3 Ekim 2013 Perşembe

MACERA DAHA BİTMEDİ...

Beni az koşturmadı peşinden. Gün oldu uzak bir limandan aldım haberini, gün oldu İstanbul’da bir ara
sokakta çıktı karşıma. Yaz kış, soğuk sıcak, uzak yakın demeden buluşurduk.

Sırlarını paylaşırdı benimle sessizce,  ama her şeyini hemen anlatmazdı. Zamana bırakmıştım onu tanımayı, acele etmeden, sabırla, her seferinde biraz daha. Böylece 25 yıl geldi geçti.

***

Evet, tam 25 yıldır bozcamgözün peşinde koşturuyorum. Basit bir merakla başladı bu uzun koşu. Önceleri büyük bir köpekbalığı görmek, denk gelirse birkaç tane de dişini almak, birkaç tane de fotoğrafını çekmekten başka bir amacım yoktu. Derinlerden gelen bu az bilinen yırtıcının hayatını anlamaya pek uğraşmıyordum önceleri.

Zamanla yaşam hikâyesini merak etmeye başladım derinleri mesken tutan bu az bilinen yırtıcının. Bozcamgöz
hakkında giderek daha fazla okumaya başladıkça onun hakkındaki sorularım da artmaya başladı. Daha fazla araştırdıkça bozcamgözün yaşam hikâyesini biraz daha öğreniyordum ya da bana öyle geliyordu. Ancak yazılanlar hep uzak denizlerde yaşayan bozcamgözlere ait ayrıntılardı ve yanı başımızda yaşayanlar hakkında neredeyse hiçbir şey bilinmiyordu.

Yıllar geçtikçe hikâyesini dinleme fırsatı bulduğum bozcamgözlerin de sayısı arttı. Üniversitede deniz biyolojisi asistanıyken ara sıra laboratuvara getirdiğim de olurdu onlardan birini. Derken makaleler yazmaya da başladım onlar hakkında. Bizim bozcamgözlerin hikâyeleri de en sonunda yazıya dökülmeye başlamıştı. Türk sularında yaşayan bozcamgözler hakkında yazılmış olanların önemli bir kısmı kalemimin eseri. Bu beni mutlu ediyor. Bir araştırmacının üniversiteden ayrılmış olsa da araştırma yapmaya ve bunların sonuçlarını yayınlamaya devam edebileceğinin delilleri onlar.

***

Çeyrek asırdır aralıksız sürdürdüğüm bozcamgöz koşturmacasında tamı tamına 150 bireyin yaşam
hikâyelerini öğrenme fırsatım oldu. Bedenlerinden örnekler aldım, fotoğraflarını çektim, ölçtüm, biçtim, ben doğmadan önce ağlara takılmış olanların hikâyelerini açığa çıkarmak için arşivlerde gazeteleri satır satır taradım. Akdeniz’den Karadeniz’e kadar takip ettim onları.

Bizim bozcamgözlerimizi tarih sırasına göre aktaran düzenli bir arşiv listesini -bizim bozcamgözlerimizin nüfus kayıtlarını- yayınlamanın vakti gelmişti en sonunda. Slovenya’da yayımlanan ANNALES - Doğa Tarihi Serileri dergisinde bir hafta önce basılan Türkiye Bozcamgözleri Veri Bankası, Türk suları dışında Doğu Akdeniz genelinde şu an için en kapsamlı veri arşivi olarak dikkat çekiyor.

25 yıl önce bozcamgözlerimizi yok denecek kadar az tanıyorduk, şimdi onlar hakkında elle tutulur bilgilere
sahibiz. Ama hâlâ yolun başındaymışım gibi geliyor. Bu kadar zaman geçtikten sonra kafamdaki sorular öğrendiklerimden daha fazla. Bozcamgözün Türk Boğazlar Sistemi -İstanbul ve Çanakkale boğazları ve Marmara Denizi- boyunca hareketlerinin izlenmesi ve anlaşılması şart. 1990’larda Çanakkele Boğazı’nda karaya vuran bozcamgöz, türün boğazın sığ sularından geçebildiği ihtimalini akla getirdi. Diğer yandan Karadeniz’de yakalanan üç tane bozcamgöz, türün aynı yolculuğu İstanbul Boğazı’nda da yapabildiğini düşündürüyor.

Bozcamgöz Türk Boğazlar Sistemi’nde düzenli göçler yapıyor olabilir mi? Karadeniz’deki bozcamgözlerin
kökeni Marmaralı bireyler mi? Acaba bozcamgözün Marmara’da yalıtılmış bir nüfusu mu var? Çoğu zaman topluma bir korku kaynağı, bir ölüm makinesi olarak tanıtılan bozcamgözün neslini korumak mümkün olabilecek mi? Sorular sorular...

Her cevap beraberinde yepyeni sorular getirdi. Galiba bu macera daha bitmedi. Bu ilginç yırtıcının yaşamında daha derinlere dalmanın vakti geldi artık.

***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme