5 Mart 2013 Salı

DENİZANASININ GÜCÜ...


Önce kaşıntıyla karışık hafif bir sızı hissedersiniz. Bazen bunlara biraz yanma da eklendiği olur. Dakikalar geçtikçe belirtiler şiddetlenir. Kaşıntı öyle artar ki derinizi yolmak istersiniz giderek genişleyen kızarıklığı kaşırken. Sızı şiddetli bir ağrıya dönüşürken deriniz yavaş yavaş su toplar...

Deniz kıyısındaki keyifli anları tatsız bir anıya dönüştürmede denizanasının üstüne yoktur. Üstelik bazen keyif kaçırmakla da kalmaz, doğru türe denk gelinmesi halinde can aldığı da olur.

Sessiz dünyanın sınır tanımayan yaratıcılığıyla şekillendirdiği denizanası, akışkanlığını yitirmiş ve elastik bir yapı kazanmış bir miktar su olarak da tanımlanabilir. Ne de olsa bu salkım saçak jelibonun en az yüzde 90’ı sudur.

Kendinizi bir masal dünyasının tam ortasındaymış gibi hissettiren denizanası sürüleri, denizin kucağında sizi aldatan bir masumiyetle karşılarken can yakan güçlerini ustalıkla gizlemeyi başarırlar.

***

Yeryüzünde bulunmadıkları deniz neredeyse yok gibi. Öyle ki normalde çok rastlandıkları sularda şartların insan etkisiyle bozulması sonucu, diğer canlıların sayıları azalırken denizanası nüfusunda patlama derecesinde artışlar yaşanması sıkça yaşanan bir durum.

Hayatta kalma ustası olarak tanımlanmayı fazlasıyla hak eden denizanaları, evrimin kusursuzlaştırma sürecinde bir canlıyı karmaşıklaştırmak yerine bazen basite indirgeyebildiğinin en güzel örneklerinden biri.

Özelleşmiş organ sistemlerinden yoksun olan şeffaf yaratıkların evrimle dalga geçer gibi bir halleri var!

Bir beyni olmadığı için düşük zekâlı -hatta sıfır zekâlı- olmaya mahkûmmuş gibi görünse de, basit sinir ağı şeklindeki ilkel sinir sistemiyle çevresinde olan biteni kolayca algılayabilir. Dolaşım sisteminden yoksun olması da onu rahatsız etmez, çünkü vücudunda kan yoktur. Oksijeni deniz suyundan ince derisiyle alıyor olması, solunum organlarını da onlar için gereksiz kılar.

Denizanaları olabildiğince basite indirgenmiş bir yaşam şeklinin kusursuz örnekleridir...

***

Şeffaf yaratıkların üremek için seçtikleri yol, yaşamlarının basitliği ile taban tabana zıt karmaşık bir süreci içerir. “Döl almaşı” olarak tanımlanan üreme döngüsünde yavru denizanası özgürlüğünü kazanmadan önce bir süre deniz tabanında yaşamak zorundadır.

Dişinin sindirim boşluğunda ya da ağız çelengi üzerinde bulunan yumurtalar erkeğin spermleri ile döllendikten sonra oluşan planula larvası bir süre planktonda serbest yaşar. Daha sonra deniz tabanına çöken ve sert bir zemine tutunan planula larvası zamanla bir polip meydana getirir.

Kadeh şeklindeki polipin ağız açıklığının çevresinde dokunaçları vardır. Bu haliyle kolayca bir deniz şakayığı ile karıştırılır. Tomurcuklanarak kat kat büyüyen polip, gelişimini tamamlayan katları serbest bırakır ve bunların herbiri “efira” adı verilen yavru bir denizanasına dönüşür.

***

Çoğu deniz canlısının yaşamakta zorlandığı, hatta terkettiği kirli sular denizanalarının adeta cennetidir. Çok düşük oksijen düzeylerine uyum sağlayabilmeleri sayesinde oksijence fakir sularda kolayca hayatta kalabilir, bir de üstüne aşırı çoğalarak ekolojik bir yıkıma da yol açabilirler.

Balık yumurtaları ve balık yavrularıyla beslenen denizanalarının menüsünde yavru balıkların besinini oluşturan zooplankton da var! Bu nedenle, aşırı çoğalmış denizanası nüfusu, ekonomik balıkların yavru stokları üzerinde doğrudan ve dolaylı bir avcı baskısı yaratabilir. Yumurta ve larva stoğunda arka arkaya yaşanan biyokütle azalmaları, erişkin balıkların stoklarında tükenişle noktalanabilen derin yaralar açar.

Denizanaları basite indirgenmiş yaratıklar olabilir. Ancak onların aldatan zayıflıklarının arkasında balıkçılık ekonomisini temelinden sarsacak, hatta yıkabilecek bir güç var.

***

Marmaralı denizanaları...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme