14 Mart 2026 Cumartesi

DERİN DİRENİŞ: BOZCAMGÖZ BASKIYA DAYANABİLİR Mİ?

 


20. yüzyılın son çeyreğinde yaşanmaya başlayan gelişmelerle birlikte Marmara Denizi’nde tehlikeli bir geleceğin kapısı aralandı. Göz göre göre yaşanan bu süreç, dünyada eşi benzeri olmayan bu deniz ekosisteminde yaşam koşullarını zamanla daha da zorlaştırdı. Bozulan ortam koşullarına dayanabilen deniz canlıları vardı; ancak megafauna olarak adlandırılan dev deniz canlılarından bazıları için, içlerinden bir kısmını tükenişe taşıyan çevresel yıkım süreci giderek şiddetlendi. Denizin kalitesi bozuldukça azalmaya yüz tutan megafauna üyelerinden biri ise bozcamgözdü (Hexanchus griseus).

Türk sularında yaşayan bozcamgöz popülasyonu açısından Marmara Denizi’nin temsil ettiği önemi daha önce bir başka yazıda anlatmıştım. Bozcamgözün karşı karşıya olduğu tehditleri ve denizlerimizdeki yaşam öyküsünü özetleyen bu yazıyı okumak için makalenin başlığına tıklamanız yeterli (Gölgede Kalan Dev: Bozcamgöz).

Kritik tehlike altındaki köpekbalığı türlerinin aksine, bozcamgöz için benzeri bir tükeniş endişesinden bugün için söz etmek gerekmiyor. Uluslararası Doğayı Koruma Birliği tarafından yapılan Kırmızı Liste değerlendirmesine göre dünya genelinde bozcamgöz popülasyonundaki azalma tahmini %20 ile %29 arasında değişiyor. Bu tahmin temel alındığında bozcamgöz “Tehdide Yakın” kategorisinde yer alsa da mevcut baskıların artarak devam etmesi halinde bir basamak ilerleyerek “Duyarlı” kategorisine geçebileceği de vurgulanıyor.

Fakat Marmara Denizi gibi kapalı bir denizde tablo hızla karamsarlaşıyor. Zira popülasyon burada, engin okyanuslarla karşılaştırıldığında çok daha kısıtlı bir deniz havzasına sıkışmış durumda. Balıkçılık baskısının yanı sıra çeşitli kaynaklardan doğan karasal girdilerin yüzyıllardır oluk oluk aktığı ve özellikle 1990’lardan itibaren söz konusu girdilerin masumiyetini yitirerek adeta bir zehir harmanına dönüştüğü Marmara’da bozcamgöz popülasyonu dramatik bir azalma yaşadı.

Annales Series Historia Naturalis dergisinde 2024 yılında yayımlanan “Impact of fishing capacity and environmental parameters on landings of Hexanchus griseus in the Sea of Marmara” başlıklı makale, balıkçılık baskısının çevresel koşullardaki bozulmayla birleşmesinden doğan yıkıcı etkilerin derinlere hükmeden bir yırtıcı köpekbalığını nasıl diz çöktürdüğünü veriye dayalı olarak ortaya koyuyor. Bakalım geçen 50 yılda Marmara’da ne değişti ki derinlerin koşulsuz hâkimi bozcamgöz tahtından oldu?

Çevresel yıkıma kimse dur demedi!

Deniz ekolojisi ile ilgili birçok kaynakta Marmara Denizi için üç farklı tanım yapılır:

  1. Akdeniz ve Karadeniz havzaları arasında türlerin hareketlerine olanak veren bir göç koridoru,
  2. aynı havzalar arasında türlerin yayılımını kontrol eden ve zaman zaman engel oluşturan bir ekolojik bariyer,
  3. yeni türler için daha ileriye gitmeden yerleşip uyum sağlayabilecekleri bir geçiş havzası.

Marmara’yı farklı açılardan tanımak isteyen meraklı okuyucu Marmara Denizi 2022 Sempozyumu Bildiriler Kitabı’na başvurabilir. Marmara Denizi, son 40 yıl hariç, tarihin büyük bölümünde bir yeryüzü cenneti olarak betimlenir. Palamuttan toriğe, orkinozdan kılıç balığına, uskumruya, lüfere kadar bugün ya adını duyduğumuz, ya resminden tanıdığımız ya da balıkçı çavalelerinde kılıç artığı misali son temsilcilerini gördüğümüz balıkların akın akın geldikleri bir bereket kaynağıydı bir zamanların Marmara’sı. Bu tasvirleri daha da zenginleştirmek mümkün; ancak o takdirde bu yazı uzar gider. Dolayısıyla bu yaşam tablosunu ballandırarak anlatmayı bir kenara bırakıp onu yok oluşun eşiğine getiren çevresel bozulma sürecini özetlemek istiyorum.

1990’lardan itibaren Marmara’da aşırı organik madde birikimi, yüksek azot ve fosfor yükleri ve buna eşlik eden oksijen azalması yaşandığı biliniyor. Her ne kadar 2000’li yıllara kadar Marmara’nın derin havzalarında deniz yaşamının tolere edebileceği düzeyde (>80 µmol/L) çözünmüş oksijen bulunmuş olsa da son dönemde derin çukurlarda 500 metrenin altında oksijenin tükendiği ve düşük seviyede de olsa (3–10 µM) hidrojen sülfür varlığı gözlendiği ortaya konmuştur.

Derin sularda (900–1,250 m) çözünmüş oksijenin hipoksi eşiğinin (2 mg/L çözünmüş oksijen) altına düşmeye başladığı, azot ve fosfor seviyelerinde ise ani ve sürekli yükselişlerin kaydedildiği 1990’ların başı, Marmara’nın bugün yaşadığı çevresel faciayı başlatan sürecin başlangıcı olarak kabul edilebilir. Evsel atıklar, endüstriyel deşarjlar, akarsularla taşınan tarım drenaj suları, zaman zaman patlayan tankerler, yüzeyi kefen gibi örten müsilaj ve daha niceleri bir zamanların yeryüzü cennetinin bugünkü alışılmış manzarasını yaratan paydaşlar olarak önümüzde duruyor.

Balıkçılık baskısı bozcamgöze ağır geldi

Marmara’da balıkçılık, gerek avlanan türler gerekse kullanılan yöntemler açısından bir zamanlar dudak uçuklatan bir zenginliğe sahipti. Dev gibi orkinozları el oltalarıyla avlayanlar, ceviz kabuğu gibi sandalın ucundaki kalasa tüneyip derinlerin şövalyesi kılıç balığına zıpkın savuranlar, küfeyle istakoz tutanlar… Es kaza denize parmağınızı soksanız, yüzüğünüzün parıltısına tav olan bir lüferin atlaması an meseleseydi. Teşbihte kusur olmaz.

Bir zamanların geleneksel küçük ölçekli balıkçı cennetine 1980’lerde elektronik balık bulucularla donatılmış devasa gırgır teknelerinin girmesiyle dengeler değişti. Adeta Marmara’nın kalbine bir hançer saplandı. Marmara’nın dillere destan bereketi bu baskı karşısında bir süre daha zengin avlar vermeye devam etse de geleneksel avcılık gücüyle kıyaslanamayacak teknolojik bir filonun doymak bilmeyen açlığını bastırmaya artık yetmedi. Denizin bereketi açık açık azalırken, arada dalgalanmalar görülse de Marmara’da groston (GRT) olarak ifade edilen balıkçılık kapasitesi 1975’te 1099 GRT’den 2023’te 1877 GRT’ye kadar yükseldi.

Balıkçılık uzmanları belirli bir dönemdeki balıkçılık kapasitesi değişimlerini ve karaya çıkarılan av miktarlarını temel alarak akümülasyon eğrileri oluştururlar. Bu modeller, söz konusu parametrelerden hareketle gelecekteki av miktarlarını öngörmeye çalışır. Balıkçılık kapasitesi ile her yıl karaya çıkarılan bozcamgöz miktarları temelinde oluşturulan akümülasyon eğrisi modeli, artan balıkçılık kapasitesine paralel olarak her yıl daha fazla bozcamgözün karaya çıkarılmasını öngörüyordu. Model bunu söylüyordu; ancak gerçek bunun tam tersini gösteriyordu.

Balıkçılık baskısı çevresel bozulmayla birleşince

Kaynak makalenin temelini oluşturan araştırma sırasında, 200 metreden daha sığ bölgeler olarak tanımlanan kıta sahanlığı sularında yakalanan bozcamgözlerin sayısal artışı ile Marmara’nın batiyal bölgesinde (200 metreden daha derin alanlar) yıllık fosfat (PO₄, µmol/L) ve azot (NO₃+NO₂, µmol/L) yüklerindeki artışların pozitif korelasyon gösterdiği saptandı. Buna karşılık söz konusu artış ile çözünmüş oksijen (DO, mg/L) değerlerindeki düşüş arasında negatif bir korelasyon vardı. Bu veriler değerlendirildiğinde, bozcamgözlerin Marmara kıta sahanlığındaki yakalanışlarında ve karaya çıkarılışlarında görülen artışta batiyal bölgedeki fosfat ve azot yüklerindeki artışın, çözünmüş oksijen azalmasından daha belirleyici olduğu söylenebilir.

Marmara’da balıkçılık baskısının önlenemeyen artışına bir de derin bölgelerdeki çevresel bozulma eklenince, tüm heybetine rağmen bozcamgözü derinlerdeki güvenli sığınağını terk ederek sığlıklara göçe zorlayan bir ekolojik baskı ortaya çıktı. 1967–2023 yılları arasında Marmara’da yakalanmış bozcamgözlere ait av kayıtları incelendiğinde av derinliklerinin 10 ile 1000 metre arasında değiştiği görülür. Marmara’nın derin sularında (900–1250 m) çözünmüş oksijenin hipoksi eşiğinin (2 mg/L) altına düşmeye başladığı ve azot ile fosfor seviyelerinde sürekli artışların kaydedildiği 1990’ların başı referans alındığında, 1995–2023 döneminde kıta yamacı ve derin batiyalde (300–1000 m) yakalanmış yalnızca 10 bozcamgöz kaydı bulunmaktadır. Geriye kalan bireylerin tamamı sığ sularda yakalanmıştır.

Yeni yuva arayışı

Derin sularda yaşam zorlaştıkça bozcamgöz kendisine yeni bir yuva aramaya başladı. Oysa Hexanchus griseus en derine dalabilen köpekbalığı türlerinden biridir ve en az 2500 metre derine inebilir. Tür, yaygın olarak 200–1100 metre derinlikleri arasında kalan kıta yamacını başlıca habitatı olarak tercih eder. Buna rağmen Marmara’da giderek artan sığ su kayıtlarının nedeni büyük olasılıkla batiyal bölgede çevresel koşulların bozulmasıyla şiddetlenen oksijen azalması ve yer yer ortaya çıkan anoksi koşullarıdır.

Bozcamgözün Marmara’daki en derin avının (1000 m) batiyal bölge koşullarındaki bozulmanın hızlandığı yıllarda gerçekleşmiş olması ve 2000’li yıllarda Marmara batiyalinde az sayıda da olsa bozcamgöz yakalanmış olması, türün oksijen azalışına rağmen hâlâ derin sularda varlığını sürdürebildiğini düşündürmektedir. Buna karşılık son yıllarda kıta sahanlığındaki kayıtların belirgin biçimde artması, Marmara’da bu bölgenin giderek daha sık kullanılan bir habitat hâline gelmeye başladığını da akla getiriyor.

Eldeki veriler, bozcamgözün Akdeniz’deki dağılım alanı içinde ilk dikey habitat daralmasını görünüşe göre Marmara’da yaşamaya başladığını gösteriyor. Bununla birlikte üst kıta yamacında hâlâ az sayıda kayıt bulunması, söz konusu daralmanın henüz ileri bir aşamaya ulaşmadığını ve başlangıç düzeyinde olduğunu düşündürüyor.

Tehditlerin üçü bir arada

Günümüzde köpekbalıklarını tehdit eden üç temel unsur — aşırı avcılık, habitat bozulması ve kirlilik — Marmara’da bozcamgöz popülasyonu üzerinde inkâr edilemez bir baskı kombinasyonu oluşturmuş durumda. Marmara’nın özellikle derin bölgelerinde yaşam koşullarının oksijen solunumu gerektiren canlıları destekleyebilecek düzeye geri gelebilmesi için denizdeki organik madde yükünün en az %50 oranında azaltılması gerektiği ve bunun için de en az altı yıllık bir süreye ihtiyaç duyulduğu biliniyor. Ne yazık ki bozcamgözün derin Marmara’daki güvenli sığınağına yeniden dönüşü kolay ve hızlı bir süreç olmayacak.

Balıkçılık baskısının yüksek olduğu denizlerde köpekbalıklarının yok olma riski de belirgin şekilde artmaktadır ve bu durumun üstesinden ancak güçlü bir balıkçılık yönetimi ile gelmek mümkündür. Marmara’nın rehabilitasyonuna gerçekten başlayacak mıyız? Geçmişin cennetini hiç olmazsa biraz olsun canlandırmak istiyor muyuz?

Unutmayın: vereceğimiz karar Marmara’nın son devlerinin geleceğini de şekillendirecek.

Kaynak makale:

Kabasakal, H., Uzer, U. & Karakulak, F.S. (2024): Impact of fishing capacity and environmental parameters on landings of Hexanchus griseus in the Sea of Marmara. ANNALES · Ser. hist. nat., 34, 257-272. doi:10.19233/ASHN.2024.31.

Konuyla ilgili teknik detayları ve grafikleri incelemek için aşağıdaki linke tıklayarak kaynak makaleye erişebilirsiniz:

https://www.researchgate.net/publication/387055630_IMPACT_OF_FISHING_CAPACITY_AND_ENVIRONMENTAL_PARAMETERS_ON_LANDINGS_OF_HEXANCHUS_GRISEUS_IN_THE_SEA_OF_MARMARA






 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder