17 Mart 2026 Salı

DERİN MARMARA KÖPEKBALIKLARININ ÖLÜM BÖLGESİ (Mİ?)

 


Marmara’nın derin batiyalinde işlerin yolunda gitmediğini, habitat tahribatının temelinde özellikle oksijensizleşmenin yattığını ve devam eden yıkımı onarmanın kolay olmayacağını savunan araştırmacıları “aşırı karamsar” olmakla eleştirenler bitmek bilmiyor. Veri yetersizliğine dayalı bilgisizlikten güç alan ya da mevcut politikaların suyuna gitmenin sağladığı konfor alanına sığınanlar arasında, sıradan yurttaştan Marmara’nın suyuyla yeni yeni ıslanan araştırmacılara kadar her çeşit insan var.

İç denizin derin bölgelerinde umut verici kıpırdanmalar görmüyor değilim. Ancak, sevinmek için daha çok erken. Ne demişler bir çiçekle bahar gelmez. Kılıç artığı birkaç köpekbalığı kıta sahanlığının derin bölgelerinde ya da kıta yamacının başlangıcında gözlendi diye kutlama yapmaya gerek yok. Bunlar can çekişen bir denizin son yakarışları. Marmara’nın derinlerinde yok olmaya direnen kırılgan yaşamların son güçleriyle yaptıkları ortak uyarı.

Deniz ölür mü?

Gereken koşullar oluşursa bal gibi ölür!

Gezegenimizin neresinde olursa olsun Antroposen (insan çağı) okyanuslarının karşı karşıya olduğu en zorlayıcı çevresel sorunlardan birisi “ölü bölgelerin” oluşması ve yaygınlaşmasıdır. Endüstriyel atıklardan tarım suyu deşarjlarına, yıkadığınız çamaşırın deterjanlı suyundan sabah aldığınız duşa, çektiğiniz sifona kadar çeşitlendirebileceğimiz insan kaynaklı her türlü faaliyetin sonucu oluşan hipoksi (çözünmüş oksijen <1.42 mL/L deniz suyu) ya da anoksi (0 oksijen) etkisindeki deniz alanları “ölü bölge” olarak tanımlanıyor.

Değişen iklim koşulları, küresel ısınma ya da deniz tabanında donmuş halde muhafaza edilen metan yataklarından gaz kaçağı, hidrojen sülfür oluşumu gibi sebeplerle okyanusların oksijen kaybettiğini biliyoruz. Küresel ölçekte karşımızda duran bu sorun 1960’lardan itibaren şiddetlenmeye başladı. Bugün itibarıyla ölü bölgelerin tüm okyanus hacminin %2’sine eşdeğer olduğu hesaplanıyor. 2100 yılına gelindiğinde bu oranın %7’ye çıkması bekleniyor.

Bu sadece bir sayı değil. Deniz yaşamını doğrudan etkileyen bir kırılma noktası!

Deniz yaşamını olumsuz etkilemesi kaçınılmaz olan oksijensizleşmenin sağ kalım oranlarını azaltması, büyümeyi ve üremeyi baskılaması bekleniyor. Ancak, giderek oksijensizleşen okyanusların dünyayı yaşayan bir gezegen halinde tutan fonksiyonlarını yitireceği tahmini ise en kötü durum senaryolarını bile aşan bir tablo çiziyor.

Oksijen yoksa köpekbalığı da yok

Köpekbalıkları ve akraba türler (vatozlar vb.) zorunlu oksijen soluyucular olarak tanımlanırlar. Bunu da iki şekilde yaparlar: ya büyük köpekbalıklarında olduğu gibi sürekli yüzerek solungaçlarından temiz deniz suyu geçirir ve sudaki oksijeni süzerler ya da dibe yakın yaşayan türlerde yaygın olan ağız hareketleriyle suyu pompalayarak bukkal solunum yaparlar. Dibe yatarak zaman geçiren vatoz vb. türler, gözlerin gerisindeki spirakulum deliklerinden su çekerek solungaçlarına yönlendirebilirler. Böylece dipten kum çamur yutmamış olurlar.

Solungaçlardan deniz suyu geçirmek için kullandıkları yöntem değişir. Ama gerçek değişmez. Oksijen yoksa yaşam da yoktur.

Eğer deniz suyunun çözünmüş oksijen içeriği yeterliyse fizyolojik açıdan bir sorun yaşamazlar. Fakat çözünmüş oksijen konsantrasyonu azaldıkça sorunlar da çıkmaya başlar.

Ölü bölgelerde yapılan araştırmalar balıkların oksijen azlığına belirli bir seviyeye kadar tahammül edebildiklerini gösteriyor. Hatta söz konusu bölgelerde yaşamaya uyum sağlamış olan balıklar da yok değil. Bunların arasında köpekbalıkları da var. Metabolik ihtiyaçları gereği oksijen gereksinimi fazla olan büyük yırtıcıların çoğunlukla uzak durdukları bu boğucu sulara uyum sağlayan türler yırtıcı baskısından uzak bir sığınağın güvenli ortamında yaşıyorlar. Dolayısıyla ölü bölge demek her zaman ıssız bir denizaltı çölü anlamına gelmiyor. Karadeniz’in hidrojen sülfürle zehirlenmiş derin sularındaki ölü bölgenin aksine Marmara’nın derinlerinde oluşmaya başlayan ölü bölgede hâlâ yaşamın kuyruk vuruşlarına rastlamak mümkün.

Derin Marmara henüz tamamen sessizliğe gömülmedi.

Dünden bugüne ne değişti?

Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) desteğiyle 1990’ların başında gerçekleştirilen Marmara, Ege ve Akdeniz’de demersal balıkçılık kaynakları araştırması raporunun satır araları, derin Marmara’da neleri kaybettiğimizi adeta yüzümüze vuruyor. Özellikle derin deniz türlerinin Marmara üst batiyalindeki (>200-500 m derinlik) biyokütlelerine ilişkin olarak verilen değerler, aynı yıllarda yayınlanan bir başka raporda yazılı olan “Marmara’nın derin katmanlarında oksijensiz koşullar oluşmamaktadır” vurgusunu destekler niteliktedir.

Marmara doğası gereği derin suları her zaman oksijen fakiri olmuş bir denizdir. 1965 yılında araştırma gemisi Pillsbury’nin P6507 sayılı seferinde Marmara deniz tabanından alınan karot örnekleri inceleyen Stanley ve Blainpied’e göre günümüzden 12000 yıl önce Marmara’nın tamamen oksijensiz kaldığı bir dönem var. Hatta bu dönemde aşırı tuzlu bir su kütlesine dönüştüğü de söyleniyor. Çözünmüş oksijen bakiyesi açısından gelgitli dönemler yaşayan Marmara en sonunda bugünkü koşullarına ulaşır. Ege’den giren temiz ve bol oksijenli sularla arınır, fakat derin sularında çözünmüş oksijen yüzeye kıyasla çok azdır. Yine de bu oksijen fakirliği derin deniz yaşamının yayılmasını engellememiştir.

Marmara bu tür dalgalanmalarla bugüne ulaştı. Ama hiçbir zaman bugünkü kadar baskı altında değildi.

JICA raporunun en can alıcı satırları >200-500 m derinlik kuşağındaki görkemli kıkırdaklı balık yaşamının anlatıldığı kısımlardır. Marmara’nın gerçek derin deniz köpekbalıkları olan Centrophorus uyato, Galeus melastomus, Oxynotus centrina, Squalus blainville türlerinin söz konusu derinlik kuşağında hiç de azımsanmayacak canlı kütle değerlerine (km2’ye düşen kg olarak canlı ağırlık) ulaştıklarını yine bu raporda okuyoruz. Her ne kadar bu raporda Hexanchus griseus ve Echinorhinus brucus’un adı geçmese de Marmara batiyalinde bu türlerinde de bulunduğu hatta ilk türün hatırı sayılır bir popülasyonu olduğu başka çalışmalarda ortaya çıktı.

17 Ağustos 1999 depremi sonrasında Marmara’nın dibindeki fayları araştırmaya gelen Fransız araştırma gemisinin uzaktan kumandalı araç (ROV) kullanarak Tekirdağ açıklarında kaydettiği kısa bir filmde ise, bir çivili köpekbalığı yüzeyden 1214 m derinde aheste aheste yüzmekteydi. Doğu Akdeniz’de neslinin tükendiği varsayılan Echinorhinus brucus Marmara’da ortaya çıkmakla kalmamış, literatürde en fazla 900 m’ye kadar indiği kayıtlı olan bu tür için bir de derinlik rekoru kırılmıştı.

Ancak insan rahat durmadı ve kıyıdaki faaliyetlerinin atıklarıyla Marmara gibi çok özel ve kırılgan bir içdeniz ekosisteminin canına okudu. Marmara’nın taşıdığı özellikleri daha önce başka yazılarda anlatmıştım. O yüzden burada tekrar etmiyorum. Merak eden okuyucu bu yazıları okuyabilir (Derin Direniş: Bozcamgöz Baskıya Direnebilir Mi? & Kimler Geldi, Kimler Geçti, Kimler Kaldı: 3. Bölüm - Kalanlar). Derken olan oldu ve günün sonuna geldiğimizde bir zamanlar Marmara’nın derinlerinde kol gezen bu türlerin kıyı sularına sıkıştıklarını ve derin sularda ise yok denecek kadar azaldıklarını görüyoruz.

ROV: Derin Marmara’ya bakan gözler

2000 senesinde Tekirdağ çukurunda kaydedilen görüntüler Marmara’da derin deniz köpekbalıklarını görüntülemeye yönelik ilk çalışmalar olarak kayıtlara geçti. Bölgeden 100 yılı aşan kayıt tarihçesi olan çivili köpekbalığını (Echinorhinus brucus) ilk kez kendi evinde görmeyi başardığımız bu çalışmayı 2005 yılında Annales dergisinde kısa bir makale olarak yayınladık. Sonraki yıllarda Marmara’nın çivili köpekbalıklarını işlediğimiz başka makalelerde yayınladık. Çivili köpekbalığı başlı başına bir hikâye ve onu anlatmayı sonraya bırakıyorum.

Bu öncü çalışma sonrasında derin Marmara’ya ROV kullanarak bakan oldu mu bilmiyorum? ROV çalışmaları pahalıdır, yapılması zordur. Ancak, İstanbul Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri tarafından desteklenen 39455 numaralı proje ile işler değişti. Kuzey Marmara Denizi’nin Derin Sularında (50–300 m) Sünger, Mercan ve Hidroid Topluluklarının Dağılımı ve Biyolojik Çeşitliliği (No. 39455) başlıklı projede uzun yıllar sonra Marmara mezofotik kuşağına ROV’la bakma fırsatımız oldu. Hem de yerli ve milli üretim Letna Marine Pyrot marka ROV’la...

İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi tarafından işletilen araştırma gemisi Yunus-S’den başlayan her dalışta Pyrot, kuzey Marmara mezofotik kuşağında daha önce görülmemiş kareleri yüksek çözünürlükte görüntüledi. Derin bölgeden gelen her görüntüyle karanlık sulardaki kırılgan yaşamın hikâyesi daha da renklendi.

Mercan bahçelerinde gezinen köpek balıkları

Pyrot’un gözlerine takılan en çarpıcı görüntüler arasında mercan bahçeleri de vardı. Kara mercan (Savalia (Gerardia) savaglia) ve sarı gorgonya (Eunicella cavolini) kayaların üzerini kaplayan mercan bahçelerinin en kalabalık üyeleriydi. Deniz tabanından birkaç metre yükselebilen minik ağaçları andıran mercanlar, sert iskeletler üreterek kendi fiziksel çevrelerini inşa eden, değiştiren ve sürdüren “ekosistem mühendisleri”dir. Bu canlılar, başka türler için barınak, besin ve koruma sağlayan yapılar oluşturarak okyanus tabanını şekillendirir ve biyolojik çeşitliliği doğrudan yönetirler. Basit bir çalı ne işe yarar demeden önce bu tanımı hep hatırlayın lütfen.

Derin Marmara’nın mercan bahçelerinde gezinen en görkemli ziyaretçiler ise şüphesiz köpekbalıklarıdır. Parlak ışıklarına ve pervane gürültüsüne rağmen Pyrot’un yakınlarına gelen köpekbalıkları Marmara’nın tanıdık yüzleriydi: bozcamgöz (Hexanchus griseus), yutucu camgöz (Centrophorus uyato) ve domuz köpekbalığı (Oxynotus centrina).

Bozcamgöz köpekbalığı, ROV’a kısa bir süre dokunacak kadar yaklaşsa da ardından uzaklaşarak ROV’un varlığına ters bir tepki vermedi. Yutucu camgözün aktif bir şekilde yüzdüğü gözlemlendi ve solungaç yarıkları açıkça şişmişti. Domuz köpekbalığı ROV’a yaklaşmadı ve takip aracına tepki olarak hızla dipten yükseldi ve uzaklaştı. Tüm köpekbalıkları dipten birkaç metreden fazla uzaklaşmadan yüzmekteydiler.

Oksijen değerleri “ölü bölgeyi” akla getiriyor

Bu keşif seferleri sırasında CTD cihazıyla çözünmüş oksijen ve sıcaklık ölçümleri de yapıldı. Kabaca bir metre uzunluğunda metal bir gövdeden oluşan CTD cihazının içinde derinlik, sıcaklık, tuzluluk ve oksijen algılayıcıları var. 6000 m derindeki basınca dayanıklı bu aletle yüzeyden en derin noktaya kadar oşinografik parametrelerin değişimi kaydedilir. Bozcamgözü 104 m derinde görmüştük ve burada çözünmüş oksijen değeri 0.71 mL/L’ydi. domuz köpekbalığı ve yutucu camgöz daha derin sularda görüntülenirken (sırasıyla 149 m ve 289 m) çözünmüş oksijen değerleri daha da düşmüştü (sırasıyla 0.54 mL/L ve 0.24 mL/L).

Dikkat ettiniz mi bu değerler “ölü bölge” çözünmüş oksijen sınır değerinin (<1.42 mL/L) çok altında. Derin Marmara’da bir ölü bölgenin yayılmakta olduğunu anlamak için başka kanıta gerek var mı?

Bu artık bir uyarı değil, bir durum tespiti!

Ölü bölge “ölüm bölgesi”ne dönüşmemeli!

Henüz geç değil ama zaman daralıyor.

2000 yılında Tekirdağ açıklarında 1214 m derinde görüntülenen çivili köpekbalığına, birkaç sene sonra aynı bölgede ve aynı derinlikte örneklenen siyah ağızlı kedi köpekbalığı da (Galeus melastomus) eklendi. Demek ki 2000’li yıllara kadar Marmara’nın derin deniz çukurlarında köpekbalıkları için uygun yaşam koşulları hakimdi. Pyrot’un kaydettiği görüntüler, devam eden oksijensizleşme sürecine rağmen, aktif avcı köpekbalıklarının kuzey Marmara’nın hipoksik batiyal sularında hâlâ gezindiklerini gösteriyor. Bozcamgöz en az 2.500 m’ye kadar inebiliyorken, domuz köpekbalığının ve yutucu camgözün azami derinlik sınırları sırasıyla 805 m ve 1400 m olarak geçiyor literatürde. Oysa onları görüntülediğimiz derinlikler gerçekte inebildikleri derinliklerin ihtişamından çok uzakta.

Şu anda esas olarak hipoksiya gelişimiyle beslenen ölü bölgeler, kıyı sistemlerinden derin deniz bölgelerine kadar farklı deniz ortamlarını etkisi altına alıyor. Marmara’da ölçülen güncel çözünmüş oksijen değerleri bölgenin kıta sahanlığından (>100 m) itibaren derin batiyal bölgeye kadar uzanan, biyolojik çeşitliliğin şiddetli şekilde azaldığı bir ölü bölgeye dönüşmekte olduğunu destekliyor.

Bir zamanlar yaşamın beşiği olan derin Marmara köpekbalıkları için hızla “ölüm bölgesi”ne dönüşüyor.

Kaynak makale:

Bu yazı, 2025 yılında Marine Ecology dergisinde yayımlanan Threatened Sharks in Low Oxygen Waters of the Sea of Marmara Highlight Potential Challenges for Conservation başlıklı bilimsel çalışmanın bulgularına dayanarak hazırlanmış, genel okuyucu için kaleme alınmış bir popüler bilim uyarlamasıdır. Kaynak makaleyi incelemek için aşağıdaki linke tıklayın:

Kabasakal, H., Karakulak, F.S., İşinibilir, M., Topçu, N.E. & Topaloğlu, B. (2025): Threatened Sharks in Low Oxygen Waters of the Sea of Marmara Highlight Potential Challenges for Conservation. Marine Ecology, 2025; 46:e70059. https://doi.org/10.1111/maec.70059.


Tekirdağ açıklarında 1214 m derinde görüntülenen çivili köpekbalığı. 





1 yorum: