6 Mart 2026 Cuma

KİMLER GELDİ, KİMLER GEÇTİ, KİMLER KALDI 3. BÖLÜM – KALANLAR

Bir denizin bugünkü durumunu anlamak için yalnızca kaybolanlara bakmak yeterli değildir. Asıl ipuçları çoğu zaman kalanlarda gizlidir. Marmara Denizi’nin kıkırdaklı balıkları açısından bakıldığında bugün karşımıza çıkan tablo dikkat çekicidir: türlerin büyük bölümü dip ile ilişkili, yani demersal karakterlidir. Açık deniz köpekbalıkları ve diğer pelajik köpekbalığı türleri ise artık son derece sınırlı temsil edilmektedir.

Bu durum ilk bakışta yalnızca pelajik türlerin azalmasıyla açıklanabilir gibi görünse de gerçek tablo daha karmaşıktır. Çünkü Marmara’da bugün yaşayan bazı türler, aslında tarihsel olarak daha derin sularda yaşayan batiyal türlerdir. Son yıllarda elde edilen gözlemler, Marmara’nın derinliklerinden kıta sahanlığına doğru gerçekleşen dikkat çekici bir hareketliliğe işaret etmektedir.

Derinlikten yükselenler

Gerçek derin deniz köpekbalıkları arasında sayılan bazı türlerin Marmara kıta sahanlığında giderek daha sık görülmesi, son yılların en dikkat çekici gelişmelerinden biridir. Bunlardan biri, altı solungaçlı köpekbalığı olarak bilinen Hexanchus griseus’tur. Dünya denizlerinde genellikle yüzlerce metre derinlikte yaşayan bu tür, Marmara’da uzun süredir bilinen bir varlığa sahiptir. Ancak son yıllarda yapılan gözlemler, türün zaman zaman çok daha sığ sularda da görülebildiğini göstermektedir. Hatta bazı kayıtlar, 50 metre civarındaki derinliklere kadar çıkan bireylere işaret etmektedir.

Benzer bir durum çivili köpekbalığı Echinorhinus brucus için de geçerlidir. Marmara Denizi’nde tarihsel olarak bilinen bu türün uzun süre ortadan kaybolduğu düşünülmüş, hatta bazı kaynaklarda bölgesel yok oluş ihtimali dile getirilmiştir. Ancak 2000 yılında Tekirdağ Çukuru’nda yaklaşık 1.214 metre derinlikte gerçekleştirilen bir ROV gözlemi, bu varsayımın doğru olmadığını ortaya koymuştur. Bu gözlem, Marmara’nın derin habitatlarının hâlâ bazı sürprizler barındırdığını göstermesi açısından önemlidir.

Bu örnekler tek başına değerlendirildiğinde birer rastlantı gibi görülebilir. Ancak farklı yıllarda ve farklı bölgelerde elde edilen benzer kayıtlar bir araya getirildiğinde daha geniş bir ekolojik soruya işaret eder:

Derin deniz türleri neden daha sığ alanlarda görünmeye başlamıştır?

Derin habitatların değişimi

Marmara Denizi’nin fiziksel yapısı, iki farklı su kütlesinin üst üste bulunduğu karmaşık bir sistemden oluşur. Üstte Karadeniz kökenli daha düşük tuzluluklu sular, altta ise Akdeniz kökenli daha yoğun ve tuzlu sular yer alır. Bu iki tabaka arasındaki sınırlı karışım, derin sularda oksijen yenilenmesini zorlaştırır. Son yıllarda yapılan ölçümler, özellikle derin havzalarda oksijen seviyelerinin giderek düştüğünü göstermektedir.

Derin habitat koşullarının bozulması, burada yaşayan canlılar için ciddi bir stres kaynağı oluşturur. Oksijenin azalması yalnızca fizyolojik bir sorun değildir; aynı zamanda besin ağlarının işleyişini de etkiler. Bu süreç, bazı türleri daha yaşanabilir koşulların bulunduğu üst katmanlara doğru yönelmeye zorlayabilir. Bilimsel literatürde bu olgu “dikey yaşam alanı daralması” (vertical habitat compression) olarak tanımlanır. Derin habitatların yaşanabilir kısmı küçüldükçe canlılar daha dar bir dikey aralıkta yaşamaya zorlanır. Marmara Denizi’nde gözlenen bazı dağılım değişimleri, bu sürecin etkili olabileceğini düşündürmektedir.

Kıta sahanlığı ve habitat tuzağı

Derin deniz türlerinin sahanlığa doğru yönelmesi ilk bakışta bir uyum stratejisi gibi görünebilir. Ancak Marmara Denizi’nin kıta sahanlığı, başka bir baskının yoğun biçimde hissedildiği bir alandır. Burası aynı zamanda yoğun dip balıkçılığının gerçekleştirildiği bölgedir. Algarnalar, uzatma ağları ve diğer dip av araçları Marmara sahanlığında uzun yıllardır yoğun biçimde kullanılmaktadır. Bu durum, sığ alanlara yönelen derin deniz türleri için yeni bir risk yaratır.

Derin habitatlardan yukarı doğru sıkışan canlılar, sahanlıkta yoğunlaşan balıkçılık faaliyetleriyle karşı karşıya kalabilir. Bu da özellikle köpekbalıkları ve vatozlar gibi hedef dışı türlerin yan av olarak yakalanma olasılığını artırır. Ekolojide bu tür durumlar “habitat tuzağı” olarak tanımlanır. Canlılar, ilk bakışta daha uygun görünen bir ortama yönelir; ancak bu ortam uzun vadede hayatta kalma şanslarını azaltan riskler barındırır. Marmara Denizi’nde derin deniz türlerinin sahanlıkta daha sık görülmesi, bu açıdan dikkatle değerlendirilmesi gereken bir gelişmedir.

Derinlikte azalan çeşitlilik: PCA sonuçlarının yorumu

Marmara Denizi’nin kıkırdaklı balık topluluğunda zaman içinde meydana gelen değişimleri değerlendirmek amacıyla veri seti Principal Component Analysis (PCA) yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. PCA, çok sayıda değişken içeren veri setlerinde tür dağılımları ile çevresel değişkenler arasındaki ilişkileri özetleyerek temel örüntüleri ortaya koymaya yarayan çok değişkenli bir istatistiksel yaklaşımdır.

Analiz sonuçları, Marmara’nın batiyal derinliklerindeki tür bileşiminde belirgin bir zamansal farklılaşmaya işaret etmektedir. 1990’lı yıllar öncesine ait kayıtlar, derin bölgelerde görece yüksek bir kıkırdaklı balık tür zenginliğinin bulunduğunu göstermektedir. Buna karşılık 2000’li yıllardan sonraki veriler aynı derinlik aralıklarında tür sayısında ve kayıt sıklığında dikkat çekici bir azalma olduğunu ortaya koymaktadır.

PCA dağılımı, erken dönem verilerinin daha geniş bir tür bileşimini temsil ettiğini, daha yakın dönem kayıtlarının ise daha sınırlı bir topluluğa işaret ettiğini göstermektedir. Bu durum, Marmara Denizi’nin derin habitatlarında zaman içinde belirgin bir biyolojik sadeleşmenin meydana gelmiş olabileceğini düşündürmektedir. Analiz ayrıca Marmara’da varlığını sürdürebilen türlerin çoğunlukla geniş bir derinlik toleransına sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Buna karşılık dar bir derinlik kuşağına uyum sağlamış türlerin değişen çevresel koşullar altında bölgede kalıcılık göstermeleri giderek zorlaşabilir.

Bir ihtimal: Dalatias licha

Derin deniz köpekbalıkları arasında yer alan Dalatias licha, Marmara Denizi için tarihsel kayıtlarda yer alan türlerden biridir. Ancak son yıllarda bu türe ait doğrulanmış bir kayıt bulunmamaktadır. Bu durum ilk bakışta türün Marmara’daki varlığının sona ermiş olabileceğini düşündürebilir. Ancak deniz ekosistemlerinde kesin sonuçlara ulaşmak her zaman kolay değildir. Nitekim yakın zamanda Adriyatik Denizi’nde yaklaşık 10 metre derinlikte serbest yüzerken görüntülenen bir Dalatias licha bireyi, bu türün çevresel koşullar karşısında beklenenden daha geniş bir dikey hareket kabiliyeti gösterebileceğini ortaya koymuştur. Bu gözlem, Marmara’nın özellikle nispeten daha az etkilenmiş güneybatı kesimlerinde bu türe yeniden rastlanabileceği ihtimalini tamamen dışlamamamız gerektiğini hatırlatır.

Sahanlıktaki diğer işaretler

Benzer şekilde bazı büyük vatoz türlerinin de son yıllarda Marmara kıta sahanlığında gözlendiği bilinmektedir. Bunlardan biri olan Dipturus oxyrinchus, tarihsel olarak daha derin alanlarla ilişkilendirilen bir türdür. Bu türün sahanlıkta kaydedilmesi, derin habitatlarda yaşanan değişimlerin bentik kıkırdaklı balık topluluklarını da etkileyebileceğini düşündürmektedir.

Sahte bolluk meselesi

Bir ekosistemde türlerin belirli alanlarda yoğunlaşması, ilk bakışta popülasyon artışı gibi yorumlanabilir. Ancak bu tür yorumlar her zaman doğru değildir. Habitat daralması yaşayan türler, uygun koşulların bulunduğu sınırlı alanlarda yoğunlaşabilir. Bu durum kısa süreli gözlemlerde “bolluk artışı” izlenimi yaratabilir. Oysa gerçekte yaşanan süreç çoğu zaman tam tersidir: popülasyon büyüklüğü azalırken bireyler daha dar alanlarda toplanmaktadır. Bu nedenle kısa dönemli çalışmaların sonuçları, uzun süreli veri setleriyle desteklenmediği sürece dikkatli yorumlanmalıdır.

Marmara’nın sessiz hikâyesi

Marmara Denizi bugün hâlâ çeşitli köpekbalıkları ve vatoz türlerine ev sahipliği yapmaktadır. Ancak bu topluluğun yapısı geçmişten farklıdır. Pelajik türlerin seyrekleştiği, derin habitatların baskı altında olduğu ve bazı batiyal türlerin daha sığ alanlarda görünmeye başladığı bir sistem söz konusudur. Bu tablo bir anda ortaya çıkmamıştır. On yıllara yayılan çevresel değişimler, balıkçılık baskısı ve habitat dönüşümleri Marmara’nın kıkırdaklı balık topluluğunu yavaş ama belirgin biçimde yeniden şekillendirmiştir. Deniz ekosistemleri çoğu zaman sessiz değişir. Gürültü çoğu zaman kıyıdadır; değişim ise derinlerde gerçekleşir. Marmara’nın hikâyesi de büyük ölçüde böyle yazılmıştır.

Peki bu hikâye bitti mi?

Şüphesiz hayır! Bu hikâye, denizin kendisinde yazılmaya devam ediyor. Ancak satırları daha mı seyrelecek, yoksa kendini toparlayan, yaşamla dolu zengin geçmişini bugüne taşıyan pırıl pırıl bir Marmara’nın umut veren sayfalarına mı evrilecek? İşte burası bizim çabamıza bağlı. Kurtarmaya istekli olursak ve bu yönde somut adımlar atarsak, Marmara için ve Marmara’nın canlıları için tertemiz bir hikâye yazmaya başlayabiliriz.

Bir sonraki hikâyede buluşmak üzere...🌊

Kaynak makale:

KABASAKAL, H. & F.S. KARAKULAK (2025): Demersal elasmobranchs of the Sea of Marmara: Updated inventory, taxonomic issues and environmental implications. ANNALES · Ser. hist. nat., 35, 221-242.

Kaynak makaleye aşağıdaki linkten erişebilirsiniz:

https://zdjp.si/wp-content/uploads/2025/12/Annales-SHN-35-2025-2-Hakan-KABASAKAL-F.-Saadet-KARAKULAK_LOWRESS.pdf






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder