Denizler çoğu zaman bize sabit, değişmeyen ve sonsuzmuş gibi
görünür. Oysa suyun altında, gözle görülmeyen ama derin etkiler yaratan bir
dönüşüm yaşanıyor. Bir zamanlar bol olan türler sessizce azalıyor, bazıları ise
neredeyse tamamen kayboluyor. Bu değişimin en çarpıcı örneklerinden biri,
Türkiye denizlerinin en gizemli canlılarından biri olan keler balığı—ya da
bilimsel adıyla Squatina squatina.
Yassı gövdesiyle bir vatozu andıran, ancak aslında bir
köpekbalığı olan bu sıra dışı tür, bugün “kritik tehlike altında” kabul
ediliyor. Oysa bir zamanlar Marmara kıyılarında sıradan bir manzara
sayılıyordu.
Bu yazı, keler balığının geçmişten günümüze uzanan
hikâyesini; bilimsel veriler, balıkçı anıları ve modern gözlemler ışığında
anlatıyor. Aynı zamanda, denizlerimizde yaşanan sessiz bir yok oluşun izlerini
sürüyor.
Bir Zamanlar Çoktu:
Unutulan Bolluk
20. yüzyılın ortalarına kadar, keler balığı Türkiye
kıyılarında oldukça yaygın bir türdü. Özellikle Marmara Denizi’nde, kıyıya
yakın sığ sularda büyük bireylerin bile görülebildiği biliniyor.
Balıkçıların ve dalgıçların anlattıkları, bugün neredeyse
inanılması güç bir tablo çiziyor:
1950’lerde ve 60’larda, İstanbul’un kıyılarında yüzlerce
keler balığının bir arada bulunduğu, hatta zıpkınla avlandığı anlatılıyor. Bazı
balıkçılar, bu türün o kadar bol olduğunu, pazarlarda düzenli olarak
satıldığını ve hatta mutfakta tercih edilen bir balık olduğunu hatırlıyor.
Bu anlatılar sadece nostaljik hikâyeler değil; aynı zamanda
bilimsel açıdan son derece değerli veriler. Çünkü denizlerdeki uzun vadeli
değişimi anlamak için yalnızca modern veriler yeterli değil. Geçmişin
tanıklıkları, “kaybolan bolluğu” ortaya koyuyor.
Sessiz Çöküş:
1960’lardan Sonra Ne Oldu?
Toplanan veriler, keler balığı popülasyonunun düşüşünün
1960’lı yıllarda başladığını gösteriyor. 1970’lere gelindiğinde bu azalma daha
da belirgin hale geliyor.
Bu düşüşün birkaç temel nedeni var:
1. Aşırı Avcılık ve Yan Av (Bycatch) / Keler balıkları
doğrudan hedef alınmasa bile, dip trolleri ve uzatma ağları gibi av araçlarıyla
sıkça yakalanıyor. Yavaş hareket eden ve dipte yaşayan bu tür, bu yöntemlere
karşı oldukça savunmasız.
2. Habitat Tahribatı / Kıyı dolguları, kirlilik ve deniz
tabanının bozulması, keler balıklarının yaşadığı alanları daraltıyor. Özellikle
Marmara Denizi gibi yoğun insan baskısı altındaki bölgelerde bu etki çok daha
belirgin.
3. Biyolojik Özellikler / Keler balıkları yavaş büyüyen, geç
olgunlaşan ve az sayıda yavru veren türlerdir. Bu da popülasyonlarının
toparlanmasını zorlaştırır.
Sonuç olarak, bir zamanlar “çok yaygın” olarak tanımlanan bu
tür, birkaç on yıl içinde “çok nadir” kategorisine geriledi.
Yanıltıcı Bolluk:
“Sahte Zenginlik” Tuzağı
Keler balıklarının en ilginç özelliklerinden biri, belirli
dönemlerde ve belirli bölgelerde toplu halde bulunmalarıdır. Bu davranışa
“mevsimsel kümelenme” denir.
Özellikle kış aylarında bazı bölgelerde bir araya gelen bu
balıklar, onları gören kişilerde yanlış bir algı yaratabilir:
“Demek ki hâlâ çoklar.”
Oysa bu, bilim insanlarının “false abundance” yani “sahte
bolluk” olarak tanımladığı bir durumdur.
Gerçekte popülasyon çok azalmış olabilir, ancak kalan
bireyler belirli alanlarda toplandığı için yoğun görünür. Bu da balıkçılığı
teşvik ederek tür üzerindeki baskıyı daha da artırabilir.
Türkiye’de Kalan Son
Sığınaklar
Araştırmalar, keler balıklarının Türkiye’de tamamen yok
olmadığını, ancak çok sınırlı alanlarda varlıklarını sürdürdüklerini
gösteriyor.
Öne çıkan bölgeler şunlar:
- Marmara Denizi (özellikle güneybatı kesimleri)
- Kuzey ve Güney Ege
- Gökova Körfezi
- Çanakkale Boğazı çevresi
- Mersin kıyıları (daha seyrek)
Bu bölgeler, tür için potansiyel “sıcak noktalar” olarak
değerlendiriliyor. Özellikle Gökova Körfezi’nde hamile bir dişinin yakalanıp
tekrar denize bırakılması, buranın olası bir üreme alanı olabileceğini
düşündürüyor. Benzer bir üreme alanı Gökçeada ve Gelibolu Yarımadası arasında
kalan bölge için de ileri sürülüyor.
Kaybolan Devler
Geçmişte 2 metreyi aşan keler balıklarının Türkiye sularında
görüldüğü biliniyor. Ancak günümüzde bu büyüklükte bireylere neredeyse hiç
rastlanmıyor.
Bu durum, “büyük bireylerin kaybı” olarak bilinen önemli bir
ekolojik soruna işaret ediyor. Büyük dişiler, daha fazla yavru üretir ve
popülasyonun devamı için kritik öneme sahiptir.
Bu bireylerin ortadan kalkması, türün geleceğini ciddi
şekilde tehlikeye atar.
Keler balığının Karadeniz’deki durumu ise ayrı bir tartışma
konusu. Eski kayıtlar, bu türün Karadeniz’de ya hiç bulunmadığını ya da çok
nadir olduğunu gösteriyor.
Daha yakın dönem verileri ise, 2000’li yıllardan sonra bu
türün Karadeniz’de neredeyse hiç görülmediğini ortaya koyuyor.
Bu da türün bu bölgede yerel olarak yok olmuş olabileceği
ihtimalini güçlendiriyor. Karadeniz’deki gizemli yok oluşun altında yatan
nedenler ayrıca araştırmaya değer.
Bilimin Yeni Yolu:
Balıkçıların Hafızası
Bu çalışmanın en dikkat çekici yönlerinden biri, bilimsel
veriler ile halk bilgisinin birlikte kullanılması.
Balıkçıların ve dalgıçların anıları, sadece geçmişi anlatmakla
kalmıyor; aynı zamanda bilimsel boşlukları dolduruyor. Örneğin:
- Türün geçmişte hangi bölgelerde yoğun olduğu
- Hangi dönemlerde görüldüğü
- Ortalama boyutları
- Davranış özellikleri
Bu bilgiler, klasik bilimsel yöntemlerle elde edilmesi zor
olan veriler sunuyor.
Bu yaklaşım, “etnoihtiyoloji” olarak adlandırılıyor ve son
yıllarda deniz biyolojisinde giderek daha fazla önem kazanıyor.
Koruma Var Ama
Yeterli mi?
Türkiye’de keler balıkları 2018 yılından beri yasal olarak
koruma altında. Türün sadece avlanması yasak değil, yan av olarak ağa takılan
kelerlerin güvertede alıkonmaları, kasıtlı olarak yaralanmaları gibi olumsuz
davranışlara maruz bırakılmaları da kanunla yasaklandı.
Ancak uygulamada bazı sorunlar var:
- Yan av olarak yakalanmaya devam ediyorlar
- Bazı durumlarda karaya çıkarılıyorlar
- Balıkçıların farkındalığı yeterli değil
Bu nedenle, sadece yasal koruma yeterli değil. Etkin bir
koruma için şu adımlar gerekiyor:
1. Kritik Habitatların Korunması / Keler balıklarının
toplandığı bölgeler belirlenmeli ve bu alanlarda balıkçılık en azından dönemsel
olarak kısıtlanmalı.
2. Eğitim ve Farkındalık / Balıkçılara, bu türlerin
ekosistemdeki rolü anlatılmalı.
3. Yan Av Yönetimi / Yakalanan bireylerin zarar görmeden
denize geri bırakılması sağlanmalı.
4. Uzun Vadeli İzleme / Popülasyonun durumu düzenli olarak
takip edilmeli.
Denizlerin Hafızasını
Kaybetmemek
Keler balığının hikâyesi, aslında daha büyük bir sorunun
parçası: “kayan referans noktası” (shifting baseline). Ya da “hey gidi günler
paradoksu” ki böyle adlandırmayı daha çok seviyorum.
Her yeni nesil, doğayı kendi gördüğü haliyle “normal” kabul
eder. Oysa bu “normal”, geçmişe göre çok daha fakir olabilir.
Bugün genç bir dalgıç için keler balığını hiç görmemek
sıradan olabilir. Ama birkaç kuşak önce, bu balık Marmara kıyılarının doğal bir
parçasıydı.
Eğer geçmişi bilmezsek, kaybettiklerimizin farkına
varamayız.
Umut Var mı?
Her şeye rağmen umut tamamen kaybolmuş değil.
Son yıllarda yapılan gözlemler, hâlâ büyük ve hatta hamile
bireylerin zaman zaman görüldüğünü gösteriyor. Bu da popülasyonun tamamen
çökmediğini ve doğru önlemlerle toparlanabileceğini düşündürüyor.
Akdeniz’in bazı bölgelerinde uygulanan koruma programları,
keler balıklarının geri dönüşünün mümkün olabileceğini gösteriyor.
Ancak zaman daralıyor.
Sonuç: Kumların
Altındaki Son Nefes
Keler balığı, deniz tabanında hareketsiz yatarak avını
bekleyen sabırlı bir avcıdır. Ama bugün, bu sessiz canlı kendi hayatta kalma
mücadelesini veriyor.
Onun hikâyesi, sadece bir türün değil; insan etkisiyle
değişen denizlerin hikâyesidir.
Eğer bu hikâyeyi doğru okur ve gerekli adımları atarsak,
belki bir gün Marmara’nın sığ sularında tekrar bir keler balığıyla karşılaşmak
mümkün olabilir.
Aksi halde, bu eşsiz tür yalnızca eski balıkçıların
anlattığı bir anı olarak kalacak.
Kaynak makale:
Bu yazı, 2021 yılında Journal of the Black Sea/Mediterranean
Environment dergisinde yayımlanan Chapters from the life story of common angel
shark, Squatina squatina, from
Turkish waters: a historical, ethnoichthyological and contemporary approach to
a little-known shark başlıklı bilimsel çalışmanın bulgularına dayanarak
hazırlanmış, genel okuyucu için kaleme alınmış bir popüler bilim uyarlamasıdır.
Kaynak makaleyi incelemek için aşağıdaki linke tıklayın:
Kabasakal, H. (2021):
Chapters from the life story of common angel shark, Squatina squatina, from Turkish waters: a historical,
ethnoichthyological and contemporary approach to a little-known shark. J. Black Sea/Mediterranean Environment 27:
317-341.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder