14 Haziran 2012 Perşembe

GELENEĞİ YAŞATAN YİĞİT HAYATLAR...

Sünger, mercan ve deniz salyangozu, dalgıçlığın alamet-i farikası olmuş canlılardır. Cam bir fanusun içinde Akdeniz’in lacivert sularına dalmaya cesaret eden pirimiz Büyük İskender kadar emekleri geçmiştir onların dalgıçlık sanatının doğuşuna ve serpilmesine.

Akdeniz’de neredeyse denizciliğin tarihi kadar eskilere uzanır sünger ve mercan peşindeki koşturmacanın hikâyesi. Ege adalarında sünger dalgıçlarının nefeslerini tutarak 20-30 kulaç sulara nasıl daldıkları, peşlerine düşen köpekbalıklarıyla kıran kırana nasıl boğuştukları, ilkçağ tarihçilerinin ballandırarak anlattıkları hikâyeler arasındadır.

Süngerleri ve mercanları dipten kopartıp, onları kara insanlarına getirmek için asırlardır nice tehlikelere meydan okuyor Akdeniz’in cesur dalgıçları...

Hepsine teker teker selam olsun...

***

Benim de derinlere giden yolculuğum, dalgıçlığın kıvılcımı olmuş böyle bir canlının izini sürerek başlamıştı.

Doğruyu söylemek gerekirse buraların yabancısı, bizim denizlerde olmaması gereken bir kaçak yolcuydu o. Anayurdu olan Güney Çin Denizi’nden başlayıp Karadeniz’de sona eren uzun yolculuğunda ya bir geminin gövdesine yapışarak yol almıştı ya da daha ufacık bir larvayken gizlice girdiği sintinede yolculuğu tamamlamıştı.

Ufkun ötesindeki denizlerden gelen turuncu ağızlı deniz salyangozu (Rapana venosa), yerleştiği yeni yurdunu benimsemekte zorlanmadı. Eti kıymetli olduğundan yeni yurdundaki insanlar gelişini hoş karşıladılar ve peşine düşmekte gecikmediler.

***

Balıkçılığın beşiği olmasına karşın, Ege ve Akdeniz’deki gibi kökleri geçmişe uzanan bir dalgıçlık kültürünün şekillenmediği Karadeniz’de, irili ufaklı dalgıç kayıkları zamanla mantar gibi çoğaldı.

Salyangoz avında kullanılan nargile donanımı oldukça basit bir düzenekten oluşur. Bir tane alçak basınç kompresörü ‘şıtandıra’ya yani hava tankına hava basar. Çıkış memesine bağlı bir filtreden iyi kötü süzülen hava, uzunluğu 100 m’yi geçmeyen bir hortumun ucundaki regülatör ikinci kademesinden dalgıca gelir. Hava hortumu dalgıcın ağırlık kemerine basit bir düğümle sabitlenir. Karabina ya da harnes (dalgıcın omuzları ve beli etrafından dolanan tokalı kemer) hak getire. Dola hortumu kemere, bitti gitti...

Zamanında o kadar iptidai, ama bir o kadar da ince zekâ ürünü kompresör düzeneklerine rastgeldim ki adama şapka çıkartır! Kayığa boya tabancası kompresörü koyanda vardı, paraya kıyıp paslanmaz çelikten şıkır şıkır şıtandıra yaptıran da...

Birkaç sene önce İzmir’de ayak üstü iki satır lafladığım bir dalgıcın bira fıçısından imal ettiği hava tankı, fukaralıkla gelen yaratıcılığın zirvesi olmayı hak ediyor...

***

20 küsür sene önce Kenan Şeker teknesinde dalgıçlığa nasıl başladığımı, bir avuç cesur denizoğluyla kısa bir süre için de olsa nasıl kader arkadaşı olduğumu ve günün birinde emektar teknemizin nasıl battığını daha önce anlatmıştım (bkz. Damdan düşer gibi dalgıç oldum, Fırtınaya yenik düştü Kenan Şeker).

O günlerden aktarmadığım tek ayrıntı ise, derin karanlığa adım atmama önayak olan, çocukluk hayalimi gerçekleştirebilmem için yol gösteren ustamın, dalgıç Adnan’ın ölmüş olduğuydu.

Uzun süre haber alamayınca dalgıçlığı bıraktığını, buralardan gittiğini düşünmüştüm dalgıç Adnan’ın. Birkaç yıl önce bir pazar günü televizyonun karşısında pineklerken ekranda resmini görünce birden donuverdim. İzlemekte olduğum programda Çapa Sualtı Hekimliği’nde 1998’de yaşanan basınç odası kazasında yaşamlarını kaybeden üç kişiden bahsediliyordu. Ölenler arasında ustam Adnan Aşır’ın da adı geçince bir süre ne diyeceğimi bilemeden öylece baktım televizyona. Vurgunzede ustamı basınçodasında yakalamıştı ölüm...

***

Dalış sırasında Rapana salyangozu görünce bir başka keyiflenirim. Eski bir dostla karşılaşmanın keyfidir bu. Küçük bir kavun kadar olanlarına eskiden sığlıklarda çok rastlanırdı. Sığdakiler tükenmeye başlayınca, dalgıçlara da derinlerin yolu göründü. 15-20 kulaç suya, bazen daha derine hergün birkaç kez dalmak, insanı eninde sonunda yıpratır.

Bugünlerde sığlıklarda yeniden irikıyım deniz salyangozlarıyla karşılaşmak keyfimi katmerlendiriyor. 1 Mayıs’tan 30 Eylül’e kadar devam eden av yasağı yavaş da olsa meyvelerini veriyor sanki...

***

Rapana salyangozu Karadeniz’de kendine özgü bir dalgıçlık geleneğinin kıvılcımı oldu, binlerce insana ekmek kapısı açtı. Bu uğurda birçok kurban da verildi, tıpkı Ege’de sünger, Akdeniz’de kırmızı mercan peşinde kaybolup giden özverili yiğit hayatlar gibi...

Derinlerde devam eden geleneği onların ruhları canlı tutuyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme