7 Kasım 2018 Çarşamba

BİZ HAYALLERE DALARIZ


Eskiler toplarım denizin dibinden. Yaşanmış, bitmiş ve çoktan unutulmuş hayatlardan geriye kalan izleri bulur çıkarırım su yüzüne derinlerden. İşim bu benim. Hayatımı böyle kazanırım.

Aramak ve bulmak, toplamak ve çıkarmak... Bu dört kelimenin arasındaki boşluklara ben bir yaşam sığdırdım.

Dipte birşeyler arayan hemen her dalgıç derinlere dalarken bir sürü hayali de beraberinde götürür. Bilinmeyene doğru yola çıkarken bir kendi bir de zihninden hiç çıkmayan tek bir düşüncesi vardır toplayıcı dalgıcın: “Dilerim bu sefer aradığımı bulurum... Dilerim bu sefer elim boş dönmem...” Derinlerde yavaşça gözden kaybolurken bu dileği dilinden hiç düşürmez, öyle ki bir dilekten çok bir duadır artık tekrarlanan, adeta bir yakarıştır. Emeklerinin boşa çıkmaması için yakarır. Talihi artık dönsün diye yakarır. Bugün şanslı günü olsun diye için için dua eder. Bi’türlü şeytanın bacağını kıramayan, adeta talihsizliğe müebbet her dalgıcın dileği, duası, yakarışı üç aşağı beş yukarı aynıdır: “N’olur talihim bu sefer dönsün...”



***

Dibe dokunur dokunmaz kısmetini aramaya başlar toplayıcı dalgıç. Deniz çöpçülüğü de denebilir aslında onun yaptığı işe. Ne de olsa dünün çöpüdür bugün kıymete binen. Mesela bir asır önce kıyıda dolaşan birilerinin içip bitirdiği ve sonra “yallah” diyip denize fırlattığı bir gazoz şişesidir. Paşa kızının aşkıyla yanıp tutuşan nazenin beyzadenin efkârını bastırmak, bi’yudum teselli bulmak için sığındığı meyin şişesi de eninde sonunda denize ulaşmanın yolunu bulur. Çakırkeyif beyzadenin masada bıraktığı o boş şişe de bir sabah vakti yalının öbür çöpleriyle birlikte boğazın akıntısına karışır gider.

Dünün çöpü denize karıştıktan sonra eninde sonunda dibe çöker. Derken dipte uzun bir uyku başlar. Deniz kendisine yabancı bu nesneyi sevmemiş olmalı ki onu örterek meraklı gözlerden gizlemek için envai çeşit canlısıyla, mercanıyla, yosunuyla, irili ufaklı kabuklarıyla kaplamaya başlar. Geçmişe ait ne varsa deniz sabırla sahiplenir ve en sonunda kendi renkli doğasına benzetir.



***

Toplayıcı dalgıcın gözleri keskin olmalıdır! Dibi kaplayan doğal örtüye ait olmayan, oraya sonradan eklenmiş detayları hızla ayırdedebilecek kadar keskin gözlere sahip olan toplayıcı dalgıç eğer kısmetli günündeyse dipten boş çıkmaz. Ancak şunu hiç unutmamak gerek; denizden geçinmek kısmet işidir. Ne kadar iyi bir dalgıç olursanız olun, eğer o gün kısmetinizde varsa birşeyler bulursunuz.

Hurda ararken dibi bazen öyle derin kazdığım olur ki açılan çukura marketlerdeki alışveriş arabalarından birkaç tanesini gömebilirsiniz. Eldivenlerim parçalanır dibi kazımaktan. Eğer bu yetmezse parmaklarımın parçalandığı da olur. Etimden kan sızar, tırnaklarım körelir, bir süre sonra insan eli olmaktan çıkar ve vahşi bir hayvanın pençesine döner. Neyse ki artık tırmık kullanıyorum, zaten ellerimdeki kesikler de kapandı gitti.



Dibi kazarken bütün mesele açılan çukurun hangi tarafını kazmaya karar vermiş olduğunuzdur. Önce yüzey temizlenir, büyük taşlar, sac parçaları vs. taşınarak kazı yerinden uzaklaştırılır. Ardından dibi yelpazelemeye başlarsınız. Dipten kalkan tortu akıntıyla uzaklaşırken çukur da derinleşmeye başlar. Çukur içine girilecek kadar derinleştiğinde o can alıcı soruyu sorarsınız kendinize: “Şimdi ne tarafa doğru kazmalıyım? Çukurun sağını mı yoksa solunu mu ilerletmeliyim?” Doğru yönde yapılan kazı gün olur tonlarca hurdayla ödüllendirilir. İş doğru tarafı seçebilmiş olmakta ki o da talihinize kalmış. Unutmayın, yapmış olduğunuz seçimle kısmetinize sırt çevirmiş de olabilirsiniz.

***

Belki, belki, belki... Toplayıcı dalgıcın aklını daima belkiler meşgul eder! Belki bugün kısmetim açılır, aradığımı belki bugün bulurum... Hayaller ve belkiler birbirine karışır bizimkinin aklında. Gözlerini uzaklara diker, hayal kurar; onu iyi tanımayanlar, hayal kurarak geçirdiği bu duraklamaları aylaklık etmek olarak görseler de aslında toplayıcı dalgıç durum değerlendirmesi yapar bu anlarda. Geçen sefer neyi eksik bıraktığını, nerede yanlış yaptığını düşünür... Dibin görüntüsünü gözünün önüne getirir, akıntıları hissetmeye çalışır... “Eğer ben buraya bir şey atmış olsam nereye gidebilirdi, nereye takılabilirdi?” vs. vs... Daha önce bulmuş olduklarını sadece kendisinin görebildiği dip görüntüsü üzerine yerleştirmeye başlar. Nesnelerin yoğunlaştığı alanlarla seyrekleştiği alanların sınırlarını bu hayali resmin üzerine çizmeyi dener.

Başkaları tembellik ettiğini düşüne dursunlar toplayıcı dalgıç bu hayali senaryo üzerinden bir sonraki dalışını planlar. Belki bu sefer aradığımı bulurum diyerek hayallere dalar gider.


4 yorum:

  1. Bende uzun zamandır deniz kızını arıyorum malum aramakla her zaman sonuca ulaşılmaz ama bulanlar her zaman arayanlardır kardeşim

    YanıtlaSil
  2. "Deniz kendisine yabancı bu nesneyi sevmemiş olmalı ki onu örterek meraklı gözlerden gizlemek için envai çeşit canlısıyla, mercanıyla, yosunuyla, irili ufaklı kabuklarıyla kaplamaya başlar. Geçmişe ait ne varsa deniz sabırla sahiplenir ve en sonunda kendi renkli doğasına benzetir." Denizin sahiplenmesini ne guzel anlatmissin abi...bi sonraki yazından ne olacağını merakla bekliyorum.iyi çalışmalar,iyi dalislar.Selamaetle.

    YanıtlaSil