1827 yılında, İskenderiye açıklarında denize giren bir insanın yaşadığı olay, Akdeniz’de meydana gelmiş olan ve bugün elimizde bulunan en eski doğrulanmış köpekbalığı saldırısı kayıtlarından biri olarak karşımıza çıkar. O gün ne sosyal medya vardı ne de anlık haber akışı. Olay, kulaktan kulağa, gazeteler aracılığıyla ve sonunda arşivlere girerek günümüze ulaştı. Aradan neredeyse iki yüzyıl geçti. 30 Haziran 2025’te Mersin açıklarında kaydedilen bir başka olay ise dijital çağın hızında yayıldı.
Bu iki tarih arasında, Doğu Akdeniz ve Marmara Denizi’nde
doğrulanmış 46 köpekbalığı saldırısı ya da insanla karşılaşma olayı bulunuyor.
1827’den 2025’e uzanan yaklaşık 200 yıllık bir zaman dilimi için
düşündüğümüzde, bu sayı şaşırtıcı biçimde düşüktür. Ancak mesele sadece sayı
değildir. Mesele, bu olayların bize denizle kurduğumuz ilişki hakkında ne
anlattığıdır.
Bu yazı, 2025 yılında ANNALES · Ser. hist. nat. dergisinde
yayımlanan “Analysis of confirmed shark attacks in the eastern Mediterranean
Sea and the Sea of Marmara (1827–2025)” başlıklı çalışmamın popüler bilim
uyarlamasıdır. Amacım korku üretmek değil; aksine, veriye dayalı bir bakışla
gerçek tabloyu ortaya koymaktır.
Korku ile gerçek arasında
“Köpekbalığı saldırısı” ifadesi, modern kültürde en hızlı
panik üreten kelimelerden biridir. Oysa istatistiksel olarak bakıldığında, bir
insanın köpekbalığı nedeniyle hayatını kaybetme olasılığı son derece düşüktür.
Buna rağmen insanlar yüzyıllardır bu olayları dikkatle kaydetmiştir. Antik
Yunan şairi Oppian, sünger dalgıçlarının köpekbalıklarından duyduğu korkuyu
yazmıştır. Herodotos, MÖ 493 yılında bir deniz kazasından sağ kurtulanların
köpekbalıkları tarafından saldırıya uğradığını anlatır. Bu kayıtlar, insan ile
köpekbalığı arasındaki ilişkinin yeni olmadığını gösterir.
Fakat tarihsel anlatılar ile bilimsel doğrulama aynı şey
değildir. Okumakta olduğunuz anlatıya temel oluşturan bilimsel makalemde de
yalnızca doğrulanmış olayları dikkate aldım. Şüpheli kayıtları, tarihsel olarak
doğrulanamayan vakaları ve köpekbalığı varlığı kesin olmayan olayları dışarıda
bıraktım. Sonuçta elimizde kalan 46 olay, iki yüzyıla yayılmış güvenli bir veri
setini temsil ediyor. Bu sayı, aslında korku anlatılarıyla beslenen toplumsal
algıdan oldukça farklı bir tablo sunuyor.
Coğrafyanın hikâyesi:
aynı deniz, farklı dinamikler
Doğu Akdeniz, coğrafi olarak tek bir havza gibi görünse de
ekolojik olarak heterojendir. Ege Denizi, Levant havzası, Kıbrıs çevresi ve
Marmara Denizi farklı hidrografik ve biyolojik özelliklere sahiptir. Doğrulanmış
olayların en fazla kaydedildiği sular Türkiye kıyılarıdır. Onu Mısır ve
Yunanistan izler. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, kıyı uzunluğu,
nüfus yoğunluğu ve deniz kullanım oranıdır. Daha fazla insanın denize girdiği,
balıkçılık yaptığı veya dalış gerçekleştirdiği bölgelerde karşılaşma olasılığı
doğal olarak artar.
Alt bölge bazında bakıldığında Ege Denizi ve Güney Levant
öne çıkar. Marmara Denizi ise tarihsel olarak farklı bir desen sergiler. 20.
yüzyılın ilk yarısında Marmara, beyaz köpekbalıklarının mevsimsel olarak
orkinos sürülerini takip ettiği bir alandı. Bu dönemde özellikle orkinoz
oltacıları kışkırtmaya dayalı olaylar yaşanmıştır. Ancak orkinos göçünün
kesilmesi ve büyük pelajik yırtıcıların bölgeden çekilmesiyle birlikte
Marmara’da son doğrulanmış olay 1983 yılında kaydedilmiştir. Bu durum
Marmara’nın “köpekbalığı güvenli” olduğu anlamına mı gelir? Görünürde evet.
Ekolojik açıdan ise bu, büyük yırtıcıların yok oluşunun bir göstergesidir.
Zaman içinde artış var
mı?
1827’den 2025’e kadar olan döneme bakıldığında yıllık olay
sayısında hafif bir artış eğilimi görülür. Ancak bu artış istatistiksel olarak
güçlü bir sıçramaya işaret etmez. Daha önemli olan nokta şudur: Dünya genelinde
deniz kullanım oranı dramatik biçimde artmıştır. Turizm, rekreasyonel dalış,
zıpkınla avcılık, su sporları ve kıyısal yapılaşma geçmişe kıyasla katlanarak
büyümüştür. Denizle temas eden insan sayısı arttıkça, nadir olayların mutlak
sayısının da artması şaşırtıcı değildir. Bu nedenle “artış” kelimesini
bağlamından koparmamak gerekir. Olay sayısı artarken bireysel risk sabit
kalabilir, hatta azalabilir.
Yaz ayları neden öne çıkıyor?
Olayların yarısından fazlası yaz aylarında, özellikle
Ağustos ve Eylül’de kaydedilmiştir. Bunun iki temel nedeni vardır: (1) Deniz
suyu sıcaklığı yükselir; (2) yaz aylarında denize giren insan sayısı maksimum
düzeye ulaşır.
Akdeniz, küresel ölçekte iklim değişikliğinden en hızlı
etkilenen bölgelerden biridir. Son 40 yılda yüzey suyu sıcaklıklarında belirgin
artış gözlenmiştir. Büyük pelajik köpekbalıkları belirli sıcaklık aralıklarında
kıyıya yaklaşma eğilimi gösterebilir. Bu durum, yaz aylarında insan-köpekbalığı
karşılaşma olasılığını teorik olarak artırabilir. Ancak bu, bütün alarmları
çaldıracak bir korku tablosu değildir; yalnızca ekolojik bir gerçekliktir.
Peki olay anında insan
ne yapıyordu?
Olayların önemli bir kısmı yüzme sırasında gerçekleşmiştir.
Bunu balıkçılık ve sünger dalışları izler. Zıpkınla avcılık dikkat çekici bir
alt başlıktır. Son yıllarda bu aktiviteyle ilişkili olaylarda artış eğilimi gözlenmiştir.
Bunun nedeni basittir: Zıpkınla avlanan kişi, kanayan bir balıkla birlikte suda
bulunur. Bu durum bazı türler için çekici olabilir. Rekreasyonel ya da keyif
amaçlı tüplü dalışlarda ise olay sayısı son derece düşüktür. Bu, dalış
yapanların genellikle balık taşımaması ve su içinde daha kontrollü hareket
etmesiyle ilişkilendirilebilir.
Türler meselesi
46 olayın yalnızca küçük bir kısmında tür kesin olarak
belirlenebilmiştir. Dünya genelinde beyaz köpekbalığı (Carcharodon carcharias)
birçok bölgede en sık adı geçen türdür. Doğu Akdeniz’de ise kısa yüzgeçli mako
yani sivri burunlu harharyas (Isurus oxyrinchus) köpekbalığı kışkırtmayla
tetiklenen belirli olaylarda öne çıkmaktadır. Mako hızlı, güçlü ve aktif bir
avcıdır. Aynı zamanda Doğu Akdeniz kıyılarında özellikle yaz aylarında daha sık
gözlenmektedir. Dolayısıyla deniz suyu sıcaklığındaki değişimlerden bu türün
alanda dağılımının nasıl etkilendiği dikkatle izlenmelidir.
İnsan etkisi ve ekolojik
bozulma
Bazı olayların arkasında doğrudan insan kaynaklı faktörler
bulunur. Akuakültür kafeslerinde yaralı balıkların varlığı, sıcak su deşarjı
yapan kıyı tesisleri veya bilinçsiz besleme girişimleri köpekbalıklarının
davranışını değiştirebilir. Burada kritik nokta şudur: Köpekbalıkları
“saldırganlaşmaz”; çevresel koşullara yanıt verir. İnsan faaliyetleri doğal
dengeyi bozduğunda karşılaşma ihtimali artabilir. Bu nedenle mesele
köpekbalıklarını uzaklaştırmak değil; insan faaliyetlerini bilimsel veriler
ışığında düzenlemektir.
Marmara’nın sessizliği
Marmara Denizi, bu hikâyenin belki de en düşündürücü
bölümüdür. Bir zamanlar beyaz köpekbalığının mevsimsel ziyaretlerine sahne olan
bu iç deniz, bugün büyük pelajik yırtıcılardan yoksundur. Bu durum yüzeysel
olarak güven verici görünse de, aslında biyolojik çeşitlilik kaybının bir
işaretidir. Büyük yırtıcıların yokluğu, ekosistemin tepesindeki denge unsurunun
kaybı anlamına gelir. “Güvenli deniz” ile “sağlıklı deniz” aynı şey değildir.
Medya ve algı
Bir olay gerçekleştiğinde medya dili büyük önem taşır.
“Saldırı” kelimesi çoğu zaman olayın doğasını aşan bir korku üretir. Oysa
birçok olay provokasyona dayalıdır veya savunma refleksiyle gerçekleşir. Daha
dikkatli bir terminoloji, hem kamu güvenliği hem de türlerin korunması
açısından önemlidir. Çünkü korku temelli politikalar genellikle ekosistemlere
zarar verir.
Gerçek risk nedir?
İki yüzyılda 46 doğrulanmış olay... Bu sayı, Doğu Akdeniz ve
Marmara gibi milyonlarca insanın her yıl denize girdiği bir bölge için son
derece düşüktür. Risk sıfır değildir; fakat nadirdir. Bilimsel yaklaşım, nadir
olayları inkâr etmek değil; doğru bağlama oturtmaktır.
Sonuç: köpekbalığı güvenli
bir Akdeniz ne demektir?
Köpekbalıkları, deniz ekosistemlerinin üst düzey
düzenleyicileridir. Onların varlığı sağlıklı bir denizin göstergesidir. Doğu
Akdeniz’de doğrulanmış olayların analizi bize şunu gösteriyor: Hiçbir ülke
diğerinden “daha güvensiz” değildir. Büyük pelajik köpekbalıkları göçmendir;
uygun koşullar oluştuğunda herhangi bir kıyıda görülebilirler. Gerçek çözüm,
panik değil; izleme, bilimsel veri ve bilinçli yönetimdir.
Köpekbalığı güvenli bir Doğu Akdeniz, hem insanlar hem de
köpekbalıkları için güvenli çevresel koşulların oluşturulması anlamına gelir. Bu
da ancak sağlıklı ekosistemlerle mümkündür.
Kaynak Makale:
KABASAKAL, H. (2025): Analysis of confirmed shark attacks in
the eastern Mediterranean Sea and the Sea of Marmara (1827–2025). ANNALES ·
Ser. hist. nat., 35, 169–186.
Orjinal makaleyi okumak, grafikleri, karşılaşmaların yaşandığı bölgelerin haritasını ve tablo halindeki saldırı veri tabanını incelemek için lütfen linke tıklayın: https://zdjp.si/wp-content/uploads/2025/12/Annales-SHN-35-2025-2-Hakan-KABASAKAL_LOWRESS.pdf



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder