20. yüzyılın son çeyreğinde yaşanmaya başlayan gelişmelerle
birlikte Marmara Denizi’nde tehlikeli bir geleceğin kapısı aralandı. Göz göre
göre yaşanan bu süreç, dünyada eşi benzeri olmayan bu deniz ekosisteminde yaşam
koşullarını zamanla daha da zorlaştırdı. Bozulan ortam koşullarına dayanabilen
deniz canlıları vardı; ancak megafauna olarak adlandırılan dev deniz
canlılarından bazıları için, içlerinden bir kısmını tükenişe taşıyan çevresel yıkım
süreci giderek şiddetlendi. Denizin kalitesi bozuldukça azalmaya yüz tutan
megafauna üyelerinden biri ise bozcamgözdü (Hexanchus
griseus).
Türk sularında yaşayan bozcamgöz popülasyonu açısından
Marmara Denizi’nin temsil ettiği önemi daha önce bir başka yazıda anlatmıştım.
Bozcamgözün karşı karşıya olduğu tehditleri ve denizlerimizdeki yaşam öyküsünü
özetleyen bu yazıyı okumak için makalenin başlığına tıklamanız yeterli (Gölgede
Kalan Dev: Bozcamgöz).
Kritik tehlike altındaki köpekbalığı türlerinin aksine,
bozcamgöz için benzeri bir tükeniş endişesinden bugün için söz etmek
gerekmiyor. Uluslararası Doğayı Koruma Birliği tarafından yapılan Kırmızı Liste
değerlendirmesine göre dünya genelinde bozcamgöz popülasyonundaki azalma
tahmini %20 ile %29 arasında değişiyor. Bu tahmin temel alındığında bozcamgöz
“Tehdide Yakın” kategorisinde yer alsa da mevcut baskıların artarak devam
etmesi halinde bir basamak ilerleyerek “Duyarlı” kategorisine geçebileceği de
vurgulanıyor.
Fakat Marmara Denizi gibi kapalı bir denizde tablo hızla
karamsarlaşıyor. Zira popülasyon burada, engin okyanuslarla
karşılaştırıldığında çok daha kısıtlı bir deniz havzasına sıkışmış durumda.
Balıkçılık baskısının yanı sıra çeşitli kaynaklardan doğan karasal girdilerin
yüzyıllardır oluk oluk aktığı ve özellikle 1990’lardan itibaren söz konusu
girdilerin masumiyetini yitirerek adeta bir zehir harmanına dönüştüğü
Marmara’da bozcamgöz popülasyonu dramatik bir azalma yaşadı.
Annales Series Historia Naturalis dergisinde 2024 yılında
yayımlanan “Impact of fishing capacity and environmental parameters on landings
of Hexanchus griseus in the Sea of
Marmara” başlıklı makale, balıkçılık baskısının çevresel koşullardaki
bozulmayla birleşmesinden doğan yıkıcı etkilerin derinlere hükmeden bir yırtıcı
köpekbalığını nasıl diz çöktürdüğünü veriye dayalı olarak ortaya koyuyor.
Bakalım geçen 50 yılda Marmara’da ne değişti ki derinlerin koşulsuz hâkimi
bozcamgöz tahtından oldu?
Çevresel yıkıma kimse
dur demedi!
Deniz ekolojisi ile ilgili birçok kaynakta Marmara Denizi
için üç farklı tanım yapılır:
- Akdeniz ve Karadeniz havzaları arasında türlerin hareketlerine olanak veren bir göç koridoru,
- aynı havzalar arasında türlerin yayılımını kontrol eden ve zaman zaman engel oluşturan bir ekolojik bariyer,
- yeni türler için daha ileriye gitmeden yerleşip uyum sağlayabilecekleri bir geçiş havzası.
Marmara’yı farklı açılardan tanımak isteyen meraklı okuyucu Marmara Denizi 2022 Sempozyumu Bildiriler Kitabı’na başvurabilir. Marmara Denizi, son 40 yıl hariç, tarihin büyük bölümünde bir yeryüzü cenneti olarak betimlenir. Palamuttan toriğe, orkinozdan kılıç balığına, uskumruya, lüfere kadar bugün ya adını duyduğumuz, ya resminden tanıdığımız ya da balıkçı çavalelerinde kılıç artığı misali son temsilcilerini gördüğümüz balıkların akın akın geldikleri bir bereket kaynağıydı bir zamanların Marmara’sı. Bu tasvirleri daha da zenginleştirmek mümkün; ancak o takdirde bu yazı uzar gider. Dolayısıyla bu yaşam tablosunu ballandırarak anlatmayı bir kenara bırakıp onu yok oluşun eşiğine getiren çevresel bozulma sürecini özetlemek istiyorum.
1990’lardan itibaren Marmara’da aşırı organik madde
birikimi, yüksek azot ve fosfor yükleri ve buna eşlik eden oksijen azalması
yaşandığı biliniyor. Her ne kadar 2000’li yıllara kadar Marmara’nın derin
havzalarında deniz yaşamının tolere edebileceği düzeyde (>80 µmol/L)
çözünmüş oksijen bulunmuş olsa da son dönemde derin çukurlarda 500 metrenin
altında oksijenin tükendiği ve düşük seviyede de olsa (3–10 µM) hidrojen sülfür
varlığı gözlendiği ortaya konmuştur.
Derin sularda (900–1,250 m) çözünmüş oksijenin hipoksi
eşiğinin (2 mg/L çözünmüş oksijen) altına düşmeye başladığı, azot ve fosfor
seviyelerinde ise ani ve sürekli yükselişlerin kaydedildiği 1990’ların başı,
Marmara’nın bugün yaşadığı çevresel faciayı başlatan sürecin başlangıcı olarak
kabul edilebilir. Evsel atıklar, endüstriyel deşarjlar, akarsularla taşınan
tarım drenaj suları, zaman zaman patlayan tankerler, yüzeyi kefen gibi örten
müsilaj ve daha niceleri bir zamanların yeryüzü cennetinin bugünkü alışılmış
manzarasını yaratan paydaşlar olarak önümüzde duruyor.
Balıkçılık baskısı
bozcamgöze ağır geldi
Marmara’da balıkçılık, gerek avlanan türler gerekse
kullanılan yöntemler açısından bir zamanlar dudak uçuklatan bir zenginliğe
sahipti. Dev gibi orkinozları el oltalarıyla avlayanlar, ceviz kabuğu gibi
sandalın ucundaki kalasa tüneyip derinlerin şövalyesi kılıç balığına zıpkın
savuranlar, küfeyle istakoz tutanlar… Es kaza denize parmağınızı soksanız,
yüzüğünüzün parıltısına tav olan bir lüferin atlaması an meseleseydi. Teşbihte
kusur olmaz.
Bir zamanların geleneksel küçük ölçekli balıkçı cennetine
1980’lerde elektronik balık bulucularla donatılmış devasa gırgır teknelerinin
girmesiyle dengeler değişti. Adeta Marmara’nın kalbine bir hançer saplandı. Marmara’nın
dillere destan bereketi bu baskı karşısında bir süre daha zengin avlar vermeye
devam etse de geleneksel avcılık gücüyle kıyaslanamayacak teknolojik bir
filonun doymak bilmeyen açlığını bastırmaya artık yetmedi. Denizin bereketi
açık açık azalırken, arada dalgalanmalar görülse de Marmara’da groston (GRT)
olarak ifade edilen balıkçılık kapasitesi 1975’te 1099 GRT’den 2023’te 1877
GRT’ye kadar yükseldi.
Balıkçılık uzmanları belirli bir dönemdeki balıkçılık
kapasitesi değişimlerini ve karaya çıkarılan av miktarlarını temel alarak
akümülasyon eğrileri oluştururlar. Bu modeller, söz konusu parametrelerden
hareketle gelecekteki av miktarlarını öngörmeye çalışır. Balıkçılık kapasitesi
ile her yıl karaya çıkarılan bozcamgöz miktarları temelinde oluşturulan
akümülasyon eğrisi modeli, artan balıkçılık kapasitesine paralel olarak her yıl
daha fazla bozcamgözün karaya çıkarılmasını öngörüyordu. Model bunu söylüyordu;
ancak gerçek bunun tam tersini gösteriyordu.
Balıkçılık baskısı
çevresel bozulmayla birleşince
Kaynak makalenin temelini oluşturan araştırma sırasında, 200
metreden daha sığ bölgeler olarak tanımlanan kıta sahanlığı sularında yakalanan
bozcamgözlerin sayısal artışı ile Marmara’nın batiyal bölgesinde (200 metreden
daha derin alanlar) yıllık fosfat (PO₄, µmol/L) ve azot (NO₃+NO₂, µmol/L)
yüklerindeki artışların pozitif korelasyon gösterdiği saptandı. Buna karşılık
söz konusu artış ile çözünmüş oksijen (DO, mg/L) değerlerindeki düşüş arasında
negatif bir korelasyon vardı. Bu veriler değerlendirildiğinde, bozcamgözlerin
Marmara kıta sahanlığındaki yakalanışlarında ve karaya çıkarılışlarında görülen
artışta batiyal bölgedeki fosfat ve azot yüklerindeki artışın, çözünmüş oksijen
azalmasından daha belirleyici olduğu söylenebilir.
Marmara’da balıkçılık baskısının önlenemeyen artışına bir de
derin bölgelerdeki çevresel bozulma eklenince, tüm heybetine rağmen bozcamgözü
derinlerdeki güvenli sığınağını terk ederek sığlıklara göçe zorlayan bir
ekolojik baskı ortaya çıktı. 1967–2023 yılları arasında Marmara’da yakalanmış
bozcamgözlere ait av kayıtları incelendiğinde av derinliklerinin 10 ile 1000
metre arasında değiştiği görülür. Marmara’nın derin sularında (900–1250 m)
çözünmüş oksijenin hipoksi eşiğinin (2 mg/L) altına düşmeye başladığı ve azot
ile fosfor seviyelerinde sürekli artışların kaydedildiği 1990’ların başı
referans alındığında, 1995–2023 döneminde kıta yamacı ve derin batiyalde
(300–1000 m) yakalanmış yalnızca 10 bozcamgöz kaydı bulunmaktadır. Geriye kalan
bireylerin tamamı sığ sularda yakalanmıştır.
Yeni yuva arayışı
Derin sularda yaşam zorlaştıkça bozcamgöz kendisine yeni bir
yuva aramaya başladı. Oysa Hexanchus
griseus en derine dalabilen köpekbalığı türlerinden biridir ve en az 2500
metre derine inebilir. Tür, yaygın olarak 200–1100 metre derinlikleri arasında
kalan kıta yamacını başlıca habitatı olarak tercih eder. Buna rağmen Marmara’da
giderek artan sığ su kayıtlarının nedeni büyük olasılıkla batiyal bölgede
çevresel koşulların bozulmasıyla şiddetlenen oksijen azalması ve yer yer ortaya
çıkan anoksi koşullarıdır.
Bozcamgözün Marmara’daki en derin avının (1000 m) batiyal
bölge koşullarındaki bozulmanın hızlandığı yıllarda gerçekleşmiş olması ve
2000’li yıllarda Marmara batiyalinde az sayıda da olsa bozcamgöz yakalanmış
olması, türün oksijen azalışına rağmen hâlâ derin sularda varlığını
sürdürebildiğini düşündürmektedir. Buna karşılık son yıllarda kıta
sahanlığındaki kayıtların belirgin biçimde artması, Marmara’da bu bölgenin
giderek daha sık kullanılan bir habitat hâline gelmeye başladığını da akla
getiriyor.
Eldeki veriler, bozcamgözün Akdeniz’deki dağılım alanı
içinde ilk dikey habitat daralmasını görünüşe göre Marmara’da yaşamaya
başladığını gösteriyor. Bununla birlikte üst kıta yamacında hâlâ az sayıda
kayıt bulunması, söz konusu daralmanın henüz ileri bir aşamaya ulaşmadığını ve
başlangıç düzeyinde olduğunu düşündürüyor.
Tehditlerin üçü bir
arada
Günümüzde köpekbalıklarını tehdit eden üç temel unsur —
aşırı avcılık, habitat bozulması ve kirlilik — Marmara’da bozcamgöz popülasyonu
üzerinde inkâr edilemez bir baskı kombinasyonu oluşturmuş durumda. Marmara’nın
özellikle derin bölgelerinde yaşam koşullarının oksijen solunumu gerektiren
canlıları destekleyebilecek düzeye geri gelebilmesi için denizdeki organik
madde yükünün en az %50 oranında azaltılması gerektiği ve bunun için de en az
altı yıllık bir süreye ihtiyaç duyulduğu biliniyor. Ne yazık ki bozcamgözün
derin Marmara’daki güvenli sığınağına yeniden dönüşü kolay ve hızlı bir süreç
olmayacak.
Balıkçılık baskısının yüksek olduğu denizlerde
köpekbalıklarının yok olma riski de belirgin şekilde artmaktadır ve bu durumun
üstesinden ancak güçlü bir balıkçılık yönetimi ile gelmek mümkündür. Marmara’nın
rehabilitasyonuna gerçekten başlayacak mıyız? Geçmişin cennetini hiç olmazsa
biraz olsun canlandırmak istiyor muyuz?
Unutmayın: vereceğimiz karar Marmara’nın son devlerinin
geleceğini de şekillendirecek.
Kaynak makale:
Kabasakal, H., Uzer,
U. & Karakulak, F.S. (2024): Impact of fishing capacity and
environmental parameters on landings of Hexanchus
griseus in the Sea of Marmara. ANNALES · Ser. hist. nat., 34, 257-272.
doi:10.19233/ASHN.2024.31.
Konuyla ilgili teknik detayları ve grafikleri incelemek için
aşağıdaki linke tıklayarak kaynak makaleye erişebilirsiniz:




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder