1 Mart 2026 Pazar

200 YILDIR AKDENİZ'DE SULAR DURULMUYOR

1827 yılında, İskenderiye açıklarında denize giren bir insanın yaşadığı olay, Akdeniz’de meydana gelmiş olan ve bugün elimizde bulunan en eski doğrulanmış köpekbalığı saldırısı kayıtlarından biri olarak karşımıza çıkar. O gün ne sosyal medya vardı ne de anlık haber akışı. Olay, kulaktan kulağa, gazeteler aracılığıyla ve sonunda arşivlere girerek günümüze ulaştı. Aradan neredeyse iki yüzyıl geçti. 30 Haziran 2025’te Mersin açıklarında kaydedilen bir başka olay ise dijital çağın hızında yayıldı.

Bu iki tarih arasında, Doğu Akdeniz ve Marmara Denizi’nde doğrulanmış 46 köpekbalığı saldırısı ya da insanla karşılaşma olayı bulunuyor. 1827’den 2025’e uzanan yaklaşık 200 yıllık bir zaman dilimi için düşündüğümüzde, bu sayı şaşırtıcı biçimde düşüktür. Ancak mesele sadece sayı değildir. Mesele, bu olayların bize denizle kurduğumuz ilişki hakkında ne anlattığıdır.

Bu yazı, 2025 yılında ANNALES · Ser. hist. nat. dergisinde yayımlanan “Analysis of confirmed shark attacks in the eastern Mediterranean Sea and the Sea of Marmara (1827–2025)” başlıklı çalışmamın popüler bilim uyarlamasıdır. Amacım korku üretmek değil; aksine, veriye dayalı bir bakışla gerçek tabloyu ortaya koymaktır.

Korku ile gerçek arasında

“Köpekbalığı saldırısı” ifadesi, modern kültürde en hızlı panik üreten kelimelerden biridir. Oysa istatistiksel olarak bakıldığında, bir insanın köpekbalığı nedeniyle hayatını kaybetme olasılığı son derece düşüktür. Buna rağmen insanlar yüzyıllardır bu olayları dikkatle kaydetmiştir. Antik Yunan şairi Oppian, sünger dalgıçlarının köpekbalıklarından duyduğu korkuyu yazmıştır. Herodotos, MÖ 493 yılında bir deniz kazasından sağ kurtulanların köpekbalıkları tarafından saldırıya uğradığını anlatır. Bu kayıtlar, insan ile köpekbalığı arasındaki ilişkinin yeni olmadığını gösterir.

Fakat tarihsel anlatılar ile bilimsel doğrulama aynı şey değildir. Okumakta olduğunuz anlatıya temel oluşturan bilimsel makalemde de yalnızca doğrulanmış olayları dikkate aldım. Şüpheli kayıtları, tarihsel olarak doğrulanamayan vakaları ve köpekbalığı varlığı kesin olmayan olayları dışarıda bıraktım. Sonuçta elimizde kalan 46 olay, iki yüzyıla yayılmış güvenli bir veri setini temsil ediyor. Bu sayı, aslında korku anlatılarıyla beslenen toplumsal algıdan oldukça farklı bir tablo sunuyor.

Coğrafyanın hikâyesi: aynı deniz, farklı dinamikler

Doğu Akdeniz, coğrafi olarak tek bir havza gibi görünse de ekolojik olarak heterojendir. Ege Denizi, Levant havzası, Kıbrıs çevresi ve Marmara Denizi farklı hidrografik ve biyolojik özelliklere sahiptir. Doğrulanmış olayların en fazla kaydedildiği sular Türkiye kıyılarıdır. Onu Mısır ve Yunanistan izler. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, kıyı uzunluğu, nüfus yoğunluğu ve deniz kullanım oranıdır. Daha fazla insanın denize girdiği, balıkçılık yaptığı veya dalış gerçekleştirdiği bölgelerde karşılaşma olasılığı doğal olarak artar.

Alt bölge bazında bakıldığında Ege Denizi ve Güney Levant öne çıkar. Marmara Denizi ise tarihsel olarak farklı bir desen sergiler. 20. yüzyılın ilk yarısında Marmara, beyaz köpekbalıklarının mevsimsel olarak orkinos sürülerini takip ettiği bir alandı. Bu dönemde özellikle orkinoz oltacıları kışkırtmaya dayalı olaylar yaşanmıştır. Ancak orkinos göçünün kesilmesi ve büyük pelajik yırtıcıların bölgeden çekilmesiyle birlikte Marmara’da son doğrulanmış olay 1983 yılında kaydedilmiştir. Bu durum Marmara’nın “köpekbalığı güvenli” olduğu anlamına mı gelir? Görünürde evet. Ekolojik açıdan ise bu, büyük yırtıcıların yok oluşunun bir göstergesidir.

Zaman içinde artış var mı?

1827’den 2025’e kadar olan döneme bakıldığında yıllık olay sayısında hafif bir artış eğilimi görülür. Ancak bu artış istatistiksel olarak güçlü bir sıçramaya işaret etmez. Daha önemli olan nokta şudur: Dünya genelinde deniz kullanım oranı dramatik biçimde artmıştır. Turizm, rekreasyonel dalış, zıpkınla avcılık, su sporları ve kıyısal yapılaşma geçmişe kıyasla katlanarak büyümüştür. Denizle temas eden insan sayısı arttıkça, nadir olayların mutlak sayısının da artması şaşırtıcı değildir. Bu nedenle “artış” kelimesini bağlamından koparmamak gerekir. Olay sayısı artarken bireysel risk sabit kalabilir, hatta azalabilir.

Yaz ayları neden öne çıkıyor?

Olayların yarısından fazlası yaz aylarında, özellikle Ağustos ve Eylül’de kaydedilmiştir. Bunun iki temel nedeni vardır: (1) Deniz suyu sıcaklığı yükselir; (2) yaz aylarında denize giren insan sayısı maksimum düzeye ulaşır.

Akdeniz, küresel ölçekte iklim değişikliğinden en hızlı etkilenen bölgelerden biridir. Son 40 yılda yüzey suyu sıcaklıklarında belirgin artış gözlenmiştir. Büyük pelajik köpekbalıkları belirli sıcaklık aralıklarında kıyıya yaklaşma eğilimi gösterebilir. Bu durum, yaz aylarında insan-köpekbalığı karşılaşma olasılığını teorik olarak artırabilir. Ancak bu, bütün alarmları çaldıracak bir korku tablosu değildir; yalnızca ekolojik bir gerçekliktir.

Peki olay anında insan ne yapıyordu?

Olayların önemli bir kısmı yüzme sırasında gerçekleşmiştir. Bunu balıkçılık ve sünger dalışları izler. Zıpkınla avcılık dikkat çekici bir alt başlıktır. Son yıllarda bu aktiviteyle ilişkili olaylarda artış eğilimi gözlenmiştir. Bunun nedeni basittir: Zıpkınla avlanan kişi, kanayan bir balıkla birlikte suda bulunur. Bu durum bazı türler için çekici olabilir. Rekreasyonel ya da keyif amaçlı tüplü dalışlarda ise olay sayısı son derece düşüktür. Bu, dalış yapanların genellikle balık taşımaması ve su içinde daha kontrollü hareket etmesiyle ilişkilendirilebilir.

Türler meselesi

46 olayın yalnızca küçük bir kısmında tür kesin olarak belirlenebilmiştir. Dünya genelinde beyaz köpekbalığı (Carcharodon carcharias) birçok bölgede en sık adı geçen türdür. Doğu Akdeniz’de ise kısa yüzgeçli mako yani sivri burunlu harharyas (Isurus oxyrinchus) köpekbalığı kışkırtmayla tetiklenen belirli olaylarda öne çıkmaktadır. Mako hızlı, güçlü ve aktif bir avcıdır. Aynı zamanda Doğu Akdeniz kıyılarında özellikle yaz aylarında daha sık gözlenmektedir. Dolayısıyla deniz suyu sıcaklığındaki değişimlerden bu türün alanda dağılımının nasıl etkilendiği dikkatle izlenmelidir.

İnsan etkisi ve ekolojik bozulma

Bazı olayların arkasında doğrudan insan kaynaklı faktörler bulunur. Akuakültür kafeslerinde yaralı balıkların varlığı, sıcak su deşarjı yapan kıyı tesisleri veya bilinçsiz besleme girişimleri köpekbalıklarının davranışını değiştirebilir. Burada kritik nokta şudur: Köpekbalıkları “saldırganlaşmaz”; çevresel koşullara yanıt verir. İnsan faaliyetleri doğal dengeyi bozduğunda karşılaşma ihtimali artabilir. Bu nedenle mesele köpekbalıklarını uzaklaştırmak değil; insan faaliyetlerini bilimsel veriler ışığında düzenlemektir.

Marmara’nın sessizliği

Marmara Denizi, bu hikâyenin belki de en düşündürücü bölümüdür. Bir zamanlar beyaz köpekbalığının mevsimsel ziyaretlerine sahne olan bu iç deniz, bugün büyük pelajik yırtıcılardan yoksundur. Bu durum yüzeysel olarak güven verici görünse de, aslında biyolojik çeşitlilik kaybının bir işaretidir. Büyük yırtıcıların yokluğu, ekosistemin tepesindeki denge unsurunun kaybı anlamına gelir. “Güvenli deniz” ile “sağlıklı deniz” aynı şey değildir.

Medya ve algı

Bir olay gerçekleştiğinde medya dili büyük önem taşır. “Saldırı” kelimesi çoğu zaman olayın doğasını aşan bir korku üretir. Oysa birçok olay provokasyona dayalıdır veya savunma refleksiyle gerçekleşir. Daha dikkatli bir terminoloji, hem kamu güvenliği hem de türlerin korunması açısından önemlidir. Çünkü korku temelli politikalar genellikle ekosistemlere zarar verir.

Gerçek risk nedir?

İki yüzyılda 46 doğrulanmış olay... Bu sayı, Doğu Akdeniz ve Marmara gibi milyonlarca insanın her yıl denize girdiği bir bölge için son derece düşüktür. Risk sıfır değildir; fakat nadirdir. Bilimsel yaklaşım, nadir olayları inkâr etmek değil; doğru bağlama oturtmaktır.

Sonuç: köpekbalığı güvenli bir Akdeniz ne demektir?

Köpekbalıkları, deniz ekosistemlerinin üst düzey düzenleyicileridir. Onların varlığı sağlıklı bir denizin göstergesidir. Doğu Akdeniz’de doğrulanmış olayların analizi bize şunu gösteriyor: Hiçbir ülke diğerinden “daha güvensiz” değildir. Büyük pelajik köpekbalıkları göçmendir; uygun koşullar oluştuğunda herhangi bir kıyıda görülebilirler. Gerçek çözüm, panik değil; izleme, bilimsel veri ve bilinçli yönetimdir.

Köpekbalığı güvenli bir Doğu Akdeniz, hem insanlar hem de köpekbalıkları için güvenli çevresel koşulların oluşturulması anlamına gelir. Bu da ancak sağlıklı ekosistemlerle mümkündür.

Kaynak Makale:

KABASAKAL, H. (2025): Analysis of confirmed shark attacks in the eastern Mediterranean Sea and the Sea of Marmara (1827–2025). ANNALES · Ser. hist. nat., 35, 169–186.

Orjinal makaleyi okumak, grafikleri, karşılaşmaların yaşandığı bölgelerin haritasını ve tablo halindeki saldırı veri tabanını incelemek için lütfen linke tıklayın: https://zdjp.si/wp-content/uploads/2025/12/Annales-SHN-35-2025-2-Hakan-KABASAKAL_LOWRESS.pdf

 





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder