17 Ocak 2013 Perşembe

SÜSLÜ MÜ SÜSLÜDÜR KARABAŞ BALIĞI...


Hem süsüne düşkün hem de utangaçtır. Turuncudan kırmızıya yalazlanan bir ateş parçasıdır.

Alacalı bedenindeki tek aykırılık kömür karası başıdır. Bedeninden alevler yükseldiği halde kafasındaki ateş sönmüş ve arkasında kapkara bir bakış bırakmıştır.

Sırtında ensesinden kuyruğuna kadar dantelden bir yele gibi uzayıp giden yüzgeçlerin mavi kenarları, bu canlı ateşten yükselen alevlerin sınırını çizerler.

***

Her zaman ziyaretçilerini en şık haliyle karşılamaya hazırdır yuvasında beklerken.

Pasaklı ve bakımsız olduğu hiçi görülmemiştir. Yerleştiği taşlığın kuytularında gözalıcı renkleri hemen farkedilmese de üzerine ışık düşmesiyle bedenindeki ateşin canlanması bir olur. Karanlıkta dikkat çekmeyen karabaş balığı aydınlıkta lal taşı gibi parlar, canlı bir mücevher olur çıkar.

Boğazın ve Marmara’nın derinlerinde gizlenen yaşam hazinesinin az bilinen, çoğunlukla gözden kaçan bir parıltısı, canlı bir rengidir karabaş balığı.

***

Pek para etmez. Olsa olsa akvaryum meraklılarının ilgisini çeker. Onun gözalıcı renklerini evlerine taşımak isteyen meraklılar belki üç beş kuruş verirler. Hepsi bu...

Ekonomiye pek katkısı olmadığından isim vermeye de gerek görülmemiş ve bir tane isme dört farklı tür tıkıştırılmıştır.

Akdeniz’de dört türü yaşar karabaş balıklarının. Tümü Trypterygion cinsinde sınıflandırılan bu türlerin üçüyle tanışıklığımız 1800’lü yılların başlarına kadar gider.

Günümüzde Trypterygion tripteronotus olarak adlandırılan ve bu yazının da başkarakteri olan karabaş balığı, ilk kez Fransız doğa bilimci Risso tarafından 1810 yılında tarif edilmiş. Risso, Nice körfezinde yakalanan karabaş balıklarını inceledikten sonra, dış görünüşü horozbinaya çok benzeyen bu yeni balığı Blennius tripteronotus olarak adlandırmış.

Aradan geçen 200 yılda farklı bilimciler tarafından adı birkaç kez değiştirilen karabaş balığı en sonunda günümüzdeki ismine kavuşmuş.

***

Denizlerimizde T. tripteronotus dışında iki tür daha yaşıyor: T. delaisi ve T. melanurus. İlki Karadeniz’e kadar çıkarken, diğer ikisine daha çok Ege ve Akdeniz kıyılarımızda rastlanıyor.

Karabaşların Akdeniz’deki dördüncü türünün tanımlanışı ise adeta bir genetik dedektiflik öyküsü gibi.
Akdeniz’in dört bir yanından topladıkları T. tripteronotus türü karabaş balıklarını hem genetik hem de morfolojik yönlerden inceleyen bir grup İspanyol araştırmacı, denizin batı ve güneybatı kıyılarından topladıkları karabaşların doğuda yaşayan türdeşlerinden belirgin olarak farklı oldukları sonucuna vardılar.

Yakın zamanda T. tartessicum adı verilen bu yeni karabaşbalığı türünün yaşadığı alan, İspanya’nın güney kıyılarıyla, Fas’la Tunus arasında kalan kuzey Afrika şeridini kapsıyor.

Tam metni Scientia Marina dergisinde 2007 yılında yayımlanan bu öyküde, söz konusu tür farklılaşmasının yaklaşık üç milyon yıl önce gerçekleşmiş olabileceği yazıyor.

Küçük balığın büyük öyküsü biraz karışık olsa da okumaya değer...

***

Karabaş balıkları taşlık kıyıları mesken tutarlar. Akdenizli karabaşların derinlik rekortmeni olarak bilinen T. delaisi dışında ki onun 40 metreye kadar inebildiği bilinmektedir, diğer karabaş türlerini, derinliği 5-6 metreyi geçmeyen, süngerle, yosunla ve türlü türlü deniz yaşamıyla kaplanmış sığ taşlıklarda, gölgelikli kayaların kuytularında, mağara girişlerinde kıpırdamadan yatarken görebilirsiniz.

Öyle çok derinlere inmenize gerek yok. Çok uzaklara da gitmeniz gerekmez. Caddebostan'da, Suadiye'de, boğazın herhangi bir yerinde ya da adalarda diz boyu suda kafanızı suya sokun ve taşların altına dikkatle bakın. Yaşam ateşinin kızıl korlarını gördüğünüzde sakın dokunmaya kalkmayın. Aksi halde hızla sönükleşir ve sizden uzaklaşır...

1 yorum:

  1. 5 cmlik ufacık balık anca bu kadar güzel anlatılabilirdi herhalde. Hergün karşılaştığım ve özellikle yanına gidip merhaba dediğim tek balıktır. Hocam ellerine sağlık.

    YanıtlayınSil