayan bitki ve hayvan türlerinin değim yerindeyse ‘hafızası’dır. İçdenizin diğer kıyılarında artık yaşamayan canlılar
