Soğuk bir Şubat sabahı, araştırma gemisi Marmara Denizi’nin
doğu kıyısından birkaç mil açıkta bulunan bir trol istasyonuna doğru
ilerliyordu. Sisle örtülü zirveleriyle dik kıyı tepeleri, mavi gökyüzü ile
yeşil manzara arasında heykelsi bir sınır oluşturuyordu. Sabah kahvemi
yudumlarken bu muhteşem manzara, derin Marmara’nın giderek oksijensizleştiğini
ve sakinlerini yavaş yavaş boğduğunu bir an için unutturdu bana.
Marmara kıta sahanlığında
umut veren bir keşif
İstasyona vardığımızı bildiren kaptanın interkomdan
gelen metalik sesi sabah düşüncelerimi bir anda böldü. Mürettebat, yıllar
içinde neredeyse ezberledikleri rutinle, Akdeniz’de yürütülen Uluslararası Dip
Trolü Araştırması’nın (MEDITS) protokolüne göre donatılmış dip trolünü
hazırlamak üzere görev yerlerine geçti. Tekne ile deniz tabanı arasındaki
derinlik 125 metreydi ve trol hattının başlangıç ile bitiş noktaları arasındaki
ortalama derinlik yaklaşık 123 metreydi. Son kontroller tamamlandıktan sonra
trol ağı, 2.5 deniz mili hızla ve 30 dakika boyunca dibi taramak üzere denize
bırakıldı.
Bu keşif gezisi aslında daha büyük bir araştırma
programının parçasıydı. Doğu Marmara’da belirlenen on istasyonda
gerçekleştirilen bu bir haftalık çalışma, son on yıldır Marmara Denizi’ndeki
kirliliği ve deniz yaşamının durumunu izlemek amacıyla yürütülen uzun süreli
bir araştırma programına dahil edilmişti. Yaklaşık bir saat sonra trol ağı
güverteye alındığında, kıç güvertede çoğunluğunu dip canlılarının oluşturduğu
küçük bir tepecik yükseliyordu.
Beklenmeyen bir
keşif
İlk bakışta ağdan çıkan türler bizi şaşırtmadı. Tarama
alanında en bol bulunan canlılar kabuklular, özellikle kırmızı karides (Parapenaeus longirostris) ve derin deniz
karidesi (Plesionika edwardsii) idi.
Bunları istavrit (Trachurus mediterraneus), berlam (Merluccius merluccius) ve çeşitli küçük
dip balıkları izliyordu. Sudan çıkmanın şokuyla çırpınan birkaç dikenli vatozu
(Raja clavata) tartıp ölçtükten sonra
hızla denize geri bıraktık. Dipten gelen deniz çöpleri ise metropoller arasında
sıkışmış bu iç denizin kaçınılmaz kirliliğini gözler önüne seriyordu.
Yığın içinde kıvrılarak hareket eden küçük
köpekbalıkları başlangıçta çok sıra dışı görünmedi. Yine de ihtiyatlı
davranarak büyük bir naylon leğen ve deniz suyu sağlayan bir hortum yardımıyla
geçici bir “yaşatma tankı” hazırladık ve tüm köpekbalıklarını bu tankta
topladık. Bireyleri yakından incelediğimizde dikkat çekici bir ayrıntı ortaya
çıktı. Toplam 176 yavru köpekbalığının neredeyse tamamının karın yüzeyinde,
göğüs yüzgeçlerinin ortasında belirgin bir doğum izi bulunuyordu. Çoğunda bu iz
hâlâ taze ve iyileşmemişti.
Bu küçük ama kritik ayrıntı, Doğu Marmara’da bir
köpekbalığı yavrulama alanının varlığına işaret eden ilk güçlü kanıtı
oluşturuyordu.
Güvertede hayata
tutunan yavrular
Araştırma sırasında gemide doğaçlama olarak kurduğumuz
yaşatma tankının beklenenden çok daha iyi çalıştığını özellikle vurgulamak
gerekir. Güvertede bulunan basit ekipmanlarla hazırlanan bu tank sayesinde,
incelenen yavru köpekbalıklarının hiçbiri gemide ölmedi. Ölçüm ve incelemeler
tamamlandıktan sonra denize bırakılan bireylerin tamamı güçlü ve dengeli
hareketlerle yüzerek uzaklaştı.
Küçük dip köpekbalıkları ve vatozlar gibi birçok
kıkırdaklı balık türünde, yakalama sonrası hayatta kalma oranının büyük ölçüde
doğru taşıma ve muhafaza etme yöntemlerine bağlı olduğu bilinmektedir. Av
süresi, ağdaki toplam av miktarı, güvertede geçirilen süre ve hayvanların maruz
kaldığı stres gibi birçok faktör bu süreçte belirleyici rol oynar. Buna
karşılık, uygun şekilde muhafaza edilip taşınan ve hızla suya geri bırakılan
küçük dip köpekbalıklarının yaşama şansı oldukça yüksektir.
Bu nedenle araştırma gemilerinde, basit malzemelerle
bile kurulabilen yaşatma tankları büyük önem taşır. Böyle bir sistem, bilimsel
incelemeler tamamlandıktan sonra hassas türlerin canlı olarak denize geri
bırakılmasını mümkün kılar. O gün Yunus-S’in
güvertesinde kurulan mütevazı tank da tam olarak bu amaca hizmet etti:
Marmara’nın derinliklerinden gelen 176 yavru köpekbalığının yeniden denize
dönmesine olanak sağladı.
Marmara’nın dikenli
camgözleri
Yavruların tamamı uzunburunlu dikenli camgöz olarak
bilinen Squalus blainville türüne
aitti. Bu tür, uzun zamandır Marmara Denizi’nin kıkırdaklı balık faunasının
bilinen üyelerinden biridir. Buna rağmen bölgede bir yavrulama alanının
varlığına işaret eden somut bilimsel kanıtlar ilk kez ortaya konuluyordu.
Doğu Akdeniz’de bu tür için olası yavrulama alanları
daha önce de öne sürülmüştür. Ancak bu bölgelerde yakalanan yeni doğmuş
bireylerin sayısı oldukça sınırlı kalmıştır. Bazı çalışmalar yalnızca birkaç
düzine yavru bireyin yakalandığını bildirmiştir. Marmara Denizi’nde
gerçekleştirilen bu çalışmada ise tek bir dip trolü operasyonunda 176 yeni
doğmuş yavrunun yakalanmış olması dikkat çekici bir durumdur. Bu kadar yüksek
sayıda yeni doğmuş bireyin aynı bölgede bulunması, Doğu Marmara’da uzunburunlu dikenli
camgözler için bir yavrulama alanı bulunabileceği ihtimalini güçlü biçimde
desteklemektedir.
Yavruların zorlu
geleceği
Bir yavrulama alanının işlevsel olabilmesi için genç
bireylerin bol besin bulabilmesi ve büyük yırtıcılara görece daha az maruz
kalması gerekir. Doğu Marmara’da önerilen bu alan, dip canlılarının zenginliği
sayesinde bu koşulları büyük ölçüde karşılamaktadır. Özellikle ticari değeri
yüksek iki karides türünün yoğunluğu, genç camgözler için önemli bir besin
kaynağı oluşturur. Ancak bu zenginlik, bölgenin aynı zamanda yoğun bir
balıkçılık sahası olmasına da yol açmaktadır. Bu durum, yavrular için bol besin
sağlarken doğum alanı üzerinde ek bir insan baskısı yaratmaktadır.
Uzunburunlu dikenli camgözler yaşamları boyunca geniş
bir derinlik aralığında bulunabilir. Yavrular büyüdükçe doğal olarak daha derin
bölgelere doğru ilerlemeleri beklenir. Ancak Marmara Denizi’nin derin
kesimlerinde giderek kötüleşen çevresel koşullar bu doğal yaşam döngüsünü
belirsiz hâle getirmektedir.
Marmara
Denizi’nde oksijen krizi
Bugün Marmara Denizi, Akdeniz havzasındaki en bozulmuş
deniz ekosistemlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Son kırk yılda denizin
derin bölgelerinde çözünmüş oksijen seviyeleri dramatik biçimde düşmüş, birçok
yerde hipoksi sınırının altına inmiştir. Bu durum yalnızca köpekbalıkları için
değil, pek çok dip balığı türü için de ciddi bir habitat kaybı anlamına
gelmektedir. Derin sularda yaşam koşulları bozuldukça, birçok tür daha sığ
bölgelere doğru çekilmek zorunda kalabilir. Bilim insanlarının “dikey habitat
daralması” olarak tanımladığı bu süreç, özellikle derin deniz köpekbalıkları
için ciddi bir tehdit oluşturur. Eğer Marmara’daki oksijen krizi devam ederse,
uzunburunlu dikenli camgözlerin doğal derin habitatları giderek yaşanmaz hâle
gelebilir.
Alan bazlı koruma
neden önemli?
Yalnızca av yasağına dayalı koruma önlemleri yeterli
olmayabilir. Türün hayatta kalma şansını artırmak için yavrulama alanları gibi
kritik habitatların korunması büyük önem taşımaktadır. Bu tür alanların yıl
boyunca ya da belirli dönemlerde balıkçılığa kapatılması, özellikle
köpekbalıkları ve vatozlar gibi hassas türlerin korunmasında etkili bir yöntem
olarak kabul edilmektedir. Marmara Denizi’nde önerilen bu yavrulama alanının
korunması, yalnızca Squalus blainville türü camgöz için değil, aynı habitatı
paylaşan birçok dip canlısı için de önemli bir adım olabilir.
Toplam avda yer alan yeni doğmuş camgözler; sarı okların her biri bir tane yeni doğanı işaret ediyor.

Yenidoğanlar geçici hayatta kalma tankında tutulduktan sonra (a), az sayıda yavru (<10 adet) ikinci kaba aktarıldı; yavruların her biri tonik immobilizasyon için birkaç saniye ters çevrildi (b), ardından yavru camgöz nazikçe tutulurken mümkün olduğunca çabuk tartıldı ve ölçüldü (c), incelemenin ardından ikinci kaba geri konuldu ve araştırmacı tarafından canlandırma amacıyla hareket ettirildi (d), yavru camgözün serbestçe yüzdüğü gözlemlendikten sonra (e), denize bırakıldı. Bu standart prosedür, denize canlı olarak bırakılan 176 yeni doğanın her biri için tekrarlandı.
Kaynak makale:
Bu yazı, Acta Adriatica dergisinde yayımlanan
Bioecological lessons learned from the neonate longnose spurdogs Squalus blainville (Squaliformes:
Squalidae) suggest a potential nursery ground in the Marmara Sea, Turkey
başlıklı bilimsel çalışmanın bulgularına dayanarak hazırlanmış popüler bilim
uyarlamasıdır. Bilimsel çalışmanın ayrıntılarını incelemek için makalenin tam
metnine ulaşabilirsiniz.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder