Bir denizin bugünkü durumunu anlamak için yalnızca kaybolanlara bakmak yeterli değildir. Asıl ipuçları çoğu zaman kalanlarda gizlidir. Marmara Denizi’nin kıkırdaklı balıkları açısından bakıldığında bugün karşımıza çıkan tablo dikkat çekicidir: türlerin büyük bölümü dip ile ilişkili, yani demersal karakterlidir. Açık deniz köpekbalıkları ve diğer pelajik köpekbalığı türleri ise artık son derece sınırlı temsil edilmektedir.
Bu durum ilk
bakışta yalnızca pelajik türlerin azalmasıyla açıklanabilir gibi görünse de
gerçek tablo daha karmaşıktır. Çünkü Marmara’da bugün yaşayan bazı türler,
aslında tarihsel olarak daha derin sularda yaşayan batiyal türlerdir. Son
yıllarda elde edilen gözlemler, Marmara’nın derinliklerinden kıta sahanlığına
doğru gerçekleşen dikkat çekici bir hareketliliğe işaret etmektedir.
Derinlikten yükselenler
Gerçek derin
deniz köpekbalıkları arasında sayılan bazı türlerin Marmara kıta sahanlığında
giderek daha sık görülmesi, son yılların en dikkat çekici gelişmelerinden
biridir. Bunlardan biri, altı solungaçlı köpekbalığı olarak bilinen Hexanchus griseus’tur. Dünya
denizlerinde genellikle yüzlerce metre derinlikte yaşayan bu tür, Marmara’da
uzun süredir bilinen bir varlığa sahiptir. Ancak son yıllarda yapılan
gözlemler, türün zaman zaman çok daha sığ sularda da görülebildiğini
göstermektedir. Hatta bazı kayıtlar, 50 metre civarındaki derinliklere kadar
çıkan bireylere işaret etmektedir.
Benzer bir
durum çivili köpekbalığı Echinorhinus
brucus için de geçerlidir. Marmara Denizi’nde tarihsel olarak bilinen bu
türün uzun süre ortadan kaybolduğu düşünülmüş, hatta bazı kaynaklarda bölgesel
yok oluş ihtimali dile getirilmiştir. Ancak 2000 yılında Tekirdağ Çukuru’nda
yaklaşık 1.214 metre derinlikte gerçekleştirilen bir ROV gözlemi, bu varsayımın
doğru olmadığını ortaya koymuştur. Bu gözlem, Marmara’nın derin habitatlarının
hâlâ bazı sürprizler barındırdığını göstermesi açısından önemlidir.
Bu örnekler
tek başına değerlendirildiğinde birer rastlantı gibi görülebilir. Ancak farklı
yıllarda ve farklı bölgelerde elde edilen benzer kayıtlar bir araya
getirildiğinde daha geniş bir ekolojik soruya işaret eder:
Derin deniz
türleri neden daha sığ alanlarda görünmeye başlamıştır?
Derin habitatların değişimi
Marmara
Denizi’nin fiziksel yapısı, iki farklı su kütlesinin üst üste bulunduğu
karmaşık bir sistemden oluşur. Üstte Karadeniz kökenli daha düşük tuzluluklu
sular, altta ise Akdeniz kökenli daha yoğun ve tuzlu sular yer alır. Bu iki
tabaka arasındaki sınırlı karışım, derin sularda oksijen yenilenmesini
zorlaştırır. Son yıllarda yapılan ölçümler, özellikle derin havzalarda oksijen
seviyelerinin giderek düştüğünü göstermektedir.
Derin
habitat koşullarının bozulması, burada yaşayan canlılar için ciddi bir stres
kaynağı oluşturur. Oksijenin azalması yalnızca fizyolojik bir sorun değildir;
aynı zamanda besin ağlarının işleyişini de etkiler. Bu süreç, bazı türleri daha
yaşanabilir koşulların bulunduğu üst katmanlara doğru yönelmeye zorlayabilir. Bilimsel
literatürde bu olgu “dikey yaşam alanı daralması” (vertical habitat
compression) olarak tanımlanır. Derin habitatların yaşanabilir kısmı küçüldükçe
canlılar daha dar bir dikey aralıkta yaşamaya zorlanır. Marmara Denizi’nde
gözlenen bazı dağılım değişimleri, bu sürecin etkili olabileceğini
düşündürmektedir.
Kıta sahanlığı ve habitat tuzağı
Derin deniz
türlerinin sahanlığa doğru yönelmesi ilk bakışta bir uyum stratejisi gibi
görünebilir. Ancak Marmara Denizi’nin kıta sahanlığı, başka bir baskının yoğun
biçimde hissedildiği bir alandır. Burası aynı zamanda yoğun dip balıkçılığının
gerçekleştirildiği bölgedir. Algarnalar, uzatma ağları ve diğer dip av araçları
Marmara sahanlığında uzun yıllardır yoğun biçimde kullanılmaktadır. Bu durum,
sığ alanlara yönelen derin deniz türleri için yeni bir risk yaratır.
Derin
habitatlardan yukarı doğru sıkışan canlılar, sahanlıkta yoğunlaşan balıkçılık
faaliyetleriyle karşı karşıya kalabilir. Bu da özellikle köpekbalıkları ve
vatozlar gibi hedef dışı türlerin yan av olarak yakalanma olasılığını artırır. Ekolojide
bu tür durumlar “habitat tuzağı” olarak tanımlanır. Canlılar, ilk bakışta daha
uygun görünen bir ortama yönelir; ancak bu ortam uzun vadede hayatta kalma
şanslarını azaltan riskler barındırır. Marmara Denizi’nde derin deniz
türlerinin sahanlıkta daha sık görülmesi, bu açıdan dikkatle değerlendirilmesi
gereken bir gelişmedir.
Derinlikte azalan çeşitlilik: PCA
sonuçlarının yorumu
Marmara
Denizi’nin kıkırdaklı balık topluluğunda zaman içinde meydana gelen değişimleri
değerlendirmek amacıyla veri seti Principal Component Analysis (PCA) yöntemi
kullanılarak analiz edilmiştir. PCA, çok sayıda değişken içeren veri setlerinde
tür dağılımları ile çevresel değişkenler arasındaki ilişkileri özetleyerek
temel örüntüleri ortaya koymaya yarayan çok değişkenli bir istatistiksel
yaklaşımdır.
Analiz
sonuçları, Marmara’nın batiyal derinliklerindeki tür bileşiminde belirgin bir
zamansal farklılaşmaya işaret etmektedir. 1990’lı yıllar öncesine ait kayıtlar,
derin bölgelerde görece yüksek bir kıkırdaklı balık tür zenginliğinin
bulunduğunu göstermektedir. Buna karşılık 2000’li yıllardan sonraki veriler
aynı derinlik aralıklarında tür sayısında ve kayıt sıklığında dikkat çekici bir
azalma olduğunu ortaya koymaktadır.
PCA
dağılımı, erken dönem verilerinin daha geniş bir tür bileşimini temsil
ettiğini, daha yakın dönem kayıtlarının ise daha sınırlı bir topluluğa işaret
ettiğini göstermektedir. Bu durum, Marmara Denizi’nin derin habitatlarında
zaman içinde belirgin bir biyolojik sadeleşmenin meydana gelmiş olabileceğini
düşündürmektedir. Analiz ayrıca Marmara’da varlığını sürdürebilen türlerin
çoğunlukla geniş bir derinlik toleransına sahip olduğunu ortaya koymaktadır.
Buna karşılık dar bir derinlik kuşağına uyum sağlamış türlerin değişen çevresel
koşullar altında bölgede kalıcılık göstermeleri giderek zorlaşabilir.
Bir ihtimal: Dalatias licha
Derin deniz
köpekbalıkları arasında yer alan Dalatias
licha, Marmara Denizi için tarihsel kayıtlarda yer alan türlerden biridir.
Ancak son yıllarda bu türe ait doğrulanmış bir kayıt bulunmamaktadır. Bu durum
ilk bakışta türün Marmara’daki varlığının sona ermiş olabileceğini
düşündürebilir. Ancak deniz ekosistemlerinde kesin sonuçlara ulaşmak her zaman
kolay değildir. Nitekim yakın zamanda Adriyatik Denizi’nde yaklaşık 10 metre
derinlikte serbest yüzerken görüntülenen bir Dalatias licha bireyi, bu türün çevresel koşullar karşısında
beklenenden daha geniş bir dikey hareket kabiliyeti gösterebileceğini ortaya
koymuştur. Bu gözlem, Marmara’nın özellikle nispeten daha az etkilenmiş
güneybatı kesimlerinde bu türe yeniden rastlanabileceği ihtimalini tamamen
dışlamamamız gerektiğini hatırlatır.
Sahanlıktaki diğer işaretler
Benzer
şekilde bazı büyük vatoz türlerinin de son yıllarda Marmara kıta sahanlığında
gözlendiği bilinmektedir. Bunlardan biri olan Dipturus oxyrinchus, tarihsel olarak daha derin alanlarla
ilişkilendirilen bir türdür. Bu türün sahanlıkta kaydedilmesi, derin
habitatlarda yaşanan değişimlerin bentik kıkırdaklı balık topluluklarını da
etkileyebileceğini düşündürmektedir.
Sahte bolluk meselesi
Bir
ekosistemde türlerin belirli alanlarda yoğunlaşması, ilk bakışta popülasyon
artışı gibi yorumlanabilir. Ancak bu tür yorumlar her zaman doğru değildir. Habitat
daralması yaşayan türler, uygun koşulların bulunduğu sınırlı alanlarda
yoğunlaşabilir. Bu durum kısa süreli gözlemlerde “bolluk artışı” izlenimi
yaratabilir. Oysa gerçekte yaşanan süreç çoğu zaman tam tersidir: popülasyon
büyüklüğü azalırken bireyler daha dar alanlarda toplanmaktadır. Bu nedenle kısa
dönemli çalışmaların sonuçları, uzun süreli veri setleriyle desteklenmediği
sürece dikkatli yorumlanmalıdır.
Marmara’nın sessiz hikâyesi
Marmara
Denizi bugün hâlâ çeşitli köpekbalıkları ve vatoz türlerine ev sahipliği
yapmaktadır. Ancak bu topluluğun yapısı geçmişten farklıdır. Pelajik türlerin
seyrekleştiği, derin habitatların baskı altında olduğu ve bazı batiyal türlerin
daha sığ alanlarda görünmeye başladığı bir sistem söz konusudur. Bu tablo bir
anda ortaya çıkmamıştır. On yıllara yayılan çevresel değişimler, balıkçılık
baskısı ve habitat dönüşümleri Marmara’nın kıkırdaklı balık topluluğunu yavaş
ama belirgin biçimde yeniden şekillendirmiştir. Deniz ekosistemleri çoğu zaman
sessiz değişir. Gürültü çoğu zaman kıyıdadır; değişim ise derinlerde
gerçekleşir. Marmara’nın hikâyesi de büyük ölçüde böyle yazılmıştır.
Peki bu hikâye bitti mi?
Şüphesiz
hayır! Bu hikâye, denizin kendisinde yazılmaya devam ediyor. Ancak satırları
daha mı seyrelecek, yoksa kendini toparlayan, yaşamla dolu zengin geçmişini
bugüne taşıyan pırıl pırıl bir Marmara’nın umut veren sayfalarına mı evrilecek?
İşte burası bizim çabamıza bağlı. Kurtarmaya istekli olursak ve bu yönde somut
adımlar atarsak, Marmara için ve Marmara’nın canlıları için tertemiz bir hikâye
yazmaya başlayabiliriz.
Bir sonraki
hikâyede buluşmak üzere...🌊
Kaynak makale:
KABASAKAL,
H. & F.S. KARAKULAK (2025): Demersal elasmobranchs of the Sea of Marmara:
Updated inventory, taxonomic issues and environmental implications. ANNALES ·
Ser. hist. nat., 35, 221-242.
Kaynak
makaleye aşağıdaki linkten erişebilirsiniz:



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder