15 Mart 2026 Pazar

BOĞULAN BİR DENİZDE HAYATA DOĞMAK

 

Araştırma gemisinde bir Şubat sabahı... Haydarpaşa Limanı’ndan ayrılalı henüz iki gün olmuştu ki araştırma gemisi Yunus-S’te her şey yolundaydı. 1990’lı yıllardan beri İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi tarafından işletilen araştırma gemisi Yunus-S, denizde kendini kanıtlamış dayanıklı bir gemidir. Yaşlı ama sağlam gövdesine rağmen bu klasik araştırma gemisi en son teknoloji bilimsel ekipmanlarla donatılmıştır ve 1000 metreden daha derin sularda dip trolü yapabilecek kapasiteye sahiptir.

Soğuk bir Şubat sabahı, araştırma gemisi Marmara Denizi’nin doğu kıyısından birkaç mil açıkta bulunan bir trol istasyonuna doğru ilerliyordu. Sisle örtülü zirveleriyle dik kıyı tepeleri, mavi gökyüzü ile yeşil manzara arasında heykelsi bir sınır oluşturuyordu. Sabah kahvemi yudumlarken bu muhteşem manzara, derin Marmara’nın giderek oksijensizleştiğini ve sakinlerini yavaş yavaş boğduğunu bir an için unutturdu bana.

Marmara kıta sahanlığında umut veren bir keşif

İstasyona vardığımızı bildiren kaptanın interkomdan gelen metalik sesi sabah düşüncelerimi bir anda böldü. Mürettebat, yıllar içinde neredeyse ezberledikleri rutinle, Akdeniz’de yürütülen Uluslararası Dip Trolü Araştırması’nın (MEDITS) protokolüne göre donatılmış dip trolünü hazırlamak üzere görev yerlerine geçti. Tekne ile deniz tabanı arasındaki derinlik 125 metreydi ve trol hattının başlangıç ile bitiş noktaları arasındaki ortalama derinlik yaklaşık 123 metreydi. Son kontroller tamamlandıktan sonra trol ağı, 2.5 deniz mili hızla ve 30 dakika boyunca dibi taramak üzere denize bırakıldı.

Bu keşif gezisi aslında daha büyük bir araştırma programının parçasıydı. Doğu Marmara’da belirlenen on istasyonda gerçekleştirilen bu bir haftalık çalışma, son on yıldır Marmara Denizi’ndeki kirliliği ve deniz yaşamının durumunu izlemek amacıyla yürütülen uzun süreli bir araştırma programına dahil edilmişti. Yaklaşık bir saat sonra trol ağı güverteye alındığında, kıç güvertede çoğunluğunu dip canlılarının oluşturduğu küçük bir tepecik yükseliyordu.

Beklenmeyen bir keşif

İlk bakışta ağdan çıkan türler bizi şaşırtmadı. Tarama alanında en bol bulunan canlılar kabuklular, özellikle kırmızı karides (Parapenaeus longirostris) ve derin deniz karidesi (Plesionika edwardsii) idi. Bunları istavrit (Trachurus mediterraneus), berlam (Merluccius merluccius) ve çeşitli küçük dip balıkları izliyordu. Sudan çıkmanın şokuyla çırpınan birkaç dikenli vatozu (Raja clavata) tartıp ölçtükten sonra hızla denize geri bıraktık. Dipten gelen deniz çöpleri ise metropoller arasında sıkışmış bu iç denizin kaçınılmaz kirliliğini gözler önüne seriyordu.

Yığın içinde kıvrılarak hareket eden küçük köpekbalıkları başlangıçta çok sıra dışı görünmedi. Yine de ihtiyatlı davranarak büyük bir naylon leğen ve deniz suyu sağlayan bir hortum yardımıyla geçici bir “yaşatma tankı” hazırladık ve tüm köpekbalıklarını bu tankta topladık. Bireyleri yakından incelediğimizde dikkat çekici bir ayrıntı ortaya çıktı. Toplam 176 yavru köpekbalığının neredeyse tamamının karın yüzeyinde, göğüs yüzgeçlerinin ortasında belirgin bir doğum izi bulunuyordu. Çoğunda bu iz hâlâ taze ve iyileşmemişti.

Bu küçük ama kritik ayrıntı, Doğu Marmara’da bir köpekbalığı yavrulama alanının varlığına işaret eden ilk güçlü kanıtı oluşturuyordu.

Güvertede hayata tutunan yavrular

Araştırma sırasında gemide doğaçlama olarak kurduğumuz yaşatma tankının beklenenden çok daha iyi çalıştığını özellikle vurgulamak gerekir. Güvertede bulunan basit ekipmanlarla hazırlanan bu tank sayesinde, incelenen yavru köpekbalıklarının hiçbiri gemide ölmedi. Ölçüm ve incelemeler tamamlandıktan sonra denize bırakılan bireylerin tamamı güçlü ve dengeli hareketlerle yüzerek uzaklaştı.

Küçük dip köpekbalıkları ve vatozlar gibi birçok kıkırdaklı balık türünde, yakalama sonrası hayatta kalma oranının büyük ölçüde doğru taşıma ve muhafaza etme yöntemlerine bağlı olduğu bilinmektedir. Av süresi, ağdaki toplam av miktarı, güvertede geçirilen süre ve hayvanların maruz kaldığı stres gibi birçok faktör bu süreçte belirleyici rol oynar. Buna karşılık, uygun şekilde muhafaza edilip taşınan ve hızla suya geri bırakılan küçük dip köpekbalıklarının yaşama şansı oldukça yüksektir.

Bu nedenle araştırma gemilerinde, basit malzemelerle bile kurulabilen yaşatma tankları büyük önem taşır. Böyle bir sistem, bilimsel incelemeler tamamlandıktan sonra hassas türlerin canlı olarak denize geri bırakılmasını mümkün kılar. O gün Yunus-S’in güvertesinde kurulan mütevazı tank da tam olarak bu amaca hizmet etti: Marmara’nın derinliklerinden gelen 176 yavru köpekbalığının yeniden denize dönmesine olanak sağladı.

Marmara’nın dikenli camgözleri

Yavruların tamamı uzunburunlu dikenli camgöz olarak bilinen Squalus blainville türüne aitti. Bu tür, uzun zamandır Marmara Denizi’nin kıkırdaklı balık faunasının bilinen üyelerinden biridir. Buna rağmen bölgede bir yavrulama alanının varlığına işaret eden somut bilimsel kanıtlar ilk kez ortaya konuluyordu.

Doğu Akdeniz’de bu tür için olası yavrulama alanları daha önce de öne sürülmüştür. Ancak bu bölgelerde yakalanan yeni doğmuş bireylerin sayısı oldukça sınırlı kalmıştır. Bazı çalışmalar yalnızca birkaç düzine yavru bireyin yakalandığını bildirmiştir. Marmara Denizi’nde gerçekleştirilen bu çalışmada ise tek bir dip trolü operasyonunda 176 yeni doğmuş yavrunun yakalanmış olması dikkat çekici bir durumdur. Bu kadar yüksek sayıda yeni doğmuş bireyin aynı bölgede bulunması, Doğu Marmara’da uzunburunlu dikenli camgözler için bir yavrulama alanı bulunabileceği ihtimalini güçlü biçimde desteklemektedir.

Yavruların zorlu geleceği

Bir yavrulama alanının işlevsel olabilmesi için genç bireylerin bol besin bulabilmesi ve büyük yırtıcılara görece daha az maruz kalması gerekir. Doğu Marmara’da önerilen bu alan, dip canlılarının zenginliği sayesinde bu koşulları büyük ölçüde karşılamaktadır. Özellikle ticari değeri yüksek iki karides türünün yoğunluğu, genç camgözler için önemli bir besin kaynağı oluşturur. Ancak bu zenginlik, bölgenin aynı zamanda yoğun bir balıkçılık sahası olmasına da yol açmaktadır. Bu durum, yavrular için bol besin sağlarken doğum alanı üzerinde ek bir insan baskısı yaratmaktadır.

Uzunburunlu dikenli camgözler yaşamları boyunca geniş bir derinlik aralığında bulunabilir. Yavrular büyüdükçe doğal olarak daha derin bölgelere doğru ilerlemeleri beklenir. Ancak Marmara Denizi’nin derin kesimlerinde giderek kötüleşen çevresel koşullar bu doğal yaşam döngüsünü belirsiz hâle getirmektedir.

Marmara Denizi’nde oksijen krizi

Bugün Marmara Denizi, Akdeniz havzasındaki en bozulmuş deniz ekosistemlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Son kırk yılda denizin derin bölgelerinde çözünmüş oksijen seviyeleri dramatik biçimde düşmüş, birçok yerde hipoksi sınırının altına inmiştir. Bu durum yalnızca köpekbalıkları için değil, pek çok dip balığı türü için de ciddi bir habitat kaybı anlamına gelmektedir. Derin sularda yaşam koşulları bozuldukça, birçok tür daha sığ bölgelere doğru çekilmek zorunda kalabilir. Bilim insanlarının “dikey habitat daralması” olarak tanımladığı bu süreç, özellikle derin deniz köpekbalıkları için ciddi bir tehdit oluşturur. Eğer Marmara’daki oksijen krizi devam ederse, uzunburunlu dikenli camgözlerin doğal derin habitatları giderek yaşanmaz hâle gelebilir.

Alan bazlı koruma neden önemli?

Yalnızca av yasağına dayalı koruma önlemleri yeterli olmayabilir. Türün hayatta kalma şansını artırmak için yavrulama alanları gibi kritik habitatların korunması büyük önem taşımaktadır. Bu tür alanların yıl boyunca ya da belirli dönemlerde balıkçılığa kapatılması, özellikle köpekbalıkları ve vatozlar gibi hassas türlerin korunmasında etkili bir yöntem olarak kabul edilmektedir. Marmara Denizi’nde önerilen bu yavrulama alanının korunması, yalnızca Squalus blainville türü camgöz için değil, aynı habitatı paylaşan birçok dip canlısı için de önemli bir adım olabilir.


Toplam avda yer alan yeni doğmuş camgözler; sarı okların her biri bir tane yeni doğanı işaret ediyor.


Yenidoğanlar geçici hayatta kalma tankında tutulduktan sonra (a), az sayıda yavru (<10 adet) ikinci kaba aktarıldı; yavruların her biri tonik immobilizasyon için birkaç saniye ters çevrildi (b), ardından yavru camgöz nazikçe tutulurken mümkün olduğunca çabuk tartıldı ve ölçüldü (c), incelemenin ardından ikinci kaba geri konuldu ve araştırmacı tarafından canlandırma amacıyla hareket ettirildi (d), yavru camgözün serbestçe yüzdüğü gözlemlendikten sonra (e), denize bırakıldı. Bu standart prosedür, denize canlı olarak bırakılan 176 yeni doğanın her biri için tekrarlandı.


Kaynak makale:

Bu yazı, Acta Adriatica dergisinde yayımlanan Bioecological lessons learned from the neonate longnose spurdogs Squalus blainville (Squaliformes: Squalidae) suggest a potential nursery ground in the Marmara Sea, Turkey başlıklı bilimsel çalışmanın bulgularına dayanarak hazırlanmış popüler bilim uyarlamasıdır. Bilimsel çalışmanın ayrıntılarını incelemek için makalenin tam metnine ulaşabilirsiniz.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder