7 Mayıs 2019 Salı

DERİNLİK DEĞİŞTİKÇE DUYGULAR DEĞİŞİR


Dalış çantamı hazırlarken başlarım rahatlamaya. Bilinmeze yol almazdan önce yapılan hazırlığın her adımı, bu dünyanın kötülüklerinden, kafa karıştıran ayrıntılarından, insanı yaşamaktan bezdiren curcunasından kurtulmaya adım adım yaklaştığım kutsal bir arınmadır.

Derinlere olanca arınmış bir ruhla karışmadan önce, karadaki dünyanın –insanların dünyasının- düşünsel ağırlığından kurtulmam gerekir. Çantam ağırlaştıkça zihnim hafifler. Karadaki dertleri almam yanıma, dibe götürmem onları, en azından götürmemeyi denerim.

Her dalış bilinmeze doğru yol almaktır. Avcunuzun içi gibi bildiğiniz bir yerde bile her dalış bilinmeze yol almanın heyecanını da beraberinde getirir. Bu heyecan bir duygular eriyiğidir. Arınmışlık, özgürleşme, kurtulma, rahatlama, coşku, tedirginlik, zaman zaman sebepsiz bir korkuyla dolup taşan; insana ait tüm hislerin kendisine bir yer bulduğu ama koşullara bağlı olarak bu duygulardan birinin diğerlerine baskın çıktığı bir duygular bütünlüğüdür.



***

Dipte çalışırken bazen buz gibi bir ürperti kaplar içimi. Işıksız derinliklere hızla dalan, belirsizliğin içinden ortaya çıkmak için adeta pusuda bekleyen bir şeyleri gizlediğini düşündüğüm ıssız yamaçlar, bu ürpertiyi en fazla hissettiğim yerlerdir. Ara sıra işi gücü bırakır ve o korku uçurumunun derinlerini görmeye çalışırım umutsuzca. Fenerimle aydınlatmayı denerim ışığa aç, ışığı emip yutan belirsiz karanlığı.

Basit bir korku diye tarif edemem bu ürpertiyi, aksi halde kolay kaçmış olurum. Korkusuz bir dalgıç olduğumu iddia etmiyorum. Aksine korkumu inatla muhafaza ederim! Çünkü dehşete dönüşmeyen ürpertiler iyidir. İnsanın aklını silip süpüren bir panik fırtınasına dönüşmediği sürece, kontrol altında tutulabilen ürperti dalgıcı uyanık tutar. Dalgıca birdenbire işini bıraktıran bu ürperti, çevreyi karanlık bir örtü gibi kuşatan derin suda duyuları alarma geçirir, en ufak kıpırtıya, en silik gölgeye karşı ani ve keskin tepkileri tetikler.



***

Ekmeğini denizden kazanan dalgıçların sohbetlerine hakim olan duygu çoğu zaman tek kelimeyle özetlenebilir: sızlanmak. Mutlulukla, kahkahayla, sessizlikle karışık temkinli bir dert yanmayı her nedense dilinden düşürmemeye dikkat eder toplayıcı dalgıçlar. Haksız da değildirler; sevinseler bir türlü sevinmeseler başka türlü. Bereketli bir dalışın sonrasında dalgıcın yüzünde okunan keyifli ifadenin ardından hep aynı soru gelir: “nerede bu mera?” Genelde cevaplanmaz bu soru. Çünkü, mera dalgıcın mahremidir. En yakın arkadaşa çıtlatılırken bile, meranın yeri aşağı yukarı söylenir.

İster sığda olsun isterse derinde, toplayıcı dalgıç yüzünü güldüren, torbasını cömertçe dolduran merasının kendisine sunduklarından olabildiğince hızlı faydalanmak ister. Zira, kendisinin ama titizlikle arayarak ama tesadüfen keşfettiği bu saklı cenneti günün birinde bir başkası da keşfedebilir. Sürekli aynı meraya gitmemek, hem mimlenmemek hem de eli boş dönmemek için gereklidir. Aksi halde merayı başkalarının keşfetmesi ya da sürekli aynı dibi kazarak toplayıcı dalgıcın kendi merasını kurutması işten bile değildir.

***

Koşulların rahat olduğu bereketli sığ meralar her dalgıcın hayalidir. Suya rahatça girilen, emniyetli uzun dip zamanına izin veren, hani elinizi soksanız dalgıcın sırtını kaşıyabileceğiniz kadar sığ ve bereketli meralar süsler toplayıcı dalgıçların düşlerini.

Böyle rahat yerlerde çalışırken dalgıcın duyguları da rahatlar. Derinlik az olduğu için tedirgin değildir, zihni berraktır. Kum havuzundan kovası küreğiyle oynayan bir çocuk gibi şendir dipte. Hele bir de torbası bol bol doluyorsa neşeden ağzı kulaklarına varır. Fakat böyle keyifli ve bereketli dalışlar bazen birden biter bazen de bitmesi biraz zaman alır.

Kendi meramı kuruttuğum çok oldu ki hâlâ da olmaktadır. Zira çoğu toplayıcı dalgıç gibi ben de sürdürülebilirliğe pek dikkat etmem, edemem. Su akarken küpünü doldur derim ve sonra bir bakarım ki merada kurşun bitmiş. En azından sığlıklarda... İşte o zaman hayat memat meselesi o soru gelir çıkar karşıma: “Daha derine mi inmeli? Derine inmek keyfiyet mi, yoksa mecburiyet mi?”

Sığ sularda başlayan her ekmek arayışı, eninde sonunda daha derinlerde sürmeye yazgılıdır. Bu hep böyle olmuştur ve toplayıcı dalgıcın bundan kaçmasının yolu yoktur. Derinlik arttıkça duygularda değişmeye başlar. Sığ sulardaki rahatlığın yerini almaya başlayan tedirginlik, derinlik artıp sular karardıkça daha güçlü hissedilir. Zihinsel olarak derin suya hazır olmayan dalgıçlar için derin suya inme mecburiyeti tarifsiz bir eziyettir. Böyle anlarda dipten bir şeyler toplamak sadece kazanç kapısı olmakla kalmaz, dalgıcın aklını meşgul ederek ona korkularını unutturan ya da en azından korkularını hafifleten bir uğraş olur. Derin suda korku, zihnin kuytularında pusuya yatar, dalgıcın aklını almak için fırsat kollar. Derin suda toplayıcı dalgıç olmak ve bunu uzun yıllar sürdürmek herkesin harcı değildir. Derin suda çalışan hemen her dalgıç adeta kendi zihniyle ve duygularıyla mücadele eder. Belki de bu yüzden derin karanlıktan aydınlığın selametine geri dönüş her seferinde yeniden doğmak gibidir.