6 Haziran 2012 Çarşamba

ARDINA BAKMADAN GİDERSİN...

Dalışa giderken sadece bir kez dönüp bakarım arkama camda bekleyen var mı diye. Eskiden anneannem bakardı arkamdan. Dudaklarının kıpırdamasından anlardım dua ettiğini, eli yüreğinde...

Artık karımla oğlum uğurlar oldular beni denize...

Arkamdan endişeyle bakılmasını istemem. Keder ve gözyaşı dalgıca ayakbağı, yürekbağı olur, aklını karıştırır, şaşırtır...

***

Hep merak ettim öteleri, ama derinlerde ama deniz üstünde...

Benim gibilerden vazgeçmez deniz. Ona ne kadar sırtımı dönsem de, görmezden gelmeye çalışsam da, kanıma, aklıma girmenin bir yolunu bulur.

Deniz gurbetçiliği fena yapışır adama. Paçasına deniz suyu bir kere değmeye görsün, bir daha çıkmaz bulaştığı yerden. Değme zamka taş çıkartır. Ne tövbe, ne de yemin dinler bu duygu. Yemin bozdurmakta üstüne yoktur...

Küfrede ede gidersin, saya söve gidersin... Fırtınaya, kara, yağmura, lodosa, poyraza aldırmadan gidersin... Ne olursa olsun yine de gidersin, yemin bozmanın ergeç bir kefareti olduğunu bile bile...

***

Dalgıçların dulları ağıt yakarken “kahpe deniz” derler kimi vakit, kocalarını, kardeşlerini, oğullarını kandıran, gözlerini boyayan, kâh yeşil kâh mavi yosmaya...

Ardına bakmadan, koşa koşa gidersin en ufak yanlışında seni boğmak için fırsat kollayan o kahpenin koynuna...

Adamı kandırmak için en nadide inciyi, en kırmızı mercanı, en semiz balığı çıkarır koynundan koyar ortaya. Baktı kandıramıyor, kafasını bulandırır, uyuşturur, geri dönmesin, unutsun diye ardında bıraktığı taştan, topraktan dünyayı...

Ondan uzak durmak, kaçıp kurtulmak için dalmamak, denize açılmamak da çare olmaz. Deniz kaçkınına uykuyu haram eder düşlerine girerek o yosma. Toprak tutar deniz kaçkınlarını. Ergeç hepsi geri döner, bile isteye tekrar takar karanlığın zincirlerini...

Şarkılar söyler, naralar atar derinlerin cilvesine kapılan dalgıç zehirli uykuya dalmadan önce. Derinlerde ki kahpenin aşkıyla sarhoşluk alır götürür adamı. Sonu yoktur bu aşkın...

***

Oğlum Derin doğduğundan beri çok derinlere dalamaz oldum. Çoğu vakit 40’dan 50’den geri dönüyorum artık.

Görmezden geliyorum incili mercanlı davetleri... Derinlerin çağrısına kulak tıkamak, büyülenmeden uyanmak için kendimle nasıl savaştığı mı bir bilseniz!

Derinlerin zehirleyen, uyuşturan tutsaklığından her seferinde, Derin’in gözümün önünden hiç gitmeyen hayali çekip çıkarıyor beni.

El kadar bebe can simidim oldu...

***

Balıkçı ne güzel anlatmış benim gibileri, kendime örnek aldıklarımı: “Biz nerede olursak olalım hep başka yerde olmak isteriz... Dönebilseydik karalara, gene de dünyada yaşadıkça umutlarımızı hep kıran denizlerimize dönerdik...Deniz Gurbetçileri, Halikarnas Balıkçısı, 1969.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme