4 Nisan 2026 Cumartesi

BAZEN DOĞAL YOLLARDAN GELMEZLER

 


Karadeniz kıyısında bir serbest dalgıç, zıpkınla balık avlamak için belki yüzlerce kez yaptığı dalışlardan birini daha tekrarlıyordu. Sabahın serinliğinde suya girerken her şey tanıdıktı: kıyıya paralel uzanan kayalık hat, üzerinde dalgalanan kahverengi algler, aralarına saklanan küçük balıklar…

Alışılmış hareketlerle meradaki her taşın altını kontrol ediyordu. Eli tetikteydi. Levrek, karagöz, kefal… Artık şansına ne çıkarsa. Yeter ki büyük bir av olsun.

Nefesini tutup yavaşça dibe süzüldüğünde, gözleri otomatik olarak detayları tarıyordu. Yılların verdiği alışkanlıkla, sıradan ile olağandışı olanı ayırt etmesi sadece bir an sürerdi.

Ve o an geldi.

Kayalığın hemen üzerinde, alglerin arasında asılı durur gibi hareket eden bir balık… İlk bakışta küçük, önemsiz. Ama bir şeyler yanlıştı.

Vücudu koyu tonlardaydı. Sırtından karnına doğru inen belirgin sarı-siyah dikey bantları vardı. Işığın kırıldığı su kolonunda bu desenler parlıyordu.

Dalgıç bir an durdu.

Bu görüntüyü daha önce görmüştü. Ama burada değil. Bu balık, tanıdıktı. Deniz akvaryumlarından. Tropik sulardan. Belgesellerden.

İyi de tropiklerde dolaşması gereken bu yabancı, Karadeniz’in serin ve kapalı dünyasında ne arıyordu?

Tetiğe gitmesi gereken parmak, o an için geri çekildi. Çünkü artık karşısındaki sadece bir av değil, bir soruydu.

Ve bu soru, tek bir balığın çok ötesine uzanıyordu.

Bir görüntü, bir şüphe

Söz konusu balık, bilim dünyasında Abudefduf olarak bilinen bir grup içinde yer alıyor. Halk arasında “çavuş balığı” diye de tanınan bu türler, genellikle tropik ve subtropik denizlerde yaşar. Renkli, dikkat çekici ve çoğu zaman kıyıya yakın kayalık alanlarda görülen bu balıklar, Karadeniz için alışılmış değildir.

Üstelik sorun sadece “orada olmaması gereken bir balığın görülmesi” değildir.

Asıl mesele, onun tam olarak ne olduğunun bilinmemesidir.

Çünkü Abudefduf cinsine ait bazı türler—özellikle saxatilis, vaigiensis ve troschelii—birbirine o kadar benzer ki, sadece dış görünüşe bakarak kesin tür tayini yapmak neredeyse imkânsızdır. Fotoğraf ya da video, çoğu zaman yeterli değildir.

Bu nedenle bilim insanları bu tür kayıtları çoğu zaman “cf.” ibaresiyle, yani “buna benziyor ama kesin değil” şeklinde rapor eder. Bu küçük detay, aslında büyük bir gerçeği anlatır: Denizde gördüğümüz her şeyi tam olarak tanımıyoruz.

Bilimin yeni gözü: Su altı kameraları

Bu olayın bir başka dikkat çekici yönü ise kaydın nasıl elde edildiğidir. Ortada planlanmış bir bilimsel örnekleme yoktur, ne de laboratuvara taşınmış bir örnek.

Sadece bir video.

Bu tür kayıtlar “fırsatçı gözlem” olarak adlandırılır. Ve günümüzde deniz biyolojisinin en hızlı büyüyen veri kaynaklarından biridir.

Artık dalgıçlar, balıkçılar ve amatör doğa gözlemcileri, bilimsel keşiflerin önemli bir parçası haline gelmiştir.

Ama bu durum beraberinde bir sorunu getirir: belirsizlik.

Bir türün varlığını görmek ile onu kesin olarak tanımlamak arasında büyük bir fark vardır. Ve bu fark, özellikle istilacı türler söz konusu olduğunda kritik hale gelir.

Çünkü yanlış bir teşhis, yanlış bir hikâye anlatır.

Akdeniz’den kuzeye doğru

Son yıllarda denizlerde yaşanan değişimlerin en belirgin yönlerinden biri, türlerin coğrafi sınırlarının hızla değişmesidir.

Akdeniz giderek ısınıyor. Bu ısınma, tropik ve subtropik türler için yeni yaşam alanları yaratıyor. Süveyş Kanalı’ndan giren Kızıldeniz kökenli türler ya da Atlas Okyanusu’ndan gelen türler, artık Akdeniz’de kalıcı hale geliyor.

Ama hikâye burada bitmiyor. Bu türler kuzeye doğru ilerliyor!

Önce Ege. Sonra Marmara. Ve artık Karadeniz.

Riva açıklarında görülen o küçük balık, bu büyük göçün belki de ilk işaretlerinden biri.

Ama bu bir göç mü? Çünkü her yeni tür kaydı, beraberinde zor bir soruyu getirir:

Bu canlı buraya kendi kendine mi geldi? Yoksa biz mi getirdik?

Denizlerde türlerin taşınması için birçok yol vardır:

  • Doğal yayılım ve akıntılar
  • Süveyş Kanalı gibi yapay geçitler
  • Gemi balast suları
  • Akvaryumdan kaçanlar ya da kasıtlı salınanlar

Özellikle son iki başlık, tamamen insan kaynaklıdır.

Bir gemi, binlerce kilometre öteden aldığı suyu başka bir denizde boşaltabilir. Bu suyun içinde planktonlar, larvalar ve hatta küçük canlılar bulunabilir. Benzer şekilde, akvaryumdan doğaya bırakılan bir balık, yeni bir ekosistemin başlangıcı olabilir.

Yani bazen denize gelenler, gerçekten doğal yollardan gelmez.

Karadeniz’de yalnız değil

Abudefduf örneği tekil bir olay değil.

Karadeniz’de son yıllarda dikkat çeken bir başka tür, Kore kaya balığıdır (Sebastes schlegelii). Ancak bu türün hikâyesi çok daha çarpıcıdır.

Çünkü bu balık, Akdeniz’de bile doğal olarak bulunmazken, doğrudan Karadeniz’de ortaya çıkmıştır.

Ve yalnızca ortaya çıkmakla kalmamıştır. Hızla yayılmıştır.

2023 yılının başlarında Türkiye’nin doğu Karadeniz kıyılarında kaydedilen tür, aynı yılın sonunda İstanbul Boğazı’nın hemen öncesine kadar ulaşmıştır. Yaklaşık 800 kilometrelik bir mesafeyi 10 ay gibi kısa bir sürede kat etmiştir.

Bu, deniz ekosistemleri için olağanüstü bir yayılım hızıdır.

Kaçak yolcular

Kore kaya balığının Karadeniz’e gelişi büyük olasılıkla doğal değildir.

En güçlü ihtimallerden biri, gemilerin safra sularıdır. Diğer bir olasılık ise, ticari amaçla taşınan türlerle birlikte “yanlışlıkla” bölgeye ulaşmasıdır.

Yani bu balık, belki de insanlar tarafından, farkında bile olunmadan binlerce kilometre taşınmıştır.

Ve şimdi yeni bir habitatta yaşamaya başlamıştır.

Denizler, kaçak yolcularla ve gözden kaçan yolculuklarla doludur.

Ekolojik denge: Kırılgan bir ağ

Yeni bir türün bir ekosisteme girmesi, çoğu zaman zincirleme etkiler yaratır.

Kore kaya balığı, yaşam alanı ve beslenme alışkanlıkları bakımından yerli iskorpit türleriyle benzerlik gösterir. Bu da doğrudan rekabet anlamına gelir.

Aynı saklanma alanları. Aynı avlar. Aynı ekolojik niş...

Bu durumda şu ihtimaller ortaya çıkar:

  • Yerli türlerin popülasyonu azalabilir
  • Besin zinciri değişebilir
  • Ekosistemin dengesi kayabilir

Benzer şekilde, Abudefduf gibi türler de kıyıya yakın ekosistemlerde küçük ama önemli değişimler yaratabilir.

Her yeni gelen, sistemde bir boşluk bulur ya da bir boşluk yaratır.

Tehdit mi, fırsat mı?

Ancak her istilacı tür hikâyesi sadece bir felaket anlatısı değildir.

Karadeniz’in geçmişi, bu konuda önemli bir örnek sunar: Rapana venosa...

Bu istilacı deniz salyangozu, ilk ortaya çıktığında büyük bir tehdit olarak görülmüştür. Midye ve istiridye yataklarına zarar vermiştir. Ama zamanla ne olmuştur?

Ekonomik değeri keşfedilmiştir. Bugün Karadeniz’de önemli bir ihracat ürünüdür.

Kore kaya balığı da benzer bir potansiyele sahip olabilir. Doğal yayılım alanında ticari değeri yüksek olan bu tür, ileride balıkçılık açısından yeni bir kaynak haline gelebilir.

Ama bu fırsat, ekolojik bir bedelle gelebilir.

Yerinden edilenler

Doğa boşluk sevmez.

Yeni bir tür geldiğinde, genellikle bir başkasının alanını daraltır. Bu bazen doğrudan rekabetle olur, bazen dolaylı etkilerle.

  • Daha hızlı büyüyen bir tür, kaynakları tüketir
  • Daha agresif bir tür, diğerlerini dışlar
  • Daha uyumlu bir tür, değişen koşullarda avantaj sağlar

Bu süreçler yavaş ilerler. Gözle fark edilmesi yıllar alabilir. Ama başladığında, geri dönüşü zor olabilir.

Karadeniz’in yarını

Karadeniz artık kapalı ve değişmez bir sistem değildir.

Akdeniz ile bağlantısı, artan deniz suyu sıcaklıkları ve insan faaliyetleri, bu denizi daha geçirgen hale getirmiştir.

  • Gelecekte ne olacak?
  • Daha fazla tropik tür mü göreceğiz?
  • Yeni istilacı türler mi eklenecek?
  • Yerli türlere ne olacak?

Belki de Karadeniz tamamen tropikleşmeyecek. Ama kesin olan şu: Artık eskisi gibi kalmayacak.

Küçük bir eylem, büyük bir sonuç

Bu hikâyenin en basit ama en önemli mesajı şudur:

Denize ne attığına dikkat et.

Bir akvaryum balığını serbest bırakmak masum görünebilir.

Bir geminin su boşaltması rutin bir işlem olabilir.

Ama bu küçük eylemler, büyük ekolojik değişimlerin başlangıcı olabilir. Çünkü denizler, bizim bıraktıklarımızla şekilleniyor.

Son bir bakış

Riva açıklarında görülen o balık…

Şile’de yakalanan o yabancı tür…

Bunlar sadece bilimsel kayıtlar değil. Bunlar bir dönüşümün izleri. Bir sistemin değiştiğinin kanıtları. Belki de geleceğin habercileri.

Büyük bir hevesle kurduğunuz deniz akvaryumunuzdan sıkıldıysanız onu doğaya boşaltmadan önce şunu hep hatırlayın: bazen canlılar doğal yollardan gelmezler.

Bir sonraki kaçak yolcunun sebebi siz olabilirsiniz.

Kaynak makaleler:

Bu yazı, 2024 yılında Ege Journal of Fisheries and Aquatic Sciences dergisinde yayımlanan Prebosphoric occurrence of Korean rockfish, Sebastes schlegelii Hilgendorf, 1880 in southwestern Black Sea with notes on its morphometry and dispersal potential; ve Annales Series Historia Naturalis dergisinde yayımlanan First record of the Abudefduf cf. saxatilis/vaigiensis/troschelii species complex (Pisces: Pomacentridae) in the Black Sea başlıklı bilimsel çalışmaların bulgularına dayanarak hazırlanmış, genel okuyucu için kaleme alınmış bir popüler bilim uyarlamasıdır. Kaynak makaleleri incelemek için aşağıdaki linklere tıklayın:

Uzer, U., F. S. Karakulak & H. Kabasakal (2024): Prebosphoric occurrence of Korean rockfish, Sebastes schlegelii Hilgendorf, 1880 in southwestern Black Sea with notes on its morphometry and dispersal potential. Ege Journal of Fisheries and Aquatic Sciences, 41(1), 63-68. https://pdf.trdizin.gov.tr/pdf/YTBVRXEvd1R4b0dmblZHemY5d1VJeTMvNGMrbHowL0FmWUI5T000TS9HVVZkME5ZTFpoZEc2eG9lcnBWeUhMaDZhQjZtSjU0b0YxNmVLSzhWY0pGbEhLdm1jWDhYcGUzTjNpR2JMb2p0SDEyVmxtSTF4d04wMDdXczJuV2Eyd0JaRUowNWxzUDJsWjAyeXNiWU95aHgrR2ZOVHQ4YnpjZHBRRUkxalhoalFpTy9yTWtwMHkrNUQwbloxNFhJZVFSSlRMSFBkVk5aZ1V1NkZ3N293dy9QRHFNc25IcWJHdUlMZzRJd1VxU1Q1cz0.

Karakulak, F. S., M. Gökoğlu, U. Uzer & H. Kabasakal (2024): First record of the Abudefduf cf. saxatilis/vaigiensis/troschelii species complex (Pisces: Pomacentridae), in the Black Sea. ANNALES · Ser. hist. nat., 34, 205-210. https://zdjp.si/wp-content/uploads/2024/12/Annales-SHN-34-2024-2-F.-Saadet-KARAKULAK.pdf.