3 Ekim 2012 Çarşamba

TEPETAKLAK İSTANBUL...

Derinlerdeki dünyayı İstanbul’un iki yakası arasında dala çıka tanıdım. Zaman zaman başka yerlerde daldığım da oldu. Fakat uzak denizlerdeyken bile aklım hep buradadır. Yanlış anlamayın, gittiğim yerleri sevmediğimden, başka denizlerde mutsuz olduğumdan değil; sebebini kestiremediğim, adını koyamadığım bir duygu bu...

Doğruyu söylemek gerekirse başta çok özel bir sebebi yoktu İstanbul’da dalmamın. Herşey size daha önce anlattığım bir rastlantı sonucu başlamıştı. Damdan düşer gibi dalmıştım derinlere. Dalış o dalış, hâlâ dibini bulamadım.

Delikanlılık çağına has bir oyun gibiydi dalmak önceleri. Haftaiçi okulla haftasonu nargile teknesi arasında geçen hayatı sevmiştim. Çocukken kıyısında oynadığım denizlerin içinde kaybolup gitmek İstanbul’un hep merak ettiğim bir yüzünü görmemi sağlamıştı.

Sadece deniz yaşamı yoktu dipte. Karadaki hayatımıza ait izler derinlerde de devam ediyordu. Bu izlerin peşinde derinlere giderken bambaşka bir İstanbul’da gezindiğimi düşünmüştüm; hâlâ da öyle düşünürüm ya...

İstanbul’da dalmak, yıllardır yaşadığım kente tepetaklak bakmak gibiydi. Sanki aynanın sırrı kalkmıştı ve ben onun arkasındaki dünya ile yüzyüze gelmiştim. Fokurtular saçarak yüzeyin altında kaybolmak aynanın arkasına geçmek gibi gelir bana. Gözümdeki perde kalkar ve şehir sayılı insana gösterdiği sırlarını paylaşmaya başlar derinlere indikçe.

Kendimi alamadığım bir masalı dinlemek gibidir İstanbul’da dalmak. İnsanın daima çocuk kalan yanını doyurmanın bildiğim en iyi yoludur.

***

İki denizin buluştuğu İstanbul’a farklı denizlerden başka başka canlılar gelir. Kimileri burada biraz duraklar ve sonra yoluna devam eder, kimileriyse kalır ve buraya yerleşir. Gelip geçenler de kalıp yerleşenler de İstanbul’un derinlerinde gizlenen dünyayı zenginleştirirler.

Mercan bahçelerindeki deniz ağaçları, deniz kalemleri ve anemonlar, derinlerde hiç solmayan çiçek bahçeleri yaratırlar. Marmara ile Karadeniz arasında gidip gelen balık sürülerinin yoğun trafiği boğazın derinlerinde adım adım ilerler. Dipteki bir taşa yaslanıp balıkların geçit törenini seyretmek çok keyiflidir.

Her taşın altı pavurya, çağanoz kaynar; arasıra kallavi bir istakoz da onların arasına karışır.

Kuyruk sallamak yerine kanat çırpan vatoz balıkları da yaşar İstanbul’un yanıbaşında. Öyle çok derinlere de inmezler, gece sular kararınca iyice kıyılara sokulurlar Fenerbahçe’den Caddebostan’a, Suadiye’den Tuzla’ya uzanan sahil boyunca.

Denizatı, deniziğnesi, trakonya, kırlangıç, üzgün, tiryaki, horozbina, lapin, kikla, gümüş, mezgit, gelincik balıkları ve daha neler neler...

İstanbul’un derinlerindeki masal balık kaynar. Eğer eşref saatlerine denk gelirseniz diplerine kadar sokulmanıza bile ses çıkarmazlar.

***

Pazar kahvaltısından önce ağız tadıyla batık dalışı yapabildiğim nadir yerlerdendir Boğaziçi. Sabah erken saatte Ortaköy’den, Rumelihisarı’ndan ya da Paşabahçe’den suya girip boğazın seslerini dinleyerek batıklarda dolaşmak... Denizin uyanışıyla gözgöze gelmek... Sabahın ilk ışıklarıyla aydınlanan boğaz kıyılarını seyretmek... Bu manzaraya karşı bir bardak demli çayı yudumlamak ve ardından eve dönmek, nihayet denizin tuzu daha üzerimdeyken ailemle kahvaltı sofrasına oturmak...

Böyle sabahlarda boğaz yatağından taşar da evimin kıyısına gelir sanki...

***

İstanbul’un gece hayatı da güzeldir. Denize karanlık çökünce derinlerdeki gece tayfası da ortaya çıkar. Gece deniz sakindir, yaşayanları da...

Aslında deniz yaşamını olabildiğince yakından tanımanın en doğru zamanı gecedir. Hem masallar da gece anlatılmaz mı? Gece dalışı yapmak büyüklere yazılmış masalları dinlemek gibidir; uyanmak istemediğim bir düştür.

***

Yazı ayrı kışı ayrı güzeldir İstanbul denizlerinin. Kıyısı da derinleri de sürprizlere gebedir. Gündüzü ayrı gecesi ayrıdır. Yaşam da buradadır tarih de... Ürkek çağanoz asırlık şarap şişesinin içinden size göz kırpar. Bize ait olanlar deniz yaşamı ile kaynaşır, renk değiştirir, farklı bir görüntüye bürünür ve en sonunda denizin malı olur.

İnsan yaşamı ile kaynaşmış deniz yaşamına tanık olmaktır İstanbul’da dalmanın özeti. Aynı şehirde başka bir şehrin, hatta başka bir dünyanın insanı olmaktır. İstanbul’u tepetaklak yaşamaktır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme