22 Mart 2026 Pazar

KUMLARIN ALTINDAKİ HAYALET: KELER


Denizler çoğu zaman bize sabit, değişmeyen ve sonsuzmuş gibi görünür. Oysa suyun altında, gözle görülmeyen ama derin etkiler yaratan bir dönüşüm yaşanıyor. Bir zamanlar bol olan türler sessizce azalıyor, bazıları ise neredeyse tamamen kayboluyor. Bu değişimin en çarpıcı örneklerinden biri, Türkiye denizlerinin en gizemli canlılarından biri olan keler balığı—ya da bilimsel adıyla Squatina squatina.

Yassı gövdesiyle bir vatozu andıran, ancak aslında bir köpekbalığı olan bu sıra dışı tür, bugün “kritik tehlike altında” kabul ediliyor. Oysa bir zamanlar Marmara kıyılarında sıradan bir manzara sayılıyordu.

Bu yazı, keler balığının geçmişten günümüze uzanan hikâyesini; bilimsel veriler, balıkçı anıları ve modern gözlemler ışığında anlatıyor. Aynı zamanda, denizlerimizde yaşanan sessiz bir yok oluşun izlerini sürüyor.

Bir Zamanlar Çoktu: Unutulan Bolluk

20. yüzyılın ortalarına kadar, keler balığı Türkiye kıyılarında oldukça yaygın bir türdü. Özellikle Marmara Denizi’nde, kıyıya yakın sığ sularda büyük bireylerin bile görülebildiği biliniyor.

Balıkçıların ve dalgıçların anlattıkları, bugün neredeyse inanılması güç bir tablo çiziyor:

1950’lerde ve 60’larda, İstanbul’un kıyılarında yüzlerce keler balığının bir arada bulunduğu, hatta zıpkınla avlandığı anlatılıyor. Bazı balıkçılar, bu türün o kadar bol olduğunu, pazarlarda düzenli olarak satıldığını ve hatta mutfakta tercih edilen bir balık olduğunu hatırlıyor.

Bu anlatılar sadece nostaljik hikâyeler değil; aynı zamanda bilimsel açıdan son derece değerli veriler. Çünkü denizlerdeki uzun vadeli değişimi anlamak için yalnızca modern veriler yeterli değil. Geçmişin tanıklıkları, “kaybolan bolluğu” ortaya koyuyor.

Sessiz Çöküş: 1960’lardan Sonra Ne Oldu?

Toplanan veriler, keler balığı popülasyonunun düşüşünün 1960’lı yıllarda başladığını gösteriyor. 1970’lere gelindiğinde bu azalma daha da belirgin hale geliyor.

Bu düşüşün birkaç temel nedeni var:

1. Aşırı Avcılık ve Yan Av (Bycatch) / Keler balıkları doğrudan hedef alınmasa bile, dip trolleri ve uzatma ağları gibi av araçlarıyla sıkça yakalanıyor. Yavaş hareket eden ve dipte yaşayan bu tür, bu yöntemlere karşı oldukça savunmasız.

2. Habitat Tahribatı / Kıyı dolguları, kirlilik ve deniz tabanının bozulması, keler balıklarının yaşadığı alanları daraltıyor. Özellikle Marmara Denizi gibi yoğun insan baskısı altındaki bölgelerde bu etki çok daha belirgin.

3. Biyolojik Özellikler / Keler balıkları yavaş büyüyen, geç olgunlaşan ve az sayıda yavru veren türlerdir. Bu da popülasyonlarının toparlanmasını zorlaştırır.

Sonuç olarak, bir zamanlar “çok yaygın” olarak tanımlanan bu tür, birkaç on yıl içinde “çok nadir” kategorisine geriledi.

Yanıltıcı Bolluk: “Sahte Zenginlik” Tuzağı

Keler balıklarının en ilginç özelliklerinden biri, belirli dönemlerde ve belirli bölgelerde toplu halde bulunmalarıdır. Bu davranışa “mevsimsel kümelenme” denir.

Özellikle kış aylarında bazı bölgelerde bir araya gelen bu balıklar, onları gören kişilerde yanlış bir algı yaratabilir:

“Demek ki hâlâ çoklar.”

Oysa bu, bilim insanlarının “false abundance” yani “sahte bolluk” olarak tanımladığı bir durumdur.

Gerçekte popülasyon çok azalmış olabilir, ancak kalan bireyler belirli alanlarda toplandığı için yoğun görünür. Bu da balıkçılığı teşvik ederek tür üzerindeki baskıyı daha da artırabilir.

Türkiye’de Kalan Son Sığınaklar

Araştırmalar, keler balıklarının Türkiye’de tamamen yok olmadığını, ancak çok sınırlı alanlarda varlıklarını sürdürdüklerini gösteriyor.

Öne çıkan bölgeler şunlar:

  • Marmara Denizi (özellikle güneybatı kesimleri)
  • Kuzey ve Güney Ege
  • Gökova Körfezi
  • Çanakkale Boğazı çevresi
  • Mersin kıyıları (daha seyrek)

Bu bölgeler, tür için potansiyel “sıcak noktalar” olarak değerlendiriliyor. Özellikle Gökova Körfezi’nde hamile bir dişinin yakalanıp tekrar denize bırakılması, buranın olası bir üreme alanı olabileceğini düşündürüyor. Benzer bir üreme alanı Gökçeada ve Gelibolu Yarımadası arasında kalan bölge için de ileri sürülüyor.

Kaybolan Devler

Geçmişte 2 metreyi aşan keler balıklarının Türkiye sularında görüldüğü biliniyor. Ancak günümüzde bu büyüklükte bireylere neredeyse hiç rastlanmıyor.

Bu durum, “büyük bireylerin kaybı” olarak bilinen önemli bir ekolojik soruna işaret ediyor. Büyük dişiler, daha fazla yavru üretir ve popülasyonun devamı için kritik öneme sahiptir.

Bu bireylerin ortadan kalkması, türün geleceğini ciddi şekilde tehlikeye atar.

Keler balığının Karadeniz’deki durumu ise ayrı bir tartışma konusu. Eski kayıtlar, bu türün Karadeniz’de ya hiç bulunmadığını ya da çok nadir olduğunu gösteriyor.

Daha yakın dönem verileri ise, 2000’li yıllardan sonra bu türün Karadeniz’de neredeyse hiç görülmediğini ortaya koyuyor.

Bu da türün bu bölgede yerel olarak yok olmuş olabileceği ihtimalini güçlendiriyor. Karadeniz’deki gizemli yok oluşun altında yatan nedenler ayrıca araştırmaya değer.

Bilimin Yeni Yolu: Balıkçıların Hafızası

Bu çalışmanın en dikkat çekici yönlerinden biri, bilimsel veriler ile halk bilgisinin birlikte kullanılması.

Balıkçıların ve dalgıçların anıları, sadece geçmişi anlatmakla kalmıyor; aynı zamanda bilimsel boşlukları dolduruyor. Örneğin:

  • Türün geçmişte hangi bölgelerde yoğun olduğu
  • Hangi dönemlerde görüldüğü
  • Ortalama boyutları
  • Davranış özellikleri

Bu bilgiler, klasik bilimsel yöntemlerle elde edilmesi zor olan veriler sunuyor.

Bu yaklaşım, “etnoihtiyoloji” olarak adlandırılıyor ve son yıllarda deniz biyolojisinde giderek daha fazla önem kazanıyor.

Koruma Var Ama Yeterli mi?

Türkiye’de keler balıkları 2018 yılından beri yasal olarak koruma altında. Türün sadece avlanması yasak değil, yan av olarak ağa takılan kelerlerin güvertede alıkonmaları, kasıtlı olarak yaralanmaları gibi olumsuz davranışlara maruz bırakılmaları da kanunla yasaklandı.

Ancak uygulamada bazı sorunlar var:

  • Yan av olarak yakalanmaya devam ediyorlar
  • Bazı durumlarda karaya çıkarılıyorlar
  • Balıkçıların farkındalığı yeterli değil

Bu nedenle, sadece yasal koruma yeterli değil. Etkin bir koruma için şu adımlar gerekiyor:

1. Kritik Habitatların Korunması / Keler balıklarının toplandığı bölgeler belirlenmeli ve bu alanlarda balıkçılık en azından dönemsel olarak kısıtlanmalı.

2. Eğitim ve Farkındalık / Balıkçılara, bu türlerin ekosistemdeki rolü anlatılmalı.

3. Yan Av Yönetimi / Yakalanan bireylerin zarar görmeden denize geri bırakılması sağlanmalı.

4. Uzun Vadeli İzleme / Popülasyonun durumu düzenli olarak takip edilmeli.

Denizlerin Hafızasını Kaybetmemek

Keler balığının hikâyesi, aslında daha büyük bir sorunun parçası: “kayan referans noktası” (shifting baseline). Ya da “hey gidi günler paradoksu” ki böyle adlandırmayı daha çok seviyorum.

Her yeni nesil, doğayı kendi gördüğü haliyle “normal” kabul eder. Oysa bu “normal”, geçmişe göre çok daha fakir olabilir.

Bugün genç bir dalgıç için keler balığını hiç görmemek sıradan olabilir. Ama birkaç kuşak önce, bu balık Marmara kıyılarının doğal bir parçasıydı.

Eğer geçmişi bilmezsek, kaybettiklerimizin farkına varamayız.

Umut Var mı?

Her şeye rağmen umut tamamen kaybolmuş değil.

Son yıllarda yapılan gözlemler, hâlâ büyük ve hatta hamile bireylerin zaman zaman görüldüğünü gösteriyor. Bu da popülasyonun tamamen çökmediğini ve doğru önlemlerle toparlanabileceğini düşündürüyor.

Akdeniz’in bazı bölgelerinde uygulanan koruma programları, keler balıklarının geri dönüşünün mümkün olabileceğini gösteriyor.

Ancak zaman daralıyor.

Sonuç: Kumların Altındaki Son Nefes

Keler balığı, deniz tabanında hareketsiz yatarak avını bekleyen sabırlı bir avcıdır. Ama bugün, bu sessiz canlı kendi hayatta kalma mücadelesini veriyor.

Onun hikâyesi, sadece bir türün değil; insan etkisiyle değişen denizlerin hikâyesidir.

Eğer bu hikâyeyi doğru okur ve gerekli adımları atarsak, belki bir gün Marmara’nın sığ sularında tekrar bir keler balığıyla karşılaşmak mümkün olabilir.

Aksi halde, bu eşsiz tür yalnızca eski balıkçıların anlattığı bir anı olarak kalacak.

Kaynak makale:

Bu yazı, 2021 yılında Journal of the Black Sea/Mediterranean Environment dergisinde yayımlanan Chapters from the life story of common angel shark, Squatina squatina, from Turkish waters: a historical, ethnoichthyological and contemporary approach to a little-known shark başlıklı bilimsel çalışmanın bulgularına dayanarak hazırlanmış, genel okuyucu için kaleme alınmış bir popüler bilim uyarlamasıdır. Kaynak makaleyi incelemek için aşağıdaki linke tıklayın:

Kabasakal, H. (2021): Chapters from the life story of common angel shark, Squatina squatina, from Turkish waters: a historical, ethnoichthyological and contemporary approach to a little-known shark. J. Black Sea/Mediterranean Environment 27: 317-341.

https://www.researchgate.net/publication/358235373_Chapters_from_the_life_story_of_common_angel_shark_Squatina_squatina_from_Turkish_waters_a_historical_ethnoichthyological_and_contemporary_approach_to_a_little-known_shark_species



 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder