25 Ocak 2015 Pazar

DALIŞ BENİM AFYONUM...

Bu kış, ilklerin kışı oldu benim için.

Dala çıka geçen 26 sene boyunca ilk kez bu kış dalışa bir ay ara vermek zorunda kaldım. Kesin rakam vermek gerekirse, 24 Ocak 2015 itibarıyla tam 1 ay 3 gün uzak kaldım sudan...

Geçen aralıkta, gereksiz yere uzatılan bir dalışın ardından önce şiddetli bir sinüs ağrısı (önemsemedim); sonra aynı yerden kaynaklanan, iltihapla karışık şiddetli bir kanama (sen misin önemsemeyen)... Ee gitsene doktora!

Oldum olası sevmem doktora gitmeyi, haliyle ilk günlerde yine gitmedim.  
Bildiğim bir antibiyotik var, beher tableti 1000 mg, tam domuz kurşunu. Birkaç sene önce yine sinüzit olmuştum, doktor da aynı ilacı vermişti. Kendi kendime dedim ki; “adam sen de belirtiler aşağı yukarı aynı; kutu bitene kadar her gün iki tane al; yakıştırma hastalığı kendine...”

Beş gün kullandım kafadan uydurma reçetemi. Hangi cins mikrop kaçtıysa bünyeye, ilaç kâr etmedi. İnatla devam eden ağrıya ve kanamaya bir de ciğerlerimden gelen hırıltı eklenince, dedim bu sefer kaçarı yok, doğruca doktora...

İlk teşhiste yanılmamışım: sinüzit. Ancak, gerek alerjik bünyem, gerekse ana tarafımdaki astım öyküsü nedeniyle bronşit başlangıcı da eklenmiş lağıma dönen sinüslerime. Beş günlük tedaviye bir on gün daha eklendi. Durum ağırlaşınca tedavinin kalibresi de yükseldi haliyle.

Ulan hamsi kafalı, bak durduk yere papazı buluyordun! Otur kıçının üstüne, düzelene kadar dalmak yok!

O sözün üzerinden bir aydan fazla geçti; üstelik daha tam randımanlı da düzelmemiştim, ama dayanamadım. Arkadaş, dalmayınca huysuz, nemrut biri olup çıkıyorum. Dalış benim afyonummuş, bu kış bunu iyice anladım.

***

Dedim ya, bu kış ilklerin kışı oldu benim için...

Mesela, hastalıktan sonraki ilk dalışta biraz üşüdüm de...

Geçen hafta Salı akşamı Emin (Yiğitler) abinin dükkânına gittim tüpümü doldurmak için. Daha önce
size ondan bahsettim. Bu blogun bir yerlerindeki yazılarımda adı geçer. Galiba şişe dalışlarını ya da gece dalışlarını anlattığım yazılardaydı. Başka öykülerde de adı geçiyor olabilir ihtiyarın. Yanılıyor da olabilirim. İhtiyarla o kadar eski arkadaşız, abi kardeşiz ki...

Dalmasam bile tüpüm dolu olacak! Çünkü her an dalabilirim, dalmayı isteyebilirim! Eve gitmeden Kızıltoprak’taki mekâna damladım. Saatler öncesinden telefonlaşmıştık, beni bekliyordu. Ancak, garibimin beli fena ağrıyormuş, kompresörün üzerini açamamış. Muhafaza olsun diye koyduğu ağır tahta kapıyı ve üzerindeki bir yığın ıvır zıvırı birlikte kaldırdık, emektar koca kafa kompresörümüzün üzerinden. O da yaşını başını aldı bizim gibi, ama bu sizi yanıltmasın, o da hâlâ taş gibi!

Tüpümü kompresöre bağlar bağlamaz, daha ilk tıslamada kendimi iyi hissetmeye başladım. Onbeş
gün süren antibiyotik tedavisinde bile kendimi bu kadar iyi hissetmemiştim. Dalış benim afyonum diyorsam bir sebebi var. Benim sakinleştiricim, vitaminim, proteinim, ilacım, şifam dalış...

Kimisi yaşamında bir değişiklik olsun diye dalar, ben yaşadığımı iliklerime kadar hissetmek için dalıyorum. Gerçi bu kez iliklerimde hissettiğim yaşamın yanı sıra birazcık da soğuk oldu ya sağlık olsun. Üstelik su daha tam soğumadı bile, hâlâ 8 derece. Kuru elbisenin altına düzgün bir içlik giydiyseniz bahar serinliği sayılır bu. Hımmm demek ki daha tam iyileşememişim. Yani hastalık tıbben geçmiş, ama bünye eski direncini, gücünü kazanmak için biraz daha zamana ihtiyaç duyuyor...

Eğer bu lafa kansaydım, daha bir ay suya girmemem gerekti. Yok ya! Ha bugün ha yarın diye sürekli ertelemeye başlarsan, bir daha giremezsin suya. Bu böyledir, başkalarında izlediğim tecrübelerle sabittir. Öyle ya da böyle şeytanın bacağını geç olmadan kırmak gerek.

Dedim ya, ben yaşantımda bir ilginçlik olsun diye değil, yaşadığımı hissetmek için dalıyorum...
Sizi bilmem, ama ben eğer dalamazsam (ki ister istemez günün birinde olacak bu), yaşamım eksik kalır!

***

24 Ocak 2015... Sabah erkenden kalktım. Göğsüm hâlâ biraz hırlıyor, ama umurumda değil.
Muhtemelen bugünün akşamı yine hapşırmaya, öksürmeye başlarım. Bahane uydurmak için fırsat verme kendine be adam. Çantaların hazır. Hem, hamsi kafalı, madem depoda çürütecektin, ne diye kuru elbiselere o kadar para verdin? Kov aklındaki şeytanları.

Enerji versin diye bolca bal ve fıstık ezmesi sürdüm ekmeğe ve doğruca indirdim mideye. Termos boş, kahveyi yoldan alırım. Dalıştan sonra sıcak kahve iyi gelecek, bunu bilmek için alim olmaya gerek yok.

Son sürat gittim Beykoz’a. Daha arabayı park eder etmez dostlar sardı çevremi:

-       - Nerelerdeydin?
-        -Gözlerimiz seni aradı...
-        -Alışmışız senin görüntüne...
-        -Tahmin ettik hasta olduğunu...
-        -Geçmiş olsun...

Son sürat hazırlandım. Kuru elbisemi giydim, takım taklavatı kuşandım. Dostlarla kısa bir
vedalaşmanın ardından yine boğaza karıştım.

Su buz gibi, hiç olmazsa bu gün çok uzatma, der gibiydi sağduyum. Onu kırmadım. Dipten birkaç şişe, biraz kurşun topladım. Biraz üşüsem de sıcacık kahvemi yudumlarken rahatladım.

Dalış benim afyonummuş; o beni bırakana kadar dalışı bırakmak yok!

Bunu çok iyi anladım...

2 yorum:

  1. bu yaşam biçimini seçenlerde aynı duygular , yüreğine sağlık, geçmiş olsun ... yazan Hamsi kafa grubu üyesi :)

    YanıtlayınSil
  2. Sağol varol; denize tutkun olanları denizden ayırmasın cenabı Allah...

    YanıtlayınSil